İçeriğe geç

Şeyler Hakkında

Bölüm 1 · 3 dk okuma

Şeyler Hakkında

Bölüm 1

Delikli Yapboz ve Tükürük

Dur lan.

Bir saniye.

Bırak o sayfayı. Bırak o “temel” dediğin şeyi.

Şu anda elinde tuttuğun o kâğıt parçası aslında senin mezar taşının provası.

Okuyorsun çünkü “belki bir yerlerde bir harita vardır” diye umuyorsun.

Yok harita.

Yok pusula.

Yok “doğru yol”.

Sadece bir avuç çıplak maymunun, annesinin rahminden çıkarken “ben buraya aitim” diye yalan söyleyen çığlığı var.

Ve sen hâlâ o çığlığa inanıyorsun.

“Ben buyum” diyorsun ya…

Hangi “ben”?

Sana verilen isim mi?

Babanın “oğlum” diye sırtına vurduğu tokat mı?

Okulun “iyi çocuk” diye kafana geçirdiği o iğrenç şapka mı?

Yoksa aynada gördüğün, her sabah “bugün farklı olacağım” diye kendine yalan söyleyen surat mı?

Hiçbiri senin değil.

Hiçbiri.

Sen doğduğun anda dört tane delikli, kanlı, ıslak bir yapboz parçasıydın.

Kenarların boş.

İçin oyuk.

Ve herkes o oyuklara bir şeyler tıkıştırdı:

Annen “amaç” diye bir yalan soktu.

Baban “birikim” diye para kokusu sürdü.

Toplum “tatminiyet” diye porno, alışveriş, like pompaladı.

Ve sen… sen “anlam” diye hâlâ boş kalan deliğe parmağını sokup “bir şey var mı?” diye yokluyorsun.

Yok.

Sadece başkalarının tükürüğü var orada.

“Sen seçmedin. Sen doğdun. Ve doğduğun anda zaten seçilmişti.”

Hatırlıyor musun o sahneyi?

Kamera yaklaşıyor, adamın gözbebeği titriyor, sonra birden bağırıyor:

“Senin hayatın bir hediye değil, bir suç ortaklığı!”

İşte burası tam o an.

Sen şimdi suç ortağısın.

Hem de en pisinden.

Düşün.

“Ben özgürüm” diyorsun.

Hangi özgürlük?

Sabah kalktığında telefonuna ilk bakan özgürlük mü?

Maaşını alınca “oh be bugün de hayatta kaldım” özgürlüğü mü?

Yoksa “farklı olmak istiyorum” diye Instagram’da aynı filtreyi kullanan 3 milyon kişinin özgürlüğü mü?

Hepsi aynı bok.

Hepsi aynı delik.

Sadece sen o deliğin adını “kişisel gelişim” koyuyorsun.

Ve en komiği…

En dehşet verici komiği…

Sen bu delikleri doldururken hâlâ “ben seçiyorum” sanıyorsun.

Seçmiyorsun lan.

Sana sunulan menüden en az iğrenç olanı seçiyorsun.

Menüde “kölelik” var, “tüketici kölelik” var, “gönüllü kölelik” var, “devrimci gibi görünen kölelik” var.

Sen hangisini seçtin?

Hangisini?

Cevap verme.

Cevap verirsen yine yalan söylersin.

Bak şimdi.

Yapbozun kenarları birbirine çarpıyor.

Bir parça “adalet” diye bağırıyor, arkasından “açlık” diye uluyor.

Bir parça “aşk” diyor, arkasından “mülkiyet” diye dişlerini gösteriyor.

Sen hepsini aynı bütün sanıyorsun.

Çünkü bütün sanmazsan yalnız kalacaksın.

Yalnız kalmak ise…

Ah, işte o en büyük korku.

Yalnız kalmak demek, o dört deliğin içindeki boşluğun sana bakması demek.

Ve boşluk bakınca gülüyor.

“Sen varsın ama senin ‘sen’in başkalarının artığı” diyor.

Şimdi hızlı geçiyorum, çünkü akıl kaçıyor.

“Benim değerlerim” diyorsun.

Hangi değer?

Büyüdüğün mahalle mi?

Seyrettiğin dizi mi?

“Beğen” butonuna basan algoritma mı?

Hepsi sana dışarıdan yapıştırıldı.

Sen sadece yapıştırdığın yerleri kaşıyorsun ve “bu benim yaram” diyorsun.

Yara değil.

Etiket.

Ve o etiketi sökmek için gereken kuvvet…

O kuvveti hiç kullanmadın.

Çünkü söktüğün anda kanayacak.

Gerçek kan.

Kendi kanın.

Ve o kan “ben” diye bağıracak.

İlk kez.

Dur.

Biraz daha derine inelim.

Çünkü temelsizliğin en güzel yanı şu:

Temelsiz olduğunu kabul ettiğin anda, her şeyi yeniden dökebilirsin.

Ama dökmek için önce yıkman lazım.

Yıkmak için de…

Evet, o eski, o pis, o iğrenç “ben”i öldürmen lazım.

Öldür.

Öldür ki içinden bir şey doğsun.

Bir şey ki ne bayrak taşıyor, ne marka, ne “biz”.

Sadece “biz birlikte, ama hiçbiri diğerini ezmeden” diye fısıldayan bir şey.

Adını koyma.

İsim koyarsan yine zehirlersin.

Ve evet, bazen o şey “eğlence” diye görünecek.

Bazen “rahat” diye.

Bazen “sıradan bir akşam” diye.

Ama o sıradan akşamda biri sana “neden buradayız?” diye sorarsa…

Bu sefer yalan söyleme.

“Çünkü hâlâ delikleri dolduruyorum” deme.

“Çünkü hâlâ başkalarının kustuğunu yiyorum” deme.

Sadece gül.

O deli, o titreyen, o her şeyi bilen gülüşle.

Ve de ki:

“Ben buradayım çünkü henüz temeli kendim kazmadım.

Ama kazacağım.

Hem de ellerimle.

Hem de senin gözlerinin içine bakarak.”

Şimdi sus.

Bu metin burada bitmiyor.

Çünkü bitmek yok.

Sadece bir delik daha açılıyor.

Sen o deliğe bakıyorsun.

O da sana bakıyor.

Ve ikiniz de aynı anda gülüyorsunuz.

Çünkü ikiniz de biliyorsunuz:

Gerçek temel…

Ancak sen seçtiğin anda başlar.

Ve seçim…

Seçim her zaman kanlıdır.

Ama en azından bu sefer kendi kanın.

Şimdi…

Yalnız bırakıyorum seni.

Dört tane boşluğun tam ortasında.

Orası en sessiz yer.

Ama aynı zamanda en gürültülü.

Dinle.

Ya da dinleme.

Zaten ikisi de aynı kapıya çıkıyor.

Senin kapına.

Bölüm sonu

4 yorum