Hayal'in yardımcısının antrenmanı bittikten sonra soluğu Hayal'in evinde almak yerine dövmecide almışlardı. Sıkıcı selamlaşma faslını atladıktan sonra dövmeci çocuk Hayal'e döndü.
(Dövmeci)-Bu sefer nasıl bir dövme istiyorsun? Bir önceki dövmen benim içinde bir ilkti.
Çocuk Hayal'e yaptığı dövmeyi daha önce hiç kimseye yapmamıştı. Dövme olarak yazı yazdırmak isteyenler genelde basit şeyler isterlerdi. Hiç uzun bir cümle yazdırmak isteyen olmamıştı.
(Hayal)-Bu sefer ben değil. Göktuğ'a dövme yapacağız.
(Dövmeci)-Sana mı?
Göktuğ'a döndü ve Göktuğ'u baştan aşağı süzdü.
(Dövmeci)-Bak bu ilk işte.
(Hayal)-Benim dövmemle aynı sayılır. Sadece biraz daha uzun. Maybe the devil was just a careless bastard yazacağız.
(Dövmeci)-Değişik fantezileriniz var.
(Göktuğ)-Dövmeyi yapacak mısın yoksa suratına kusursuz bir yumruk şeması mı çıkartayım?
Göktuğ sakin şekilde konuşuyor olsa da tehditkâr bir havası vardı. O yüzden dövmeci çocuk ona bakmaktan kaçınıyordu.
(Dövmeci)-Dövmeyi nereye yapacağız?
Göktuğ bu sorudan sonra dönüp Hayal'e baktı. Bu işi tamamen onun isteği üzerine gerçekleştirdiği için nereye yapılacağını da ona bırakıyordu.
(Hayal)-Bekle. Hiç düşünmedim. Gelsene bir Göktuğ.
Hayal kendini yanına çağırdığında Göktuğ bir saniye bekledi ve öyle hareketlendi. Hayal parmak uçlarına kalktı ve Göktuğ'un kulağına bir şeyler fısıldadı.
(Hayal)-Senin vücudunda dövmeyi yapabileceğimiz boş yer var mı?
Diyerek Göktuğ'un sahip olduğu yara izlerini kastetmişti.
(Göktuğ)-Sen söyle. Oldukça hâkim olmalısın.
(Hayal)-Dalga geçmiyorum. Bütün vücudun yaralarla kaplı. Dövmeyi yapabileceğimiz bir yer var mı?
(Göktuğ)-Göğsümün altı o zaman. Senin dövmenle aynı yere. En boş yerim orası.
(Hayal)-En az 3 kesik vardır orada. Ama yapacak bir şey yok. O dövmeyi üstünde görmek istiyorum.
(Göktuğ)-Çok büyütüyorsun. Alt tarafı aptalca bir yazı.
Göktuğ her zamanki umursamazlığında devam ediyordu. Onun için böyle şeylerin bir anlamı yoktu ve asla da olmayacaktı. Sadece "kullan-kullandır" mantığına sahip olduğu için izin veriyordu. İnsanların görmek istediği farklı şeyler için fazlasıyla yeri vardı.
(Hayal)-Sen yine de yaptır. Üstündeyken o dövmeyi görmem lazım.
(Göktuğ)-Son zamanlarda daha bir azgınsın, ne oldu?
(Hayal)-Bilmem. Belki beni daha fazla azdırmaya başlamışsındır.
(Dövmeci)-Öhöm! Fısıldaşmanızı bitirir misiniz artık? Başka müşterilerimde gelecek çünkü.
Dövmeci çocuk araya girme gereksinimi hissetmişti çünkü günün ilerleyen saatlerinde bakması gereken birkaç müşterisi daha vardı ve müşterilerini geciktirmeyi sevmiyordu. Ancak dövmecinin araya girmesinin ardından Göktuğ kafasını çevirdi ve dövmeciye döndü. Birkaç adım atıp yanına gitti ve tepesinde dikildi.
(Göktuğ)-Çeneni kapatman için 20 bin öneriyorum. Ya da dişlerini dökebilirim.
(Dövmeci)-Öf tamam be. Amma kavga seviyorsun.
