İçeriğe geç

Şeytanını Nasıl Eğitirsin? |taekook|

Bölüm 13 · 6 dk okuma

Şeytanını Nasıl Eğitirsin? |taekook|

Bölüm 13

pelerin sorunsalı

•

•

taehyung's pov

Bu çocuk beni delirtecekti.

Bu çocuk en son beni delirtecekti!

"Sonra bubbles buttercup'la zemherideki marulları kemirirken blossom zorla havuç ektirdi bana! Blossom! Aptal tavşan! Ne diye bana iş çıkartıyorsun yani dimi! Bak kardeşlerin ne güzel marul yiyor! Sen de ondan ye! Ama yooook... Blossom durur mu hiç! İlla da tutturdu, ben havuç istiyorum ben havuç istiyorum diye. Ben de en son kıyamadım, gittim havuç ektim. Tabii zemheri biraz soğuk olduğu için yetişmedi, ben de gittim dünyadan aldım. Şakaaa! Şeytanım oğlum ben! Şip şak havuç yarattım bir sürü!"

O üç tavşanı öldürmek istiyordum!

Sakinleşmek ister gibi iç çektim ve yanımdaki bağıra bağıra otoparkı inleten çakma meleğe döndüm. "Jungkook..."

"Ne var?"

Her ne kadar, ne var değil, efendim demelisin diye uyarmak istesem de; benden kısa olan oğlanın o koca bambi gözlerine bakarken, ne diyeceğimi unutmuş saniyeler sonunda cevap verebilmiştim.

"Artık susmayı düşünüyor musun?"

Dudakları aralandı, gözlerim pembe dudaklara kaydı. Gözlerini kıstı ve biraz önce aralanan dudaklarını sinirlenmiş gibi birbirine bastırdı. Ve tam da o sırada uzun bir konuşma başlatacak olacak ki, derin bir nefes çekti. Benden önde yürümeye başladı.

Tanrım... Yine başlıyoruz.

"Sen bana çok konuşuyor falan mı demek istiyorsun? Sana hiç yakıştıramadım Komutan Bey. Ben sana hiç hakaret kullanmıyorum değil mi?... Hey! Bakma öyle bön bön! Bir tek Sivas Kangalı dedim. O da hakaret değil, kangallar güzeldir tamam mı? Haaaah! Bir de hayvan ırkçılığı yapıyorsun demek! İğrenç bir insansın! Bak bana! Ben insan olmamama rağmen senden iyiyim be. Ne ırkçılık ne kötülük ne kabalık ne art niyet hiç bir şey yok. Süt gibi çocuğum. Ama sen! Ancak sabahtan akşama kadar Jungkook sus, Jungkook yeter, Jungkook temizlik yap, Jungkook konuşma, Jungkook kaslarıma bakma, Jungkook da Jungkook! Sen kim köpek lan! Kangal yavrusu-"

"Kaslarıma bakma mı?"

Sözlerini bölmem ile havadaki oraya buraya sallanan el hareketleri gibi adımları da durdu. Gevezelik yaparken sürekli olarak aralanan güzel dudakları da kapanamadan duraksamıştı. Yüzünde ilk defa gördüğüm bir ifade vardı, büyük bir utanç ifadesi...?

Yüzümde ufak bir gülümseme oluştu. Ellerimi ceplerime attım ve minik şeytana döndüm. Benden kısa olduğu için boynumu eğmem gerekmişti, doğal olarak hemen dibimdeki güzel de yüzüme doğru yükseltti bakışlarını.

"Kaslarıma mı bakıyorsunuz yoksa, Prensim?"

"N-Ne kası be? Kaş dedim ben kaş. Uydurukçu Sebastian!"

"Yalancı..."

"Sensin o."

Tekrar önümden ilerlemeye başladı.

Otoparktan çoktan çıkmıştık. Jungkook'un artık evimde kalmasına müsade etmiştim. Hem yalnızlık zordu hem de içimde bir şeyler onu bırakmak istememişti. Sonuçta bebekliğini görmüştüm, elimde büyümüştü, her anlamda.

