öncelikle bahsetmek istediğim bir şey var. yorum hiç gelmediği için cidden çok kızgın ve kırgınım. emeklerimin boşa sayıldığını iliklerime kadar hissettim. bir daha da yb erken gelsin diye yazmayın mümkünse, kendi canım nasıl isterse o zaman atacağım. üzgünüm ama hevesim kırıldı. •• selamlarrr yepyeni bir bölümle karsınızdayımm bölümler biraz geç geliyor farkındayım, sebebi başlıca artık FBO üzerine yoğunlaşmam ve bitirmeye çalışmam. ama bu bebeğimi de boşlamak istemiyorum. yani bir de burası yine iyi WU'ya 1 aydan fazladır atamadım çok üzücü neyse iyi okumalar bebeklerim yorumları unutmayın öptümm •0• jungkook's pov Taehyung adamının saçımın mor olduğunu söylemesi üzerinden yaklaşık 15 dakika geçmiş ve aynada saçlarıma baka baka söylenen ben sinirle kaşlarımı çatıyordum. "Saçlarım neden böyle oldu ya?!" Taehyung arkamdan geldi ve ellerini belime sarıp kendine ait olan beyaz tişörtün açıkta bıraktığı omzuma öpücük kondurdu. Aynadan bana baktığını hissedebiliyordum. "Bence çok tatlı oldun." "Kessene sen sesini! Bak Taehyung bak. Saçıma bak." Kolları arasında ona dönerken alnıma dökülen mor tutamlardan birini tuttum ve ona gösterdim. "Neden üzülüyorsun ki? Gerçekten tatlı oldu-" "Neden pembe değil?!" Gerçekten de sinirlerim bozulmuştu! Hayır diyelim saçım renk değiştirdi de, ne diye mor olmuştu yani! Ben toz pembe istiyordum işte. Taehyung anlamamış gibi alık alık baktığından kaşlarımı çatarak konuşmaya devam ettim. Bi boku da anlasa şaşardım zaten. "Bu saçları değiştirmenin çaresi yok mu şimdi?" "Jungkook, ne gerek var Tanrı aşkına? Çok tatlı gözüküyorsun, bebek gibisin." "Sensin bebek be, gerizekalı." Göz devirerek kollarını bedenimden çektiğinde gideceğini anlamıştım ve hemencecik kolunu tuttum ve bedenini kendime döndürdüm. Şimdi onun kaşları çatıktı, inatlaşıp durduğum için sinir ediyordum tabii. Ellerimi boynuna sardım ve parmak uçlarımda yükselip çenesine öpücük kondurdum. Bununla beraber o da ellerini belime sardı ve yüzünü boynuma gömüp kokladıktan sonra öpücük kondurdu. "Taehyung." "Hım?" "Şimdi biz birbirimizi öpüyoruz ya." "Hım hım." "Öpüştük de ya." "Evet minik şeytanım." "Hani bir de elleştik ya." Yüzünü boynumdan çekti ve yüzüme doğru eğildi. "Tamam Jungkook. Evet?" "Yani ne olduk biz şimdi?" En başta duraksayan mimikleri sonradan değişti ve dudağının bir köşesi havalanırken yüzünü kaldırıp dudaklarını birbirine bastırdı. Gözlerini de yummuştu ve galiba bana gülüyordu. Göğsüne bir tane yapıştırdım. "Mal mısın, ne gülüyorsun?" "Gülmüyorum." "Gülüyorsun!" Bir tane daha yapıştırdığımda elimi tuttu ve bir anda hiç. Beklemediğin bir şekilde bir elini arka uyluğumdan diğerini belimden geçirerek bedenimi kucakladı. Çığlık atıp rezil olmamak için elimi ağzıma götürdüm. Hala gülümsüyordu. Tanrım... çok yakışıklı ve