İçeriğe geç

Şeytanını Nasıl Eğitirsin? |taekook|

Bölüm 10 · 7 dk okuma

Şeytanını Nasıl Eğitirsin? |taekook|

Bölüm 10

minik bir şeytan

Selamlarr tekrar ben

Bu bölüm için minik bir sınırlama koyacağım. Zaten etkileşimiz fazla yok o yüzden kolay olacak.

Sadece 20 oy 15 yorum istiyorum. Yavaştan etkileşim alalım ki kitabımız bilinsinn

Bölümlerin biraz daha yavaş gelebileceğini belirtmiştim umarım bana anlayış gösterirsiniz. Sınav senem olduğu ve maalesef mezun tayfa olduğum için oldukça yoğunum. Kitaplarımla çok fazla ilgilenemeyebiliyorum.

Özellikle de The Devil Baby benim devam ettirmeyeceğimi düşünsem de çok fazla istem üzerine tekrardan başladığım bir fic. Eğer ki bölümlerin daha hızlı geldiği, ukekook olan ve twin tae olan bir omegaverse arıyorsanız, Win Untouchable'a da beklerim. Taekookv olduğu için tuhaf gelebilir ama entrikanın bol olduğu bir fic.

Neyse lafı uzatmayalım ve bölüme geçelim...

İyi okumalar^^

•

flashback

•

"Evin hizmetçisi olmaya ne dersin?"

Hizmetçi fantezisiyse olur.

"Sen akıllanmazsın Jeon."

Göz devirdim.

"Hadi ama... En fazla ne kadar zor olabilir?"

Omuz silkerek elindeki anahtarı şıngırdattı ve kapıyı çekmeden önce deliğimi kasacak kadar seksi bir şekilde göz kırptı.

"Göreceğiz Jeon...göreceğiz."

•

•

jungkook

Bazenleri bir şeytan olduğum için kendimle gurur duyuyordum.

Tanrım... Resmen bu aptal insanların boş beleş laflarıyla saatlerce kendimi yormama gerek kalmadan, güçlerim sayesinde her şeyi yapabilirdim. Bir şeytan prensi olduğum için diğer iblislerden üstündüm. Her ne kadar güçlerim sekteye uğrasa bile, benim için çocuk oyuncağı olurdu.

Komutan bey evden çıkalı yarım saati aşkın olmuştu ve ben karnımda hissettiğim tuhaflıkla baş etmeye çalışıyordum. Cehennemde de sıklıkla duyduğum uğultu sesleri, şu anda karnımdan geliyordu ve bu korkunç bir şeydi.

"Bu ne sikim ayol..."

Elimi karnıma götürüp yer yer cimcik atarken, tek amacım bu uğultu ve gurultuyu sona erdirmekti. Bunun ne olduğuna dair en ufak bir fikrim bile yoktu. Tabii bu normaldi. Sonuçta her ne kadar dünyaya olan kaçamaklarım fazlaca olsa da, onlara dair tek bildiğim iblislerden daha iyi seviştikleriydi.

"En çok da komutan olanları..."

Evin orasında burasında gezinirken aklımda cirit atan adamın dediklerini düşünmeye başlamıştım. Kaşlarım çatık, gözlerim kısıktı ve ben karşıma çıkan ilk koltuğa kendimi atıp tavana bakıyordum.

"Evin hizmetçisi ne yapar ki?"

Hizmetçilerin fantezi önlüğü falan olmaz mıydı? Ya da kediden kulakları...? Hah! Tavşan kulakları da olabilirdi!

Ah tavşanlar... Cehennemde üç tane ateşten tavşanım vardı.

Onları düşününce yüzüme bir hüzün düştü. "Blossom, Bubbles, Buttercup... Kim bilir ne hâldesiniz yavrularım..."

Babaları çatık kaşlı dedelerine fark ettirmeden eve gelip onları kontrol edecekti tabiki! Hatta dedelerinin donlarını da çalacaktı! Evet! Kesinlikle!

"Hm..." Tekrar tekrar düşüncelere dalarken, Taehyung'un temizlik yapmam gerektiğini söylediğini hatırladım. O gıcık hâlleriyle bana nasıl burun kıvırdığını hatırlayınca ise göz devirdim. "Temizlik yapamayacağımı zannediyor bir de. Hah! Çok da güzel yaparım."

Bir anda gaza gelince anında ayaklandım. "Siz beni hiç tanımamışsınız Komutan Bey."

Aniden kalkınca ise gözümün önünde simsiyah dumanlar olmuş, şoka girmemi sağlamıştı. "Bismillah. Noluyor lan!"

Düzelirken anında eski gaza gelmiş hâlime dönmüştüm. Elimi yumruk yapıp havaya kaldırdım. "Benim bir lafım vardır tamam mı! Temizlik imândan gelir!"

Ne alaka? Asla günlerimi kullanmayacaktım.

°

3 saat sonra...

°

"Dünyayı sikeyim!"

Sorun şu ki, şey...

Güçlerimi kullanamıyordum.