Cinsel şaka yaptım, gülün.

"Woah! Şu pelerine bak!" Belki de 20 metre ilerideki bir kostüm mağazasının vitrininde bulunan dracula pelerinine doğru koştuğunda, istemsizce ben de peşinden koşmuştum. Açıkçası onunla ilgilenmek istemiyordum fakat zorunda hissediyordum. Keza her ne kadar melekten bir farkı olmasa da bir şeytandı ve ortalıkta gezinirken şeytan olduğunu fark ettirebilecek bazı kontrol dışı güçleri bulunuyordu. Hiç olmazından tamamen insana dönüşene ve güçlerini tamamen kaybedene dek, gözetimim altındaydı.

Vitrin önüne geldiğimde benden bir kaç saniye önce gelen Jungkook'un ellerini cama yaslayıp pelerine baktığını gördüm. Yanına vardığımda ister istemez tepkisine bakmıştım. Ve baktıktan sonra baktığıma pişman olmuştum.

Keza içine bir galaksiyi hapsetmiş misali parlayan gözler, sanki ilk defa böyle bir şey görüyormuş gibi hayranlık dolu bakıyordu. Kahve irisleri kocaman bambi gözlerinde titrek titrek oynuyor, minik dudakları şaşkınlıkla aralanıyordu. Öyle ki, bu pelerine bakarken dudaklarının iki köşesi usulca havalandı ve gözleri ne kadar kalp krizi geçirdiğini bilmeyen bana doğru döndü.

Evet, konuşuyordu, görebiliyordum. Fakat duyamıyordum. Bilincim kapanmış gibiydi.

Ellerini gözlerim önünde salladı.

"Tahtalı köye mi gittin Sebastoşko?"

"Ha? Ne?"

"Kulaklar da gitmiş. Utan be utan. Daha 30'unda böyleysen 800'ünde ne olursun kim bilir?"

"Neyseki 800'ümü göremeyeceğim."

"Ağzından yel alsın. Öyle deme. Allah uzun ömürler versin Komutan Beyciğime." Öpücük attı ve elini çeneme uzatıp yeni yeni çıkmaya başlayan sakallarımı okşadı.

Tatlı tavşan.

"Ne biçim şeytansın sen be?" Merak etmeyin, sessiz konuşuyordum. Bizden başkası duyamazdı.

"Bu biçim şekerim. Beğenemedin mi?"

İster istemez kıkırdıyordum hareketlerine, belki biraz geveze, ukala, gıcık, kaba, uyuz, cahil, kötü ve azgındı ama tatlıydı da.

"Beğendim."

Son günlerde -artık insana dönüşüyor oluşundan mıdır bilinmez- değişmiş gibiydi. Belki de pek de tanımıyordum ama bir arada olduğumuz kısa sürede kendisini az da olsa tanıyabilme şansım olmuştu. Tanrım... Zaten Jungkook bırakmıyordu ki ben tanıyayım. Kendisi cehennemdeki 3 tavşanına -ki öğrendiğime göre adları Buttercup, Blossom, Bubbles- kadar her şeyi anlatmıştı.

Ellerini cebine atarken bir tanesini çıkarttı ve işaret parmağını cama değdirip pelerini işaret etti. "Bunu istiyorum."

"Ne?"

"Bunu istiyorum işte. Bana bunu al."

Nefes verdim. "Daha fiyatını bile bilmiyoruz Jungkook. Ve sadece ihtiyacımız olan şeyleri almaya geldik."

"Tamam işte ihtiyaç bu ya~" Dudaklarını büküyor, o gözlerini bana doğru yükseltiyordu.

"Hayır Jungkook."

