İçeriğe geç

Şiddetin Oğlu

Bölüm 11 · 17 dk okuma

Şiddetin Oğlu

Bölüm 11

Bölüm-11 Jigolo ve Şiddet Bağımlısı

(Kız)-Geçen gece ki diziyi izlediniz mi? Başrol çoook yakışıklıydı.

(Bilge)-Ay evet ya. Ne zamandır bekliyordum o diziyi. Sonunda yayınladılar.

Bilge ve arkadaşları uzun zamandır gitmedikleri bir kafede buluşmuşlar ve kendi hallerinde eğleniyorlardı. Uzun zamandır bu kafeye gelmedikleri için kafede olan birkaç değişiklikten daha yeni haberleri oluyordu.

Duvarların kaplaması değişmişti. İçerisi eskiye göre daha ferahtı. Belli noktalara yerleştirilmiş neon yazılar eskiden bu kafede olmayan şeylerdi ama şimdi ortamın ferah havasıyla güzel bir uyum halindelerdi.

Yeni çalışanlar işe girmişti. Alıştıkları o yoğun hava yerini çok daha sakin bir havaya bırakmıştı. Müzik seçimleri bile değişerek daha sakin tonlara, klasik müzik benzeri bir türe dönmüştü.

(Diğer Kız)-Onu bunu boş verinde var mı sizde yeni birileri? İlkay sen geçen yeni biriyle tanıştım diyordun ne oldu o çocuk?

(İlkay)-Daha konuşuyoruz kanka. Çocuk ağırdan alıyor bende bir şey demiyorum. Isınmaya başladım çocuğa.

(Su)-İlk başta çok yakışıklı değil diyordun. Ne oldu? Tipe bakmaktan vaz mı geçtin?

(Nazlı)-Geçmiştir tabii. Çocuğun dili uzundur bunu etkilemiştir.

Kızlar hafiften İlkay'la uğraşmaya başlarken Bilge kenardan onları dinliyordu. Konu yine anlamsızca aşka gelmişti. O yüzden biraz canı sıkılmıştı.

(İlkay)-Dili uzun canım. Çocuk şeytan gibi. Konuşmayı biliyor. Ama tek sebebi o değil. Çocuk ağırdan alıyor ama ilgisini de belli ediyor. Zevklerimiz çok fazla denkleşmiyor ama olsun. Bazen denkliktense farklı şeyler görmek daha iyi oluyor.

İlkay genelde kendi kafasına denk insanlarla görüştüğü için bir noktadan sonra sıkılmaya başlamıştı. Konuştuğu insanların zevkleri kendisiyle aynı olduğu için gittiği her buluşmada aynı şeyleri yapıyordu. Farklı zevklere sahip birine şans verdiğinde daha çok zevk aldığını fark etti. Yeni şeyler denemek hoşun gitmişti.

(Su)-Neyse, en azından bir önceki piç gibi 2. günden seni yatağa atmaya çalışmadı.

(İlkay)-Of hiç hatırlatma onu ya. Aklıma geldikçe çocuğu boğasım geliyor.

İlkay hayatında ilk defa o kadar istekli birini görmüştü. Çocuk resmen sevişmezse ölecek gibi davranarak İlkay'ı 2. günden bir otele çağırmıştı. İlkay bu istekten sonra anında çocuğu engellemişti.

(Nazlı)-Hee. Dediniz de aklıma geldi. O piç senden yüz bulamayınca bana yazmıştı lan.

Ama şimdi öğreniyordu ki çocuk ondan sonra boş durmamıştı.

(Bilge)-Ne!? O bana da yazdı lan!

Bilge bir anda konuya dahil olmuştu. Hep birlikte sövdükleri çocuk ona da yürümeye çalışmıştı. Ama Bilge çocuğa cevap bile vermediği için arkadaşlarına anlatacak kadar önemli bir konu olarak görmemişti.

(İlkay)-Ee, bu ne şimdi? Ne şerefsizmiş lan o çocuk!? İyi ki engellemişim hemen!

(Bilge)-Ben mesajına bile bakmamıştım. Mesajının ilk cümlesini görüp görüldü bile atmaya değmeyeceğini düşünmüştüm.

(Su)-Bir bana yazmamış. İyi bari.

(İlkay)-Aman aman. Yazmasın bırak. Vakit harcamaya değmez.

(Bilge)-Bence de. Zaten değmeyeceği için anlatmamıştım size.

(Su)-Ee, senin çevrende vardı 2 çocuk ya. Baya alımlıydı onlar.

(Bilge)-Göktuğ ve Azat mı?

(Su)-Evet evet. Onlar baya iyiydi ya. Özellikle Göktuğ. Ne güzel kalıplıydı.