(Göktuğ)-Boş konuşma sevmiyorum diyelim. O yüzden çeneni kapat. Hatta gidip dövmenin çıktısını almaya başla. Başka bir işin yok nasılsa.
Göktuğ boğucu sesiyle dövmecinin üstüne giderken çocuk sessizce geri dönmüş ve bilgisayarının başına geçmişti.
(Dövmeci)-Neydi cümleniz?
(Hayal)-Maybe the devil was just a careless bastard.
(Dövmeci)-Maybe the devil was just a careless bastard. Tamam.
Dövmeci dövmeyi tasarlamak için bilgisayarın başına geçerken kendi kendine söyleniyordu.
(Dövmeci)-Umarım dövmeni beğenmeyip ölene kadar sevmediğin bir dövmeyle yaşarsın.
Dövmeci duyulmayacağı şekilde söylenip bilgisayar başına geçerken Göktuğ ve Hayal konuşmaya devam ediyordu.
(Göktuğ)-Demek seni daha fazla azdırıyorum ha? O zaman bugünün tadını çıkart. Çünkü haftaya burada olmayacağım.
(Hayal)-Ne demek burada olmayacağım?
(Göktuğ)-İşim var. Tatile gidiyorum.
(Hayal)-Başka yerde kadın mı buldun lan?
(Göktuğ)-Ben kimsenin ayağına gitmem.
(Hayal)-Doğru. Yani bu tatil tatili. Kimseyle yatmaya gitmiyorsun. Senin tatil yapacak kadar enerjin var mıymış? Sadece kavga ve seks için enerjin var sanıyordum. İşime de geliyordu aslında.
Hayal bir anlığına Göktuğ'u kenara koymuş ve kendi kendine konuşmaya başlamıştı. Göktuğ'un hayatında şu aralar çok fazla kavga dövüş olmadığı için tüm enerjisini seks yapmaya harcıyordu ve bu da Hayal'in işine geliyordu. Göktuğ'un doyumsuzluğundan beslenmeyi seviyordu.
Ama tatile gidecek olması beklendik bir durum değildi.
(Hayal)-Bana bak geçenlerde kavga ettim dediğinde kafana falan vurdular da kişiliğin mi değişti? Tatil ne alaka şimdi?
(Göktuğ)-Yüzlerce kez bıçaklandım, göğsümde katana sayesinde açılan bir delik var. Metal sopa mı gerçekten?
(Hayal)-Doğru. Bir balina kadar dayanıklısın. Olan sopaya olur. E niye tatile gidiyorsun o zaman?
Hayal hala Göktuğ gibi tembel birinin tatil gibi uğraştırıcı bir işe bulaştığını bulamıyordu. Göktuğ ise bu soru üzerine kısacık bir an gülümsedi ve neden tatile gitmediğini düşündü. Ailesini görmesi ve birkaç olayı daha hatırladı.
(Göktuğ)-Kimseyi öldürmemek için.
Göktuğ'un soğuk kanlı bu sözlerine karşılık Hayal iğrenmiş bir surat ifadesiyle gözlerine odaklanmış ve suratını ekşitmişti.
(Hayal)-Şu gülüşünü hiç sevmiyorum. Korkunçsun.
(Göktuğ)-Bunu bir iltifat olarak kabul edeceğim.
Göktuğ'un bu tipi kesinlikle insanların korkuların tetikleyecek türdendi. Yakışıklı suratının arkasında yatan o iblis ara sıra kendisini gösteriyordu ve etrafındakileri geriyordu.
(Dövmeci)-Pekâlâ. Dövme hazır. Hayal'in dövmesiyle aynı fontta ve büyüklükte. O yüzden değiştirmeme gerek yok diye düşünüyorum.
Çok kasıntı edeceği bir dövme yapmayacağından dolayı hızlıca dövmeyi ayarlamış ve başlangıcı atacak hale getirmişti. Göktuğ dövme göğsüne yapılacağı için tişörtünü çıkartırken dövmeci çocuk gördükleriyle birlikte neye uğradığını şaşırmış ve şok içinde kalmıştı.
(Dövmeci)-Has siktir amına koyayım! Vücudunun hali ne lan öyle!?
(Göktuğ)-İlk defa mı yara görüyorsun?
