İçeriğe geç

Shifting Nöbetim

Bölüm 2 · 8 dk okuma

Shifting Nöbetim

Bölüm 2

2. BÖLÜM

Seviyorum sizii( ˘ ³˘)♥

__________________________________________

Okuldan gelir gelmez çantamı odamın bir köşesine fırlatıp yatağa geçtim. Bugün ayrı bir enerjim vardı. Bu sefer shifter adını hak edecektim. Bugün o istediğim şeyi gerçekleştirecektim. Buna tüm hücrelerim ile inanıyordum. Artık bu sıkıcı hayattan kurtulup evime dönme vaktim gelmişti.

Ayrıca shiftlenip Leyla'nın yanıldığını söyleyecektim. Hem belki ben de onun umut ışığı olurdum.

Yatakta, yıldız pozisyonunu alıp kulaklıklarımı takmış ve arkadan subliminal açıp gözümü kapattım. Ardından metodu denemeye başladım.

Hadi Neslihan, bu sefer başarıcaksın, inanıyorum kızım sana. Bunca yıllık emeğin bugün son bulacak ve sen başaracaksın.

Gibi olumlamalar yaptıktan sonra saymaya başladım.

1,2,3,4,5,...,100,101,102,...,444.

Başardım, shifting ile gerçeklik değiştirdim...

Son olumlamaları da yapıp, metodu uyguladıktan sonra ful odaklanmaya çalıştım. Gözümün önünde ki ışık patlamalarını ve cr'me ait olmayan sesleri fazla önemsememeye çalıştım ama nafile.

Kalbim deli gibi atıyordu, çünkü bunca yıllık shifter hayatımda ilk defa bu kadar çok belirti alıyordum. Bu benim için bir ilkti.

Aradan ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordum, çünkü belli bir zaman sonra gittikçe bulanıklaşan zihnim ile kendimi uykunun kollarına bıraktım.

...

Ansızın omzumu dürten bir şey fark ettim. Zorlasamda gözümü açamadım. Biraz daha kendime geldiğimde vücudumun her yerinde ağrılar hissettim. Sonra burnuma leş gibi kokular gelmeye başladı. Tahminimce alkol ve sigara kokularıydı.

Acaba yanlışlıkla farklı bir gerçekliğe mi shiftlendim?

Güç bela gözlerimi araladım ama görüntü gelir gelmez burnumun dibinde bir silüet gördüm.

Korkuyla sanki mümkünmüş gibi geri çekildim, ardından yüzüme okkalı bir tokat yedim.

Evet daha ne olduğunu idrak edemeden tokat yemiştim. Sonradan ise her şey yerli yerine oturmaya başladı.

Ben, ben shiftingi başarmıştım. İnanamıyorum, ben gerçekten shiftingi başarmış mıydım?

Evet, sonunda yıllar süren bu emeklerim karşısında shiftingi başarmış ve gerçek yuvama kavuşmuştum!!!!

Ve daha demin ki tokat ise bunların rüya olmadığını kanıtlıyordu.

Ben, düşüncelerimin arasında kaybolmuşken bir el saçlarımdan tutup beni havaya kaldırdı. Hadi ama ya ilk günüm böyle mi geçecekti?

Acı içerisinde gözlerimi elin sahibine diktim. Hafif uzamış sakalları, kirli atleti ve pijaması ile karşımda sanki iğrenç bir yaratık vardı. Evsizlere benzeyen tipi ve nefret dolu bakışları ile yüzüme yaklaştı.

Ama bir dakika, bu yüz bana çok tanıdık geliyordu. Hafızamı biraz zorladım ve bu kişinin kim olduğunu hatırladım. Hatırladığım kişi ile gözlerim ve ağızım olabildiğince açıldı.

Seo İn-guk!!!

Kore'nin ünlü aktörü Seo İn-guk!

Benim aşk adamım Seo İn-guk!

Onun burada ve bu tip ile ne işi vardı? Ayrıca neden böyle davranıyordu? Normalde melek gibi adamdı sonuçta.

"Lan bu saatte ne uykusu he? Dün akşam yediğin dayaklar az geldi galiba!" Her konuşmasında burnuma en iğrencinden alkol kokuları geldi.

