İçeriğe geç

Şeytanını Nasıl Eğitirsin? |taekook|

Bölüm 12 · 6 dk okuma

Şeytanını Nasıl Eğitirsin? |taekook|

Bölüm 12

prens jeon ve sebastian

se lam larrrrrr

yazarınız geldii

bu bölümü cok severek yazdım o yüzden bakın bol bol yorum bekliyorum gercekten hevesim kırılıyor bakın lütfen

yıldızımıza da basıldıysa simdiden iyi okumalarr

öptüm yanaklarınızdan muck

°0°

jungkook's pov

10 dakika kadar önce Komutan Bey çok fazla sinirlerimi bozduğu için ona terliklerimi fırlatınca kaşı patlamış, o da beni tüm ev boyunca koşturmuştu.

"Jeon Jungkook! Gel buraya!"

Sorun şu ki, hâlâ koşturuyordu.

"Ko-Komutan Beyciğim! Sakin olun! Ay- Konuşarak çözebiliriz!" Nefes nefeseydim.

Bedenim git gide daha da insan bedenine uyum sağlasa da, şu anda tam olarak şeytan formundan uzaklaşmış değildi. Doğal olarak şeytan dürtülerimle bir insandan daha hızlı koşabiliyordum. Fakat arkamdaki yaratık bir insandan bile hızlı olacak ki, her geçen saniye bana daha da yaklaşıyordu.

"Gel buraya dedim!" Resmen kükrüyordü canavar!

"Hoşt! Kışt!"

Yemek masasının bir köşesine geçmişken, o da karşı köşesine geçmiş bir şekilde kaçmamı bekliyordu. Ne tarafa adımlasam o tarafa gidiyordu!

"Ne hoşt kıştı?! Köpek mi kovalıyorsun?"

"Köpekten betersin be sen! Manyak sinir hastası Sivas Kangalı! Hoşt lan! Belediye hâlâ zehirlemedi mi seni!"

Kendimi koruma amaçlı masanın üzerindeki aksesuarları ona fırlatırken, her birini kusursuz bir refleksle tutuyor fakat resmen küplere biniyordu. Bugün beni öldürmezse iyidi.

"Jungkook!"

"Çok abartıyorsun Komutan Beyciğim. Ne yaptık sanki, sadece kaşın patladı-"

"Lan!"

"Ay!"

Yerimden sıçradım. Tam ne diye bağırıyorsun gerizekalı, diye çığıracakken; ufak bir şey yaşanmış ve dudaklarım arasından "Hiiiih!" diye korku dolu bir ses yükselmişti.

"Sen bittin!"

Ve Taehyung masanın üzerinden atladı.

•

•

"Bak işte ben dememiş miydim? İki dakikalık iş işte. Ne gerek vardı öyle kuduz köpek gibi bağırmaya? Tüm mahalleyi ayaklandırdın. Hatta cehennemdeki evime kadar gitmiştir havlamaların! Hah, bak şunu da yapıştırdıııık. Bi tek üst taraf kaldı tamam mı uslu köpecik?" Elimi çenesine götürüp ovuştururken, dudaklarımı büzüp alnına öpücük kondurdum.

Tamam... Birazcık nasıl bu hâle geldiğimizden bahsedeyim.

Bu Komutan Bey birazcık kudurduğundan masada üzerime atladıktan sonra her ne kadar beni döve döve öldüreceğini düşünsem de öyle bir şey olmadı ve tam üzerime düştüğü sırada, tam filmlerdeki gibi romantik bir sahne yaşandı.

Ben sırt üstü uzanır hâldeydim, o üzerimde kollarından -pardon aşırı kaslı kollarından- destek alır vaziyette idi. Saçları yüzüme değiyordu. İkimiz de koşturduğumuz için nefeslerimiz birbirimize çarpıyordu. Ve tuhaf bir şekilde, kuduz köpek sakinlemişti.

Hatta biraz, fazla sakinlemişti...?

Sonra tatlı olduğunu düşündüğüm bir gülümseme sundum ve tatlı bir teklif sundum. "Kaşını tedavi edelim olur mu, tatlım?"

Sonuç olarak şu anda o koltukta ben ise onun kucağında kaşındaki yarayı tedavi etmekle uğraşıyordum.

