İçeriğe geç

Şeytanını Nasıl Eğitirsin? |taekook|

Bölüm 23 · 6 dk okuma

Şeytanını Nasıl Eğitirsin? |taekook|

Bölüm 23

resmi şeytan gguk

selamlarrr uzun bir aradan sonra tekrardan sahalardayımm. bu aralar biliyorsunuz daha çok S&M ile ilgileniyorum. bu arada oraya de beklerim, muazzam bir fic oluyor. lafı fazla uzatmada bölüme gecelimm bakın yorumsuz okumayın, gerçekten sinirlerim bozuluyor. sonra yeni bölüm diye yakama yapışıyorsunuz. azcık insaf be! iyi okumalar ♡ jungkook's pov "Şimdi ben doğru mu anladım? Kimlik çıkınca ben askere gitmek zorunda mı olacağım yani?" Ofladı bıkmış gibi Taehyung. "Evet Jungkook. yüzüncü soruşun." diye sonunu da ekledi. Anında kucağındayken dizlerim üzerine yükselmiş ve ellerimi havaya kaldırmıştım. Evet bu arada evimizde, koltuğumuzda kucağında oturuyordum. Çünkü canım ve kahyası öyle buyurmuştu! Var mı diyeceğiniz, hm? "Ama bu çok saçma! Ben askere falan gitmek istemiyorum! Yok mu bunun çaresi ya Taehyuuuung~" Dudaklarımı büzüp tatlılıklar yaparken tekrardan kucağına yerleştim ve kollarımı boynuna doladım. Gözleri dudaklarımdayken dudağımın kenarına ufak bir öpücük kondurdu. "İstesem tüm parayı basarım da, ben gidince burada tek kalmanı istemiyorum güzelim. Gözümün önünde ol diye. Büzme o dudaklarını hemen." Belimdeki elleri orayı daha çok kavrayınca göğüslerimiz birbiriyle adeta bütün oldu. Her ne kadar evde göt büyütmek adına biraz daha zorlamak istesem de sonradan aklıma dank eden dedikleriyle kaşlarımı çattım. "Nasıl yani? Orada senin askerin mi olacağım şimdi ben?" Bir dudağının kenarı usulca havalanırken kafasını salladı. Yaramaz gülümsemesiyle boynuma sokuldu. Boynum ve çenem arasına öpücüklerini kondururken sesi boğuk çıkıyordu. "Evet yavrum... Askerim olacaksın." Bıyık altında gülümsemeden edememiştim. Elini saçlarıma götürdüm ve buklelerimi doladım parmaklarıma. "Hmm... ne kadar sürecek peki bu?" "1 ay." "1 ay mı?!" diye bağırırken tabiki de biraz önceki cilvemden eser yoktu. Hayvan gibi bağırdığımdan Taehyung da şok olmuştu tabi. Olsundu! Gerizekalı! "1 ay ne be! Bordo bereli mi yetiştiriyorsun gerizekalı?!" Omuzlarına attığım tokatları bileklerimden tutarak durdurdu. "Ne vuruyorsun Tanrı aşkına! Aslında 2 sene yapman lazım! Teşekkür edeceğine vuruyorsun bi de." "1 sene 11 ayı ödedikten sonra iflas mı ettin be fakir adam! Çulsuz pislik! Pühh sana be!" "E oha ama Jungkook." "Ay pardon." Biraz bokunu çıkartmıştım. Hemen boynundaki kollarımdan destekle boynuna sarıldım ve yanağıma değen saçlarına öpücük kondurdum. "Fakir ve çulsuz değilsin, şaka yaptım." "Pisliğim yani?" "Yok, o da şakaydı." "Kassızım bi de?" "Terminatör gibi adamsın be ne kassızı- Ne? Bi dakika, ben sana kassızsın demedim bi kere!" Göz devirip burun kıvırırken ellerini kalçalarıma götürüp bedenimi kucağından koltuğa indirdi ve yavaşça ayaklandı. "Ben anlayacağımı anladım." Ona yüzümü ekşiterek baktım. "Ayhhh trip atan erkek, hiç sevmem! Zaten o bıyıklarını da kestin ya, oradan anlamalıydım. Askerlik bize kaldı kızlar!" deyip kahkaha atarken, sonradan harbiden askerliğin bana kaldığını hatırlayınca yüzüm ciddileşti. Çığlık