İçeriğe geç

Şeytanella

Bölüm 2 · 5 dk okuma

Şeytanella

Bölüm 2

Dans ➖ 2 ™️

Arkamı döndüğümde gördüğüm yüz ile dilimden ismi döküldü.

"Prens Edrian"

Kömür siyahı saçları ve gri gözleri ile karşımda duran adam önümde eğilmiş bir elini de bana uzatmıştı.

[Bak ben sana farklı birisi demiştim]

Tamam iç ses, anladık en haklı sensin. Ama dursan da ilk önce bu şaşkınlığımı bir gidersem.

Ben hâlâ şaşkınlıktan dilimi yutmuşken adam cevap vermediğimden olmalı ki kafasını kaldırıp bana baktı. Sert çehresiyle daha da karizmatik duran adam çatık kaşlarla bana bakıyordu. Gülümseyerek elini tuttum ve ayağa kalktım.

"Tabii ki de seve seve"

Adam ilk önce şaşırmış olacak ki ağzı açık kaldı, sonra da o da benim gibi sahte bir gülümseme sundu.

[Gülümsemesinin sahte olduğunu nereden anladın]

Tabii ki de anlıyorum iç ses, sahte gülümseme benden sorulur.

Onun beni sahneye çıkarmasına izin verdim. Sahneye çıktığımızda diğer elimi de tutup boynuyla omzunun arasına koyup, kendisi de ellerini belime yerleştirdi.

O sırada müzisyenler bir melodi çalmaya başladılar. Bizimle beraber diğer çiftler de uyumlu bir şekilde dans etmeye başladı.

Aklımda veliaht prens vardı, sonuçta bu baloya onun için gelmiştim ama şimdi ise Prens Edrian ile dans ediyorum. Hayat gerçekten tuhaf.

Neyse, biraz Prens Edrian ile dans ettikten sonra hızlı bir şekilde asıl hedefim olan veliaht prense yönelirim. Sonuçta adam bana gelmiyorsa ben ona giderim.

Dans etmeye devam ederken Prens Edrian'ın babası İmparator Edward derin bir tebessümle bizi seyrediyordu. Ben de ona tebessüm ettim.

Ben de diyorum ki, bu adam beni neden dansa kaldırdı, şimdi taşlar yerine oturdu.

Prens Edrian'ın kulağına yaklaştım.

"Beni babanızı memnun etmek için dansa kaldırdınız, di mi?"

İlk önce bana çok soğuk bir şekilde baktı. Sonra o da benim az önce yaptığım gibi kulağıma yaklaştı.

"Doğru bildin ufaklık, sadece babamın isteği üzerine seni dansa kaldırdım, yoksa yan dönüp bakacağım biri bile değilsin."

Tamam, hiçbir şey demedim. Ne bu sınır, anlamadım; yani hiç yakışıyor mu koskoca prense "masum" bir leydiyle böyle konuşmak.

[Hı hı çok masumsun canımın içi, kendin bile inanmadın]

Masumum, iç ses. Sen söyle, bu zamana kadar ne kötülüğümü gördün?

[Ne iyiliğini gördük desek daha doğru olur]

Sonunda melodi bitmişti, tam ellerimi prensten çekiyordum ki prens beni belimden tutup daha da kendisine yaklaştırdı. Ve kulağıma fısıldadı:

"İmparatora gözükmeden hiçbir yere gidemezsin."

"Nasıl gidemem ya, zaten adamın gözünün önünde dans ettik, hem benim işlerim var."

Onu göğsünden itmeme rağmen hiçbir şekilde hareket etmemişti. Zaten böyle bir kas yığınının kolayca hareket edeceğini düşünmem bile saçmalıktı.

"Beni dinle, ben de sana hayran değilim ama eğer şimdi İmparatorun yanına gitmezsek, İmparatorun azarını işitecek olan kişi yine benim."

"Nasıl yani, siz daha İmparatordan azar mı işitiyorsunuz?"

Deyip güldüğümde kolumu sıktı, bunun üzerine yüzümü ekşittim. Ben de bir canım, farkında mısın, öküz diyemedim tabii ki. Koskoca prense böyle bir şey desem, herhalde herkes cenazeme gelir.

[Mezarına birisinin dahi geleceğini sanmıyorum]

Susar mısın iç ses? Tabii ki de gelecekler, sonuçta herkes tarafından sevilen birisiyim. İç ses, bu sözüme "he cicim he" derken ben şu an ne mi yapıyorum? İmparatora doğru, yüzümde sevimli bir ifade ile gidiyorum.

[Sevimli (şüpheli)]

Evet, veliaht prens beni biraz daha beklemek zorunda kalacak.

[Daha senin kim olduğunu bile bilmeyen bir adam seni nasıl beklesin]

Tabii ki de beni tanıyor, iç ses; ona yaz ayında tam 43 mektup yolladım.