çekiciydi. Ama onun bunu bilmesine gerek yoktu. "Aynı salağa benziyorsun." "İnsan sevdiğine benzermiş." Gözlerimi büyüttüm hemen duyduğumla. "Kim lan o orospu?" Gülüşü dondu anında. "Tövbe tövbe." "Cevap ver." "Kim olacak? Sensin tabiki." Biliyordum tabiki ben olduğumu ama sevdiği kişiye salak dediği için üstüne alınmamıştım. Bir de, onun ağzından duymak içindi tabii. Eh bi zahmet söylesindi yani! Onu da mı ben yapaydım! Dudağımı ağzımın içine çekip ısırırken gülümsedim ve boynundaki ellerimi sıkılaştırıp yüzüne yaklaştım. "Seviyor musun beni?" İkimizin de gözleri dudaklarımız ve gözlerimiz arasında mekik dokurken o da benim gibi gülümsüyordu. "Sevilmeyecek gibi misin sanki?" Kıkırdadım. "Öyleyim dimi?" O kafasını sallarken ben elimi şakağına götürdüm ve yüzümü yana eğerek güzel üst dudağını dudaklarım arasına aldım. En başta oldukça yavaş ve sakin olan öpüşmemiz maalesef aşağıdan duyulan gürültülü çığlıkla kısa bitmiş ve ikimiz de irkilerek dudaklarımızı ayırmıştık. "İmdat!!" Minho hyung bağırıyordu. Tanıdık sesi duyunca pek de umursamadan tekrardan komutanıma döndüm ve tekrardan dudaklarına öpücüklerimi kondurmaya başladım. Bu sefer de o çekilmişti. "Jungkook. Abin-" "Bir şey olmaz." "Ama-" "Kapa çeneni ve öp beni." Sessiz sözlerime kıkırdadıktan hemen sonra tam tekrardan dudaklarımızı birleştirdiği sırada bir anda odanın kapısı açılmış ve bize doğru koşturan abim çığlık çığlığa Taehyung'un kucağına atlamıştı. Evet, kucağında ben varken. "Ne oluyor be mankafa!" diye çığırmamın sebebi tabiki de Taehyung'un kucağına bir kişi fazla biletimin olmaması değildi! Abim için endişelenmiştim. Yani ağlıyordu sonuçta. "Fare... Fare var!" • • • Evi terk etmiştik. Artık ev onlarındı. Jimin'lerdeydik ve her hayırda bir şer olduğu gibi Jimin'i gördüğüm için çok mutluydum. Çünkü Taehyung'un dışında tek anlaşabildiğim kişi oydu sanırım. Diğer arkadaşları da çok iyilerdi ama Jimin'le uyum sıçıyorduk. Şu anda da Jimin ve ben onun odasında cilt ve saç bakımı yapıp dedikodu yaparken 5 dakikada bir kapıyı çalan Taehyung tekrardan kapıyı çalıyordu. Her halde onun hakkında yaptığımız dedikodular kulağını çınlatmıştı. Ee oh olsundu, banane. Jimin de yüzündeki bembeyaz jel maskeyle kapıya koşturdu ve saçındaki havluyu çıkartarak kapıyı açtığı gibi o sarı havluyla Taehyung'a vurdu. "Ah! Ne vuruyorsun lan?!" "Amına kodumun oğlu. Ne diye gelip duruyon lan? Yine ne oldu?" "Acıktık ya. Ne biçim ev sahibisin sen?" "Eve damladınız haber vermeden. Ne bok yiyeyim? Benim daha kendimi doyuracak yemeğim yok bir de yemek istiyor piç." Ben de yatakta kapıdaki Taehyung'a flörtöz gülümsememi sunmakla ve mor saç tutamlarımla oynamakla meşguldüm. Göz göze geldiğimizde göz kırptım ve onun çatık kaşları yumuşadı ve yüzünü yana eğdi. Tabii o anda Jimin "Lan ne