Gece henüz bitmemişti. Sokak hâlâ biraz önceki patlamanın izlerini taşıyordu. Cam kırıkları yerde ay ışığını yansıtıyor, rüzgâr kül kokusunu taşıyordu. Ev sessizdi. Deniz pencerenin önünde duruyordu. Linael arkasında, mesafeli. Aralarında görünmez bir duvar vardı artık. Tam o sırada… Hava yeniden ağırlaştı. Ama bu sefer gelen karanlık değildi. Işık indi. Gerçek ışık. Odanın ortasında beyaz bir yarık açıldı. Işık göz yakıcı değildi; soğuktu. Düzenli. Kusursuz. Ve içinden biri çıktı. Uzun boylu. Altın tonlu zırh gibi parlayan giysiler. Sırtında saf beyaz, kusursuz kanatlar. Gözleri merhametsiz bir huzur taşıyordu. “Linael.” Linael’in nefesi kesildi. “Azrael…” Başmelek Azrael, gökyüzünün hükmünü temsil eden varlıktı. Deniz dişlerini sıktı. “Bu bölgeye izinsiz girdin.” Azrael göz ucuyla ona baktı. “Senin bölgen artık önemsiz.” Odanın içindeki hava düzenli bir baskıyla doldu. Karanlık geri çekildi. Deniz’in gölgesi duvarın içine sindi. Azrael Linael’e yaklaştı. “Dönme zamanın geldi.” Linael başını salladı. “Ben düşürüldüm.” Azrael’in bakışı sertleşti. “Hayır. Sen indirildin.” O cümle odada yankılandı. Deniz kaşlarını çattı. “Ne demek bu?” Azrael ilk kez tamamen ona döndü. “Gökyüzü, dengeyi korumak için bazen fedakârlık yapar. Linael saftı. Ama saflık dengeyi bozuyordu.” Linael’in gözleri doldu ama ağlamadı. “Beni kullandınız.” “Biz seni görevlendirdik.” Ve sonra asıl darbe geldi. Azrael bakışlarını Deniz’e çevirdi. “Ve sen… görevini yerine getirdin, Gölge.” Linael yavaşça Deniz’e döndü. “Ne görevi?” Deniz sustu. Azrael cevapladı: “Düşecek olan meleği bulmak. Onu gözetlemek. Gerekirse zayıflatmak.” O an Linael’in kalbinde bir şey kırıldı. “Beni… izliyor muydun?” diye fısıldadı. Deniz gözlerini kaçırmadı. “Başta evet.” Sessizlik. Kalp atışı kadar ağır bir sessizlik. “Demek her şey planlıydı…” dedi Linael. Deniz bir adım yaklaştı. “Hayır. Başta görevdi. Ama sonra—” “Sonra ne?” Linael’in sesi artık yumuşak değildi. Deniz’in içindeki karanlık titredi. “Sonra seni sevdim.” Azrael araya girdi. “Melekler sevmez. Şeytanlar da.” Linael’in sırtındaki gri izler hafifçe parladı. “Belki ben artık ikisi de değilim.” dedi. O an odadaki ışık titredi. Azrael Linael’e elini uzattı. “Gel. Bu karmaşadan çık. O seni yalnızca zayıflatır.” Deniz’in yumrukları sıkıldı. “Onu bir eşya gibi konuşma.” Azrael soğukça baktı. “O zaten bir araç.” İşte o an Linael’in içindeki karanlık kıpırdadı. “Yeter.” Gri kanatlar bir anlığına beliriverdi. Işık ve gölge çarpıştı. Oda çatladı. Duvarlarda hem beyaz hem siyah izler oluştu. Linael nefes nefeseydi. “Ben kimsenin planı değilim.” Gözleri Deniz’e kaydı. “Ve kimsenin görevi de.” Deniz ilk kez çaresiz görünüyordu. Azrael son kez konuştu: “Üç günün var, Linael. Üç gün sonra karar vermezsen… biz karar veririz.” Ve ışık yarığı kapandı. Oda karanlığa gömüldü. Linael ile Deniz baş başa kaldı. Ama artık aralarında güven yoktu. “Bana yalan söyledin.” dedi Linael. “Eksik söyledim.” dedi Deniz. “Bu da yalan.” Deniz yaklaşmak istedi ama Linael geri çekildi. “Beni korumadın. Gözetledin.” Deniz’in sesi ilk kez kırıldı: “Başta evet. Ama şimdi… sen gidersen ben karanlığa geri dönerim.” Linael’in gözleri titredi. Aşk hâlâ oradaydı. Ama şüphenin gölgesi daha büyüktü. Ve üç gün… Üç gün sonra ya gökyüzü kazanacaktı, ya cehennem, ya da gri kanatlar yeni bir düzen başlatacaktı. .
Bölüm 4
Şüphenin Kanatları
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.