İçeriğe geç

sevgimi -senin- ulaşamayacağın bir yere koydum.

Bölüm 3 · 35 dk okuma

sevgimi -senin- ulaşamayacağın bir yere koydum.

Bölüm 3

2. BÖLÜM

Şaşkın bir şekilde bakarken Arden yanımdan geçip gitti. Hala olduğum yerde kalmıştım ve Cansu'nun bakışlarının üzerimde olduğunu hissedebiliyordum. "Kızım ben hiçbir şey anlamadım. Bu neydi şimdi?" diye sordu merakla. Birkaç saniye daha sustum. "Anlatsana kızım. Dondun kaldın." dedi beni cimcikleyerek. Sert cimciklediği için çığlık attım. "Sussana geri zekalı, herkes bize bakıyor."

İçeriye doğru yürümeye başladık. "Nereden tanışıyorsunuz siz? Çocuk çok gizemli konuştu." Cansu'ya baktım. "Ya bahsettiğim bisiklet kazası var ya."

"Ee?" Gözlerimi devirdim. "İşte bu çocuk beni hastaneye götürdü." Cansu'nun gözleri kocaman açıldı. "Ciddi misin sen? Sadece oha." dedi şaşkınlıkla. "Gerçekten ben de az önce oha kaldım yani." dedim. "Ama çocuk taş, ha."

"Ya taşlığı benim umurumda mı?" Cansu bana göz kırptı. "Olmalı bence!"

"Ya kes Cansu. Yürü gir içeri." Okulun büyük ve görkemli bir kapısı vardı. İçeri girdiğimizde bizi geniş bir yer karşıladı. O sırada takım elbiseli bir adam bizi görünce gülümsedi ve yanımızda belirdi. Taşyürek Koleji'nin müdürü bu adamdı.

"Hoş geldiniz okulunuza! Bursluluk sınavını geçerek bu okulu kazandınız ve sizin adınıza gayet mutlu oldum."

"Çok teşekkür ederiz hocam!" dedi Cansu. "İsterseniz size biraz okulu gezdireyim. O sırada da konuşuruz sizinle."

"Peki hocam." dedim ve müdürü takip etmeye koyulduk. "Biliyorsunuz ki bu okulda derslerinize sıkı sıkı asılmanız gerekiyor." dedi büyük merdivenlerden yukarı çıkarken. "Biz özelliklede sizin gibi başarılı öğrencilere burs verdik. Ve bu bursu hakkıyla vermenizi istiyorum."

"Evet hocam orası öyle." diyerek konuya atıldı Cansu. "Okulumuz çok kapsamlı bir okul. Spor salonu, soyunma odası, kütüphane, resim atölyesi, müzik atölyesi gibi branşlarımız okulumuzda mevcuttur." Merdivenleri çıktıktan sonra bizi büyük bir kantin karşıladı. Kantinde bir sürü masa vardı ve büyük bir mutfağı vardı. Bazı öğrenciler burada oturmuşlardı. "Burası kantinimiz. İçinde hayal edebileceğiniz her çeşit yemekten var."

"Bayağı iyi." diyerek fısıldadı Cansu kulağıma. Onu onayladığımda müdür yanımızdan sıyrılıp merdivenlere yöneldi. "Derslerinize sıkıca asılmanızı istiyorum çünkü burs imkanımız, ders notlarınızla doğru orantıda." diyerek bir imada bulundu. Başımı onaylarcasına aşağı yukarı sallarken bir üst kata çıktık.

Burada sınıflar ve bu kattaki sınıfların içindeki öğrencilere özel herkese ayrı dolap vardı. "Burası sınıflarımızın olduğu yer." dedi ve incelememiz için bize süre tanıdı. Kimileri dolaplarıyla ilgileniyordu, kimileri ise sınıflarına geçiyordu. Müdür yeterli süreyi bize tanıdığında tekrar merdivenlere yöneldi. "Yalnız çocuklar size bir uyarım olacak."

"Buyurun hocam!" dedim merakla. "Siz okulumuzdaki öğrencilerle mesafeli olun ve fazla takılmayın." dedi.

"İyi hocam öyle yaparız da, neden bize böyle bir şey söyleme gereksiniminde bulundunuz?" Müdür konuyu değiştirmek istercesine saatine baktı. "Ah, tamamen unutmuşum. Bu saatte veli toplantım vardı ve ben iki dakika geç kaldım."

Etrafa baktı ve bir kıza seslendi. "Kızım, arkadaşların yeni öğrencilerimiz. Okulun geri kalanını onlara gezdirirsen iyi olur."

"Hocam aslında hiç gerek yok." diyerek söze atıldım. "Bence bu kadarını gezmemiz kafidir."

"Olsun, siz yine de gezin." dedi ve yanımızdan ayrıldı. "Selam, ben Yasemin!" dedi sevecenlikle ve elini bana uzattı. Yasemin, kahverengi gözlere ve siyah küt saçlara sahipti. Siyahlıklarının arasında hafif pembelikler vardı. Boyu benden bir tık daha uzundu ve kilosu da benle aynı gibi gözüküyordu. "Merhaba, ben Asena." dedim onun elini sıkarak. Elini, elimden ayırıp Cansu'ya götürdü. "Ben de Cansu." dedi ve Cansu'da onun elini sıktı. "O zaman takip edin beni."

Bizi asansöre götürdü ve asansöre bindik. "İlk laboratuvara geçeceğiz. Eğer zaman kalırsa atölyeleri gezdiririm." Asansör istediğimiz kata geldiğinde durdu ve kapısı açıldı. Laboratuvar yazılı odaya geçtik. Bembeyaz ve kimyasal maddelerle dolu bir odaydı. "Buraya genelde fizik, kimya, biyoloji dersleri için uğruyoruz onun dışında laboratuvar kulübündeki öğrenciler arada sırada deney yapmak için uğruyorlar."

"Güzel bir yer." dedi Cansu ve çıkış kapısına yöneldi. Laboratuvar odasından çıkıp, resim atölyesine girdik. "Burasıda resim atölyemiz. Resim dersleri, festivalleri olduğu zaman buraya uğrarız." Atölye çok güzeldi. Duvarları renkliydi ve bir sürü resim tuvali vardı. Boyalar bir yerde tutuluyordu ve güneş en çok bu odaya vuruyordu. "Eğer resim yapmak istiyorsanız buraya gelebilirsiniz." dedi Yasemin. Cansu hayranlıkla etrafa baktı.

Resim atölyesinden çıktık. Odanın hemen yanında müzik atölyesi vardı. İçine girdik. "Burayı sadece lisanlı öğrenciler kullanabiliyor. Yani gelen geçen herkes burayı kullanamaz." Hayranlıkla etrafa bakıyordum. Piyano, keman, gitar, flüt, çalgı, her şey vardı içinde. O kadar hayran kalmıştım ki bir an ağzımın açık kaldığını fark etmiştim. Cansu tek kelime bile etmeden etrafa bakıyordu. "Burası için lisans almanız gerekiyor." diyerek tekrarladı Yasemin.

Yasemine döndüm. "Yasemin, bir şey sormak istiyorum?" Bana baktı. "Tabii, sorabilirsin." dedi ve kulaklarını bana verdi. "Tamam, okul çok güzel iyi hoş da benim merak ettiğim başka bir şey var."

"Soruyu cevaplamaya hazırım. Sen sor ne soracaksan." diye konuştu kendinden emin bir şekilde. "Okul iyi olduğu kadar öğrenciler de öyle mi?" dediğimde bu soruyu beklemiyormuş gibi şaşırdı. "Size gerçekleri söyleyeceğim, açık olacağım." dedi yanıma yaklaşarak.

"Aslında bu okulun öğrencileri ciddi anlamda çok kötü ve en sevdikleri şey insanların kusurlarıyla, bedeniyle ve hatalarıyla dalga geçmek!" Bunları duyunca kaşlarım havalandı. "Ne yazık ki burada herkes birbirine kırıcı laflar atıyor, ve sanki bu çok iyi bir şeymiş gibi bunu normalleştirende var."

"Buradaki herkes mi öyle yoksa sadece birkaç kişi mi?" diye sordum. "Yani okulun yüzde doksanı böyle ve ben yüzde onluk kısımdayım." dedi. "Ben böyle hayal etmemiştim buranın ortamını." dedi Cansu. "Siz bursluydunuz bir de değil mi?"

"Evet? Ne oldu ki?"