(Bilge)-Bebeğim sana onları övmeyi çok isterdim ama yapamam. Kendileri ne kadar güzelse kişilikleri de bir o kadar kötü.

Bilge onları gerçekten övmek isterdi bunu yapmak istemiyordu. İçinden onları övmek gelmiyordu.

(Nazlı)-Niye be? Azat'ta baya tatlı çocuktu.

(Bilge)-Aramızda kalacağına söz verirseniz onları niye övemeyeceğimi söylerim. Ama başka birinden en ufak şey duyarsam arkadaşlığımız biter.

(Nazlı)-Lan ne anlatacaksın bu kadar önemli?

(İlkay)-Harbiden ha. Arkadaşlığımızı ipin ucuna koyacak kadar ne anlatacaksın?

(Bilge)-Yani... şöyle ki...

***

(Su)-Ne?

(İlkay)-Nasıl lan!?

(Nazlı)-Ciddi misin kızım sen!?

(Bilge)-Maalesef.

3'üde Bilge'nin söylediklerine inanamamışlardı.

(Nazlı)-Azat nasıl jigolo olabilir!? Ya Göktuğ nasıl şiddet bağımlısı delinin teki?

(Su)-Tamam bir insan şiddet bağımlısı olabilir ama jigolo... emin değilim. Onlar sadece film ya da dizilerde olmuyor mu ya?

Hepsi şaşkınlıkla birbirlerine bakıp duruyorlardı. Günlük hayatta bunlar denk gelinebilecek şeyler değildi. Üstelik bu tip insanların basit bir kızla arkadaş olmaları işleri daha da saçma hale getiriyordu. Seks ve şiddet bağımlısı bir çocuk ve jigolo olan bir çocuk. Bunlar gerçekten bir kızın arkadaşı olmaması gereken tiplerdi. Sonuçta bu tip insanların ne tür kızlarla takıldıkları belliydi.

(Bilge)-Evet. Biraz garip. Ama çok iyi insanlar. Yani en azından Azat öyle. Göktuğ tanıdığım en pislik insan olabilir.

(Su)-Lan niye arkadaşsınız o zaman!?

Su haklı yere çıkışmıştı. Pislik bir insanla ancak başka bir pislik arkadaş olabilirdi.

(Bilge)-Çünkü yalancı değil.

(Su)-Ha?

(Bilge)-Tamam birçok defa beni kırmış ve yaptıklarımı yüzüme vurmuş olabilir. Ama şimdiye kadar söylediği şeylerde yanıldığını görmedim. Ayrıca ona karışmadığınız sürece gayet sessiz ve sır tutabilen birisi. Sadece damarına basarsanız sırlarınızı size karşı kullanabilir. Tabii damarına basacak kadar çok şey bilmiyorum. Genelde haklı olan taraf o oluyor. Azat ise ondan biraz farklı. Onunla sohbet ederseniz sanki sizin için mükemmel kişi oymuş gibi hissettiriyor. Söylediği şeyler, verdiği tavsiyeler, sanki her şeyiyle mükemmel insan modeli oymuş gibi. Kendisi belki de Göktuğ'dan bile güvenilirdir.

(Nazlı)-Evladım bu söylediklerin birinin jigolo birinin de seks ve şiddet bağımlısı olduğu gerçeğini değiştirmiyor ya. Neyini övüyorsun onların?

Nazlı bu duruma anlam verememişti. Övülecek bir tarafları varmış gibi görünmüyordu. Yani tamam bazı konularda iyi olabilirlerdi ama bu onların gerçekten ne olduğunu değiştirmiyordu. Ayrıca Bilge'nin böyle insanlarla arkadaş olması daha da saçma bir durumdu.

O yüzden şu anda Nazlı, Bilge'nin onlardan uzak durması gerektiğini düşünüyordu.

(Bilge)-Ne dersem diyeyim olmayacak değil mi?

(Nazlı)-Hayır.

(Su)-Hayır.

(İlkay)-Hayır.

(Bilge)-Offf. Peki onlarla bir buluşma ayarlasam. Yani, en azından buraya çağırsam.

(Su)-Kızım kafayı mı yedin?

(İlkay)-İyice delirdin sen ha.

Kızlar doğal olarak bu duruma tepki göstermişlerdi ve Bilge'nin delirdiğini düşünmeye başlamışlardı. Neden 2 sapıkla aynı ortamda bulunmak zorundalardı ki? Bunun hiçbir anlamı yoktu.

(Bilge)-Ya siz bana bir güvenin. İnanın çok seveceksiniz onları. Kötü insanlar olsalar zaten onlarla arkadaş olmam.

(Nazlı)-Öyle desen bile her yerde bulamayacağın tiplere nasıl güvenebiliriz ki?