Göktuğ çocuğun bu kadar tepki vermesini umursamamıştı. Vücudunu gören herkes aynı tepkiyi veriyordu zaten. Ama bu tepkileri vermekte de haklıydılar. Çünkü Göktuğ'un vücudu yaralarla kaplıydı. Hatta yaraların Göktuğ'u var bile diyebilirdiniz.
Vücudunda irili ufaklı 50'den fazla kesik izi, ezikler ve çeşitli boyutlarda morluklar vardı. Göğsünün tam ortasında kocaman yuvarlak bir yara izi ve sadece üst vücudunda 23 mermi izi bulunuyordu. Tüm vücudu ele alınacak olursa 40'a yakın mermi yara izi vardı.
(Dövmeci)-İlk defa yara görmekle alakalı değil lan bu! Hayatta olman bile başlı başına bir hata senin!
(Göktuğ)-Haklısın. Bu bir hata. Ama beni öldüremedikleri için onların hatası.
Göktuğ umursamaz ve soğuk kanlı konuşmasına devam ediyordu. Dövmeci bu manzarayı görünce bir an önce dövmeyi bitirip onu buradan yollamak istedi çünkü şu anda ona bakmak bile korkutucu olmasının yanı sıra midesini bulandırıyordu.
(Göktuğ)-Fırsatları varken kafamı koparmaları gerekliydi.
(Dövmeci)-Tamam! Daha fazla dinlemek istemiyorum. Ben normal bir insanım tamam mı? Normal. O yüzden dövmeni yapacağım ve seni yollayacağım. Ve siktiğimin dövmesi için para istemiyorum. Bir daha buraya gelme yeter. Anlaştık mı?
(Göktuğ)-Bana uyar. Param çöpe gitmemiş olur.
Göktuğ umursamazlığını korurken dövmeci gerçekten gergindi. Hayatı boyunca dövme yaptığı kimsede böyle insanlık dışı bir görüntüyle karşılaşmamıştı. Tamam yara izleri olanlar oluyordu ve bazı insanlar yara izlerini kapattırmak için de geliyordu ama bu gerçekten bambaşka bir seviyeydi.
***
Dövme bittikten sonra Göktuğ Hayal'i alıp hiçbir şey demeden dövmeciden ayrıldı. Onlar kapıdan çıkıp giderken dövmeci kendini koltuklardan birine bıraktı ve derin bir nefes aldı. Rahatlamıştı. Göktuğ'un suratındaki soğuk ifade tüylerini diken diken etmişti.
(Dövmeci)-Tek seferde kurtuldum. Bir daha da gelmemen dileğiyle.
O sırada ise Hayal Göktuğ'un dövme yaptırmasının sevincini yaşıyordu.
(Hayal)-Çok güzel oldu dövmen. Teşekkür ederim beni kırmadığın için.
(Göktuğ)-Alt tarafı beni kullanmana izin veriyorum. Bu kadar heyecanlanmana gerek yok. Basit bir yazı o kadar.
Hayal ne kadar mutlu olsa da Göktuğ'un umurunda bile değildi. O sadece kullanılmayı sorun etmiyordu.
(Hayal)-İnsanların hevesini kırma konusunda çok iyisin. Canımı sıktın.
(Göktuğ)-Yatakta düzelirsin.
(Hayal)-Yok! Canım sıkıldı. Bugün yapmak istemiyorum.
Göktuğ boş bakışlarla Hayal'e baktı, aynı anda da kafasını kaşıyordu.
(Göktuğ)-Pekâlâ.
Diyerek arkasını döndü ve Hayal'den uzaklaşmaya başladı. Hayal bir anlığına, sadece bir anlığına Göktuğ'un kişiliğinin bu olduğunu unutmuştu. Onun herhangi bir şey için üstelemeyeceğini minicik bir an için bile olsa unutmuştu.
Göktuğ dönüp giderken hiçbir şey diyememişti. Göktuğ'un huyunu unutması kendi suçuydu.
(Hayal)-Azıcık çabalasan ölür müsün lan!? Herkese siktiri çekecek bir kişiliği ne yapayım ben!?
Hayal elini alnına dayayıp kendine lanet okurken Göktuğ gözden kaybolmuştu bile.
(Göktuğ)-Tatile gitme zamanım erkene çekildiğine yarın siktirip gidebilirim.
