Plan basitti: Önce üzerime şık bir şeyler giyeceğim, sonra baloya gidip prensi etkileyeceğim. O bana dans teklif ettiğinde—her ne kadar masum biri olmasam da—naif bir leydi rolünü kusursuz oynayacağım. Prens bana âşık olacak, evlilik teklif edecek, ben de kabul edeceğim. Ve o malum gece… prensi ortadan kaldırıp krallığın yönetimini ele geçireceğim. Bu planı kim hazırladıysa ellerine sağlık. Ama doğru ya… bu planı ben hazırladım. Ah, affedin, kendimi tanıtmayı unuttum. Ben Lilith… Valeria… Celestie… Aman, neyse! Bu akşam prense söyleyeceğim yalan isme kadar siz bana Şeytanella diyebilirsiniz. Bunca isme sahip olmamın sebebi basit: Gerçek kimliğimi kimse bilmesin. Her zaman maskelerin ardından konuştum—tıpkı bu akşam baloda yapacağım gibi. Evet, planı duydunuz. Şimdi onu uygulama vakti… tabii, bu fakir evde bana yakışır bir kıyafet bulabilirsem. Kapı çalındı. Dolabın kapağını kapatıp arkama döndüm. “Gel,” dedim soğukkanlılıkla. Ve benim çok sevgili (!) kardeşim Anastasia içeri girdi. Gülümseyince ona buz gibi bakışlarla karşılık verdim. Gülümsemesi anında söndü. “Annem ve Drizella,” dedi sesi titreyerek, “terziye senin için bir kıyafet diktirmeye gittiler.” Güzel umarım iyi bir kıyafet dikebilirdi o terzi… İki saat sonra “Çok yakıştı canım.” “Tabii ki yakışacaktı, bundan şüphe mi ettin?” Üvey annem kıyafeti getirmişti: Şarap kırmızısı, parlayan özel bir kadife. Omuzları açıktı, göğüs kısmında katlı drape detayları vardı. Ortada küçük bir broş benzeri aksesuar… Aynanın karşısında döndüm; gerçekten mükemmel ötesiydim. Bu akşam prens beni dansa kaldırmazsa, yuh! Böyle bir güzelliği dansa kaldırmayan da ne bileyim… Umarım plan işe yarar, yoksa bu kadar emek boşa gitmiş olurdu.
Akşam Balo Vakti Vakit gelmişti. At arabasından çıkıp balo alanına girecektim. Tüm davetlilerin gözleri üzerimde olacaktı—ama benim hedefim belliydi. Aynamı çıkarıp son kez saçlarımı düzelttim. Sağ olsun, Drizella saçlarımı mükemmel yaptı (!). Ama ne yapsın, herkes benim gibi mükemmel değil. Hele ki o canım (!) üvey kardeşlerim. Bu kardeş sevgisi bir gün benim sonumu getirecek ya… At arabası durdu, köyün beceriksizi Rheven kapımı açtı. Yine o salak gülümsemesi vardı yüzünde. Bana âşık olduğunu sanıyor, ama ben bilmiyormuşum gibi davranacak kadar zavallıydı. Bir kilometreden gören kişi bile Rheven’in bana sırılsıklam âşık olduğunu anlardı. Tam yanından geçiyordum ki kolumu tuttu. “Kendine dikkat et… umarım güzel bir akşam geçirirsin.” “Tabii ki geçireceğim. Bu akşamı uzun zamandır bekliyorum… Ama prensle evleneceğim akşama ise daha çok sabırsızlanıyorum.” Prensle evleneceğim sözünü duyunca yüzündeki gülümseme önce dondu, sonra silindi. Onu geçip merdivenleri zarif adımlarla çıktım. Balo alanına giriş yaptığımda, tam düşündüğüm gibi, herkesin gözü üzerimdeydi. Bu iyiye işaretti: Eğer herkes bana bakıyorsa, prens kesinlikle hayli hayli bakacaktı. Masaya oturdum, birkaç kadınla konuşuyordum ki arkamdan bir ses geldi: “Leydim, bana bu dansı lütfeder misiniz?” Sonunda… prens dansa kaldırmak için gelmişti. Biraz daha bekleseydim ağaç olacaktım. Ama sesi nedense çok soğuktu. Belki utançtan… [Ya da o kişi prens değildir.] Öyle bir ihtimal yok. Arkamı döndüm ve gördüğüm yüz karşısında ismim istemsizce dilimden döküldü: “Prens Edrian…” 💌💌💌💌💌💌💌💌💌💌💌💌💌💌💌💌 Daha kurguları bitirmeden farklı bir kurgu yazmak deyince de ben dkkdkdkj Ama neyse, yazarken Rheven için üzüldüm ama karakterimizin kötü olması lazımdı. Bölüm nasıldı peki? Karakterimiz tam bir kötü mü sizce? Diğer bölümlerde görüşmek üzere, en sevgiliye emanetsiniz 👋👋👋 Bu arada diğer kurgularımı okursanız çok sevinirim