(Bilge)-Siz sadece bana güvenin. Bir şey olmayacak ya.

Bilge aralarındaki yakınlığa güvenerek onları ikna edebileceğini düşünmüştü. Başarılı olacak gibi de görünüyordu. Arkadaşları her ne kadar bu duruma karşı çıkıyor olsalar da Bilge'nin "arkadaşım" dediği tipleri merak ediyorlardı.

(Nazlı)-Tamam. Çağır hadi. O kadar övdün ki onları niye bu kadar sevdiğini merak ettim. Ama ters bir şeyler yaparlarsa...

(Bilge)-Yapmazlar dedim. Bana güvenmiyor musunuz?

(Nazlı)-Onlara güvenmiyor olma ihtimalimize ne dersin? Sırf sana güvendiğimiz için bun kabul ediyoruz bilesin.

İlkay ve Su ses çıkartmamışlardı. Nazlı'yı destekliyor gibi görünüyorlardı.

(Bilge)-Siz bir tanesiniz.

Bilge hemen telefonunu eline alıp Azat'ı aradı.

Azat'ı hiç uğraşmadan ikna ettikten sonra Göktuğ'u aramıştı. Göktuğ'un sıkıntı çıkaracağından emindi. Ve öyle de olmuştu.

-Beni arkadaşlarına mı göstereceksin?

(Bilge)-Ya ne olur gel. Lütfeeen.

-Arkadaşların sikimde mi sence?

(Bilge)-Ya hadi ya. Hiçbir şeyi kabul etmiyorsun bunu et bari. Kızları da zor ikna ettim zaten.

-Gelmek için bir sebebim yok. Birkaç tane veledin beni görmesi için rahatımı bozacak değilim.

(Bilge)-Ya of be. Hepimizin içinden geçiyorsun ses etmiyoruz. Bir kere de sen bir şeyler yap. Hep mi biz susacağız. Bugünde sen susup bizi dinleyeceksin.

-Beğenmiyorsan gidebilirsin. Çokta umurumda değilsin açıkçası.

(Bilge)-Sus be. Geleceksin dediysem geleceksin.

-Azat şerefsizi de gelecek mi?

(Bilge)-Gelecek. Neden sordun?

-O zaman gelirim. Yediklerimi öder o piç.

(Bilge)-O kadar paran var. Hala böylesin. Sen gel buraya. Bende öderim senin içtiklerini.

-Hayır. O şerefsizin ödemesini istiyorum.

(Bilge)-Of tamam be. Söyleriz gelince. Sen yeter ki gel.

Bilge telefonu kapattıktan sonra derin bir oh çekti ve arkasına yaslandı.

(Bilge)-Sınıyor bu çocuk beni. Ciddi ciddi sınıyor.

(Su)-Ne oldu? Geliyorlar mı?

(Bilge)-Ne oldu şimdi? Demin böyle heyecanlı değildin.

(Su)-İnsan yine de merak ediyor.

Bilge, Su'nun bu tavrını anlamsız bulmuştu. Madem merak ediyordun neden deminden beri öyle şey mi olur diye laf yapıyordun ki?

(Bilge)-Geliyorlar geliyorlar. Merak etme. İkisi de geliyor. Yani, umarım ikisi gelirler. Yanlarında kadın getirme ihtimalleri var.

***

Aradan 45 dakika kadar geçtiğinde Göktuğ kapıdan girmiş ve etrafa bakınmaya başlamıştı. Bilge elini kaldırıp yerlerini belli etmiş ve Göktuğ yanlarına geçmişti.

Kızlar Göktuğ'u görünce biraz şaşırmışlardı. Hiçte öyle sürekli kavga edip bağıran çağıran bir tip gibi durmuyordu. Hatta oldukça alımlı bile duruyordu. Tabii Bilge'ye güvendikleri için bu düşüncelerini hiçe saydılar.

(Göktuğ)-Ee, o sikko züppe gelmedi mi daha?

(Bilge)-Hatırlarsan evi buraya uzak.

(Göktuğ)-Benimde uzak. Ama ben evde değildim.

(Bilge)-Bu sefer kimin yanındaydın? s

(Göktuğ)-Hayal. Şu ara sadece Hayal ve Melek arasında gidip geliyorum. Senin geri zekalıyla işler nasıl gidiyor?

(Bilge)-Hangi geri zekalı?

(Göktuğ)-İkimizde eski sevgilini unutmadığını biliyoruz.

(Bilge)-Boş ver o hayırsızı. Geçen dayak yemiş, bir güzel benzetmiş çocuğun biri.

(Göktuğ)-Hahahah. Olacağı buydu. Keşke dayak yerken onu izleyebilseydim.