Göktuğ mırıldanarak yürürken Hayal ise evine doğru yola çıkmıştı. Aradan geçen saatlerin ardından Hayal birkaç defa Göktuğ'u arasa da Göktuğ telefonu açmamıştı.
Hava iyice kararmışken Göktuğ sanki içine bir şeyler doğmuş gibi nedensizce kendini evinden dışarı atmıştı. Canı birilerine bulaşmak istiyordu. Yarın gidip uzun bir süre sakin kalacağı için önden biraz kırıp dökmek istiyordu. Tabii bunu yapması imkansızdı. Normal bir insanla dalaşırsa kesin ihtimalle karşısındakini öldürürdü ve dertsiz başına dert açardı.
Ama tam o anda mahalleler arasında gezinip içindeki kavga boşluğunu sağa sola atmaya çalışırken durdu...
... dudakları kıvrıldı ve suratında korkutucu bir gülümseme belirdi.
(Göktuğ)-Şans benden yana!
Yumruklarını sıktı ve yanında duran duvarı yumruklayan duvarın ortasında bir delik açtı.
(Göktuğ)-Eğlence zamanı!
Keskin bakışlarıyla karşısında geleni görmüştü. Normal görünümlü bir çocuk gibi olsa da kollarındaki yara izleri o kadarda normal birisi olmadığını belli ediyordu. Çocuğun yanında da kızıl saçlara ve gözlere sahip dünyalar güzeli bir kız vardı. Kız o kadar güzeldi ki öyle bir çocuğun yanında ne işi olduğunu düşünmeden edemezdiniz.
(Göktuğ)-Hoy! Umutsuz piç! Ne bok yiyorsun lan burada!?
Çocuk Göktuğ'u fark ettiği anda bakışları değişti ve o normal görünümlü çocuk savaşa hazır bir silah gibi bakmaya başladı. Direkt olarak tetiklenmiş ve saldırmaya hazır bir hale geçmişti!
(Çocuk)-Göktuğ!
(Göktuğ)-Ah, adımı hatırlıyorsun demek! Hala kafana sıkmamışsın!
(Çocuk)-Onun henüz vakti gelmedi yavşak herif! Burada ne arıyorsun?
Çocuk bağırarak karşılık verdi. Göktuğ gibi birinin karşısında çıktığı için kendini şanssız olarak görüyordu.
(Göktuğ)-O soruyu benim sana sormam gerekiyor asıl? Senin gibi işe yaramaz bir çöp parçası benim mıntıkamda ne arıyor bakalım?
(Çocuk)-Hoy! Sana bir soru sordum?
Çocuk Göktuğ'a karşılık veriyor olsa da düşünceli gibi bir hali vardı. Durumu kafasından geçiriyor ve kısa bakışlarla etrafı süzerek olası kaçış yollarına bakıyordu.
(Kız)-Bu kim? Korkunç bir havası var.
Diye sordu çocuğun yanındaki güzel kız.
(Çocuk)-Bir canavar. Bu dünyadan olacağına inanmayacağın türde bir canavar. Türkiye'nin gördüğü en tehlikeli "şey".
(Göktuğ)-Soruma hala bir yanıt alamadım.
Göktuğ seslenmesiyle birlikte çocuk bakışlarını kızdan Göktuğ'a çevirdi.
(Çocuk)-Sadece geçiyorduk. Tamam mı? Kıza etrafı gösteriyordum o kadar.
(Göktuğ)-Bu sana buraya gelme hakkı vermiyor. Bölgeleri düzgünce bölüştüğümüzü sanıyordum. Bazı mahalleler sizin ve İstanbul'un batı yakası tamamen benim.
(Çocuk)-Bak Göktuğ. Sadece geçiyorduk tamam mı?
(Göktuğ)-Aslında. Bugün biraz canım sıkkın. Neden geçmişi yad etmiyoruz? Yanındaki de dayak yiyişini izleyebilir.
Göktuğ'un bu çocukla uzun bir mazisi vardı. Birkaç yıl önce kopmuş olsalar da yıllar boyu birlikte savaşmış, vakit geçirmişlerdi. Göktuğ bu çocuğa ve diğerlerine çok yanaşmıyor olsa da bir göreve gittikleri zaman birlikte gidiyorlardı.