"Ne yazık ki buradakiler en çok burslu öğrencileri hedef alıyorlar." dedi gerçekleri söyleyerek. "Yani siz burada dikkat etseniz iyi olacak." Kesinlikle şaşırmıştım. "Asena, inanmıyorum şu an." diye bir tepki verdi Cansu.

"Peki sen şimdiye kadar bu kötü davranışlara maruz kaldın mı?" diye sordum. "Sayamayacağım kadar çok." Saate baktı ve ayaklandı. Ben de telefonumu çıkarıp saate baktım. Saat 08.18'di. "Hadi kızlar. Sınıf şubeniz ne sizin?"

"12-G" dedim çıkış kapısına doğru yürüyerek. "Aynı sınıftayız." dedi Yasemin ve bizimle yürümeye başladı. Asansöre bindik ve sınıfımızın olduğu kata indik. Asansörün kapısı açıldığında içinden çıktık ve sınıfa doğru ilerledik. "Biraz uğraşabilirler sizinle. Ona göre davranın." dedi Yasemin ve sınıfın kapısını bize açtı. İçeriden çok ses ve gürültü geliyordu. İçeriye girdiğimizde birden gürültü kesildi ve tüm bakışlar bize döndü.

Soğukkanlılığımla onlarla bakışırken dörtlü kız grubunun içinden biri ayağa kalktı. Kız kumral saçlıydı ve mavi gözlüydü. Boyu 1.65 ile 1.70 arası bir şeydi ve oldukça fit bir vücuda sahipti. Gözkapaklarına sarı far sürmüştü ve bu onun güzelliğine güzellik katmıştı. Ancak şu an aşağılayıcı bakışları kızdan soğumama neden olmuştu.

"Arkadaşlar, bakın sınıfımıza yeni kişiler katılmış." dedi eliyle bizi göstererek. "O zaman hadi 'merhaba' diyelim." Herkes alayla hep bir ağızdan "Merhaba!" dedi. Sırıttım. "Size de merhaba." dedi Cansu alayla. "Ben Helin, Helin Taşyürek."

Taşyürek. Kolejin ismiyle soyadı bağlantılıydı. "Anlamışsındır belki. Bu okul benim!" dedi övünerek. "Anladım onu." dedim gözlerinin içine bakarak. "Hemen seni diğer arkadaşlarımla tanıştırayım." Üç kız ayağa kalktı. "Bu Gaye." dedi şarap kızılı saç rengine sahip kızı göstererek. "Merhaba desene Gaye'ciğim."

"Bonjour!" dedi kız soğukça. "Selam!" dedim aynı soğuklukla. Yanındakini göstererek, "Rana!" dedi Helin. "Hello, darlin'" dedi. Başımı salladım. "En sondaki de Gökçe!" dedi sarışın kızı göstererek. "Hepinize selam." dedim samimiyetsiz bir şekilde. Hareket edeceğim sırada Helin konuştu. "Ama kendini tanıtmadınız bize."

"Siz öğrenmişsinizdir." dedi Cansu. "Ama sizden duyalım, değil mi arkadaşlar?" dedi sınıfa. "Ben Asena Soydere!" dedim hızlıca. "Cansu Demirkol!" Helin aşağılayıcı bakışlarını üzerimizden çekmemişti. "Ee yüzde kaç bursla geldiniz buraya?" dediği an sınıfta bir kahkaha patladı. "Ben yüzde yüz bursluyum." dedim kendimden gurur duyarcasına. "Sınıfımızın zekisi belli oldu arkadaşlar." deyip gülmeye başladı. "Bende yüzde doksan bursluyum." dedi Cansu aynı ses tonuyla.

"Peki şimdi geçebilirsiniz sıraya." dedi Helin ve kendi sırasına oturdu. Boş bir sıra gördüm ve oraya yerleşmek için oraya gittim ancak tam çantamı koyarken arka sırada oturan Gaye çantasını koydu. "Burası dolu canım!" dedi yüzüme yaklaşarak. "Öyle mi?" dedim göz göze gelerek. Kızla aramda sadece iki santimetre vardı ve gözlerimdeki öfkeyi çok net görebildiğini hissediyordum. Gözlerimi ondan ayırmadan sinirle çantasını tuttum ve yere fırlattım. "Şimdi boş," dedim. "Gaye'ciğim!" Çok baskılı bir şekilde söylemiştim. Sınıftan 'ooo' sesleri yükseldi.

Gaye'nin suratı asılırken, benim yüzüm güldü ve aramızdaki mesafeyi açıp sırama oturdum. Gaye sinirle çantasını yerden alıp sırasına dönerken Helin ve yandaşlarını izliyordum. Helin'im yüzündeki alaylı ifade biraz solmuştu, Rana şok olmuş bir şekilde olanları izliyor ve Gökçe ise hiçbir tepki vermiyordu.

Cansu'ya baktığımda kendine çoktan bir yer bulmuş, yerleşmişti. Eliyle 'harikasın' hareketi yaptığında ona gülümsedim ve önüme döndüm. "Küçük burslu kızımızı çok mu sinirlendirdik?" dedi alayla. "Galiba, öyle oldu!" dedim ses tonuma dikkat ederek. "Eğer sen buna sinirleniyorsan ileride arkana bakmadan kaçarsın bu okuldan."

"Kim kaçacak, o zaman göreceğiz." dedim ve iki saniye sonra öğretmen içeri girdi. Ders tam olarak başlayınca sınıfta derin bir sessizlik oluştu ve sınıfta sadece öğretmenin sesi yankılandı. Kırk dakika sonra zil çalınca herkes ayaklandı ve ilk öğretmen sınıftan dışarı çıktı. Cansu ile sınıftan çıkmak üzere kapıya gittiğimizde Helin'in sesi bizi buldu.

"Kızlar, nereye hemen? Durun biraz." diye bağırdı yapmacık bir ses tonuyla. Ona doğru döndüm. Elinde küçük bir hediye paketi vardı. "Size arkadaşlarımla 'hoş geldiniz' hediyesi almak istedik." dedi yanımıza hediye paketiyle gelirken. "Gerek yoktu." dedim Helin'in gözlerinin içine bakarak. "Vardı, canım. Herkese alırız böyle hediyeler. Yani sadece size özel değil."

"Pek inandırıcı gelmedi." dedi Cansu. "Bence inanın ve alın şu hediyeyi." dedi paketi bize uzatarak. Paketi elinden aldım. "Teşekkür ederiz bu nazik hediyeniz için." dedim ve arkamı döndüm sınıftan çıkmak için. "Ya ama böyle yapmayın. Açın şimdi bence bu hediyeyi."

"Biz evde açarız." dedim. "Ya hayır. Şimdi açın. Tepkinizi merak ediyoruz." dedi yapmacıklığını bozmayarak. "Pekala, madem bu kadar ısrar ediyorsun açalım o zaman." Üstündeki kurdeleyi söktüm ve ambalajını çıkardım. Tahta bir kutuydu. "Kutuyu da açın." dedi Helin. Kutuyu açtım ve kutuyu açtığımız an içinden oyuncak bir palyaço çıkıp, palyaçonun ağzından üzerimize boya sıçradı.

Tüm sınıf kahkahalara boğulurken şaşkınlığımı gizleyemedim. Boya nokta nokta yüzümüze sıçramıştı ve gömleğimize bile gelmişti. "Siz normal misiniz ya?" diye söylendi Cansu. Yüzümdeki boyayı elimin tersiyle çalıştım. Sınıf hala kahkahalar içindeydi. "Ne gülüyorsunuz be?" diyerek susturmaya çalıştım onları. "Ya niye hemen üstünüze alınıyorsunuz?" dedi Rana. "Herkese yaparız böyle şakalar."

"Ama hoşlanmayanlara yapmamanız lazım, değil mi?" dedim yapmacık bir ses tonuyla. "Hoşlanmayanlara yapmak daha da hoşuma gidiyor." dedi Helin. "Ya bir gidin be." dedi Cansu ve sınıftan çıktı.

Ben de onun arkasından çıkmak için kapıyı açtığımda iri bir cüsseyle çarpıştım. Çarpışmanın etkisiyle geriye doğru sendeledim ve dengede durabilmem için bir kol belimden kavrayıp beni dengede tuttu. Kolun sahibine bakmak için başımı kaldırdım. Bu Arden'di. "En son seni bıraktığımda daha temizdin sanki." dedi ve gülümsedi. Şaşkınlıkla ona baktım. "Bazı şeyler yaşandı." dedim hala onun kolları arasındayken. "Yeni gelen olduğun için ne yazık ki yaşanır böyle şeyler." dediğinde hala onun kollarına yaslanmıştım.

