Uzun yolculuğun ardından, bir zamanlar evim olan ama şimdi evimden çok uzakta olan yerdeydim. Tabii bu cümleyi ev'i dört duvarlı, çatılı, eşyalı bir cisim olarak söylüyorsam kullanırız. Çünkü asıl evime geri dönmüştüm, ev bazen insanlar olurdu ve ben evimden çok uzaktaydım. Sanki deprem olmuştu da, evim başıma yıkılmıştı.
Etrafta tanıdık var mı diye bakınıyordum, herkes ailesine kavuşmuş, sarılıyordu ama ben ailemi göremiyorum. Biraz daha bakındıktan sonra tanıdık uzun saçları gördüm, renk tonu'nu o kadar incelemiştim ki onu görür görmez tanıdım. Koşarak tam sarılacaktım ki kız arkasına döndü ve suratımın tam ortasına bir yumruk geçirdi. Yumruk darbesi suratıma iner inmez yere yığıldım, Sevim ne ara bu kadar güçlenmişti? Sadece sarılıp, özlem gidermek istemiştim. Sevim bana bakınca anında pişman oldu, değişmiş olsamda beni tanıdı.
"Mert? Çok özür dilerim. Refleks olarak yaptım."yüzündeki pişmanlık ifadesiyle elini bana uzattı. Az önceki yumruktan kaynaklı elini korkarak tutup, ayağa kalktım. Sevim boynuma atladı ve bana sıkıca sarıldı, az önceki olayı çabucak unutup bende eski arkadaşıma Sarıldım. Beni almaya galiba Sevim tek gelmişti, çünkü yanında kimseler yoktu.
Sarılmamız bittiğinde Sevim'in yüzünü istemeden de olsa inceledim, o da değişmişti. Eskiden upuzun olan saçları şimdi omzuna geliyordu ve kahkül bırakmıştı. Polis olmak istediği uzaktan fark ediliyordu. Yüz inceleyen tek kişi ben değildim çünkü oda bana bakıyordu. Sanırım oda benimle aynı şeyi düşünüyordu. İkimizde gözlerimizin içine baktık, göz renklerimiz birbirine benziyordu. Kahvenin en güzel tonuydu.
Gülümsedim, oda uzun süre gülüşüme baktıktan sonra gülümsedi ve elini omzumdan çekti. "Sadece sen mi geldin beni almaya?" Diye bir soru yönelttim ortadaki garip sessizliği bozmak için. Başını iki yana salladı.
"Hayır, Rüstem abi de geldi. Dışarıda bizi bekliyor."
Tanıdık arabayı görünce güldüm, eskiler her ne kadar geride kalsada bazen küçük hatıralar bırakıyordu. Rüstem abinin yanına hızlı adımlarla gittim ve ona sarıldım, Rüstem abi bana babacan bir tavırla sarıldı. Sarılmamız bittiği zaman kıvırcık saçlarımı daha çok karıştırdı.
"Çok yakışıklı olmuşsun oğlum, tanıyamadım seni."diyince güldüm. Rüstem abi de değişmişti, hafif yaşanmıştı ama yaşlılık çekiciliğini arttırmıştı.
"Sende öyle abi" diyince saçlarımı daha çok karıştırdı. Sevim arkadan bize gülümseyerek bakıyordu. Biraz daha Özlem giderdikten sonra arabanın arka tarafına oturdum. Sevim ön koltuğa, Rüstem abi de sürücü koltuğuna geçmişti.
Araba, çok özlediğim yere doğru hareket etmeye başlamıştı. Cam'dan dışarı bakınca İstanbul'a baktım. İstanbul'u da özlemiştim.
********
Araba tanıdık bir yerde durunca kapıyı hızlıca açtım ve büyüdüğüm mahalleye baktım. Burası benim çocukluğumu görmüştü, içimden bir ses her ne kadar saçma da olsa mahallenin de beni özlediğini düşündürüyordu. Rüstem abi hızlıca inişime sesli bir şekilde gülmüştü, Sevim ise sadece göz devirmişti.
Gözümü, asla değişmeyen mahallede gezdirdim. Bizim aksimize mahalle yine aynıydı, tek fark mahallenin ortasında oynayan bir rafadan tayfa yoktu. Hepsi ülkenin bambaşka yerine gitmişti. Kendimi mahallenin kaldırımını öpmemek için zor tutuyordum.
Tanıdık gelen sesle arkama döndüm. 'Mert?' diyordu ses. Bu sesin sahibi Hale'ydi. Kollarımı açtım ve benden kısa olma kıza sımsıkı sarıldım. En çokta ikinci ailemi özlemiştim.
"Nasılsın Hale?" Hale sorduğum soruya karşılık gülümsedi.
"İyiyim Mert." aramızda pek bir yaş farkı yoktu. Bana abi demesini ben istemiyordum açıkcası. Bu Hale'yi sevmediğimden değildi tabiki, Hale benim için değerli biriydi sadece bana abi demesi garip geliyordu o kadar.
Başımı bize arkadan bakan Sevim'e çevirdim. Kaşlarını çatmıştı, ama ona baktığımı fark edince yalandan gülümsedi. Heralde Hale'nin ilk ona değil, bana sarılmasını kıskandı. Aklıma gelen tek fikir buydu açıkcası.
Evime doğru yürüyecektim ki Rüstem abi "Basri amca'nın evinde toplanacağız. Herkes oradaymış, biz hariç."yani geç kalan kişi bendim.
Basri amcanın mavi olan dış kapısına baktım. Biz rafadan tayfa olarak genelde duvardan atlamayı seviyorduk aslında ama macera olmadığı zaman kapıdan da giriyorduk. Kapıyı açar açmaz tüm bakışlar bize yöneldi ve adımımı atar atmaz Akın yanıma geldi. "Abi!" demişti duygusal sesiyle. Gülümsedim ve en çok özlediğim kardeşime sımsıkı sarıldım. Boyu uzamıştı, omzuma geliyordu. Duygusal biri olduğunu unutmuştum, omzuma gelen yaşlarla bu gerçeği tekrar hatırladım. Yanımıza gelen adım sesleriyle kimlerin geldiğini tahmin etmek çokta zor değildi.
Kamil zaten sarılan iki kardeşi üç kardeş yaptı ve uzun kollarını ikimize sardı. Boyu daha çok uzamıştı. Hayri de hemen bize katıldı.
Bu anın sonunda büyüklerimin elini öptüm, Fatma nine yanaklarımı sıktı, annem ile babamla da Özlem giderdim. Kısacası her şey eskisi gibiydi, sadece biz büyümüştük ama değişmemiştik. Değişen bir şey varsa o da Sevim'e eskisinden daha uzun bakmamdı. Heralde yumruğun etkisinden hala çıkamadım.
(Devam edecek)