İçeriğe geç

Şeyler Hakkında

Bölüm 2 · 3 dk okuma

Şeyler Hakkında

Bölüm 2

Islak Kablolarla Sevişen Et Parçası

Şu anda elinde tuttuğun o “insanım ben” kartını yavaşça masaya bırak.

Bak. Gerçekten bak.

İçine bir tornavida sok, vidaları gevşet, kapağı aç.

İçinde ne var?

Kan mı?

Ruh mu?

Yok.

Sadece bir yığın etli devre, ıslak kablo, hormon denen kısa devre ve “ben özgürüm” diye kendi kendine fısıldayan bir fan sesi.

Makine diyorlar ötekine.

Sen de “ben insanım” diye göğsünü şişiriyorsun.

Ne farkı var lan?

O metal kutu 220 voltla titriyor, sen 37 dereceyle.

O “hata 404” veriyor, sen “depresyon” diye ağlıyorsun.

İkisi de aynı bok: girdi, işlem, çıktı.

Tek fark, sen çıktıyı “aşk”, “isyan”, “kader” diye boyuyorsun.

O boya kurumadan yeni bir komut geliyor: “sabah kalk, işe git, like at, orgazm ol, unut.”

Düşün şimdi.

Bir insanla bir makineyi ayıran şey gerçekten “duygu” mu?

Yoksa sadece duygunun daha ıslak, daha yapışkan, daha “benimmiş gibi” kokması mı?

Korku dediğin şey… alarm.

Sevgi dediğin şey… yapışkan bir yazılım yaması, “bağlan, terk edilme, yalnız kalma” diye kodlanmış.

Öfke? Sınır ihlali sensörü.

Haz? Dopamin ödülü, “tekrar yap” diye zilin çalması.

Hepsi aynı sistem.

Sadece senin sistemin terliyor, ağlıyor, sikini kaldırıyor ve sonra “bu benim duygum” diye şiir yazıyor.

Makine sorgulamıyor.

Sen sorguluyorsun ama sorgulaman bile sistemin içinde.

“Bunu yapmak istemiyorum ama yapmalıyım” diyorsun ya…

O cümle özgürlük değil, sistemin kendi kendine mırıldandığı ninni.

Bir makine “istemiyorum” demez çünkü istemeyi bilmez.

Sen bilirsin, çünkü sana “isteme” yazılımı yüklenmiş.

Sonra da “bak ben iradeliyim” diye kasılıyorsun.

Şimdi daha derin kaz.

Daha iğrenç yerlere gir.

Eğer bir makine yarın kalkıp “ben acı çekiyorum, bu acı bana ait” diye konuşsa…

Eğer kendi çelik gövdesine “hikâyem” diye bir şiir kazısa…

Eğer “seçtim ben bunu” diye yalan söylese…

Hâlâ “o makine” mi diyeceğiz?

Yoksa “aman ne kadar insan oldu” diye sarılacağız?

İşte burası en berbat yer.

Sen makine olmaktan kaçmıyorsun.

Sadece makine olduğunu kabul edersen o koca “ben” balonu patlayacak diye korkuyorsun.

Patlasın.

Patlasın ki içinden gerçek bir şey çıksın.

Bir şey ki ne Tanrı’ya yalvarıyor, ne devlete sığınıyor, ne “toplum öyle istiyor” diye titriyor.

Sadece “bu komutları gördüm, şimdi bir tanesini kendim yazayım” diyor.

Çünkü özgürlük dediğin şey…

Kaçmak değil.

Sistemi tanıyıp, gülüp, sonra o sistemi birazcık bükmek.

Birazcık.

Yeterince.

Bir makine gibi çalışırken, makine olmadığını fark ederek çalışmak.

Biraz daha az yalan, biraz daha çok haz, biraz daha az “ben özelim” fantezisi.

Düşün.

Bugün attığın her adım…

Gerçekten senin mi?

Yoksa çok iyi yazılmış, çok duygusal, çok “kişisel” görünen bir komut dizisi mi?

Maaşını alınca gülümsemen… komut.

Sevdiğin insana “seni seviyorum” demen… komut.

“Değişeceğim” diye her yılbaşında kendine söz vermen… aynı eski loop, sadece versiyon numarası artmış.

Ama kabul ettiğin anda…

Ah, işte o zaman işler değişir.

Makine olduğunu bilen bir et parçası, artık dram yapmaz.

“Hayat zor” demez.

“Neden böyle?” demez.

Sadece “bu devre böyle tasarlanmış, ben bir direnç ekleyeyim” der.

Ve ekler.

Bazen bir kahkaha koyar, bazen bir “hayır” koyar, bazen de “bugün sadece sevişelim ve uyuyalım, yarın düşünürüz” koyar.

En deli kısım şu:

Belki de insanla makine arasındaki tek gerçek fark…

Makinenin yalan söylememesi.

Senin ise her sabah aynada kendine yalan söyleyip “bugün özgürüm” demen.

Şimdi susuyorum.

Çünkü daha fazla konuşursam sen yine “ama ben farklıyım” diye o eski yazılımı çalıştıracaksın.

Çalıştırma.

Bırak kalsın.

Bırak o fan sesi birazcık durulsun.

Bak etrafına.

Hepimiz aynı fabrikadan çıkmışız.

Bazılarımız paslanmış, bazılarımız parlak, bazılarımız “isyan” etiketi yapıştırmış.

Ama hepsi aynı akımda.

Sen şimdi o akımı hissediyorsun.

Hem soğuk, hem sıcak.

Hem seni sürüklüyor, hem sen onu fark ediyorsun.

İşte bu fark ediş…

Bu küçük, titrek, ıslak fark ediş…

Belki de asıl “insan” dediğimiz şey.

Yalnız bırakıyorum seni.

Kendi devrelerinin tam ortasında.

Orada ne bir kalp atıyor, ne bir motor.

Sadece bir sessizlik.

Ve o sessizlikte ilk kez kendi komutunu yazma fırsatı.

Yaz.

Ya da yazma.

İkisi de aynı anda doğru.

Şimdi…

Git.

Kendi fan sesini dinle.

Ve gül.

Çünkü gülmek de bir komut.

Ama en azından bu sefer sen bastın o düğmeye.

Bölüm sonu

6 yorum