Bilge ve Göktuğ'un arasındaki bu anlaşma biçimi diğer kızlara garip gelmişti. Sanki arkadaş değillermiş ve zorla konuşuyorlarmış gibi görünüyorlardı. Birbirlerini çokta seviyor gibi görünmüyorlardı.

Bilge Göktuğ'u seviyordu sevmesine ama Göktuğ'un ne düşündüğü bilinmez.

(Bilge)-Neyse be. Kapat şu konuyu. Bir şey içer misin?

(Göktuğ)-İçki satıyor mu burası?

(Bilge)-Göktuğ.

(Göktuğ)-Öf tamam be. En pahalı şeyi söyle o zaman. Tatlıyı da içeceği de.

(Bilge)-Senin bu çocuğa niye garezin var?

(Göktuğ)-Garezim yok. Onunla dövüşmek istiyorum o kadar.

Göktuğ gerçekten Azat'a karşı hiçbir kötü his beslemiyordu. Tek derdi ve isteği onunla uğraşıp eğlenmekti. Onun tepkisiz kalmasını seviyor ve ne kadar dayanabileceğini görmek için gidebildiği kadar ileri gidiyordu. Ama Azat sonsuz sabra sahipmiş gibi davranıyor ve Göktuğ'un istediğini vermiyordu. Göktuğ yine de bundan vazgeçmiyor ve onun patlayacağı günü bekliyordu.

(Bilge)-Manyaksın oğlum sen.

(Göktuğ)-Her neyse işte. Aha, geldi.

Bu konuşma gerçekleşene kadar Azat oraya ulaşmıştı bile yanında Cennet'te vardı. Cennet'i gören kızlar neye uğradığını şaşırırken Göktuğ dilini şaklatıp...

(Göktuğ)-Tch. Bilsem Hayal'i getirirdim.

Göktuğ kıskanmamıştı ama yanında bir kadınla gelmek hiç aklına gelmemişti.

(Göktuğ)-O değil de o zamandan beri birlikte mi lan bunlar? Ya kadın baya zengin ya da bizim mal âşık oldu. Hayır. Kesinlikle kadın zengin.

Göktuğ Cennet'i en son ailesiyle kavgaya giriştiği zaman görmüştü. Azat'ın yanında hala onu görmeyi beklemiyordu. Göktuğ onları görünce bir şeyler düşünmüş gibi bir ifadeye bürünmüştü ve alakasız bir şekilde gülümseyerek...

(Göktuğ)-Haha. Öyle olacaktı tabii.

... diyerek kendi kendini geçiştirmişti.

(Cennet)-Ah, sen o günkü kızsın.

Cennet, Bilge'yi görünce hemen tanımıştı. O günkü kavgadan sonra Bilge onların yanına geldiğinde Azat'a onunla yatıp yatmadığını bile sorduğu için Bilge aklında kalmıştı. Ve Göktuğ elbette ki aklındaydı. O gün, ondan uzakta bile olsa korkuyu tatmıştı.

(Göktuğ)-Selam. Hala bu malla birliktesin bakıyorum. Ne oldu? Hanginiz âşık oldunuz? Sanırım Azat olmuş. Çünkü en son kendisine âşık olan kadına tekmeyi basmıştı çünkü.

Göktuğ bile isteye Azat'ı ezmek için bu şekilde konuşmaya girmişti fakat Azat bunun geleceğini biliyormuş gibi sakindi.

(Azat)-Bana âşık olduğu için değil paramı vermediği için şutladım hatırlatırım. Paramı aldığım sürece hayatımı tek bir kadına bile adarım biliyorsun.

Azat yaptığı işten çekinmediği için bu sözleri dile getirmekten de çekinmemişti. Ne de olsa buradaki kızları bir daha görmeyecekti. Ne bildiklerinin bir önemi yoktu.

(Azat)-Ve sanıyorum ki senin etrafındaki kadınların sayısı giderek azalıyor. Hayırdır? Vahşiliğinle ilgili bir problem mi var?

Azat daha da bel altı vurarak oyuna doğrudan giriş yapmıştı. Kızlar ve Cennet daha ne olduğunu bile anlayamadan Göktuğ ve Azat arasındaki soğuk savaş başlamıştı bile.

(Göktuğ)-Vahşiliğim gayet iyi çalışıyor. Sadece ağız tadıma göre hareket ediyorum. Biliyorsun ki dişime göre olan ağız tadıma uymayabiliyor.

(Azat)-Hee, insanların senden korkup kaçmasıyla bir alakası yok yani.

(Göktuğ)-Bugüne kadar kimse benden kaçmadı hatırlatırım. Benden korksalar bile geldikleri kapı yine benim.