Bir kaç saat önce şu işe başlarken yüzümdeki şeytan sırıtmamla güçlerimi açığa çıkartmaya çalışırken, bitmek üzere olduğunu ve neredeyse yok olduğunu fark etmiştim. Görünen o ki yalnızca bir kaç kıvılcım yaratabiliyordum ve bu bir sike yaramazdı. Belki biber közlerdik.

Kafayı yiyeceğim! Hatta biber bile közleyemezdik! Çünkü parmak uçlarımdan çıkan her bir kıvılcım inanılmaz bir acı ve kızarıklık yapıyordu. Bunun neden olduğunu bile anlamamıştım ve bildiğim tek bir şey vardı ki, gerçekten acıtıyordu.

Sonucunda ise... Evet.

Son üç saattir kendi öz iradem ve mükemmel becerilerim ile evi temizlemeye çalışıyordum. Şimdi soruyor olabilirsiniz, üç saattir ne sik yalıyorsun diye. Hemen açıklayayım.

Bu ev asla temizlenmiyordu. Ne yaparsam yapayım, hâlâ en başında gibiydim. Oysaki her şeyi doğru yaptığımdan da emindim!

Evin dizaynı kötüydü bir kere!

"Ah güzel çiçekler..." Bir elimle onları seviyor, bir elimle -normal su olmadığından- siyah su(?) döküyordum. "Eminim ki, buranın ışığında çok daha iyi fotosentez yapacaksınız." Ve gülümseyerek tuvaletten çıktım.

Aslında dizaynı birazcık değiştirmiş olabilirdim.

Örneğin aylak aylak dolaştığım üç saat öncesinde aklıma takılan kendim için yoga yerini ararken Komutan Bey'in odasındaki yatağın berbat bir enerjiye sahip olduğunu fark etmiştim. Her şeyden önce o siyah ve gri renkteki oda, kasvet basıyordu. Biraz canlılık katmak için en yakın zamanda canlı bir renge boyayacaktım.

Adımlarım yukarı kattaki büyük odaya gittiğinde gördüğüm ilk manzara ikili yatak ve üzerine serpilmiş kurumuş gül yapraklarıydı. Nedensizce kendimi kötü hissederken, bunun saçmalığını düşündüm.

Taehyung'un sonuçta düne kadar bir sevgilisi vardı. Özlem gidermiş olabilirlerdi değil mi? Bu normaldi. Ortada kaşlarımın çatılmasını ve dudaklarımın büzülmesini gerektirecek en ufak bir şey dahi yoktu!

Sinirle yatan örtüsünü alıp her bir köşesinden tutup birleştirerek üzerindeki gül yapraklarıyla beraber odanın balkonuna çıktım ve aşağıya serptim. Sonuçta yaprakları ziyan etmeye gerek yoktu, değil mi? Bu şekilde hepsi bahçede bir sürü gül ağacı olurlardı! Gül ağaçlarıyla ilgiliydim bu arada. Baya bilgiliydim çiçekler hakkında bu arada.

Yatak örtüsünü omzuna atıp dışarıdan derin bir nefes çekerken, bir kaç saniyeliğine de olsa yorgunluktan ve karnımdaki depremden ayrılıp, kendimi güzel havaya bırakmıştım. Gözlerimi yummuş, gülümsemiştim.

Derin bir nefes çektim ciğerlerime. "Ah... Ne güzel bir hava-"

Aniden sözümü yarıda kesip, gözlerimi sonunda kadar açmamın sebebi: günlük güneşlik havada bir anda gök gürlemesiydi.

Anında hava bulutlarla kaplanıp, güneş ortadan kaybolurken siktiri çekmiştim.

Sanırım son sefer babamı biraz fazla kızdırmıştım. Kendince beni cezalandırıyordu. Beni izlediğinden adım kadar emin olduğum için havaya bakıp seslendim.

"Özlemek için biraz erken değil mi babacığım ya? Merak etme bugün kimsenin sikini eritmedim-" Sözlerimi kesen evin bahçesine düşen yıldırımdı.

Evet!

Evin bahçesine yıldırım düşmüştü!

Ayaklarımı kıçıma vura vura içeriye kaçarken, adeta dilimi yutmuştum. İçerideyken ise, ilk gök gürlediğinde elimdeki yatak örtüsünü refleksle aşağıya attığımı yeni fark etmiştim.

"Etini kemiğini sikeceğim artık... Nedir benim bu şansım."

Tereddütle tekrar balkona çıkarken, yağmurun yavaştan başladığı belli oluyordu. Yavaş adımlarla korkuluğa yaklaştım ve kafamı bahçeye eğdim.

"Lan."

Beyaz renkteki yatak örtüsü tamamen bahçeye örtülmüş, şanslı yıldırım da tam ortasına çakılmıştı.

Üzerindeki "Canım Oğlum" yazısından bahsetmiyorum bile.

•

2 saat sonra...

