Selamlar uzun süre sonra tekrar buradayım
Bana kalırsa ficin son bölümünün üzerinden aylar geçtiği çok fazla bir okunma gelmeyecek ya da etkileşim almayacak ama sadece bir kaç istek olduğu için öylesine yazdığım ve fici düzene sokmak istediğim için tekrar bir aradayız.
Önceki bölümlerden doğrusu pişmanım çünkü karakterler bir smutshotta gibi fazla hızlı yakınlaştılar. Fakat aklımda güzel fikirler var. Eğer yeterli etkileşim alırsak ve isteğim gelirse güzel bir kurguya dönüşecek.
Oy ve yorumları unutmayın. Kısıtlama yaparak sizi baskı altında bırakmak istemiyorum. Beni üzmeyin lütfen:(
Neyse lafı uzatmayalım
İyi okumalarr
⚝
Ağzını penisimde ileri geri savurmaya devam ederken arsızca gülümsedi. Dilini çarpık hareketlerde deriye çektiğinde nefes nefese inledim.
"Kırmızıların,
Hayatım boyunca gördüğüm, göreceğim en güzel şeyler..."
Sözleri içime bir hançer misali saplanırken, anın tadını kaçırmaktan uzaklaşıp, yaşadım onu ve taşlaşmış yüreğimi yakmadan ısıtan güzelliğini.
Penisimi ucundan dibine kadar ağzına çekerken dayanamayarak saldım kendimi.
Sonunda o güzel ağzına patlamıştım.
•
•
Uzun bir seksten sonra sonsuz hayatımda ilk defa bu kadar rahatlamış hissediyordum. Açıkçası bu tuhaftı. Evet, baya tuhaftı. İlk defa insan bir partnerim ölmemişti ve bu beni şaşırtıyordu.
Belli ki, zamanla güçlerimi daha da kaybediyordum ve buna alışmak zor olacaktı. Ama ben Jeon Jungkook'tum, illahaki bir şerefsizlik yapıp güçlerime kavuşurdum.
"Hey."
Yatağın bir ucunda anadan doğma şekilde, çoktan duştan çıkmış ve pantolonunun kemerini bağlayan Taehyung'un şu dakikalarda biraz öncesi kadar dikkatini çekmiyordum sanırım. Benim içimde tuhaf bir sızı olsa da, o sikine bile takmıyordu. Sekste duyguya bakmayanlardan olmalıydı.
"Hey, sana diyorum alt tabaka insan."
"Ne var?"
Piç.
"Nereye? Kiliseye günah çıkartmaya mı?"
"Yok, taş toplamaya amınakoyayım. Şeytan taşlayacağım." dedi özellikle gözlerime bakıp.
"Pislik..."
Seksi ve keskin hatlara sahip üst vücuduna beyaz renk bir gömlek geçirirken, bakışlarım kıvrımlarında geziniyordu. Sadece bir kaç dakika önce deliğimi sarmalayan uzun parmakları, düğmelerini teker teker takarken pek de özen gösteriyor gibi değildi.
"Siz insanlar hep böyle misiniz?"
Hâlâ siklenmediğim gerçeği yüzüme çarparken ben de aynı şekilde siklemeyip konuşmaya devam ettim. Çünkü kimse beni umursamayacak kadar önemli değildi. Ben vardım burada yani!
"Yani... Hep böyle bırakıp gider misiniz? After sex-"
"Toplantıya gideceğim Jungkook."
"Ne toplantısıymış bu?"
Gömleğini tamamen giyindikten sonra çekmecede uzandığı koyu siyah bir kravatı boynundan geçirdi ve düğümlemeye başladı.
"Kilise toplantısı." dedi hâlâ dalgaya alarak. Neyseki odağım boş laflarında değildi.
O uzun ve kemikli parmaklarının yeşil kumaşa her bir dokunuşunda içimde ufak bir sızı meydana geliyordu. Yutkunmuştum ister istemez.
Keşke o kravatı bileklerimden geçirsen...
Aynaya karşı işini hallederken benimle göz teması bile kurmadan yanıtladı ve karışan saçlarını düzeltti. "Fetişlerini kendine sakla çakma melek."
"Çakma melek sana bi çakar, feleğini şaşırırsın."
"Tch tch tch... Ayıp."
Sinirlerimi bozuyordu. Hazırcevaplığı ve patavatsızlığı sinirlerimi bozuyor; bu kadar yakışıklı ve seksi olması çok daha fazla bozuyordu.
Hem bir dakika.
Bir dakika... Ne?
"S-Sen nasıl duydun?" dedim aniden ayaklanırken. O sırada Taehyung'un saçlarıyla ve giysileriyle işi son bulmuş, bana doğru dönerek ellerini cebine atıp yavaşça adımlamıştı. Adımları dibimde olmasına rağmen hâlâ ilerlemeye başladığında ister istemez ben de geriye doğru adımlamış, bir kaç adımın ardından yatağa takılıp oturmuştum. O sırada gidecek yer kalmayınca, yatakta kalçalarımın iki yanından destek alarak yüzüme eğilen beden; dudaklarını aralamıştı.
"Ne bok olduğun hakkında en ufak bir fikrim yok. İnsan olmadığın kesin tabi... Keza bu ateş saçan gözlerin, eşi benzeri yok."
Oh...
Evet.
