Sabah saatleriydi. Yanılmıyorsam 4-5 civarı bir şeyler olmalıydı. Kalktığım gibi kısa ama kendime gelebilecek güzel bir duş aldım. Bayağı acıkmıştım. Cengiz abilerin duvarın arkasında parçası olan dolabımı yaptırdığı için çok şanslıydım. Her bir şeyler alıp bitiremeyince oraya koyardım. Tabii kalırsa… Gitmeden kendime bir sırt çantasında ağırlık yapmayacak 2 parça rahat kıyafet, yıllardır oradan buradan biriktirmeye çalıştığım yüklü miktardaki paralarımı, konserve ürün ve doyurucu yiyeceklerden, Cengiz abinin bana hediye ettiği küçük ama oldukça işlevli el fenerimi ve elimdeki bütün pilleri çantama koydum. Son bir defa odamı ve çantamı yokladıktan sonra camımın arkasında olan ağaç yardımıyla aşağı inip bu evden def olup gidecektim. Taaki intikam almaya gelinceye kadar…
Cama doğru sessizce ilerliyordum. Sonunda dünden beridir kapalı olan perdemi araladım ve karşımdaki manzarayla neye uğradığımı şaşırdım. Camım çok az açılabilecek kadar kilit takılıydı. Bu da yetmezmiş gibi camımın arka tarafı sert ve kalın bir ahşapla kapanmıştı. Bağırsam kimse beni duymazdı sokağın arka tarafına bakıyordu ve oradan asla kimse geçmezdi. Geçse bile camımın önünü ağaçlar kapladığı için ne camımı fark eder ne de bağırsam duyulurdum. Ben de kapıdan çıkacaktım bu yüzden. Tabii bu çok zor olacaktı. Babamın uyanmaması gerekiyordu. Sessizce kapıma doğru yöneldim ve yürümeye başladım. Normalde beş adımdan az olan yol bana kilometrelerce uzakmış gibi duruyordu. Derin bir nefes aldım ve kapının karşısına geçtim. Hiç olmadığım kadar sessiz ve yavaş bir şekilde odamın kapısını açmaya çalıştım. NE! Neden açılmıyordu bu kapı? Yavaşça anahtar boşluğumun yanındaki kapı aralığına baktım. Bu olamazdı değil mi? Kapı kitlenmişti. Bu adamın bu kadar akıllı olduğunu tahmin etmeliydim. Koşarak banyonun camına baktım. Orası bir kuşun anca geçebileceği bir yerdi. Yani o camı planın dışında tutmuştum. Çantamı lavaboya bırakıp tekrardan kapı koluna gittim. Tam kuvvet uygulamaya hazır bir durumdayken elimle hiç kuvvet uygulamadan?” “Yok o sürtük anan değiştirdi. Kızım bu evde senden benden başka kim var şizofren falanmısın?” son dediği bir kapıyı açmıştım. Hayır bu olamazdı değil mi? İşler iyice şizofrenliğe bağlanmıştı. Çantamı unutup merdivenlerden aşağı indim ve o adi herif - Babam – karşımda duruyordu. Koltukta oturmuş pis bir sırıtışla uyanmamı bekliyormuş gibi bekliyordu. “Ne oldu kaçamadın mı? Aaaaw kıyamam üzüldün mü yoksa sen ? Üzme kendini bak o gelecekteki p!ç kocanın bana senin için verdiği paralarla sana tam sürtüklere uygun kıyafetler aldım. Merak etme hepsi onu baştan çıkartıp bana daha çok para verebilmesini sağlayacak.” Dedi o tiksindirici gülüşlerinden biri ile. İlk başta büyük bir kahkaha attım ve daha sonra sert bir tokat atarak ona çelme takıp yerde üzerine çıktım. “BANA BİR DAHA KIZIM DEME! TAMAMMI VE EĞER BİR DAHA ANNEME HERHANGİ OLUMSUZ BİR ŞEY SÖYLEDİĞİNİ DUYARSAM” deyip bir az bekledim “İşte o zaman benden kazandığın paraların hayrını görmeden göçer gidersin bu dünyadan". Hala yünde o iğrenç sırıtışı vardı. Gerçekten inanamıyordum. Ama şu ana kadar şunu anladım ki her insan anne baba olmamalı…
Aradan 3 hafta geçti. Okullar tatil olmuştu bu gün. Okullar bu gün tatil olsa benim neyime. Benim için neredeyse bir aydır tatildi. Boş zamanlarımda genellikle kendime resim çizip boyuyordum. Önemli bir şey olmadığı sürece aşağı inmezdim. Atıştırmalıklarım bitince babama söylerdim. Bazen kızardı her şeyi bana yaptırıyorsun diye bende fırsatını buldukça ver ben gidip alayım derdim. “Ben de geri zekalıyım zaten” derdi ukalaca ve çık odana geliyorum derdi. Tabii kapımı kilitlemeyi asla unutmazdı. Babam eve geldi ve kapımın kilidini açtı. Bu seferki alışverişi oldukça uzun sürmüştü. Ama umurumda bile değildi. Benden ne kadar uzak olursa benim için bu daha iyiydi. Babam beni sert bir şekilde salona çağırdı. “Ne var dedim” yorgun ve bıkmış bir sesle. “Otur şuraya kalkma sakın” “Neden?” dedim tek kaşımı havaya kaldırarak. “OTUR ŞURAYA SANA HESAP VERMEK ZORUNDA DEĞİLİM” göz devirdim ve oturdum. Elinde hiç olmadığı kadar çok poşet vardı ve odama doğru yol aldı. “Nereye gidiyorsun?” dedim merak etmiş şekilde. Cevap vermedi ve nefretle “Ne halin varsa gör!” deyip yeni aldığı televizyonun kumandasına uzandım. Hiç televizyon izlememiştim. İlk defa izleyecektim. Bir az heyecanlıydım. Kumanda bana ben de kumandaya boş gözlerle baktım. Daha sonra kırmızı “ON” yazan bir yazı hemen üstünde de bir simge vardı. Tamam televizyon hakkımda hiçbir bilgim olmaya bilirdi ama İngilizcem fazlasıyla iyiydi. Babam odamdan çıkmıştı. Elindeki poşetler bir öncekine göre daha doluydu. Koşarak yukarı çıktım ve gördüğüm manzaraya şok oldum.