Sen böyle bir insan değilsin İn-guk. Yapma bunu ve kendine gel! Sen benim tanıdığım en tatlış aktörlerdensin.

Ardından tam bir tokat daha atacakken telefonu çaldı ve benden uzaklaştı.

Aslında korkmuştum, çünkü olaylar bir anda gelişmiş ve doğal olarak anlamamıştım. Ama sonra aklıma scriptim geldi.

...Annem, kardeşim ve abim silahlı bir saldırı yüzünden ölüyorlar. Ben de babam ile birlikte yaşıyorum...

Yani bu durumda İn-guk'un kızı oluyordum, acaba annem kimdi?

Umarım doom at your servicede ki partneridir..

Bakışlarımı geri İn-guk'a, yani babama çevirdim, sinirli bir şekilde telefon ile konuşuyordu. Dikkatinin dağılmasını fırsat bilerek hızlıca evden çıktım. Binanın içinde alelacele ayakkabılarımı giyerek sokağa inip, yürümeye başladım.

Ne yapacağım, bilmiyordum. Nereye gideceğim, onu da bilmiyordum. Öyle başı boş sokakta yürürken rastgele bir durağa geldim.

Durakta öylece dikilirken omzumda bir el hissettim. Yavaşça arkamı dönüp karşımda ki kişiye sorgular bakışlarımı atmaya başladım.

Karşımda uzun, oldukça yakışıklı ve benim yaşlarımda bir çocuk duruyordu. Yalnız taş gibiydi vesselam. Hakkını yememek lazım.

Şaşkın gözler ile ona bakarken, o baş ve işaret parmağını birleştirip hafifçe alnıma vurdu. Bunu beklemediğim için birazcık bocaladım. Ama hemen kendime geldim ve elimi sızlayan yere koyup ovaladım.

"Ne oluyor ya? Ne yaptığını zannediyorsun?" Diye çıkıştım. Tamam taş gibi olabilirsin ve seni beğenmiş olabilirim, ama tanımıyorum sonuçta değil mi?

Benim bu tepkime nazaran karşımda ki çocuk oldukça rahattı.

"Hadi ama Yu-na, bu halin ne senin?" Diye hafif bir şekilde kıkırdadı. Belli ki yakın bir arkadaştık ama şuan önemli olan o değil di.

Çünkü ben yıllar sonra beleşe(gerçi yıllarımı verdim beleş sayılmaz.) hayalimde ki ülkeye gelmiştim, gezip tozmak istiyordum. Onunla uğraşmak ve kısıtlı olan vaktimi harcamak istemediğim için göz devirip tekrar yürümeye başladım.

Ama adımımı atamadan beni durdurdu. "Nereye gidiyorsun?" Derken yönümü kendine doğru çevirdi.

Ah, ben de bilsem nereye gittiğimi. Daha adını bile bilmiyordum. Ama öğreniriz, no problem.

Bilmem dercesine omzumu silktim. Oda bir adım geri çıkıp üstümü inceledi.

Hayırdır? Böyle bir incelemeler falan, ne oluyoruz?

O, bana öyle bakmaya devam ederken ne var diye bende baktım. Upsss...

Üstümde siyah, kısa kollu ve göbeğimi tamamen ortada bırakan bir crop, altımda ise bembeyaz bir eşofman vardı. Sevgili babacığımdan kaçacağım diye üşüdüğümü bile fark etmemiştim.

Hemen kollarım ile karnımı ve sırtımı örtmeye çalıştım. Üşüdüğümü belli etmek istememiştim ama belli ki iyi bir oyuncu değildim.

"Yu-na, Tanrı aşkına bu halde mi dışarı çıktın? Aklın nerede senin?!" Diye çıkışmaya başladı. Haklıydı, bu havada da böyle dışarı çıkanı bende sorgulardım. Hava dehşet soğuktu çünkü. Ama evde dahi olsan bu havada da hangi akılla crop giyersin be kızım?

Ama onun kim olduğunu ve yakınlık derecemizi bilmediğim için sadece omuz silkmekle yetindim. O da derin bir nefes aldı ve üzerinde ki montu çıkartıp omzuma bıraktı.