Çocuğun yanındaki kız ciddi ve sert gözlerle Göktuğ'a bakıyordu. Rahatsız olduğu aşırı belli oluyordu. Tam o anda...
(Göktuğ)-Eei ne diyorsun?
Diyerek elini çocuğun omzuna attı.
(Çocuk)-Ha? Sen ne zaman...
Çocuk daha adam akıllı şaşıramadan Göktuğ çocuğun suratına yumruğu indirdi ancak çocuk bir anda kolunu yüzüne siper ederek darbeyi engelledi ancak ayakları üzerinde geriye doğru kaymaktan kurtulamadı.
"Bu piç kurusu daha da güçlenmiş lan! Zaten insan bedenine hapsolmuş vahşi bir hayvan gibiydi. Hızı ayrı bir mevzu zaten! Aramızda en az 20 metre olmalıydı. Tek adımda kapatana kadar tabii."
Çocuk gerilim dolu gözlerle Göktuğ'a bakıyordu. Göktuğ'un aralarındaki 20 metrelik mesafeyi göz açıp kapayıncaya kadar kapatmış olması onu inanılmaz şaşırtmıştı. Çocuk şaşkın gözlerle durumu kavramaya çalışırken Göktuğ bir kez daha atıldı ve çocuk refleksleri sayesinde zıplayarak geri çekildi.
Göktuğ'un yumruğu yere çakılmış ve yerde kocaman bir krater oluşturmuştu. Aynı anda etraftaki evlerin bazılarının bahçe duvarları da çatlayarak hasar görmüştü.
Kız şaşkınlıkla durumu izlerken Göktuğ haykırdı.
(Göktuğ)-Hadi ama "umutsuz" piç! Karşılık ver artık. Şiddet Birliğindeyken hiç bu kadar korkak değildin. İki numara olarak geçirdiğin yıllardan sonra gerçekten yumuşamaya mı başladın?
(Çocuk)-Pekâlâ Göktuğ. İstediğin gibi olsun. Can sıkıntını atarsan gitmemize izin verecek misin?
(Göktuğ)-Üzerine para bile veririm.
Göktuğ gözlerini kocaman açmış çocuğa bakıyordu. Eski günlerinde olduğundan çok daha korkunçtu. Eskiden etrafta "Alacakaranlık" olduğundan keyfince herkese sataşamıyordu ama şu anda onu durduracak hiç kimse yoktu. Yani ortalığı dağıtmak isterse ona karşı durabilecek tek bir kişi bile yoktu.
(Çocuk)-Alexia. Biraz geri çekilir misin? Ortalık biraz dağılacakta.
Kızın adı buydu. Alexia. Saçları, gözleri ve o görüntüsüyle bu çevreden olmadığı belliydi. Alexia çocuğu dinleyip geri çekilirken çocuk derince bir nefes aldı ve ileri atıldı. Aniden zıpladı ve diziyle Göktuğ'un suratını parçalamak için hamle yaptı.
Ve Göktuğ kaçınmak yerine yumruğunu gererek çocuğun diz darbesine gelişine bir yumruk sallayarak dizine yumruğu geçirdi. Çocuk yediği bu darbeyle birlikte havaya uçarken havada dengesini sağlamayı başarıp iki ayağı üzerine indi. Bir an sonra ise reflekslerinin onu kurtarmasıyla eğilerek Göktuğ'un yüksek tekmesinden kurtuldu.
Tekmesinin boşa gitmesiyle birlikte Göktuğ'un çene tarafında bir boşluk oluşmuştu çünkü tekme atmak için kollarını ters yönde sallıyordu. Bunu fırsat bilen çocuk ise inanılmaz güçlü bir aparkatla birlikte Göktuğ'un çenesini ezdi ve ayaklarını yerden kesti.
Göktuğ havaya kalkmışken çocuk ikinci hamlesi olarak dirseğini karnına vurdu ve Göktuğ yerde taklalar atarak rastgele bir evin bahçe duvarına çakıldı. Taşlar üzerine yığılırken çocuk sessizce orayı izliyordu.
Göktuğ'u o kadar iyi tanıyordu ki çok iyi bildiği bir şey vardı.
Göktuğ'un canı bile yanmamıştı.