"İstersen artık dengede durabilirsin biraz ağırlaştın sanki, ve birazdan bende seninle düşeceğim galiba." Hızla kendimi topladım ve onun kolları arasından çıktım. "Çok kabasın!" Güldü. "Hayır, değilim sadece sen yanlış anladın."

"Aman bana ne!" dedim ve hemen oradan uzaklaştım. Kahkaha sesleri hala dinmemişti ve koridorun başından bile duyuluyordu bu gürültü.

Hızla tuvalete girdim ve aynaya baktım. Yüzüme nokta nokta boyalar sıçramıştı ve bu boyalardan azıcık gömleğime de bulaşmıştı. "Allah'ım, şaka gibiler yemin ederim." diye sitem etti Cansu. Yüzümdeki boyalar gittiğinde gömleğimle de uğraşmaya başladım, ancak gömleğimdeki boyalar kurumuştu ve gitmiyordu.

"Yok, gitmiyor." dedim söylenerek. En sonunda pes ettim. Cansu'nun yüzü benimkinden daha beter olmuştu ve o lavaboda hala oyalanacak gibiydi. "Cansu, ben sınıfa dönüyorum."

"Tamam sen git. Ben birazcık daha buradayım." dediğinde tuvaletten çıktım. O sırada ikinci ders zili çalmıştı. Mecbur olarak tekrar sınıfa doğru yöneldim. Sınıf kapısına yaklaştıkça içeriden gülüşme ve bağrışma sesi geliyordu. Merak edip adımlarımı hızlandırdım. O sırada içeriden gelen tanıdık bir kız sesi kulaklarımı doldurdu. "Ya ver Helin şunu." Bu Yasemin'in sesiydi. Hızla içeri girdim ve olan biteni izlemeye koyuldum. Gaye, Rana ve Gökçe, Yasemin'i tutmuşlardı ve Helin ise elinde bir defter tutmuş sınıfa okuyordu. Sınıfın yarısı telefonlarını çıkarmış olayı çekiyordu.

"Yarın okulun ilk günü ve ben Demir'i göreceğim için çok heyecanlıyım!" diye okudu Helin defterdekini. Olaydan anladığım kadarıyla Helin, Yasemin'in günlüğünü okuyordu. "Ya, Helin lütfen ver." diyerek direndi Yasemin. Kendini hapis eden kollardan kurtulmaya çalıştı ancak bu pek işe yaramamıştı. "Demir, bak gör. Yasemin sana aşık." dedi Helin gülerek. O sırada adının Demir olduğunu öğrendiğim çocuk gülerek Helin'in yanına geldi. Demir, siyah dalgalı saçlı, esmer tenli ve koyu kahverengi gözlüydü. Dudakları doğuştan pembeydi. Yaklaşık 1.80 boylarındaydı ve kaslı bir yapısı vardı.

"Yasemin, sen ciddi misin gülüm?" diyerek dalga geçti Demir. Yasemin'in utançtan yanakları kızarmıştı. "Ya ver şu defteri Helin." diyerek direnmeye devam etti. "Skandal!" diye bağırdı Gökçe alayla. "Yasemin, Demir'in platoniğiymiş."

"Gökçe, canım çekemedim o kısmı bir daha söyler misin?" dedi sınıftan bir kız. "Hemen, canım. Tekrar edeyim ben sana." Boğazını temizledi. "Yasemin, Demir'in platonik aşığıymış." diye bağırdı. Yasemin ağlamaya başladığında kendimi tutamadım.

"Yeter bu kadar!" diye bağırdım tüm sesimle. Tüm sınıfın sesi birden kesildi ve herkesin bakışları bana döndü. Bu kadar sert bağıracağımı bende beklemediğim için bede sustum. Helin'in kahkahası yüzünden solup bana öfkeyle baktığında bende ona baktım. "Bırakın kızın günlüğünü!"

"Sana ne oluyor kızım ilk günden?" diyerek ayaklandı Helin. "Bana bir şey olduğu yok. Asıl size ne oluyor?" dedim bakışlarım Gaye, Rana ve Gökçe'ye kaydığında. O sırada içeri Cansu girdi ancak ben istifimi bozmadan konuşmaya devam ettim. "Sen nasıl bir kızın günlüğünü ifşalarsın?"

"Ben Helin Taşyürek'im. İstesem dünyayı bile yok ederim."

"Yani kendine yakıştırıyorsun birinin günlüğünü ifşa etmeyi!" Göz göze geldik. Benden uzun olduğu için başımı yukarı kaldırdım. "İstersem yakıştırırım." dedi dişlerini sıkarak. "Burası senin istediğin gibi at koşturacağın bir yer değil." dediğinde alayla güldüm. "Ben öyle bir şey iddia etmedim."

"Edecek gibisin ama."

"Bak, Helin." dedim sinirlenerek. "Sen kimseye karışmayacaksın ve bende seninle muhatap olmayacağım."

"Sen kimin okulunda kime emir veriyorsun?" diyerek sesini yükseltti. "Ben kimseye emir vermiyorum, sadece uyarıyorum." Soğukkanlılığım ses tonumu etkilemişti. "Sana da aynısının olmasını istemiyorsan uslu duracaksın."

"Şu an ben tehdit mi ediliyorum?" diye sordum 'tehdit' kelimesini vurgulayarak. "Aynen öyle." dediğinde sinirlerim tavan yapmıştı. "Bana bak Helin, senin tehdidin beni etkilemez. Belki bu sınıftaki hatta bu okuldaki herkesi etkiler ama senin bu iğrenççe sarf ettiğin sözler bana işlemez."

"Sen çok mu kaşındın?" Dudaklarımı ısırdım. "Kaşınan şu an ben değilim. Sen ve o boş beynin."

"Asena, senden nefret etmemi sağlama yoksa bu okul maceranın sonu iyi bitmez. Ben sana söyleyeyim. Sonra fragman vermedi deme."

"Sen nasıl bir insansın ya?" diye bağırdım. "Tamam Asena." diyerek araya girdi Cansu. "Okulun ilk gününden böyle bir olaya dahil olma."

"Arkadaşın doğru söylüyor. Onu iyi dinle, Asena'cığım." Sinirle gülerken içeri öğretmen girdi. "Herkes yerine kızlar." dediğinde Cansu beni itekleyerek yerime oturttu. O esnada da ben nefret dolu bakışlarımı Helin'den ayırmıyordum. Yasemin'i rahat bıraktıklarında o da hemen günlüğünü aldı ve tekrar yerine geçti.

Arkamdan Gaye fısıldadı. "Helin'le ters düşme. Yoksa sana yapacaklarımızı beynin kabul bile etmez."

"Bir de sen başlama. Helin'e dediklerimin aynısı senin içinde geçerli." dedim fısıldayarak. "Sen benimle böyle konuşmaya kalksay-"

"Burada bir Helin özentisi mi görüyorum acaba?" dedim sesli bir şekilde. Herkesin gözleri bir bana bir Gaye'ye kaydı. "Tamam kızlar. Derse dönüyoruz." dedi öğretmen ve ben kendimi derse verdim. Kırk dakika sonra zil çaldı ve direkt sınıftan çıktım.

"Asena!" diye bağırdı Yasemin arkamdan. Arkamı döndüm, bana doğru koşuyordu. Onu bekledim. Yanıma ulaştı. "Asena sana nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum."

"Niçin teşekkür edeceksin ki?" diye sordum. "Ya az önce beni savunduğun için. Eğer sen olmasaydım tüm sırlarımı öğrenecekti. Düşünmesi bile kötü."

"Kim benim yerimde olsa aynı şeyi yapardı diyecektim ama pek öyle olmadı. Dediğin gibi herkes sustu bu olay karşısında. Hatta bunu fırsata çevirip video çekenler bile vardı. Cidden şaka gibi anlar yaşadım."

"Ne yazık ki öyle. Ben yine de sana teşekkür ederim."

"Teşekkür etme lütfen. Bu gibi durumlarda her zaman yanında olacağım."

"O zaman hadi gel sana kahve ısmarlayayım." dedi içtenlikle. "İyi peki." dedim ve beraber kantine indik. İki tane Ice Latte sipariş ettiğimizde kahveleri alıp bir masaya geçtik. Yasemin'le bu konu hakkında konuştuğumuz esnada telefonu çaldı ve yanımdan ayrıldı. Bu sırada kantine Arden girdi ve gözleri direkt olarak beni buldu. Sanki onu görmemiş gibi hemen bakışlarımı kaçırıp başka bir şeyle ilgileniyormuş gibi yaptım.