çığlığa ağlamamak için zor duruyordum şu anda! "Hey! Kim Taehyung!" Çok sinirliydim ve ben sinirliyken çok kararlı olurdum. Askere maskere de gitmeyecektim. Beni bu davadan kimse de döndüremezdi! "Ben askere falan da gitmiyorum! Sıkıysa götür lan! Yiyorsa!" • • • taehyung's pov "Taehyuuuung! Siyah pelerinimi de koydun mu valize?!" "Evet, evet! İn artık!" Yukarı kattan bağıran Jungkook yaklaşık 2 saatin sonunda neyseki teşrif edebilmiş ve merdivenli adımlamaya başlamıştı. Altındaki minicik şortuyla. Kolundaki minik çantasına biraz önce dudaklarına yedirdiği vişneli lipbalmını yerleştirirken yüzündeki gülümsemeyle dibimde bitti. "Gidelim hadi, ne bakıyorsun tren görmüş manda gibi ayol." Sadece iki elimle tuttuğum birinin benimken kalan üçünün Jungkook'un olduğu valizlerin kolluklarını bıraktım. "Gitmiyoruz bir yere. Çıkart şu altındakini." Gözlerini, anlamadım, der gibi kırpıştırırken elini beline koydu. "Pardon? Sen hayırdır be?" Tanrım... Aslında şu anda gerçekten sinirliydim ama o kadar tatlı ve şımarıktı ki, bir şey diyesim de gelmiyordu. "Ne pardon? Çıkart altındakini diyorum. Otele değil askeriyeye gidiyoruz." Kaşları havalandı, gözleri etrafta dolanırken dudaklarını büzdü bir şey düşünür gibi. Sonrasında arkasına döndü ve ellerini kalçalarına götürdü. "Kelebekler abartı duruyor değil mi? Of... tahmin etmiştim!" derken parmak uçlarıyla arka ceplerindeki beyaz tül kelebekleri işaret ediyordu. Elimi alnıma götürüp başımı ovalarken, o bir kaç adım ötedeki boy aynasından kalçalarındaki kelebekleri inceliyordu. İncelerkenki kızarık yanakları ve lipbalmın da getirisiyle kıpkırmızı olmuş parlak dudaklarıyla öyle tatlıydı ki, gülümsememe engel olamamış; ona doğru adımlayarak arkasından sarılmıştım. Çenem boynu ve omzu arasına yerleşmiş, dudaklarım tenini okşamıştı. "O kadar güzelsiniz ki, ölebilirim prensim." Kıkırdarken kollarım arasında dönüp ellerini boynuma doladı her zamanki gibi. Dudaklarını birbirine bastırmış, parmakları üzerinde yükselip duruyordu. "Ölme ama Sebastian." "Ölürüm sana yavrum." Ellerimi incecik beline doladım, sertçe göğüslerimizi çarpıştırdım. Ardından ise ellerimi belinden kalçalarına indirip sıktım. Öyle cilveli kıkırdıyordu ki, delirmemek elde değildi. Başını eğdi yana. "Ölür müsün gerçekten?" "Hm hm..." Burnumu burnuna sürttüm ve tam dudaklarına ufak ufak öpücüklerimi sıralamaya başlamışken, bir anda aralık dış kapı açıldı ve her zamanki donuk ifadesiyle Minho içeriye girdi. Dudakları aralanmış, bir antiromantik gibi yüzünü ekşitiyordu. "Kendimi gavat gibi hissediyorum." Tabi kaşla göz arasında adamın kardeşini götürüyordum ama yapabileceğim bir şey yoktu. Benim evimde kalıyordu lan. Bi zahmet sussundu o da. Sonradan bakışları Jungkook'un kalçalarındaki ellerime kaydı. "Jungkook o şort ne salak mısın sen? Askeriyeye gidiyorsun." Oh... neyseki gerçekten de gavattı. "Sen sus sesini." Biraz saçma konuşuyordu benim bebeğim ama tatlıydı. "Çıkartacaktım zaten. Karışamazsın bana." diyip çatık kaşlarıyla orta parmak çekti. Gözleri üzerinde olan Minho'nun bir anda gözlerinin kırmızıya dönüşmesiyle irkilmeden edemedim. Tam o anda