Ve bir an sonra çocuğun bu düşüncesini doğrulayan şey yaşandı. Göktuğ'un üzerine yığılan taşlar dağılmaya başladı ve Göktuğ sakince ayağa kalktı. Herhangi bir hasara sahip gibi durmuyordu. Boynunu kütletti ve çocuğa baktı.
(Göktuğ)-Baya zayıflamışsın. 2 numaralı "umutsuz" piçle dövüşüyor gibi hissetmiyorum.
O andan sonra Göktuğ kısacık bir süre aralığında yerinden kayboldu ve çocuğun gözleri önünde bir bacak belirdi.
Çocuk yediği darbeyle birlikte uçup bir arabanın bagajına gömülürken Göktuğ ağır adımlarla çocuğa doğru ilerliyordu.
(Göktuğ)-Sanırım seni öldürmem daha iyi olacak!
Dedi ve yumruğunu kaldırarak ölümcül bir darbe indirmeye hazırlandı. Ancak çocuk sert bir tekmeyle Göktuğ'un taşaklarına vurup dengesini bozdu ve hızlıca toparlanıp ayağa kalkarak kafasını tuttu. Ardından da diziyle art arda darbeler indirmeye başladı.
8. darbeden sonra bir darbe daha indirecekken Göktuğ çocuğun dizini tutarak durdurdu ve diğer yumruğunu sıkarak dizine sağlam bir darbe indirdi. Çocuk dizi kırılmışçasına bir ağrıya kavuşurken suratına bir yumruk daha yedi geriye itilerek dengesini kaybetti.
Gerilerken bir yumruk daha yedi ve bu yumrukla birlikte yere düştü. Kanayan burnunu siken Göktuğ bir balta tekmesi indirmek için ayağını havaya kaldırdı, aynı anda çocuk kollarını kendine siper etti. Ancak Göktuğ tekmeyi çocuğa vurmak yerine yere vurdu ve bir adım geri çekildi.
Çocuk Göktuğ'un ne yaptığını anlamak için göz ucuyla bakarken Göktuğ'u önünde göremedi. Göktuğ çoktan arkasına geçmişti ve arkasındaki arabanın kapısını o kısacık sürede sökerek çocuğun kafasına geçirmişti.
Çocuk yediği bu ağır darbeyle birlikte afallarken arabanın kapısı paramparça olmuştu.
(Göktuğ)-Tch! Dayanıksızmış.
Göktuğ parçalanan kapıdan elinde kalan kalan parçayı kenara atmıştı. Çocuğu ezmek için ona doğru ilerlerken çocuk birden haykırdı.
(Çocuk)-ALEXİA! YERİNDE KAL! BU ONUNLA BENİM ARAMDA!
Çocuk bu şekilde bağırdığı için Alexia durmuş ve şaşkın gözlerle ona bakmaya başlamıştı. Bu durum çocuğa ayağa kalkmak için bir fırsat vermişti çünkü Göktuğ'da Alexia'ya bakmıştı. Alexia saldırıya geçtiğinde Göktuğ muhtemelen sağlam bir karşı saldırı yapardı ama çocuk buna hem izin vermemişti hem de ayağa kalkacak zamanı bulmuştu.
Ayağa kalkar kalkmaz Göktuğ'un yüzüne sert bir yumruk indirmiş ancak onu yerinden bile kıpırdatamamıştı. Göktuğ göz ucuyla çocuğa bakıp gülümsemiş, çocuk ise bir an sonra kendini yerde bulmuştu.
Göktuğ tekme atmak için hazırlanırken çocuk kendini savunmak yerine ellerini yere dayamış ve amuda kalkarak Göktuğ'un çenesine bir tekme indirmişti. Elleri üzerinde birkaç adım geri gittikten sonra zıplayarak ayağa kalkmış ve Göktuğ'un az önce açtığı kraterdeki taşlardan birini alıp kafasına geçirmişti.
Taş kafasında parçalandıktan sonra çenesine bir yumruk atmış ve ardından da çelme takarak Göktuğ'u yere indirmişti. Ancak Göktuğ yere düşerken zayıfta olsa bir yumruk atmayı başardığında çocuk istediği gibi Göktuğ'un tepesine çökememişti. O yüzden Göktuğ hemen toparlanmış ve dirseğini çocuğun gözüne saplamıştı.