"Çok inandırıcı geldi, biliyor musun?" dedi ve masaya oturdu. "Aa sen miydin?" diyerek rol yapmaya çalıştım. "Allah'ım oyunculukta sıfır." deyip güldü. "Ya, ne gülüyorsun?" deyip alttan ayağımla bacağına tekme attım. "Ah!" diye inleyip iki büklüm olurken sırıtttım.

"Sende de ne tekme varmış ha?" dedi acıyla. "Bu hiçbir şey." dedim ve kahvemi yudumladım. "İlk günün nasıl geçiyor?" diye sordu.

"Çok kötü, inanır mısın?"

"Neden?" diye sordu merakla. "Sınıfımdaki bazı beyinden yoksun kişiler insanlarla uğraşmaktan zevk aldığı için sinirlerim bozuluyor."

"Evet, var okulda bunlardan çok."

"Sen de onlardan mısın?" diye sordum. "Bazı zamanlar evet."

"Ya nesinden zevk alıyorsunuz bunun." diye sordum. "Geç bunları. Sen bu okulda durabilecek misin?"

"Evet, hem de öyle bir duracağım ki bu öğrenciler neye uğradıklarını şaşıracak." Kaşları şaşkınlıkla havaya kalktı. "Diyorsun?"

"Diyorum!" dedim kendimden çok ama çok emin bir şekilde. Bu sırada tanıdık bir ses geldi. "Sevgilim!" Helin'in sesi kulaklarımı doldururken ona doğru döndüm. Bize doğru geliyordu. "Özledim seni birtanem." deyip Arden'in boynuna atladı. Gözlerim kocama açılırken olan biteni şaşkınlık içinde izliyordum. "Bende seni." dediğinde Arden, Helin'den ayrıldı.

Helin'in gözleri beni bulduğunda kaşları çatıldı. "Sen tanışıyor musun bununla?" diye sordu Helin. "Bununla değil," dedim sinirle. "Asena'yla."

"Demek adın Asena." dedi Arden etkilenmiş bir şekilde. "Bu bizim sınıfımıza yeni geldi."

"Bu değil!" diyerek tekrarladım. "Ben sana 'bu' sıfatını daha çok yakıştırıyorum." dedi. "Siz aynı sınıfta mısınız?" diyerek araya girdi Arden. "Evet, sevgilim." Bu yapmacıklığı daha fazla izlemeye dayanamayacağım için oradan kalktım ve tekrar sınıfa çıktım. Kabul ediyorum ki Helin ile Arden'in sevgili olması beni çok şaşırtmıştı.

Tekrar sınıfa çıktım ve tekrar ders başladı.

*-*-*-*-*-*-*-*-*

Son dersin bitiş zili çaldığında masadaki eşyalarımı çantama topladım. Cansu'yla beraber sınıftan çıktığımızda hoparlörlerden ses geldi. "Öğrencilerimizin dikkatine! Herkes konferans salonuna toplansın!" İki kez bu cümle anons edildiğinde konferans salonuna doğru yürüdük.

"Ne oldu ki acaba?" dedi Cansu. "Hiçbir fikrim yok." Konferans salonuna geçtik ve boş yerlere oturduk. Yaklaşık on beş dakika sonra tüm öğrenciler konferans salonunda toplanmıştı. Müdür kürsüye çıktı ve konuşma yapmaya başladı.

"Yeni eğitim-öğretim yılımız hepimize hayırlı uğurlu olsun." diyerek söze başladı müdür. Herkes alkışladı ve alkış bitince müdür konuşmaya devam etti. "Umarım hepimiz için güzel bir sene olur. Hepimiz için olaysız bir sene olur. Sizi buraya toplamamın amacı hepinizin çok seveceği bir haber."

"Acaba ne?" fısıltıları yükseldi salondan. "Bu sene için ilk balomuzu yapmak istedik." Herkes alkışlamaya başlayınca ben de alkışladım. "Balomuz yarın akşam okulumuzun büyük bahçesinde güzel bir organizasyonla yapılacaktır. Katılım zorunlu değildir ama herkesin gelinmesi istenilmektedir." Yorgunlukla gözlerimi devirdiğimde Cansu bana aval aval bakıyordu.

"Kızım sen salak mısın? Adam balo var diyor, sen gözlerini deviriyorsun. Yani gideceğiz bu baloya. Başka bir şey kabul etmiyorum."

"Bu konuyu sonra konuşalım Cansu. Şu anda tek düşündüğüm şey evim ve yatağım." Herkes ayaklanmaya başlayınca biz de ayaklandık. Konferans salonundan çıktığım gibi okuldan kendimi dışarı attım. Okul çevresi o kadar toksikti ki ilk günden bıktım okuldan. "Ya Asena gideceğiz!"

"Ben gitmek istemiyorum." Asena ters ters bana baktı. "Hem kafan dağılır ve ikimiz için çok iyi bulur bu." dedi bahçenin çıkış kapısına yaklaşırken. "Ya cidden bakarız." dedim ve okuldan çıktık. "Miraç'ı görüyor musun?" diye sordum Cansu'ya.

"İşte orada!" dedi bizim arabayı işaret ederek. Oraya doğru yürüdük ve arabaya bindik. "Kızlar, bu haliniz ne sizin."

"Bugün resim dersimiz vardı." diyerek araya geçti Cansu. "Biz önlük takmayı unuttuk ve sonuç böyle kirli kaldık Miraç abi."

"Niye abi diyorsun ki alt tarafı iki yaş var aramızda." Cansu utançla kızarırken gülmeye başladım. "Kız, Asena komik olan ne?" diye sordu Miraç. "Hiç." dedim ve kendimi tuttum. "Yani kötü bir şey demedim ki-"

"Of, tamam Miraç felsefe yapma, sen önüne bak." dedim ve gülmeye devam ettim. İlk önce Cansu'yu eve bıraktık ve sonra ben eve yetiştim. Direkt kendimi eve attım. "Nasıl geçti kızım ilk gün." dedi. "Anne birazdan yemekte konuşsak, şimdi çok yorgunum."

"İyi kızım, git dinlen sen." dediğinde odama çıktım ve direkt bu üniformalardan kurtuldum. Üstüme kısa bir şort ve beyaz evde giyilecek bir crop attım. Çalışma masama oturdum ve çekmecemden günlüğümü çıkardım.

Asena Soydere'nin Günlüğünden

Bugün okulun ilk günüydü ve ben bugün büyük bir hayal kırıklığı yaşadım. Okulun ortamı güzel, kaliteli sanıyordum ama hiçte öyle değildi ve bugün uğradığım bazı kötü şakalar yüzünden moralim çok ama çok bozuldu. En son bana çarpan çocukla bugün aynı okulda denk geldik ve ben o kadar şok oldum ki anlatamam. Bugün sınıftaki bazı şahıslar yüzünden zorbalığa uğrayan bir kıza yardım ettim ve sadece yardım ettim diye etmedikleri tehdit kalmadı. Ama artık ben de bu okulun öğrencisiydim ve bu okula nasıl girdiysem nasıl başladıysam öyle bitirecektim.

24.09.22

Alarm ötmeye başlayınca elimi örtünün içinden çıkarıp komodine götürdüm. Komodinde çalan telefonumu elimle kapattım ve alarm durdu. Bu akşam balo vardı ve her ne kadar gitmek istemesem de Cansu'nun ısrarıyla gidecektim. Yatakta doğruldum ve oturdum. Saçımı dağınık bir ev topuzu yaptım ve yataktan tam anlamıyla kalktım. İlk önce yatağımı topladım ve sonra perdeyi açtım.

Yeni doğmuş güneşin ışıkları odamın belirli yerlerini aydınlattığında odamda güzel bir ortam oluşmuştu. Banyoya girdim ve güzelce yıkandım. Çıktığımda bornoza sarıldım ve, aynanın karşısına geçip yüzüme her zaman kullandığım kremleri sürdüm. Lavabodan çıktım ve odama döndüm.

Okul üniformamı üzerime geçirdim ve topuz olan saçımı bozdum. Saçlarımı kendi halinde bırakırken kıvırcıklarım bugün daha sakindi. Sadece allık ve dudak parlatıcısı sürmüştüm. Bunun dışında doğaldım. Çantama bugün ki derslerin defterlerini koydum ve odamdan çıktım. Annem ile Miraç hala yatıyordu. Mutfakta kendime sandviç hazırladım. Bugün okula otobüsle gidecektim.

