Galata'nın dar ve yıllara meydan okuyan taş sokaklarında yankılanan tek ses, Aras'ın hızla yere basan botlarının çıkardığı hafif tıkırtılardı. Mesajda belirtilen o eski ve tabelası dahi okunmayan sahaf dükkanının önüne geldiğinde, içeriden sızan sarı ve sıcak lamba ışığı karanlık sokağı hafifçe aydınlatıyordu. Kepenkleri yarıya kadar kapalı olan dükkanın camına vuran hafif rüzgar, içeride birilerinin onu beklediğinin adeta sessiz bir işaretiydi. Genç adam montunun iç cebindeki siyah veri sürücüsünü son bir kez parmaklarıyla yokladıktan sonra, paslanmış metal kapının kulpunu yavaşça aşağıya doğru indirdi.
İçeriye adımını attığı an, burnuna çarpan ağır kitap kokusu ve eski ahşap rafların kokusu onu saniyesinde geçmiş bir yüzyıla götürmüştü. Dükkanın içi yüzlerce cilt kitapla, tozlu raflarla ve ortada duran devasa bir meşe masayla adeta tıkabasa doldurulmuştu. Masanın başında oturan, yüzündeki derin kırışıklardan yaşlı olduğu anlaşılan adam, elindeki büyüteçle eski bir cildi inceliyor gibi görünüyordu ama Aras içeri girer girmez başını yavaşça kaldırdı. Yaşlı adamın gözlerindeki o keskin ve her şeyi bilen bakış, genç adamın üzerindeki tüm gerginliği iki kat daha fazla artırmaya yetmişti.
Adam oturduğu deri koltuktan ağır hareketlerle kalkarken, dükkanın tahta zemininden gelen gıcırtı sesleri bu sessiz ortamda yankılandı ve karşısındaki gence doğru sakin ama otoriter bir ses tonuyla konuştu. "Demek Project Echo nihayet uykusundan uyandı ve beklenen o kayıp misafir sonunda kapımızı çaldı, Aras" dediğinde, genç adam adeta olduğu yerde donup kaldı. Kendi adını ve taşıdığı sırrı buradaki yaşlı bir adamın nasıl bildiğini sorgulayacak vakti yoktu, çünkü asıl tehlike dışarıda sokak kapısının önünde belirmeye başlamıştı bile. Dükkanın camına düşen gölgeler ve dışarıdan gelen ani araç motoru sesleri, peşindeki timin burayı da çok kısa sürede bulduğunu açıkça gösteriyordu.
Zaman artık saniyelerle yarışıyordu ve içeride kalıp kapana kısılmak yerine hızlı bir karar almak zorundaydı. Yaşlı sahaf, masanın altındaki gizli bir kapağı hızla açarak Aras'a içerideki merdivenleri işaret etti ve "Burada daha fazla kalamayız, arkadaki tünel seni güvenli bir yere götürecek" diye fısıldadı. Aras, elindeki sürücüyü daha sıkı kavrayarak hiç tereddüt etmeden o karanlık geçide doğru adımını attı, çünkü arkasındaki camlar kırılmaya ve içerideki kitaplar havalarda uçuşmaya başlamıştı. Bu kaçış artık sadece hayatta kalma mücadelesi değil, tüm gerçeği aydınlatacak son şanstı.