Çocuğun görüş alanı bir anlığına kararırken karnı tarifsiz bir acıyla yanmaya başladı. Bu acının sebebinin Göktuğ'un dizi olduğunu anlaması uzun sürmemişken yüzüne bir darbe aldı ve dengesini kaybetti.
Hemen ardından Göktuğ çocuğun suratında kocaman bir taş parçaladı ve çocuk yere düştü. Göktuğ yumruğunu sıkıp çocuğun karnına geçirdi ve yeri bir kez daha parçalayarak bir krater daha açtı. Taşlar havaya uçuşurken çocuğun ağzından kan fışkırmış ve ardı arkası kesilmeyen darbeler yüzünden bilincinin kapanmaya başladığını hissetmişti.
Çocuk direnç göstermeyi bıraktıkça Göktuğ'un yumrukları zayıflamaya başlamıştı. Ve aynı anda çocuğun içinde bir şeyler canlanmaya başlamıştı. Eskide bırakmaya çalıştığı duyguları, içindeki o keskin karanlık yeniden gün yüzüne çıkmaya başlamıştı.
Çocuk hareketsizce yerde kalırken Göktuğ onu dövmeyi bırakmış ve ayağa kalkmıştı.
(Göktuğ)-Ne yalan söyleyeyim. Zerre kadar zevk almadım. Hatırladığım "umutsuz" piç sen değilsin.
Göktuğ arkasını dönüp oradan uzaklaşmaya başlamışken bazı şeyler için artık çok geçti.
(Çocuk)-HAHAHAHAHAHAHA!!! HAHAHAHAHAHAHAHAHAHA!!!!!
Çocuk yavaşça ayağa kalkarken haykırmıştı.
(Çocuk)-Lan! Şiddetin Orospusu! "Umutsuzluğu" yaşamak mı istiyorsun?
Göktuğ çocuğun sesini duyduktan sonra bütün dişlerini sergileyen o iğrenç gülümsemesiyle birlikte arkasını döndü ve çocuğa bakmaya başladı.
(Göktuğ)-İşte böyle! Hatırladığım o piçi bana geri getir!
Alexia şaşkınlık içinde olanları izlerken çocuk çoktan Alexia'nın varlığını unutmuştu bile. Tek istediği gözleri önündeki piçi yok etmekti.
Ve o anda çocuk ileri atıldı. Aynı anda da Göktuğ'a bir darbe indirdi. Göktuğ'un kasıklarında patlayan bir darbeyle birlikte çocuk Göktuğ'u havaya kaldırmıştı. Ayağını bacak arasından çekerken tüm gücüyle yumruğunu sıkmış ve Göktuğ yere iner inmez büyük bir kararlılıkla yumruğunu suratına patlatmıştı.
Yumruğuyla birlikte onu olabilecek en güçlü şekilde yere çarpmış ve Göktuğ'un açtığı kraterlerden çok daha büyük bir delik açarak Göktuğ'u sokağın ortasına gömmüştü.
Bir patlama etkisi yaratan bu darbe çevredeki neredeyse 10 evin bahçe duvarlarını patlatmış ve Göktuğ'un açtığı kraterlerin en az 2 katı büyüklüğünde bir krater açarak sokağın ortasında sokakla aynı boyutta bir açıklığa sebep olmuştu.
Göktuğ yerde yatarken çocuk zıplamış ve dizini kullanarak bir çivi gibi Göktuğ'un suratına çakılmıştı. Suratından kanlar akarken Göktuğ'u boğazından sıkıca tutup havaya kaldırdı ve yumruğunu bir kez daha sıktı.
Ancak Göktuğ gülümsedi ve çocuk çenesinde patlayan bir diz darbesiyle Göktuğ'u bırakmak zorunda kaldı. Suratına yediği bir tekmeyle birlikte savruldu ancak ayakları üzerinde kaydı ve yere düşmeden durabildi.
İleri atıldı ve aynı anda Göktuğ tekme atmak için ayağını kaldırdı. Çocuk zıpladı ve Göktuğ'un bacağına basarak on yere sabitledi. Göktuğ ayağını kaldırıp çocuğu havaya atmadan önce çocuk ters dönerek Göktuğ'un suratına dirseğini geçirdi ve dönmeye devam etti. Saldırının devamı olarak yumruğunu da suratına geçirdi ve saldırısını bitirmeden devam etti.