Orta ile yüksek gelirli arası bir aileydik ve babam İsviçre'de çalışıyordu. Ne yazık ki onu iki yılda bir görüyorduk ve en son ki gidişinin üzerinden bir yıl altı ay geçmişti. Beyaz Converse'lerimi giyip evden çıktım. Evin yakınında bir durak vardı. Oraya yürüdüm ve otobüsü bekledim. Otobüs geldiğinde içine bindim ve kartı cihaza okuttum. Yaklaşık on beş dakika sonra okulun önüne yetiştiğimizde müsait bir yerde indim.

Okula girdim ve direkt olarak sınıfa çıktım. Sabah sabah herkesin enerjisi yerindeydi. Sınıfta Cansu'yu göremedim. Büyük ihtimalle bugün okula gelmeyecekti. Sırama oturdum ve öğretmenin gelmesini bekledim. Bakışlarım Helin ve arkadaşlarına kaydı. Hepsinin bakışları benim üzerimdeydi ama ben çok takmadım ve önüme döndüm.

"Ya gerçekten burslu öğrenciler baloya gelecek mi cidden?" diye sordu arkadaşlarına yüksek bir sesle. "Zorunlu değil ama gelirler ya." dedi cevap vererek Gaye. "Bence de gelirler çünkü müdür özellikle onların katılmasını istedi baloya."

"Gerçekten mahvedecekler partiyi bize." dedi benim duyabileceğim bir şekilde. -Ki- amacı zaten benim duymamı istemesiydi. Onları duymamış gibi yaptım ve öğretmenin gelmesini bekledim. Beş dakika sonra İngilizce Öğretmeni Sertap Hoca sınıfa giriş yaptı.

"Selam çocuklar." dedi ve masasına yönelip elindeki eşyaları oraya bıraktı. Öğretmen masaya yerleştiği sırada sınıfta bir uğultu vardı. Çantamdan İngilizce defterini çıkardım ve masaya koydum. "Bugün ki konumuz fiziksel ve kişisel özellikler. Çok basit bir konu ve bu yüzden bu konuyu sizinle oyun gibi oynayalım dedim."

"Ne oyunu hocam?" diye sordu arka sıralardan biri. "Anlatıyorum hemen," diyerek söze girdi. "Öncelikle ben sınıf listesinden iki kişi seçeceğim ve tahtaya gelmelerini isteyeceğim. Ve sonra birinize partnerinizin fiziksel özelliklerini İngilizce'yle anlatmasını, diğer kişiye ise partnerinin kişisel özelliklerini anlatmasını isteyeceğim."

"Ya hocam çok kötü bir oyun." diye söylendi ön sıralardan bir öğrenci. "Hiç de kötü değil. Hatta hemen seçiyorum şimdi listeden iki kişi." Sınıftan 'of' sesleri yükseldi. "Hayır çocuklar. Böyle demeyin çünkü kaçışınız yok bu oyundan." Sını listesini elleri arasına aldı.

Gözleri listede gezindi ve konuşmak için ağzını açtı. "Yasemin ile Demir!" dediğinde sınıfta derin bir sessizlik oluştu. Birkaç saniye sonra sınıftan 'ooo' sesleri yükseldi. Yasemin'e baktım, bu durumdan hoşnut olmuş gibi görünmüyordu. "Hocam, sonra oynasak bu oyunu." dedi Demir.

"Hayır, Demir. Hemen şimdi ikiniz de tahtaya geliyorsunuz." dedi ve çantasından iki tane tahta kalemi çıkardı. Demir ayağa kalktı ve öğretmenden tahta kalemini aldı. Ardından Yasemin'de ayağa kalktı ve tahtaya doğru yöneldi. Öğretmenin elinden tahta kalemini alınca tahtanın önüne geçti.

"Demir sen Yasemin'in kişisel özelliklerini, Yasemin senin de Demir'in fiziksel özelliklerini İngilizce bir şekilde yazmanı istiyorum." dedi açıklayıcı bir şekilde. "Yasemin ilk sen başla."

"Demir, esmer tenli, kahverengi dalgalı saçlı," dedi ve tahtaya İngilizce bir şekilde yazdı. "Kahverengi gözlü, uzun boylu, orta kilolu." dedi ve tahtaya bu kelimelerin İngilizcesini yazmaya devam etti. Sonra arka sıralardan bir ses geldi. "Hocam ben bir şey eklemek istiyorum, ekleyebilir miyim?"

"Buyurun." dedi öğretmen ciddiyetle. "Hocam Demir'e eklemeniz gereken şey Yasemin'in Demir'e platonik olması kadar sevmesi." Sınıf kahkaha atarken Yasemin korktu. "Susun çocuklar." diyerek sınıfı susturdu öğretmen. "Demir şimdi sen Yasemin'in kişisel özellikleri söyle."

"Hemen söyleyeyim hocam! Yasemin'in hayal dünyası çok ama çok geniş. Onun dışında benim platoniğim ve bazı zamanlarda çok ezik bir karakter haline bürünüyor." Duyduklarımı şaşkınlıkla dinlerken sınıf bunu çok komik bulmuş gibi ciddi anlamda kahkaha atıyorlardı. "Kesin sesinizi çocuklar. Demir sende bundan sonra arkadaşlarına daha nazik ol. Çünkü senin gibi bir öğrenciye hiç yakışmıyor böyle şeyler." Kendimi Yasemin'in yerine koyduğumda gerçekten çok kötü bir durumdu. Sevdiğin insan tarafından böyle sözler işitmesi çok ama ok kırıcıydı.

"Şimdi geçin yerlerinize." dedi öğretmen. Yasemin'in yanağından bir damla gözyaşı süzülürken yerine oturdu ve kendini toparlamaya çalıştı. Demir ise alayla sırıtıp yerine geçmişti ve sanki yaptığı çok güzel bir şeymiş gibi kendisiyle övünüyordu. Bu ayrı bir saçmalıktı.

"Evet, şimdi tekrar seçiyorum listeden iki kişi." dedi ve sınıf listesini yeniden elleri arasına aldı. Otuz saniye sonra seslendi. "Helin ile Asena! Tahtaya." Bu kötü haberle gözlerim açılırken Helin'e baktım. "Ya, hocam ben Asena'yla eşleşmek istemiyorum. Lütfen bana başka bir partner bulabilir misiniz?"

"Üzgünüm ama burada her şey sizin isteğinize göre gitmiyor. Hadi şimdi çıkın tahtaya." dediğinde ayaklandım ve tahtaya çıktım. Helin oflayarak topuklu ayakkabısının topuğunu yere çarptı ve ayağa kalktı. Buraya doğru yürürken topuklusunun çıkardığı tok ses tüm sınıfta yankılandı.

"O zaman hiçbir sorun yoksa hemen size ne yapmanız gerektiğini söyleyeyim." dedi ve konuşmaya devam etti. "Helin sen Asena'nın fiziksel özelliklerini, Asena sen de Helin'in kişisel özelliklerini bize sayacaksın." Başımı 'tamam' anlamında aşağı yukarı salladım. "Helin ilk sen başla." dedi ve tahta kalemini Helin'e uzattı. Helin kalemi öğretmenden aldığı sırada alayla tek kaşını kaldırdı. "Asena, yer cücesi, cüceliğine göre orta kiloda," dediğinde şaşkınlıkla kaşlarım havalandı. "Yani kısacası Asena, iğrenç ve çirkin bir kız."

Söylediklerini aklım almazken istifimi bozmadım. "Helin nasıl konuşuyorsun arkadaşınla böyle?" Helin bu sefer alayla Sertap öğretmene baktı. "Size ne oluyor hoca?" dediğinde öğretmen şaşkın bir vaziyette kalakaldı. "Benim nasıl konuşacağımı siz öğretmeyeceksiniz. Siz önce görevinizi düzgün yerine getirin sonra benim konuşmama karışın." dedi dişlerini sıkarak.

"Sıra bende mi hocam?" diyerek durumu kurtardım. "Evet, Asena şimdi sen say Helin'in kişisel özelliklerini."

"Hocam Helin, çocuk aklından çıkamamış, olgunlaşmamış, kibirli," Bunları sayarken Helin'in sinirleri yavaş yavaş çıkmıştı. "İnsanların kusurlarıyla dalga geçmeyi kendine hobi edinmiş, hiçbir iyi karakter özelliği olmayan bir kız." dedim gerçekleri yüzüne vurarak. 'Oha' diye sesler yükseldi sınıftan. "Öyle mi düşünüyorsun?" dedi Helin tıslayarak.

"Evet, öyle düşünüyorum canım." Helin sinirle yanıma yaklaştı. "Benim hakkımdaki düşüncelerini kendine sakla."