"Ya ama lütfeeen~" Ben onu reddettikçe o bana doğru yaklaştı ve ellerini usulca boynuma doladı. Ve ben neden kendi ellerimin de o incecik beline uzandığını bilmiyordum. Ama bana aşağıdan bakan bu çocuğa bakarken, burunlarımız birbirine değerken, nefeslerimiz birbirine karışırken ve bu minik şeytan zarif ellerini kabanımın yakalarına götürüp okşarken, nasıl olur da ona çekilmezdim?

"Ya Komutan Bey yav... Lütfen diyorum işte. Ben siyah uzun şeyden istiyorum. Benim de olsun. Evde dolaşayım havalı havalı ben de..."

Şimdi ise normalde sinirlerimi hoplatmaktan başka bir halta yaramayan Jungkook'un neden o dudaklarını parçalamak istediğimi bilmiyordum.

Olay, seviştiğimiz gün zaten bitmemiş miydi? Neden böyle oluyordu şimdi!

Bir sik bilmiyordum. Örneğin ben neden şu an kabul ettim amınakoyayım?!

"Tamam alalım o zaman."

Kafayı yiyeceğim!

•

•

jungkook's pov

Özlediniz değil mi beni? Ben hiç özlemedim.

Şaka ya şaka... Ben de özledim.

Hem o mal Taehyung'tan dinlerken sıkılmadınız mı ya? Ohoo o anlatana kadar on yıl geçerdi. Bir de kesin beni kötü anlatmıştır gıcık.

Of ben ne anlatacağımı unuttum ya... Neyse devam edeyim.

O -adının pelerin olduğunu öğrendiğim- mükemmeliyeti cazibem ve cilvemle aldırdıktan sonra aradan 1 saat kadar geçmiş ve ben alışveriş merkezinde gördüğüm bir 3 vagonlu tren gördüp içine atlamıştım. Vagondaki çocuk ve annesi bana bağırmıştı, üzülmüştüm. Sonra Taehyung onlara bağırdı zaten. Haşmetlim.

Zaten ben çok üzülünce Taehyung beni de boş bir vagona bindirdi ve yanıma oturdu. Abi bize bu çocuklar için dedi ve izin vermedi ama Taehyung onunla konuşunca kabul etti. Konuşulunca her şey çözülüyormuş gerçekten! Çok iyi bir abiydi, anlayışla karşılaşmıştı harbiden. Hatta Taehyung da adamın iyi niyetinden dolayı biraz para vermişyi galiba.

Yoksa neden fazladan para versin değil mi?

Bu arada Taehyung enayi değil mi sizce de? Evetse 1, hayırsa 2 diyin. Desenize lan.

Neyse işte.

Sonra biz vagondan indik. Ve ben kayboldum.

Evet, pat diye de söyleyiveriyorum işte. Kayboldum!

Vagondan indikten sonra biraz gezindim ve bir süredir Taehyung nerde bilmiyordum. Bulunduğunda kesin beni öldürecek. Hatta eğer beni bulursa eve gidip kovalayacak.

Ve ileride bi adam bana bakıyordu. Oha bana geliyordu. Hoşt!

"Selam güzellik." Elini yanağıma attı ve makas aldı. Elinin tersine yapıştırdım.

"Ben mülteciyim abi."

Güldü mal gibi. "Güzel olduğun kadar komik bir kızsın da..."

"Ne kızı lan? Boyun kadar yarrağım var benim."

"Ha?" Tabii o anlayana kadar kıskanç evcil köpeğim çoktan beni bulmuş olacak ki, kahverengi deri olan yan çantasını adamın kafasına geçirmiş ve 10 metre kadar ileride olmasına rağmen 12'den tutturmuştu.

"Uzak dur lan!"

Hem haşin hem kıskanç bir komutandı.

Tatlı kaplan.

•

•

•

bölüm sonu.

bölüm pek içime sinmedi ama sizi de bölümsüz bırakmak istemediğim için yayınladım. diğer ficlerimde ve yeni bölümlerde görüşmek dileğiyle. öptüm yanaklarınızdanm>

Bölüm sonu

8 yorum