Fazla sakindi. Konuşmuyordu, sadece alık alık izliyordu. Dakikalardıe sadece ben konuştuğum için biraz fazla konuşuyormuşum gibi gelmişti ama hayır! Tanrım, böyle bir şey mümkün müydü? Ben çok konuşmazdım bi kere!

Hem, bir dakika? Tanrım mı?

Ne biçim şeytanım lan ben!

Yara bandını aldım ve ne ara çatıldığını bilmediğim kaşlarım, bir şeye uğraş verdiği için istemsizce aralanan dudaklarım ile bozulan mimiklerimi düzeltmeden konuşmaya devam ettim.

"Hem ben anlamıyorum ki, sen ne diye bu kadar sinirleniyorsun? Seni sinirlendirecek bir şey yapmıyorum bile! Tatlı, minik, şeker, biraz da serseri bir şeytanım ben."

Bakışlarım sadece kaşında olduğu için birazcık şaşı gözüküyor olabilirdim, umarım öyle değildi...

"Sanki sinirlenince çok mu güzel oluyor! Hah! Beni korkutuyorsun oğlum! Mal mal bağırıyorsun... Amacın ne yani!"

Bandı yapıştırırken biraz acımış olmalı ki, gözleri yumuldu, dudaklarından tıslamaya benzer bir ses çıktı. Bir tane yapıştırdım omzuna.

"Salak. Tabi acır canın! Sen ne diye beni sinir ediyorsun ki! Bir de bana kızıyor aklı sıra! Hah!" Bandı yapıştırırken daha da bastırdım. Parmağımla üstünü iyice geçtim. "Demesen öyle saçma sapan aşk meşk, ben sana sinirlenip de atmazdım o terliği! Ama ohooo nerdeee? Sen anca bana suç at. Jungkook da Jungkook! Jungkook ancak laf yesin-"

"Jungkook."

"Bak yine. Yine ne yaptı Jungkook? Ne yaptı yani bu çocuk? Zaten babası bu çocuğu daha 800'ünün başında, gençliğinin baharında evden atmış. Bu çocuk kimsesiz! Bu çocuk gariban! Sana sığınmış be adam! Sen ne diye garibanı itip kakarsın! Pis adam pis pis-" diye sinirlenip ellerimi göğsüne vururken, bileklerinden tutup durdurdu.

"Jungkook!" Ve yine yerimden sıçradım.

"E-Efendim?"

Gözlerimi yummuş, sakinleşmek ister gibi derin bir iç çekmişti. "Sus, lütfen bi sus."

Kaşıyla işim bittiği için; bileklerimi bıraktı ve ellerini belimin iki yanından geçirip bedenimi kucağından indirdi. Yavaşça ayaklanırken, koltukta oturur vaziyette ona bakıyordum.

Sinirimi bozdupu için yakından konuşmak istedim ve ayaklanıp bana arkasını dönmüş adamın sırtına doğru konuştum. Aramızdaki boy farkı daha da sinirimi bozuyordu ve bu... evet, ve'si yok, sinirimi bozuyordu yani!

"Dur bakalım koca oğlan! Sen bana emir veremezsin, tamam mı? Ben senin gibileri cebimden çıkartırım alooo!" Arkasını döndü. Boğazımı temizledim. "Şey."

"İki saniye sus Jungkook. Sus!"

Sinir bozucu adam... Hâlen daha bana emir veriyor?

Sen benim babamın kim olduğunu biliyor musun lan?

Tam arkasını dönmüşken, tekrar o sakinleşmeye çalışırken kullandığı sesli nefesinden aldı ve gözü seğirerek bana doğru döndü.

"Ve iç sesini de sustur."

Sanırım istemsizce, telepati yapmaya devam ediyordum.

"Ay pardon."

•

•

•

Diyeceksiniz ki, of Jungkook ne bu zaman atlaması lan?! Yeter artık! Ama yapacak bir şey yok. Paşalar gibi dinleyeceksiniz! Kölemsiniz siz benim.

Şaka yaptım kızmayın hemen.

Hah, ne diyordum...