Jungkook'un da parmağını indirip acıyla inlemesi bir olmuştu. "Aa! Acıttın ama hyung!" Bir saniye, o dokunmadan parmağını mı... Tanrım, buna hiç bir zaman alışamayacaktım galiba. Jungkook sinirle kollarım arasından çıktıktan sonra ayaklarını yere vura vura yukarıya tekrardan çıktı ve bize yukarıdan bir bakış attıktan sonra gözden kayboldu. "Ne kadar sürecek bu askerlik?" derken bile donuk ve burun kıvıran ifadesinden vazgeçmeyen Minho'ya sinirlenmiyordum çünkü asıl karakterinin böyle olduğunu ve kötü niyetli olmadığının farkındaydım. Ama ağzına bi tane yapıştırasım da gelmiyor değildi. "Nerede gri baggy jeanim benim!!!" Evet, görünen o ki Jungkook neredeyse 1 saat daha bekletecekti. Bu nedenle dış kapıdan yaklaşık 2 metre uzaktaki salonumun kahve deri koltuğuna kendimi bıraktım ve elimi kafamın altına yerleştirdim. "1 ay sürecek." Nedensizce lafı uzatasım da gelmişti. E ben de uzattım. "Aslında 4 ay daha iznim vardı ama askeriyede iç karışıklık çıktığı için tekrardan çağırdılar. 1 aylığına gitmem gerekti benim de. Ama Jungkook'u burada tek bırakamayacağım için onu da götüreceğim." "Ben tekim ama! Beni düşünen yok." Tabi bir anda Minho'dan böyle bir tepki beklemiyordum. Ağzım açık kalmıştı. O da sonradan alay eder gibi güldü. Ardından ise karşıdaki kahve deri koltuğa uzanıp aynı benim gibi kolunu ensesine koydu. "Bakma mal gibi şaka yaptım. Zaten benim buraya gönderilme sebebim babamın her ne kadar Jungkook'u cezalandırmak için dünyaya yollasa da, merak etmesiydi. Merak edilecek bir şey olmadığını da gördüğüme göre bugün dönerim ben de evime... Sonunda buradan aldığım marşmelovları orada ateşte pişirebileceğim için heyecanlıyım!" Ciddi ve sert ifadesiyle bunları söylüyor oluşu cidden çok tuhaftı ama insanın dinledikçe de dinleyesi geliyordu. Ama o anda aklıma ayrı bir şey takıldığı için konuşmasını bölmeden edemedim. "Jungkook artık benimle olacak. Onu kendimden bile korurum ben Minho..." Bakışlarım bu sefer ona değemiyordu. Koltukta doğruldum ve dirseklerimi bacaklarıma yasladım. "Ben Jungkook'a aşık oldum." Yüzünü bana doğru dönerken yumuşak bir gülümseme belirdi yüzünde yavaş yavaş. Gözlerini yumdu. "Aşk ne bilmiyorum Taehyung, ben bir şeytanım. Ama aranızdaki hislerin cehennemde yerinin olmadığına da eminim." Tekrardan göz göze geldiğimizde güven verici bir ifade takınmıştı yüzünde. "Ona iyi bak." Kafamı salladım dudaklarım istemsizce gerilirken. "Şüphen olmasın." "Ben geldiiiim!!! Gri baggy jeanimi bulamadım ama Tanrım... Şu beyaz kot şortun güzelliğine de bakın- AYY AMAN!!" diye bir anda merdivenlerde beliren Jungkook sözlerini tamamlayamadan merdivenlerden kayarken, ben daha adımımı atamadan zemin kata inmişti bile. Ben ona iyi bakardım da, o kendine iyi bakabilir miydi orası meçhuldü. Yere yapışmışken yüzünü yavaşça kaldırdı ve tavşan dişleriyle gülümsedi. "Ben iyiyim!" Ne tatlıydı ama... • • • bölüm sonu. farkındayım son bölümler cidden sıkıcılasmaya ve rutinlesmeye başladı ama emmmmin olun ki askeriye için bir sürü planlarım varrr gelsin taelouslar jeonlouslarr ayyyy bir sonraki bölümde görüsmek üzere hadin bye

Bölüm sonu

4 yorum