"Ama senin gibi bir kız eleştiriye açık olmalı. Sonuçta okulun 'popüler' kızısın ve böyle eleştiriler sana çok gelmiş olmalı." Başını 'kıt'lattı. "Ben sana bunu söylüyorum yoksa sana karşı yapabileceklerimi tahmin bile edemezsin."

"Ben diğer öğrenciler gibi senin tehditlerinin altında kalmam." Sinirle güldü. "Ama kalırsan sana hatırlatacağım bu sözünü."

"Biliyor musun?" dedim ona yanaşarak. "Sana acıyorum." Dişlerini gıcırdattı. "Sana acıyorum çünkü bu hareketleri yaparak o kadar komik oluyorsun ki, okulda senin dedikodu malzemen çıkıyor."

"Ama ben sana öyle bir malzeme yapacağım ki ardına bile bakmadan bu okuldan kaçmak isteyeceksin!"

"Elinden geleni ardına koyma ama eğer bana bir kötülük yapacak olursan, en az bende senin kadar kötü olabilirim. Bu aklının bir köşesine kazınsın. Sonra demedi demezsin." dediğimde sinirle sırıttı.

"Tamam kızlar, ayrılın." dedi hoca elini aramıza sokarak. "İndir elini hoca." diye tısladı Helin. "En çok da bu emir vermelerine acıyorum." dediğimde teneffüs zili çaldı. Ondan ayrıldım ve sınıftan dışarı çıktım.

Şimdi anlıyordum müdürün neden 'öğrencilerle çok takılmayın' dediğini. Kendi öğrencilerinin ne mal olduğunu biliyor ki bize karışmasınlar diye böyle bir öğütte bulunmuştu. Gerçekten okulun ilk günleri çok kötü geçiyordu.

*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*

Kendimi direkt olarak eve attım. Annem bana öğlen yemeği hazırlamıştı ve kendisi evde değildi. Masaya oturdum ve yemeğimi yemeye başladım. Akşama balo vardı ve Cansu hala beni aramamıştı. Yarım saat sonra kapı zili çaldı ve masadan kalkıp kapıyı açtım.

Gelen Cansu'ydu. Süslenmişti ve çok güzel giyinmişti. "Daha üniformanı bile çıkarmamışsın Asena. Ne zaman alışverişe gideceğiz ya?" dedi ve içeri girdi. "Acelesi yok, gün içinde hallederiz."

"Bu kadar soğukkanlı olamazsın Asena. Hadi koş hazırlan alışverişe gideceğiz." dediğinde ben tekrar masaya oturdum. Kaşlarını çattı ve yanıma geldi. "Allah'ım ya. Hadi kalk hazırlayalım seni." dedi ve beni masadan zorla kaldırdı. "Ya önce yemeğimi bitirseydim." diye tereddüt ettim ancak o beni çoktan merdivene iteklemişti. "Yersin yemeğini sonra. Hadi kurtul şu üniformadan."

Odama çıktık ve ben direkt üniformamı çıkarmaya koyuldum. Bu sırada da Cansu dolabımdan kıyafet seçmeye başlamıştı bile. Mavi salaş bir etek seçti. Çok kısa bir etekti ama ben giyinmekten çekinmezdim. Üstüne beyaz askısız crop seçti. Rahat ol ki orada üstünü çıkarmakta zorlanma dedi. Mavi eteği ve beyaz crop'u giyindim. Kendisi direkt kot şort ve üstüne bol bir şey giyinmişti.

"Harika oldun! Şimdi tam bir alışveriş girl gibisin." dedi. "O zaman hadi çıkalım." dedim ve odadan çıktık. O sırada Miraç eve girdi. "Miraç, gelmen çok iyi oldu." dedi Cansu. "Bizi alışverişe bırakacaksın."

"Tabii bırakırım. Sen iste yeter." Cansu duymamış gibi yaptı evden çıktı. Ben ayakkabılarımı giyerken Miraç'a baktım. "Ne?" diye sordu. "Daha güzel cümleler bulabilirsin. -Ki- sen niye Cansu'ya yavşıyorsun. Senin sevgilin var." dedim.

"Sana ne Asena. Yürü düş önüme." dedi sinirle. "Tamam, bir şey demedim." Evden çıktım ve arabaya ilerledim. Cansu ön koltuğa geçmişti. Ben de arka koltuğa bindim. Miraç'ta sürücü koltuğuna yerleşti. "Abi bizi AVM'ye bırakırsan iyi olur." Arabayı sürmeye başladı. "Ne yapacaksınız orada?"

"Bugün okul balomuz var akşam."

"Öyle mi? Hiç bahsetmedin Asena!" dedi imayla. "Daha dün haber verildi çünkü bize."

"Olsun, söyleyebilirdin şöyle şöyle var diye." Gözlerimi devirdim. "Sorun bu olmamalı abi. Unutmuşum işte. Neden hala konunun üstüne gidiyorsun?"

"Bir şey demedim. Tamam." dedi ve konu kapandı. "Peki." dedim. O sırada Cansu konunun içine girdi. "Bu akşam da galiba bizi sen bırakacaksın." dedi Miraç'a. Miraç gülerek, "İyice şoförünüz oldum ha. Maaşımı isterim ay sonunda." dedi. Cansu güldüğünde ben de gülmeye başladım. "Ee sende gitseydin üniversiteye." dedim. "Bak nereden vuruyorsun?"

"Ama yani gidebilirdin bu sene üniversiteye."

"Gitmek istemedim Asena! Tamam?"

"Tamam." dedim ve yolculuğun geri kalanını telefonla oynayarak geçirdim. AVM'ye yetiştiğimizde Miraç arabayı müsait bir yere park edip bizi indirdi. Arabadan indik ve AVM'nin girişine doğru ilerledik. İçeriye girdiğimizde güvenlikler üstümüzü aradı. Direkt olarak bir mağazaya geçtik. Mağaza ışıl ışıldı ve çok güzel giysileri vardı.

"Hadi kolay gelsin Cansu." dedim ve kıyafetleri karıştırmaya başladık. İlk olarak gözüme bebe mavisi kısa bir elbise takıldı. Elbisenin sırtı tamamen açıktı ve salaş bir eteğe sahipti. Cansu'ya gösterdim. "Ya çok çocuksu bir elbise. Daha cesur bir kıyafet seç." dediğinde kıyafeti eski yerine bıraktım ve bakınmaya devam ettim. Bu sefer de gözüme beyaz uzun, yırtmaçlı bir elbise takıldı. Cansu'ya gösterdim bunu da.

"Ya noel partisinie mi gidiyoruz sanki?" dedi. Cansu moda konusunda çok iyiydi ve bu konuda onun sözlerini dikkate alırdım. "Peki." dedim ve başka kıyafetler aramaya devam ettim. "Asena, galiba buldum!" dedi Cansu ve yanıma siyah bir elbiseyle geldi. Elbise uzundu ve sırtının tamamı açıktı. Kuyruk sokumuna kadar açık olan bu elbisenin yırtmacı yoktu ve elbise straplezdi. "Bir şey diyeyim mi? Bu elbise harika!" dedim. "O zaman hemen deniyorum." dedi ve kabine ilerlerdi. Ben de onun peşinden ilerledim.

Kabine girdi ve on beş dakika sonra içinden çıktı. Elbise onun üstüne tam oturmuştu. Elbisenin göğüs dekoltesi yoktu ama sırt dekoltesi göğüs dekoltesini aratmıyordu bile. Tam bir Barbie kızlarına benziyordu. "Peri kızı gibisin Cansu."

"Gerçekten oldu mu bu?"

"Gerçekten oldu. Bence kesinlikle bunu al çünkü bir elbise bir insana ancak bu kadar yakışabilirdi."

"İkna olmak üzereyim Asena. Hemen birazcık daha öv." dediğinde güldüm. "İkna olmana gerek yok ki, sen zaten her elbisenin içinde güzelsin ama bu elbise bir başka ya."

"Tamam, ikna oldum. Bunu alıyorum." dedi ve tekrar kabine girdi. Yanından ayrıldım ve tekrar elbiselerin olduğu bölüme gittim. Elbiseler çok güzeldi ama çoğu benim tarzımı yansıtmıyordu. "Asena!" diye seslendi Cansu buraya gelirken. "Sen bir şey seçebildin mi?"

"Seçemiyorum ya." dedim bıkkınlıkla. "Tamam, şimdi beraber seçeceğiz." dedi ve elbise aramaya yeniden koyulduk. Bu alışveriş işi gerçekten çok yorucuydu ve en nefret ettiğim şey giysi alışverişi olabilirdi. Gözüme kırmızı bir elbise çarptı. Uzun ve askılı bir elbiseydi. Kalp şeklinde bir göğüs dekoltesi vardı ve uzun eteği hafif kabarıktı. Uzun ve derin bir yırtmacı vardı. "Cansu, buldum galiba!" diye seslendim.