(Bilge)-Tamaaammm!!! Kimin daha çok kadın gördüğü yarışmanızı izlemek için gelmedik buraya! Oturun hemen!

Bilge en sonunda dayanamayarak herkesin içinde bağırdı ve gözleri üzerine çekti. Göktuğ ise hemen yüzünü düşürerek...

(Göktuğ)-Aman be. Amma sıkıcısın sende. Şu piçle kavga etmek için çabalıyorum ne zamandır.

(Bilge)-Umurumda mı lan!? Bugün benim emrimdesiniz! Aksini iddia etmenize izin vermiyorum. Bugün ben ne dersem o olacak anlaşıldı mı?

(Azat)-Hay haay.

(Göktuğ)-Çokta sikimdeydin. Tatlımı yiyip uzarım ben. Küçük hayvanat bahçesi gösterini Azat'la da yapabilirsin. Buluşmam gereken kadınlar var.

Aslında bu buluşma Göktuğ'un umurunda bile değildi. O sadece Hayal'le buluşmadan önce biraz zaman öldürmek istiyordu. O zamana kadar burada oturup keyfine bakacak ve Hayal'in yanına gittiğinde de keyfini katlayacaktı.

Göktuğ restini çektikten sonra elini kaldırıp garsonu çağırmış ve gerçekten de menüdeki en pahalı şeyleri sipariş etmişti. Göktuğ'dan sonra herkes bir şeyler sipariş etmişti.

(Azat)-Pekâlâ hanımlar. Sanırım önce isimlerinizi alarak başlamamız gerekli ki size nasıl sesleneceğimi bileyim.

Azat konuyu dağıtıp asıl konuya geri dönmüştü ve kızlara isimlerini sormuştu.

(Azat)-Öncelikle ben Azat ve bu da sevgilim Cennet.

Cennet'i sevgilisi olarak tanıtmasında bir sorun yoktu. Parasını aldığı sürece yanında duran herkesi sevgilisi olarak tanıtabilirdi. Hatta bir keresinde bir müşterisini karısı olarak bile tanıtmıştı. Gerçi o sadece eşlerin gidebildiği konsept bir mekandı ama olsun.

(Nazlı)-Ben Nazlı. Tanıştığıma memnun oldum.

(Su)-Bende Su. Bende tanıştığıma memnun oldum.

(İlkay)-Ve bende İlkay. Memnun oldum.

Azat hepsini güler yüzle karşılamıştı.

(Azat)-Şu keçi ise Göktuğ. Özünde iyi birisi olduğunu düşünüyor olsam da kesinlikle öyle değil.

(Göktuğ)-Övgü için teşekkür ederim.

Göktuğ o sırada Azat'ın kendisini de tanıtacağını tahmin ettiği için telefonuna bakıyordu. Bu buluşma gerçekten hiç ilgisini çekmiyordu. O şu anda Hayal'le mesajlaşmakla meşguldü.

(Azat)-Telefonda Bilge'nin dediklerini ele alırsak sanırım ne iş yaptığımızı zaten biliyorsunuz.

(Göktuğ)-Evet evet. Tatlı bir erkek orospusu olduğunu biliyorlar. Bakar mısınız? Şu tatlı güzel mi acaba?

Göktuğ onlarla hiç ilgilenmeden kendi işiyle uğraşıyor ama yine de Azat'a laf sokmaktan geri kalmıyordu.

(Azat)-Öyle olduğumu bende biliyorum. Kızların yanında bu kadar açık konuşmana gerek yok.

(Göktuğ)-Bak. Seninle sabaha kadar laf dalaşına girebilirim. Biriniz bile beni susturamaz. Yani sadece beni görmezden gel. Birazdan gideceğim zaten. Güzel konuştum lan. Bunun hatırına bir tatlı daha söylenir.

Göktuğ gayet sakin ve akıcı bir şekilde istediği şeyi dile getirmişti ve bu durumdan kendisi bile etkilenmişti.

(Göktuğ)-Bana şu tatlıdan da ver.

Daha ilk tatlısı bile gelmeden üçüncü tatlısını söylemişti.

(Azat)-Her neyse. Yaptığım işin çokta mantıklı olmadığını biliyorum. Ama herkesin hikayesi farklı bir yönden çiziliyor. Bilge ise benim sadece arkadaşım.

Azat kızların kendisine olan temkinli bakışlarını çoktan sezmişti ve konuşmasını ona göre ayarlamıştı.

(Azat)-Endişelerinizi anlıyorum ama Bilge'nin yaptığı tek şey arada bizden akıl istemek o kadar. Ki zaten daha fazlasına gerek yok. İşim gereği sürekli farklı insanların yanındayım. O yüzden belirli prensiplerimde yok değil. Yani her ne kadar buna inanmanız zor olsa da içiniz rahat olsun.