[49 canım]

Aman, ne kadar gönderdiysem işte. Bir tanesini okumuştur herhalde.

İmparatorun yanına vardığımızda sohbet etmeye başladık. Kraliçenin olmaması tuhaftı, sonuçta İmparator nereye giderse eşi de yanında giderdi.

İmparatorla konuşuyorken görüş açıma Veliaht prens Henry girdi. Ona bakarken birden kolumu Prens Edrian sıktı, bakışlarımı Veliaht prensten çekip Prens Edrian'a baktım.

"O adama neden böyle bakıyorsun?"

"Eğer bıraksaydınız, onun yanına gidecektim."

"Benimle İmparatorun yanına gelmek zorunda-"

"Zorunda falan değilim, bunu o kafanıza sokun, gelmeyeceğimi söylememe rağmen kolumu sıkarak buraya kadar getirdiniz. Yoksa sizin babanızla neden görüşeyim, gelini miyim?"

Onun bir şey demesine izin vermeden Prens Henry'nin arkasından gittim. Prens Henry'yi bir terasta buldum. Yanına yavaşça yaklaştım.

"Prensim, nasılsınız?"

Prens sesimi duyduğunda bana döndü, yüzünde bir tebessüm; umarım bu tebessüm hayatın gözlerinin önünden geçerken de aynı bu şekilde kalır.

"İyiyim de, siz kimsiniz?"

"Size hayran birisi diyelim."

Deyip onun yanına yürüyüp tam karşısında durdum. İkimiz de birbirimizin gözünün içine bakıyorduk; tek fark o biraz daha şaşkındı.

O sırada bir kadın sesi duyuldu:

"Hayatım, neredeydin? Her yerde seni arıyorum."

Koşarak prense sarıldı, prens de kollarını ona sardı.

"Leydim, sizi tanıştırayım: müstakbel eşim Amelia, Amelia bu da benim çocukluk arkadaşım Drusilla."

Şimdi neden böyle bir yalan söylemişti? Hayır yani, hemen "yeni tanıdığım bir leydi" dese ne olacaktı?

[Belki de nişanlısı kıskanmasın diye]

Kız elini uzatınca ben de elini sıktım.

"Neyse, biz artık aşağı inelim, iyi günler," deyip eşini de belinden tutup yürümeye başladı.

O an birden durdu, sonra da yanıma gelip kulağıma eğilip fısıldadı:

"Bana hayran olabilirsin, bunu anlıyorum ama evliliğimi yok etmene izin vermem."

Deyip eşinin elini tutarak yürüdü.

[Nasıl yani, şimdi tüm plan mahvoldu mu?]

Galiba öyle, iç ses.

Terastan aşağı baktım; hayır ya, şu an ne zamandır kurduğum hayaller hepsi yok mu olmuştu? Ama ben kraliçe hayatı yaşayacağıma dair kendime söz verdim.

Bir saattir terastaydım, yani ben öyle düşünüyorum; o kadar saattir terasta ne mi yapıyorum? Tabii ki de ağlıyorum. Hava zaten soğuktu, biraz sıcaklık istiyordum ama bedenimi hareket ettiremiyordum.

O an bir şey soğuk havayı engelledi. Bu bir ceketti, omzuma yerleştirilmişti. Arkama dönüp baktığımda bana soğuk bir ifadeyle bakan Prens Edrian ile gözlerim yine yaşarmıştı.

"Eşini gördün di mi?"

"Siz nereden biliyorsunuz?"

"Eşini daha önceden görmüştüm, o yüzden sen Prens Henry öyle bakınca neden baktın diye sordum."

"Yani beni kıskanmadınız mı?"

Bana 'sen salak mısın' der gibi baktıktan sonra belimi tutup beni merdivenlere yöneltti; hem yürüyor hem de konuşuyorduk.

"Tabii ki de hayır, seni neden kıskanayım? Sonuçta sadece babamın zorlaması üzerine sana dans teklif eden bir adamım."

"Zaten ben de sizi sevecek biri değilim ama yine de belki de beni kıskanmışsınızdır diye düşünmüştüm."

Beni kendine çevirip konuştu:

"Seni kıskansam ne olacaktı?"

"Tabii ki de hiç bir şey... hiç bir şey olmayacaktı. Sadece ne bileyim, beni kıskanmanız onurumu okşadı."

"O zaman o okşanan onuruna söyle: seni asla kıskanmayacağım."

Neydi şimdi bu? Hayır, yani zaten beni kıskanmasını isteyen falan mı vardı?

Çıkışa geldiğimizde beni bekleyen Rheven'e doğru yürüdüm. O sırada o hırçın sesi duyuldu:

"Adın ne?"

Ona doğru döndüm, zaten bu prensle bir da

ha karşılaşmayacaktım; bu yüzden gerçek ismimi söylememde bir sakınca görmüyordum. O yüzden ben de bağırdım:

"Sindirella!"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.