Cansu hızla yanıma geldi ve kıyafete baktı. Hayranlıkla bir beni bir kıyafeti inceliyordu. "Kızım var ya eğer ilk ben bulmuş olsaydım bu elbiseyi ben alırdım." Gülümsedim. "O kadar güzel diyorsun yani."

"O kadar güzel. Hemen koş ve dene şu kıyafeti." Kahkaha attım. "İyi tamam. Hemen deniyorum." deyip kabinlere koştum. Boş bir kabine geçtim ve elbiseyi denedim. Vücuduma tam oturan bu elbise tarzıma da uyuyordu. Göğüs dekoltesi biraz cesaret gerektiriyordu ama bende zaten ondan fazla vardı.

Arkamı döndüm. Elbisenin sırt kısmı iple bağlamalıydı ve bu elbiseye ayrı bir hava katmıştı. Kabinden çıktım. Kabinin önünde Cansu beni bekliyordu. Hayranlıkla beni izliyordu. "Allah'ım asalet misin ya?"

"Öyle deme Cansu. Sonra şımarıyorum." dedim gülerek. "Tamam o zaman sen şimdi bunu çıkar ve kasaya getir ben seni orada bekleyeceğim."

"İyi tamam da bana yemek borcun var. Yemek yemeden şuaradan şuraya gitmem." Kahkaha attı. "Tamam yemek yiyeceğiz ikimizde." Tekrar kabine girdim ve üstümü değiştirdim. Kasaya gittiğimde Cansu beni orada bekliyordu. İki elbisenin fiyatı toplam altı bin yedi yüz elli lira tutmuştu. Fiyatlara şaşırmıştım ama bu kadar kaliteli elbiselere değerdi. Mağazadan çıktık ve yemek yemek üzere yemek katına çıktık.

"Ee ne yiyeceğiz?" diye sordu Cansu. "Ben McDonald's istiyorum." dediğimde büfesine gittik. İki menü sipariş ettik ve menülerimizi alıp boş bir yer bulduk. "Ya acaba nasıl geçecek bu akşam?"

"Yani normal bir parti işte. Ben gelmeyecektim ama senin hatırın için gideceğim."

"Şimdi ben kuaföre gideceğim. Sen ne yapacaksın?" diye sordu. "Ben saçımı evde yaparım. Zaten yeterince alet var bunun için."

"İyi, peki." dedi ve yemeğimizi yemeye devam ettik. Yemeğimizi yedikten sonra Miraç'ı aradım. "Miraç, bizi iki dakika gelsene almaya."

"Tamam, geliyorum birazdan." dediğinde telefonu kapattım ve AVM'den çıktık. "Asena, ben yürüyerek gideceğim. Zaten yakın buraya gideceğim kuaför."

"Biz bırakırdık seni."

"Yok. Yürüyerek beş dakikalık bir mesafe zaten." dediğinde ikna oldum. "İyi, peki akşam görüşürüz." deyip vedalaştığımızda Miraç gelmişti bile. Arabaya bindim. "Akşama az kaldı." dedi. "Biliyorum!" diyerek tersledim. "İyi, peki." deyip sustu. Eve yetiştim. Annem evdeydi ve akşam yemeği hazırlıyordu. "Bugün okulda balo varmış kızım."

"Evet anne. Bu yüzden alışveriş yaptım." dedim. "İyi yaptın. Yemek yemeyecek misin?"

"Yok, anne. Ben Cansu'yla yedim bugün." dedim. "İyi o zaman. Sen git hazırlan ben birazdan uğrarım yanına."

"Tamam anne." dedim ve odama çıktım. Odama çıkar çıkmaz ilk işim banyoya girmek oldu. İyice temizlendikten sonra bornozumu giyindim ve yüzüme her banyodan çıktıktan sonra yaptığım gibi yüz kremleri takviye ettim. Banyodan çıktım ve odama geçtim. Saç düzleştirme aletinin fişini prize taktım ve çalıştırdım. Saçlarımı düzleştirmem vaktimi almıştı ama en sonda başarmıştım.

İlk önce yüzüme pembe pudra sürdüm. Ardından gözkapaklarıma pembe bir far sürdüm. Eyeliner çektim ama bu defa çektiğim eyeliner öncekilerden daha güzel olmuştu. Kuyruğunu uzatmıştım çünkü böyle iddialı bir elbiseye böyle bir eyeliner giderdi. Kan kırmızısı rengindeki rujumu dudaklarıma sürdüm. Şimdi yüzüm çok ama çok daha güzeldi. Elbiseyi de üstüme geçirdikten sonra boy aynanın karşısına geçtim. Gerçekten ilk defa kendimi bu kadar çok beğeniyordum. Sıra ayakkabılardaydı. Dolabımda siyah bir stiletto buldum ve ayaklarıma onu geçirdim.

Bu sırada içeri annem girdi. Şaşkınlıkla beni izledi. "Kızım bu ne zarafet? Çok güzelsin."

"Gerçekten olmuş mu anne?" Yüzünü astı. "Bunu sorman bile hata. Gerçekten olmuş bebeğim." Annemin yanağına bir öpücük kondurdum. Öpücüğü kondurmamla beraber yanaklarına kırmızı bir dudak izi bulaştı. "Anne yanağına rujum bulaştı." dedim gülerek. "Olsun kızım. Senin dudakların bana şifa." Ona sarıldığımda saate baktı. Çok geç değildi.

"Ben bir Cansu'yu arayayım." dedim ve telefonu elime aldım. Cansu'nun numarasına tıkladığımda telefon çalmaya başladı.

"Efendim Asena."

"Cansu hazır mısın?" diye sordum. "Evet, hazırım. Sen?"

"Bende hazırım. O zaman geliyorum seni almaya."

"Tamam bekliyorum." dediğinde telefonu kapattım. Siyah çantamı elime alıp odadan çıktım. "Miraç! Hadi!" diye bağırdım.

"Geliyorum." dedi Miraç ve iki dakika sonra kapının önünde buluştuk. Miraç arabayı çalıştırdığında arabaya bindim. "İlk önce Cansu'yu alacağız." dedim. Cansu'nun evinin önüne geldik ve Cansu arabaya bindi.

"Cansu çok güzel olmuşsun." dedim samimiyetle. "Sen de öylesin aşkım." dediğinde gülüştük. Hava kararmıştı ve balo çoktan başlamıştı bile. Okula yetiştik. "Dikkat edin kendinize ha." diye bir uyarıda bulundu Miraç. "Tamam abi. Sen bizi merak etme." dedim arabadan inerken.

"Çok geç olmadan beni arayın ha. Gelip sizi alayım."

"Tamam abi ararız." dediğimde arabanın kapısını kapattım ve okulun kapısından içeri girdik. Müzik sesleri arka bahçeden geliyordu. Oraya doğru ilerledik. Arka bahçeye girdik. Organizasyon ciddi alamda çok güzel olmuştu. Havuzun etrafında kokteyl masaları vardı ve insanlar ortama şimdiden ayak uydurmaya başlamıştı bile.

Kendimize bir masa bulduk ve oraya yerleştik. Cansu müziğe kendini kaptırıp dans etmeye başlamıştı bile. Herkes buradaydı. Gözlerim Helin'e çarptı. Her zamanki gibi yanında Gaye, Rana ve Gökçe vardı. Helin eğleniyor gibi görünüyordu ancak gözleri beni bulduğunda durdu. Sonra kendini toparlayıp dans etmeye devam etti.

İlerleyen dakikalarda Helin'in yanına Arden geldi. Helin ona sımsıkı sarıldı ancak Arden'in ona sarıldığını görmedim. Helin gülerek bir şeyler konuşuyordu ancak Arden etrafa bakıyordu. Arden'in bakışları beni bulduğunda baştan aşağı süzdü ve gülümsedi. İlgilenmiyor gibi yapıp Cansu'ya ayak uydurmaya gittim.

"Kızın ortam aşırı iyi." dedi Cansu ve eğlenmeye devam etti. Bir süre sonra dans etmekten sıkılmıştım bu yüzden tekrar masaya döndüm. Bu sırada bir garson elinde tepsiyle yanıma geldi. Tepsinin üstünde içecekler vardı. Rastgele bir içecek aldım ve garsona teşekkür ettim. Bu sırada yanıma Arden'in geldiğini gördüm. Hızla gözlerimi çevirdim ve içeceğimle ilgileniyormuş gibi yaptım.