Devamında sol yumruğunu da Göktuğ'un yüzüne geçirdi. Tek bir hareketle arka arkaya ters dirsek, ters yumruk ve sol düz yumruğunu Göktuğ'un yüzünde paralamıştı. Tam son darbesi olarak sol dirseğini de kullanacaktı ki Göktuğ dirseğiyle karşılık vererek bu saldırıyı durdurdu.
Dirseklerinin çarpışmasıyla birlikte çocuğun dirseği çatladı ve sesi net bir şekilde yankılandı. Göktuğ'a ise hiçbir şey olmamıştı. Sadece çocuğun dirseği çatlamıştı. Göktuğ çocuğu suratından tutup havaya kaldırdı ve sonra da sertçe yere vurdu. Sonra bir kez daha kaldırdı ve hemen yanlarındaki evin bahçe duvarına çarparak kafasını duvara sürtmeye başladı.
Çocuk suratıyla taşları parçalarken gözlerini bile açamıyordu. Hem suratı parçalanıyor gibi hissediyordu hem de Göktuğ'un parmakları her an kafatasını parçalayıp geçecekmiş gibi hissediyordu. Bu gerçekten insanlığın dışında bir güçtü.
O kadar güçlüydü ki çocuğu tek eliyle kaldırması yetmiyormuş gibi birde koşuyordu. 15 metre kadar çocuğun kafasını duvarda sürüp duvarda 15 metrelik devasa bir yarık açtıktan sonra çocuğu yere fırlattı. Sert bir tekmeyi suratına geçirdi ve kendini yere bırakıp tıpkı çocuğun kendisine yaptığı gibi çivileme şekilde düşerek dizini çocuğun yüzüne geçirdi.
Ardından da son darbesi olarak yumruğu sıktı ve çocuğu ciddi anlamda yolun içine gömdü ve hareket edemeyecek hale getirdi.
Son yumruğuyla birlikte etraflarındaki 4 bahçe duvarı tamamen yıkılmış ve arabalar deliler gibi bağırmaya başlamıştı.
İnsanlar dövüşen kişinin Göktuğ olduğunu bildiğinde seslerini bile çıkartmıyorlar, pencereden izlemeye bile korkuyorlardı.
(Göktuğ)-Ah, bu daha iyiydi işte.
Göktuğ burnundan akan kanı silerken çocuğa bakmaya devam ediyordu.
(Çocuk)-Bırak... gidelim...
Çocuk son gücüyle konuşurken Göktuğ boş gözlerle ona bakmaya devam ediyordu.
(Göktuğ)-İstediğimi almadım. Ama bu seferlik gitmene izin vereceğim. Çünkü can sıkıntımın bir kısmını gidermeyi başardın.
Alexia hemen gelip çocuğu ayağa kaldırırken Göktuğ sesini bile çıkartmadan onları izliyordu. Az önceye kadar yoğun bir şekilde hissedilen korkutucu havası dağılmıştı. Yani beklenmedik bir anda saldırıya geçmeyeceği kesindi. Ama yine de korkunç olduğu kesindi. Çocuğun yıllardan beridir hatırladığı Göktuğ tam olarak buydu.
Çocuk Alexia'ya yaslanmış şekilde yavaşça oradan uzaklaşırken Göktuğ beklenmeyeni yaptı.
(Göktuğ)-Hoy kızıl saçlı!
Alexia kendisine seslenilmesiyle birlikte arkasını dönerken çocukta ne olur ne olmaz diye yumruğunu sıkarak arkasını döndü. Göktuğ az öncekinden bile daha korkunç bir hava yayıyordu ve bu hiç hayra alamet bir durum değildi.
Korkutucu bakışlarını Alexia'ya dikmişti ve saçları hafif esen rüzgarla titreşirken kendisine vuran elektrik direğinin ışığı altında zevk dolu sesiyle Alexia'yı da çocuğu da de şoke eden o sözleri söyleyivermişti.
(Göktuğ)-Sen...
... bir insan değilsin değil mi?