"Eğer ki dediğin gibiyse... Yani cehennemden sürgün edilip bir bebek olarak dünyaya düştüysen -ki bu deli saçması- senin için yapabileceğim en ufak bir şey bile yok. Bu evde olmanın tek nedeni, sokağa bırakmamın vicdanımı sızlatacağı bir bebek olmandı." Gözlerimden başlayıp gövdeme doğru oyalanmadan süzdükten sonra dudağının bir kenarı havalandı. "Fakat görüyorum da... Pek de bebeğe benzer bir hâlin yok."
Sessizlik arasında sesli yutkunuşum duyulurken, ellerini iki yanımdan çekti ve geriye doğru adımladı. "Evimde başkasını istemiyorum."
"Ne?"
O şaka mı yapıyordu?
Bir bebek olmasam da, güçlerim olmadan bir sik yapamazdım. Ne yapacaktım yani? Sokaklarda alt tabaka insanların arasında mı yaşacaktım? Zaten sikik insanların arasında bile olmak midemi bulandırırken, sokaklarda falan yaşayamazdım!
"Anladığını düşünüyorum. Evimde başkasını istemiyorum. Tabii yeterli paran varsa, neden olmasın?"
"Para mı?"
Sesli bir kahkaha attı bir anda. "Siktir ordan... Paranın ne olduğunu biliyorsundur umarım."
Resmen dalga geçiyordu.
Zaten bu nasıl ortamdı ki?! Ben mi şeytanım o mu belli değildi! Resmen ezilmiş ve bitik hissediyordum. Bu! Bu benim tahtımı sallandırırdı! İtibarımı zedelerdi!
Bir şeyler yapmam lazımdı.
Evet, kesinlikle bir şeyler yapmam lazımdı.
"Neyse ne. Ben gidiyorum çakma melek. Geldiğimde evim boş olsun mümkünse."
Çantasını da alıp giderken son anda kendime gelmiş gibi altıma onun boxerlarından birisini geçirip arkasından seslenmeye başladım.
"Hey! İnsan! Baksana sen bana!"
Arkasından ilerlerken arabasının anahtarını almış ve beni umursamadan kapıya yönelmişti. "Dinlemiyor musun sen beni? Hey!"
"Ben nerede kalacağım peki? Para dediğin her neyse, getiririm sana. Büyüyle halledilir-"
Bir anda arkasını döndüğünde sesim kesilmiş, gözlerim beklentiyle benden uzun bedenin çakmak gözlerine tutunmuştu. Hey hey bir dakika... Bu ıslak his de neydi böyle? Gözlerim! Ulan ne oluyor?!
Gözlerini kıstı ve gülümseyerek kafasını yukarı aşağı salladı. "Başının çaresine bakarsın."
"Bakamam!" Ellerimi birbirine kenetleyip, kalçamı ona döndüğüm anda; kalçam da hissettiğim sesli ve sert şaplak ile yerimden sıçradım. Hızla elimi kalçama götürüp oluşturdum. "Auch!"
Kıkırtısı daha da sinirimi bozuyordu.
"Bence de bakamazsın."
"Bakamam işte bakamam!"
Son çare ona doğru ilerleyip şeytan kimliğimi devreye soktum.
Dudaklarımı büzmüş, büyük ve saçma bir şekilde ıslak olan gözlerimi onun gözlerine kenetlemiş ve yüzümü yana doğru eğmiştim. Ellerimi boynuna sarmalarken, boğazından net bir yutkunuş sesini duyabiliyordum.
Hah, şimdi kıkırtısı durmuş gibiydi sanki?
"Biraz daha kalayım mı seninle?" Sesimin abartılı olmayacak şekilde tatlı ve yumuşak çıkmasına özen gösteriyordum. "Lütfeeeen..."
"Siktir..."
"Hm?"
Bir anda kendine gelmiş gibi boynundaki ellerimden kurtulurken sadece göz devirmekle yetinip bedenimden uzaklaştı. Tam kapıdan çıkıp gidecek derken, aniden durmuş ve yavaşça bana doğru dönmüştü. Yüzünde muzip bir sırıtış vardı.
"Çok istiyorsan kalabilirsin."
Ondan duymayı en son beklediğim sözleri duyunca istemsizce gözlerim büyümüş, şaşırmıştım. Kaşlarım çatılmıştı.
"Ciddi misin?" Neden gülümsüyordum ki ben?
Ah... Bu insanların arasında iyice salaklaşmıştım.
"Hm hm, iyilik yapıyorum..."
Ben varya! Ben mükemmel bir şeyim! Nasıl iki dakikada mala bağladı, gördünüz mü? Gördünüz değil mi?
"Fakat her iyiliğin bir karşılığı vardır Jeon, bilirsin."
Gülüşüm yavaş yavaş solarken, kaşlarım ister istemez çatılmıştı.
Bilmeliydim ya! Altından bir bok çıkacağını bilmeliydim.
"Evin hizmetçisi olmaya ne dersin?"
Hizmetçi fantezisiyse olur.
"Sen akıllanmazsın Jeon."
Göz devirdim.
"Hadi ama... En fazla ne kadar zor olabilir?"
Omuz silkerek elindeki anahtarı şıngırdattı ve kapıyı çekmeden önce deliğimi kasacak kadar seksi bir şekilde göz kırptı.
"Göreceğiz Jeon...göreceğiz."
.
.
.
umarım önceki bölümlerle arasında uçurum fark yoktu. bu arada konusunu hizmetçi patron konusuna döndürmedim yanlış anlaşılmasın.
bölümü beğendiyseniz oy ve yorum atmayı lütfen ihmal etmeyin. aksi takdirde bölüm gelmeyecek, kusuruma bakmayın.