"Babam da cezam için dedi ki, donyoyo gondoroyocokson! bor doho donmomok ozoro! Aynı bu şekilde söyledi! Yani benim sesim daha yeni öyle çıkmadı, babişimin sesi kalındır. Yanlış anlama tamam mı? Hah bu arada belki anlamamışsındır, dünyaya gönderileceksin! bir daha dönmemek üzere! dedi. Ben taklit yaptım."

Taehyungie ile arabadaydık. O şöför koltuğunda, ben de yanındaki koltuktaydım. Taehyung en başta arkaya oturmam için -benim direksiyona da girişmek isteyebilme olasılığımı göz önünde bulundurmuşmuş, peh- her ne kadar dil dökse de, kesinlikle kabul etmemiştim. Sinirlenmişti, parmağımın üstüne yükseldim, öptüm alnından, hemen sakinleşti kuduz köpek.

"Ben de dedim ki, ne?! dünyaya mı?! Çünkü şaşırmıştım. Şaşırınca bağırdım, evet. Öyle dedim babama! Çok heyecanlıydım! Çünkü ben dünyayı seviyorum. Bizim ordan daha eğlenceli. Sürekli ateş topuyla günahkârlara vurarak tenis oynamak sıkıcı. Başka yaptığım hiç bir şey yok yani, tabi sevinirim!"

Tam o sırada Taehyung hayatım boyunca gördüğüm en seksi hareketi yapmış ve tek eliyle pizza hamuru döndürür gibi direksiyonu döndürmüştü.

Of be! Sıcaklamıştım ulan!

Bakışlarım bir kaç gün önce içimi ezen o kemikli parmaklarında gezinirken, konuşmama devam ettim. "Tabi s-sonra babam bana demesin mi, bebek olarak düşeceksin dünyaya diye! Dedim ney?! Şaka yaptım, Ney diyemeden postaladılar zaten beni. Gözlerimi bi açtım, baktım senin kapının önündeyim. Sonrası malum..." Yaramaz bir sırıtışla, gözlerine bakarken; keskin bakışları ile karşılaştık. Elimi uzattım ve işaret parmağımla boynu ve çenesi arasında kısa bir yol çizdim. "Biraz tatlı bir tanışma faslına girdik."

VE YÜZÜNDEKİ O MUZİP GÜLÜMSEMEYİ GÖRMENİZ LAZIM! TANRIM! TANRIM O DA NEYDİ?

BEN NEDEN TANRIM DEYİP DURUYORUM?!

Benim kendimden bir şeyler anlatmam ve onun dinlemesi -şüpheli- ile bir kaç dakika daha geçti ve büyük bir binanın yakınlarında arabayı durdurdu. Konuşmadığı için daha da boğuklaşan sesiyle konuşmuştu. "Geldik."

"Aynı anda mı?"

"Komik değil Jungkook."

Ben kendi esprime gülerken o çoktan arabadan inmiş ve benim de inmemi beklemeye başlamıştı. Evet, daha çok beklerdi.

O da asla inmeyeceğimi bildiğinden dışarıda kös kös durmayı bıraktı ve yüzündeki heyecanlı -aslında bıkkın ama ben yalan söyledim- ifadesiyle kapımı açtı. O kapıyı açana kadar kendi yıpranmış tırnaklarıma bakarken iç geçirdim. Bu tırnakların hâllolması gerekiyordu acilen!

Bıkkın ifadesiyle samimi olmayan bir gülümseme sundu. "Davetiye mi bekliyorsunuz Prensim?"

İnerken onun boşta olmasına rağmen bana yönelmesini sağladığım elini tutup destek aldım ve bir prens edasıyla arabadan indim. Hâlâ elini, havada olacak şekilde, tutmaya devam ederken; yüzümü ondan tarafa döndürürken; merakla sordum.

"Ne diye getirdin beni buraya Sebastian?"

Hey... Gülmüş müydü o?

Böyle güldürürüz işte koççum!

"Evimiz için alışveriş yapmaya prensim."

"Prensin yesin seni."

"Lan."

•

•

•

bölüm sonu.

ben varya bu kooku hüpletirim cok tatlı serefsiz

amk hele bi oglusuma kötü bi yorum yapın agzınıza sıcarım olm yedirtmem cocugumu

umarım bölümü begenmissinizdirr

bir sonraki bölümde görüsmek üzeree kendinize iyi bakın bebislerim

Bölüm sonu

8 yorum