(Göktuğ)-Kızlar bir şey demeden neden savunmaya geçtin ki sen? Kendini insanlara açıklamana gerek yok biliyorsun. Burada olmayı istemiyorlarsa defolup gidebilirler.

(Azat)-Dediğim gibi. Kendinizi kasmanızı gerektirecek bir şey yok. Biraz fazla düşmancıl bakıyorsunuz da. Haberiniz olsun diye söyledim.

Azat'ın ortamı okuma hızı gerçekten etkileyiciydi. Sonuçta geldiğinden beri Göktuğ'la atışıyordu.

(Su)-Bize hak vermeni istiyorum açıkçası. Kimse yakın arkadaşını bir jigolo ve seks delisi birinin yanında görmek istemez.

(Göktuğ)-O ben oluyorum. Ama küçük çocuklarla işim yok. Benimde kendimce prensiplerim var. Ki açıkça söylüyorum Bilge'nin varlığı bile umurumda değil. Ah, tatlılarım geldi.

Göktuğ telefonuna bakarak konuşurken tatlılarının geldiğini görmüştü. Dikkati hemen oraya kaymış ve konuşması yarım kalmıştı.

(İlkay)-Çocuk dediğin kişilerle ilgilenmiyor olabilirsin ama bu yine de yaptığın şeyi haklı çıkartmıyor.

(Göktuğ)-Size sadece sizinle yatmak için yazan vasıfsız tipleri düşünürsek bu kadar açık sözlü olarak gayet iyi insanlarız diye düşünüyorum.

Göktuğ aşağıladığı kızlara göz ucuyla bir baktıktan sonra tatlısına ilk darbeyi indirmişti.

(Göktuğ)-Ki tepkinize bakarsak yakın zamanda böyle bir teklif almışsınız. Tahminen hepiniz. Ama Su'nun gözlerini kaçırıyor olduğuna bakarsak size anlatmadığı bir konuşma yaşanmış gibi. Daha sonra size güvenmeyen arkadaşınızla bu konuyu konuşursunuz. Şimdilik sadece görmek istediğinizi görün. Ama emin olun ben ve bu para avcısı erkek fahişesi hepinizden daha iyi insanlarız.

(Bilge)-İğneleyici konuşmasan gayet mantıklısın aslında da.

(Göktuğ)-Mantıklı değilim. O kadar aptalsınız ki benim gibi yüzsüz bir şerefsizin söyledikleri bile aptallığınız karşısında mantıklı kalıyor. Aradaki farkı anlayabiliyor musun?

Göktuğ telefonuna bakarak yaptığı bu konuşmalardan sonra ekranını Cennet'e çevirdi ve bir dövme gösterdi.

(Göktuğ)-Sence güzel mi bu?

(Cennet)-Benimle konuşma. Korkunçsun.

(Göktuğ)-Bunu evet olarak kabul ediyorum.

(Nazlı)-Yine de o kadar haklı gibi durmuyorsun.

(Azat)-Hadi bizim yaptığımız işlerden sıyrılalım ve biraz eğlenelim olur mu?

(Bilge)-Bence de. Buraya sizi tanıştırmak için çağırdım. Laf dalaşına girmeniz için değil.

(Göktuğ)-Neyse ne.

Bilge her ne kadar konuşmanın bu yönde ilerliyor olmasından hoşlanmamış olsa da Göktuğ'u bilerek susturmamıştı. Çünkü arkadaşlarına onun mantıklı konuşmalar yaptığını söylemişti ve buna şahit olmaları için onu durdurmamıştı.

Ama Azat'ın araya girmesiyle birlikte konu kapanmış ve Göktuğ durulmuş ve tatlılarını yemeye başlamıştı.

(Azat)-Yanımdaki hayvanı görmezden gelerek devam edelim olur mu?

***

Belli bir süre sohbet ettikten sonra Göktuğ eline ne geçerse yemiş ve hesabı bayağı bir şişirmişti. Daha sonra ise beklediği mesaj geldiğinde kimseye bir şey söylemeden oradan ayrılmış ve kendisine mesaj atan Hayal'in yanına doğru hareketlenmişti.

(Göktuğ)-Tanıştığıma hiç memnun olmadım. Buraya gelme sebebim sadece şu erkek fahişesine hesap ödetmekti. Bir daha görüşmemek üzere.

(Bilge)-Sevmeye seviyorum ama bazen çok can sıkıyor.

(Nazlı)-Hayatım boyunca hiçbir insandan bu kadar hızlı soğumamıştım. Tanımadığım halde soğudum çocuktan. Bu nedir ya?