Aman aman neler oluyordu? Ne bu hareketler beyefendi?

"Gerek yok, hem üşümüyorum." Diye reddetmeye çalıştım, ama onun kaşları iyice çatıldı. "Kızım, sen iyi misin? Neyse itiraz yok. Bak otobüsü kaçırıcaz." Diyerek beni gelen otobüse itekledi. Bende daha fazla ısrar etmemiş ve sesimi çıkarmayıp onu dinlemiştim.

Benden beklenmeyen hareketler, fazla çaktırmayın.

Etrafa bakındım ve boş olan ikili koltuğu gördüm. Yanımda ki çocuğun kolunu dürtüp orayı işaret ettiğimde ikimiz de o tarafa ilerleyip oturduk. Otobüsün içerisi gayet boştu, tekte tükte kişiler vardı. Onlarda tahminimce liseli öğrencilerdi.

Hâlâ nereye gittiğimizi bilmiyordum, acaba beni kaçırıyor muydu? Sorsaydım eğer sıkıntı çıkar mıydı?

Deli gibi uykum vardı. Gözlerimi açık tutamıyordum. Zaten daha fazla dayanmak da istemedim. İlk önce gözlerimi kapatmış, sonra da boşta kalan kafamı ise koyacak yer ararken aşırı rahat olan yere rastladım. Bu yastık gibi yerin ne olduğunu pek önemsemedim ve kendimi uykunun kollarına bıraktım.

Yaklaşık yarım saat sonra birinin ismim ile bana seslendiğini duymuydum. Burada bile doğru düzgün uyumak için rahat vermiyorlardı!

Gözlerimi hafif araladığımda, adını hâlâ bilmediğim çocuk ile göz göze geldim. Ve o ânın büyüsü ile bir kaç saniye bakıştık.

Kalp atışlarım neden hızlandı ki şimdi? İlk görüşte de aşık olmamışımdır, değil mi?

"Yu-na, hadi uyan." Diye sitem ediyordu. İyice kendime geldiğimde kafamı kaldırıp gözlerimi ovaladım.

Bir dakika ben kafamı onun omzuna mı koymuştum? Demek o yüzden bu kadar rahattı.

"Yu-na kalksana. Bak bu sefer de durağı kaçıracağız." Diyerek omzumu dürttü.

Oğlum bir dur da ayılalım yahu!

Otobüsten inip gözlerimi etrafta gezindirdim. Nereye geldiğimizi öğrenmek için etrafı iyice taradım. Ama önümüzde kocaman bir okul vardı. Gerçekten shiftingi başardığım ilk gün okula mı gidecektim?

Ben gezip eğlenmek istiyordum.

Oflayarak ona döndüm ve kaşlarımı olabildiğince çattım. Belki sinirli görünürsem bir şekilde ikna eder ve okuldan tüyerim diye düşündüm. Peki karşımda ki bu doğal afet yemiş midir bunları?

"Vallaha hiç öyle bakma, eğer bir gün daha devamsızlık yapsaydın okuldan atılırdın." Yuh yani, bir gün bile gelmesem okuldan mı atılırdım? Kim bilir geçmişte neler yaptım. Ama tam da benlik bir hareketti. Hangi gerçeklikte olursam olayım okulu sevmezdim.

Tekrar oflayarak okula döndüm. Ama bir adım bile atmadım, çünkü ben gezmek istiyor, Kore'de ki güzellikleri görmek ve yeni kişilerle tanışmak istiyordum.

Tam kaçmak için geri geri gidecekken bir anda kolunu boynuma atarak beni kendine çekti. Hayır... Kalp atışlarım bu ani hareket yüzünden hızlanmıştı.

Bak çocuk tehlikeli sularda yüzüyorsun, (Kazım ağa misali) bilesin.

Ona çatık kaşlarım ile bakarken o, sadece hafif gülümseyip omzumda ki eli ile kafama olabildiğince yumuşak bir şekilde pat pat yaptı.

Ben harbi ölüyore..

Ben de tekrar oflayarak ellerimi montun cebine soktum ve onun adımlarına ayak uydurmaya başladım. Demek ki kurtuluşumuz yoktu bu beyefendiden.