dikiliyorsun!" diye bağırdığı anda yerinden sıçrarken hemen tekrar eski haline geldi ve boğazını temizledi. "Kes be sesini cüce. Jungkook'u almaya geldim. Beynimi yıkamışsınız kesin." "Yoo yıkamadım daha. Hem siktir git içerde otur, bakım yapıyoruz." "Daha? Yıkayacaksın yani?" "Tabiki! Sana yedirir miyim ben bu çocuğu." "Ne yapıyorsanız yapın." Taehyung göz devirerek gidecekken ona tekrardan gülümsememle duraksadı ve gözlerini kısıp içeriye daldı. Hızlı adımlarla yatakta uzanan bedenime yaklaşırken heyecanla gözlerim büyüdü ve üstüme çuvallanan bedenle kahkaha attım. Taehyung ellerini iki yanıma koyup üzerimde yerini aldı ve burnunu burnuma sürttü. "Öğk!" Jimin de kudursundu. "Sen ne diye öyle tatlı tatlı gülümsüyorsun?" "Bilmem ki." Kahkahamı tutmaya çalışırken belirginleşen gamzelerimi öptü bu sefer de ve dudaklarımdan kısa bir öpücük çaldı. "Yanıma gel güzelim ya. Sıkıldım içerde." "Abim ne bok yiyor orda?" "Uyudu, horul horul başımı şişirdi." Kaşlarımı kaldırdım. "Tch. Yok gelmem." "Neden? Gel işte ne yapacaksın bu cüceyle?" "Sizi duyuyorum!" "Dedikodu yapıyoruz ama..." "Ee benimle de yaparsın." "Ayda yılda bir dedikodu getiriyorsun onda da kimden öğrendiğini söylemiyorsun? Ne anladım ben onu dedikodudan?" derken kaşlarımı çatıp dudaklarımı büzdüm ve kollarımı birbirine doladım. Tabii büzülmüş dudaklarıma üst üste öpücükler konduracağını da biliyordum. "Taehyung... Jimin de burda." "Değil." Yüzümü kankime döndüğümde odadan çıktığını ve elinde battaniyeyle kapının önünden geçtiğini gördüm. Galiba abime götürüyordu. "Olabilir. Utandırma sen yine de beni." "Ama bebek gibisin." "Öyleyim zaten biliyorum." "Bu bebek amma da mütevazıymış." Aniden gelen telefon sesiyle Taehyung elimi cebine attı ve kimin aradığına baktı. Kaşları çatılmıştı. "Kimmiş?" "Jaehyun." "O kim be?" "Baş çavuş. İşle ilgili olmalı." Kendi kendime hmm'larken telefonu açıp üzerimden kalkan ve yatakta oturur pozisyona geçen Taehyung'un dinlemeye başladım. "Alo?" "..." "Nasılsın kardeşim?" "..." "İyi bende, ne olsun?" "..." "Neden ki? Bir sorun mu var?" "..." "A-Anladım... Ben hazırlığımı yaparım. Sorun yok." "..." "Tamam. Kendine iyi bak." "..." "Görüşürüz." Telefonu kapatırken yüzünde oluşan gergin hissettiren mimikler sinirimi bozduğu için hemen sordum. "Ne olmuş?" Bir şey söylemek yerine iç çekti. Yatakta zaten sırt üstüne uzanan bedenimin üzerine uzandı ve kafasını göğsüme yasladı. Elleri de belime giderken parmakları bulunduğu yeri okşuyordu. Ben de kendi ellerimi saçlarına götürdüm ve okşamaya başladım. "İznim bitti." Saçlarındaki parmaklarımı hareketlerini durdururken kaşlarım çatıldı. "Ne demek iznim bitti?" "Askeriyeye dönüyorum." Kafasını kaldırırken ben de kafamı indirdim ve göz göze geldik. "Ve sen de benimle geliyorsun."
Bölüm 22
soldier flower