•

taehyung

Uzun zamandır konuşamadığım dostlarımla görüştükten ve kısa bir toplantıya katıldıktan sonra sonunda evime gelebilmiştim. En fazla 3 saate eve gelmem gerekirken, trafik yüzünden 2 saat daha beklemiştim.

Yorgun ve açtım. Evde bir kaç şey atıştırıp, direkt olarak uyumayı düşünüyordum.

Mümkünse yalnız.

Islıkla tatlı bir melodiyi çalarken arabamı evin garajına doğru yönlendirdiğim sırada, evi inceleyen bakışlarım ön taraftaki balkonda ufak bir farklılığı sezmiş gibiydi.

"Çiçeklerim nerede...?"

Jungkook kaldırmış olabilir miydi?

Açıkçası tüm gün ne yaptığını çok merak ediyordum. O kadar manipüle etmeye çalıştıktan sonra 'onun deyimine göre' bir şeytanın nasıl yola geldiğini görmek eğlenceli olabilirdi.

Çiçeklerimi aklıma not ederken arabayı garajıma park ettim ve kemeri de çözdükten sonra arabadan ayrıldım. Garajdaki ve evin arka tarafına doğru giden tuhaf bir koku burnumu biraz sızlatmış, yüzümü buruşturmamı sağlamıştı.

Cidden tuhaf bir kokuydu. Sanki...

Yanık gibi...?

Yakınlarda bir yerde anız yakıyor olabilirler diye düşünüp umursamayacağım sırada, git gide artan ve yaklaşan kokuyla ister istemez şüpheye düşmüş; kokunun merkezi olan arka bahçeye ilerlemiştim.

Ve bir kaç saniyenin ardından görmeyi beklediğim manzara, tabiki de üzerinde Canım Oğlum yazan bir yatak örtüsünün beraberinde arka bahçeyi yer yer yakması değildi.

Maalesef aklıma tek bir kişi geliyordu.

Yüzüm milimine dek kaskatı kesilmişken şoktan zar zor çıkıp hızlı adımlarla eve doğru yürümeye başladım. O küçük şeytan dua etsin ki -bu biraz zor olur-, bu işin altından o çıkmasın! Keza öyleyse onu bu canım oğlum örtüsüyle sarıp, bu bahçeye gömecektim!

Kapıya vardığımda sinirden titreyen elimi zar zor cebime atıp anahtarı alırken içimden binlerce küfür sayıyordum. Anahtarlar arasında doğrusunu bulabilmek oldukça zorlu bir mücadele gerektirse de sonunda buldum ve kapıyı açtığım gibi içeriye daldım.

"Jeon Jungkook!"

İlk olarak kapının yakınındaki salona girdiğimde oranın bomboş olduğunu görmüştüm. Düşündüğümün aksine, gerçekten temiz görünüyordu. Hatta yerler...? Parlıyor muydu? Yoksa bana mı öyle geliyordu-

"Ahh!" Kaygan zeminden aniden kayınca kıçım kırılmış gibi acımış, seslice inlemiştim. Evet... Evet. Sakin olmalıyım. Yer kapaklandığım an gözlerime ilişen vileda kovasını ve içerisine dökülmemesini umduğum fakat boşa olduğuna da emin olduğum onlarca kayganlaştırıcı paketini görmezden gelmeliyim.

Gelemiyorum!

"Jungkook!"

Ayağa kalkmaya çalışırken tekrar yere kapaklanınca yüzümün sinirden mora dönmüş bile olabileceğini düşünüyordum. Fakat sakin falan kalamıyordum. Hele bir buradan kalkmayı başarayım... O zaman bu kayganlaştırıcıları götüne sokacaktım o küçük şeytanın!

Saniyeler sonunda zar zor doğrulmayı başarırken duvarlara tutuna tutuna evi aramaya başladım.

"Sakin olma-LIYIM!" Koridordan geçerken göz açıma giren tuvaletteki çiçeklerimi görmezden gelmek çok zordu!

Bu manyak evime ne yapmıştı ulan?!

"Evet... Derin nefes al Taehyung... Mutfağın ışığı açık..."

Yeni hedefim belli olurken neyseki o saniyelerde üst kattaki odamda nereden bulduğuna dair en ufak fikrim olmasa da, yatak başlığımın ve çalışma masamın pembeye boyandığını bilmiyordum.

"Jeon! Sen ne çeşit bir manyaksın lan-" Mutfağa girdiğim an istemsizce sözlerim ağzımda kaybolmuştu.

Çünkü üstü başı dağılmış hâlde; büzdüğü pembe dudakları, kızarmış minik burnu ve şişkin duran yanaklarıyla bir anda sinirimi kaybettiren minik bir şeytan kollarını tam da yemek masasına yaslayarak mışıl mışıl uyuyordu.

•

•

•

Bölüm sonu.

Umarım beğenmişsinizdir. Oy ve yorumları umarım eş geçmemişsinizdir. Sınırlamanın altında kalırsa bölüm gelmeyecek maalesef. Derslerimle ilgileniyorum biliyosunuz bebeklerim

öptüm yanaklarınızdan adioss

Bölüm sonu

16 yorum