(Azat)-Dünyada her şekil insan var işte. Kimileri de onun gibi ayarsız tipler. Çok olmasa da iyi çocuktur. Takılmayın fazla. Patavatsız sadece.

Azat'ın da Göktuğ'un patavatsızlığından hoşlanmadığını kolayca söyleyebilirdiniz. Ama yine de Göktuğ'u savunuyordu. Her ne kadar boktan bir kişiliği olsa da sonuçta arkadaşıydı ve arkasından laf ettirmezdi. Kendi ederdi ama onu tanımayanlara ettirmezdi.

(Nazlı)-Bilemiyorum.

(İlkay)-Bana o kadarda iyi bir insan gibi gelmedi.

(Azat)-Aslında... yok ya onu savunacak bir şeyim yok. Şerefsizin önde gideni. Ama siz yine de onu iyi bir çocuk olarak bilin. Canını sıkmadığınız sürece görüp görebileceğiniz en düzgün insanlardan biridir. Canını sıkarsanız da kafanıza sıkmak isteyeceğiniz raddeye kadar üstünüze gelir. İnsanların hatalarını yüzlerine vurmaktan hiç çekinmez. Çevresinde olan her şeye tepkisiz kalır ama ucu kendisine dokunursa kimse susturamaz. Sevmem gereken bir huy mu yoksa nefret etmem gereken bir huy mu bilemiyorum.

Azat bu konuda gerçekten arada kalıyordu. Göktuğ'un patavatsızlığı bazen gerçekten çok mantıklı olabilse de konu insanların üzerine gitmek olduğunda Göktuğ gerçekten bezdirici bir insan haline geliyordu. Ki daha önce yaptığı şeyleri düşününce ne kadar cani ve gaddar bir insan olduğunu da tahmin etmek zor değil.

(Su)-İstediğin kadar konuşabilirsin ama mükemmel bir ilk izlenim bırakmadığı kesin. Her zaman böyle sivri dilli mi peki? Yani, hiç düzgünce sohbet edilebilecek bir insan değil mi kendisi?

(Azat)-Düzgünce sohbet ve Göktuğ. Aslında onunla düzgünce sohbet etmeyi başarırsanız hayatınızda göreceğiniz en mantıklı insanlardan birisidir. Sadece onu sohbet edilebilecek bir modda yakalamak dünyanın çekirdeğinde bir kara delik çıkması ihtimalinden daha düşük.

Göktuğ'un tamamen sakin olduğu bir an yoktu. Varsa da seks yaptıktan hemen sonrası olurdu muhtemelen ama o an zaten yorgun olduğu için onunla konuşma şansınız olmazdı. Ki onu seks sonrası bir anda yakalama fırsatı bulduysanız muhtemelen seks yaptığı kişi sizsinizdir. Birlikte olduğu insanlara bir şeyler anlatmak gibi bir derdi yok. Sadece insanlara istediğini verip onlardan istediğini almayı seviyor. Zevk aldığı tek şey bu.

(Su)-Şey, düzgünce sohbet edilemeyen bir insanla neden hala arkadaşsınız ki?

(Azat)-Kişisel sebepler diyelim.

(Bilge)-Ben ona bir şeyler danışmayı seviyorum. Gerçi en az 20 defa arayıp biraz laf duymam gerekiyor ama verdiği tavsiyeler genelde doğru çıkıyor.

(Azat)-Hahahah. Onun gibi kafadan kırık birisinin doğru tavsiyeler veriyor olması hala bana komik geliyor.

***

(Göktuğ)-Çıktım. Neredesin sen?

(Telefondaki Kişi)-Salondayım hala.

(Göktuğ)-Daha salonda mısın? Hazırım demiştin.

(Telefondaki Kişi)-Hazırım zaten. Salonu kıza bırakacağım. Antrenmanımı bitirsem olmaz mı dedi bende izin verdim.

(Göktuğ)-Her neyse. 20 dakikaya yanındayım. Oradan sana geçeriz.

(Telefondaki Kişi)-Tamamdır bebeğim. Bekliyorum seni o zaman.

Göktuğ telefonu kapatıp cebine bıraktı ve arkasına dönerek yürümeye başladı. Yürürken cebinden bir sigara çıkardı ve yaktı.

(Göktuğ)-Spor ha?

Göktuğ ne zamandır spora gitmediğini bile bilmiyordu. Sanırım oradaki atmosfer artık kendisini etkilemiyordu. Vücut yapmak gibi bir isteği zaten yoktu. Oraya gitmesinin asıl sebebi her zaman salondan çıkarken Hayal'i de kendisiyle birlikte götürmesiydi.

Hayal'den sıkılmadığından emindi. Sadece eskisi kadar istekli değildi. Aslında tam şu anda havanın kasvetli olmasını diliyordu. Nadiren gerçekten içinden gelerek bir şey isterdi ve galiba 1 yılın ardından bu ilk seferdi.