Asla onun geldiği tarafa bakmıyordum. Adım sesleri daha yakından geldi ve ne yapacağımı şaşırarak bu sefer çantamla oynamaya başladım. "Sana iyi rol yapmadığını söylemiş miydim?" dedi gülerek. Onu yeni fark ediyormuş gibi gözlerimi açtım. "Aa selam." Beyaz gömlek ve beyaz keten pantolon giyinmişti. Saçları kıvır kıvırdı ve havaya kaldırmıştı. Her zamankinden daha şık gözüküyordu. Siyah ince çerçeveli gözlüğünü takmıştı ve bu ona biraz farklı bir hava katmıştı.

"Oyunculuğunun da sıfır olduğunu söylemiştim sanırım dün." dediğinde afalladığımı hissettim. "Ne var, niye geldin?" dedim eski kişiliğime bürünerek. "Hah, işte senin verebileceğin normal tepki bu, 'Aa selam.' değil."

"Boş felsefe yapma bana burada." dediğimde beni tekrar inceledi. "Bugün bayağı bir şık olmuşuz hanımefendi." Sesindeki o samimiyeti hissediyordum fakat Helin ile bağlantılarından sonra ısınamıyordum. "Bir şey soracağım?" diyerek söze girdim. "Evet, sor."

"Senin sevgilin var ve sen neden daha doğru dürüst tanımadığın bir kıza 'çok güzelsin' diyorsun?" diyerek nokta atışı yaptım. Biraz bekledi. "Orası farklı Asena." Bana ilk defa ismimle sesleniyordu ve onun ağzından ismimi duymak hoşuma gitti. "Olsun."

"Çünkü güzele güzel demek ayıp değildir bence." dediğinde beni hala iltifat yağmuruna tutuyordu. "Bence sen git bu iltifatları sevgiline yağdır. Belki ilişkiniz toksiklikten kurtulur."

"Hep aynı yerden vuruyorsun." dedi gülümseyerek. "Ne yapayım? Garip geliyor."

"Ama sana gelmesin." dediğinde güldüm. "Nedenmiş o?" Sustu. "Bir kerede soru sorma." dedi ve güldü. "İyi sormam ama bence senin şimdi o psikopat sevgiline dönmen gerekiyor." dedim Helin'e bakarak. Helin, Arden'le bana bizi yiyecekmiş gibi bakıyordu. "Yoksa birazdan ikimizin de kanı akabilir burada." Beni çok dinlemedi ve arkada dans şarkısı başladı.

Önümde reverans yaparak eğildi. "Bu dansı bana lütfeder misiniz Asena hanımlar?" dediğinde güldüm. "İyi bari." dedim ve Arden'in elini tuttum. Arden elimi sıkarak beni sahneye götürdü ve sahnenin ortasına geldiğimizde, elleriyle ellerimi boynuna doladı. Ve sonra kollarını belime geçirdi. Biraz utanmıştım çünkü ilk kez bir erkekle -abim dışında- bu kadar yakın oluyordum. Olduğumuz yerde sallanmaya başlandığımızda diğer çiftlerde sahneye geliyordu.

Asla Arden'e bakmıyordum. Gözüm hep etraftaydı ve neden ona baktığımı bende bilmiyordum. Neden ise onun gözlerinin benim üstümden ayırmadığını hissediyordum. Arada kaçamak bakışlar atarak bu bilgiyi doğrulamış oldum. Arden tatlı bir tebessümle beni izliyordu ve gözlerini asla benden ayırmıyordu. Şarkı ilerledikçe belimi daha da sıkı tuttu. Bu beni rahatsız etmemişti ama etraftaki bakışlar kesinlikle beni rahatsız etmişti. Helin'e göz ucuyla baktım. "Az önce gördüğümden daha sinirliydi ve her an her yeri yıkabilecek bir sinire sahipti.

Gaye, Rana ve Gökçe onu sakinleştirme çabasına girmiş gibi gözüküyordu. Bu beni çok korkutmamıştı ama biraz ürkütmüştü. Çok takmadan dans etmeye devam ettim. "Yeter değil mi sence?" diye sordum. Hala tatlı bir tebessümle beni izliyordu. "Arden," dedim yüksek bir sesle. Kendine geldi ve beni dinledi. "Sence de yeter değil mi, diye sordum sana."

"Şarkı bitsin öyle bırakırım seni." dediğinde kaşlarım çatıldı. "Ben senin esirin miyim?" dedim ve kollarımı boynundan çekip ondan uzaklaştım. Arakama baktığımda hala tebessüm ediyordu.

Masamıza döndüm ancak Cansu burada değildi. Bu esnada da yan masada oturan kişilerin sohbetine kulak misafiri oldum. Bir kız grubuydu ve sohbetlerinde benim ismim geçmişti. "Arkadaşlar şok haber. Arden ile yeni burslu kız var ya, Asena, ikisi beraber dans ettiler."

"Ne? Bildiğimiz Helin'in sevgilisi Arden'le mi?" diye sordu diğer kız. "Evet. Abi, Helin'in bakışlarını bir görecektiniz var ya dünyayı yıkacak gibiydi."

"Lan Asena'nın cesareti de cesaret yani. Bildiğimiz Helin'in sevgilisiyle dans etmek ne?" diyerek şoku atlatmayı çalıştılar. "Ama Allah bilir şimdi ne olacak? Helin şimdi kıza düşman kesilmiştir. Acaba nasıl bir muameleyle intikam alacak?" Oradan direkt uzaklaştım. Demek ki Helin'den gerçekten korkuyorlardı.

Cansu'yu havuz kenarında havuza bakarken gördüm. Yanına doğru yürüdüm. "Cansu, niye buradasın?"

"Yoruldum biraz. Bu yüzden buraya gelmek istedim. Havuz harika ama." dedi havuzu izlerken. "Az önce ne oldu biliyor musun?" dedim Cansu'ya. "Az önce Arden'le dans ettik."

"Ne?" diye çığlık attı Cansu. "Bildiğimiz romantikler gibi dans mı?"

"Evet ama o kaldırdı beni dansa. Yani ben özel olarak hiçbir şey istemedim."

"Ee tabii ki de o kaldıracak seni." dedi. "O zaman sen beni burada bekle, ben bize içecek bir şeyler getireyim." dedim ve arkamı dönüp oradan ayrıldım. On adım attıktan sonra havuz sesi geldi. Telaşla arkamı döndüm. Cansu havuza düşmüştü ve havuzun hemen yanında Gaye vardı. Gaye, Cansu'yu havuza itmişti. Şaşkınlıkla gözlerim açılırken Helin'le göz göze geldik. Helin'in yüzünde gıcık bir sırıtış vardı ve Rana, Gökçe'de aynı şekilde sırıtıyorlardı. Bu tamamen onların planıydı.

Etrafta derin bir sessizlik oldu. "Cansu!" diye çığlık atıp havuza doğru koştum. Hiç düşünmeden havuza atladım ancak başka bir sorun vardı. Ben yüzme bilmiyordum. Havuzun dibine düşerken gözlerimi açtım. Cansu havuzun kıyısındaydı ve havuzdan çıkmıştı. Ben suyun içinden çıkmak için biraz çırpınmaya çalıştım ancak bu çırpınışlar beni daha da dibe çekmişti.

Yaklaşık otuz saniye sonra birisi havuza atladı. Havuza atlayan kişi Arden'di. Arden beni görünce bana doğru yüzmeye başladı. Benim bilincim yavaş yavaş kapanıyordu. Arden beş saniye sonra yanıma ulaştı ve kollarını belime sarıp beni havuzun yüzeyine çıkardı. Havuzun yüzeyine çıkmamla derin nefes almam bir oldu. Arden beni tam anlamıyla havuzdan çıkardığında biraz bekledim ve etrafa baktım.

Helin'in az önceki sırıtışından eser yoktu ve herkes şok içindeydi. Kimileri telefonundaki kamerayı açıp video çekiyordu kimileri ise gülüyordu. Ayağa kalktım ve sinirle Helin'in yanına gittim. "Sen ne yapıyorsun be ruh hastası?!" diye bağırdım. "Kelimelerine dikkat et." dedi dişlerini gıcırdatarak. "Etmezsem ne olur?"

"Tahmin bile edemeyeceğinden daha fazlası?" dedi. "Ama endişelenme," dedi ve sözlerine devam etti. "Bu sadece başlangıçtı!"

Bölüm sonu

3 yorum