Sınıfa girdiğimizde sadece iki sıra boştu. İkisi de cam kenarında ve en arkanın bir önüydü. Hızlı adımlar ile cam kenarına geçtim, gözlerimi ona çevirdiğimde ise arka taraftaki dolaplardan birini açıp, içinden hırka çıkarttı ve geri kapattı. Elinde ki hırkayı hızlı adımlar ile yanımda ki sıraya oturup bana uzattı. Tahminimce onun hırkasıydı, çünkü benim olamayacak kadar büyüktü bedeni. "Al bunu giy, sınıfta mont giyersen terleyip hasta olursun."

Ah, bu kadar iyi davranmak zorunda mısın? Daha kim olduğunu, nasıl hitap etmem gerektiğini ve aramızdaki ilişkiyi bilmiyorum.

Ben hâlâ ona bakarken o, çoktan montun fermuarını açıp üzerimden çıkarmış, ardından hırkanın kollarını teker teker kendi kollarımdan geçirmişti. Üzerimde ki hırkanın sağını solunu düzelttikten sonra fermuarını da boynumun biraz aşağısında kalacak şeklinde çekmişti. Montu ise alıp karşı duvarda ki askılığa asıp tekrar yerine oturmuştu.

"Yu-na neyin var söyler misin?" Aramızda ki sessizliği ilk o bozdu. Onun bana karşı sorduğu soruya hafifçe kafamı sallayıp cevap verdim. "Bir şeyim yok. Sadece yorgunum, merak etme." Diye kestirip attım. Ama inandı mı diye sorarsanız eğer, bunu da cevaplayım. Tabi ki inanmamıştı.

"Bak normalde hayatta böyle davranmazdın. Hatta seni buraya getirdim diye aşırı yaratıcı olan küfürlerini sıralardın. Ama şuan çıtın çıkmıyor."

Aaa, çok ayıp. Ben ve küfür mü? Hiç yakıştıramadım canım.

Ona karşı tam dönüp gözlerimi kıstım. "Ne yani sana küfürler etmemi mi istiyorsun? Eğer isteğin buysa benlik bir sıkıntı yok." Dedim. Hemen iki elini de birden teslim olurcasına kaldırıp, kafasını salladı. Onun bu tavırları nedensizce hoşuma gitmeye başlamıştı.

"Hayır yaa, ben o anlamda mı dedim?" Kollarımı göğsümde bağlayıp hafifçe kıkırdadım. "Ee, söyle o zaman, hangi anlamda dedin?" Fakat sanki ilk defa kıkırdadığımı duymuşçasına gözleri irileşti. "Bir dakika, sen daha demin güldün mü? Hem de bana? Yoksa bana mı öyle geldi?" Galiba, harbiden de ilk defa duymuştu.

Tam ağzımı açıp bir şey diyecektim ki "Si-woo!" Diye bağırarak yanımıza gelen kız tüm dikkatimizi dağıttı.

"Si-woo'nun hammına!" Diyerek dişlerim arasından mırıldandım, ardından duyan var mı diye etrafa bir göz attım. Tamam, kimse duymamıştı. Derin bir nefes alıp verirken o gelen kıza döndüm.

Acaba kız kardeşi miydi? Diye düşündüm. Ama bir anda yanımda ki çocuğun boynuna atladı. Garibim ne yapacağını bilmediği için sadece tek eli ile kızın sırtına pat pat yapmıştı.

Adının Si-woo olduğunu öğrendiğim çocuk, bu hareketten rahatsız olduğunu belli etmesine rağmen kız oralı olmamıştı. Ah tanrım, şeytan git saç baş giriş diyordu. Ama sakin kalmalıydım, daha ilk günden olay çıkarmak istemiyordum.

"Si-woo gelmişsin, neden haber vermedin ki?" Diye mızmızlandı. Şaka mı bu? Bebek gibi hareketler yapıyordu.

___________________________________________

Evet yavaş yavaş tekrardan bölümleri düzenlemeye başladım.

Bunu atıp yatıyorum ve sabah uyandığımda o güzel yorumlarınız ile karşılaşmak istiyorum...

Noğlarrrrrrrr

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.