Göktuğ adımlarını biraz yavaşlattı ve yanında duran duvara yaslanıp sigarasının kalanını tek seferde halledip yere attı.

(Göktuğ)-Siktir etsene. Bugüne kadar neyi istekli yaptım sanki.

Diye kendi kendine söylenerek hızlı adımlarla ilerlemeye başladı.

***

Hayal'in yanına vardığında spor salonunun kokusunu hiç özlemediğini fark etti.

(Göktuğ)-Küçük yardımcının işi bitti mi?

(Hayal)-Ah, çabuk gelmişsin.

(Göktuğ)-Sıkıldım.

(Hayal)-Elbette. Elbette sıkıldın. Biraz daha bekle. Bitirmek üzeredir.

(Göktuğ)-Bekliyorum işte.

Göktuğ bir an önce Hayal'i alıp gitmek istiyordu ama Hayal salonu boş bırakamayacağı için bunu yapamıyordu. Hayal'in yardımcısının işinin bitmesini beklemek zorundaydı.

(Göktuğ)-O velet hala benden korkuyor mu?

(Hayal)-Tabii ki korkuyor. Salondaki herkes senden korkuyor. Senin geleceğini söylediğimde antrenmanı yarım bırakmayı bile düşündü. Benim seni beklettiğimi söyleyince devam etti.

(Göktuğ)-Bu kadar uzun anlatmana gerek yoktu. Korku iyidir. Seni diri tutar.

(Hayal)-Senin karşındayken diri olmak ne kadar işe yarar bilemiyor olsam da...

(Göktuğ)-Nereden baktığına göre değişir. Eğer yataktaysan...

(Hayal)-Şhhh. Hala benim yerimdeyiz. Evimde değil. Bu kadar rahat olmaktan vazgeç.

(Göktuğ)-Aman be. Eve gidince böyle demeyeceksin ama.

(Hayal)-Onu karıştırma. Hem, aslında sana söylemek istediğim bir şey vardı.

(Göktuğ)-Üçlü mü? Bana uyar.

(Hayal)-Offf. Sus diyorum. Kafanda seksten başka bir şey yok mu senin?

(Göktuğ)-Var tabii. Olmaz mı? Gerçi seninle ölümüne kavga edemem.

Hayal Göktuğ'u susturmaya çalıştıkça Göktuğ daha fazla dalga geçiyor ve sesini alçaltmıyordu.

(Hayal)-Haaa. Bazen gerçekten sen uyurken seni boğasım geliyor.

(Göktuğ)-Sen kaybedersin. Benim gibi sevişeni bulamazsın.

(Hayal)-Bulamam. Farkındayım. N'olur sus artık. Sadece beni dinle.

(Göktuğ)-Anlat.

(Hayal)-Göğsümün altındaki dövmeyi biliyorsun.

(Göktuğ)-Ne olmuş?

(Hayal)-Aslına bakarsan senin de bir dövme yaptırmanı istiyorum. Buna benzer bir yazı olabilir. Sana yakışacağından eminim.

(Göktuğ)-Neden olmasın.

Hayal şaşırdı.

(Hayal)-Çok çabuk kabul ettin. Beni yalvartmayacak mısın? O kadar konuşma hazırlamıştım halbuki.

(Göktuğ)-İlişkiler konusunda sana söylediğim şeyi hatırlıyorum musun? Kullanılmakla ilgili olanı.

(Hayal)-Elbette. Bunun sadece bir çıkar ilişkisi olduğunu ve benim seni kullandığımı aynı şekilde senin de beni kullandığını söylemiştin.

(Göktuğ)-Bunu Melek'e de söylemiştim. Ve eğer beni bu şekilde kullanmak istiyorsan hiç umurumda değil. Senin benden zevk alman benim senden aldığım zevki de artıracaktır.

(Hayal)-Bakış açıların mantıklı mı yoksa mantık taşımıyor mu emin olamıyorum.

(Göktuğ)-Normal insanlar delilerin normalini anlayamazlar. Kendini çok zorlama. Dövme için bir fikrin var mı onu söyle.

(Hayal)-Benimki gibi bir yazı olsun istiyorum.

Göktuğ bir süre düşündükten sonra Hayal'in dövmesinde küçük bir değişiklik yapma kararı aldı.

(Göktuğ)-"Maybe the devil was just a bitch" gibi bir şey. "Maybe the devil was just a careless bastard" nasıl olur?

(Hayal)-Sana uyuyor gibi.

(Göktuğ)-Belki gerçekten o da benim gibi "umursamaz bir piçten" fazlası değildir.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.