SEVGİMİ -SENİN- ULAŞAMAYACAĞIN BİR YERE KOYDUM
Hızla okuldan bahçeye doğru koşarken bardaktan boşanırcasına yağan yağmur oldukça şiddetliydi. Attığım her adım sanki beni bilinmezliğe daha çok yaklaştırıyordu. İçeride öğrendiğim olaydan sonra arkama bakmadan okuldan çıkmıştım, ve şimdi ise Arden'i görmek için can atıyordum.
Yağmur bahçeyi etkisi altına aldığı gibi beni de etkisi altına aldı. Sudan çıkmış balık gibiydim ama şu an bu umurumda bile değildi. Umurumda olan tek şey Arden'di ve onun hayatta olduğunu bilip bilmememdi. Gözyaşlarım benden bağımsız yanağıma süzülüyordu, ancak yağmur damlaları göz yaşlarımı yok ediyordu. Koşmaya devam ettim. Koşuşum hızlandığında ağlamamda hızlandı.
Bahçenin ortasına geldiğimde soluklanmak için durdum ama durmamam gerekiyordu çünkü her saniye Arden için kıymetliydi. Tekrar koşmaya hazırlandım ancak koşuşumun ilk adımında saçlarımı kavrayan bir el hissettim. O el saçlarımı kavradığı gibi beni geriye doğru düşürdüğünde çığlık attım. Sırt üstü düşmüştüm ve düşmenin etkisiyle sırtım çok ama çok ağrımıştı.
Acıyla inledim ve kalkmak için karnımın üzerine döndüm. Önümde bir çift kırmızı stiletto gördüm. Başımı yukarı kaldırdım ve karşımda Helin'i gördüm. Helin'in yanında Rana, Gaye ve Gökçe'de vardı. Gökçe, Helin'e şemsiye tutuyordu. "Siz ne istiyorsunuz benden?!" diye bağırdım ve ayağa kalkmaya yeltendim ancak Rana ayağını sırtıma geçirdi. Acıyla tekrar yeri boyladığımda gözyaşlarım tekrar akmaya başladı.
"Lütfen, bırak Helin! Arden'e yetişmem gerek." diyerek ağladım. "Küçük şeytanımız ağlıyor muymuş?" dedi gülerek. "Bak Arden'e ne yaptın bilmiyorum ama oraya gitmem gerek."
"Arden'e ne yaptıysam yaptım ama şu an nefes aldığını sanmıyorum." dedi Helin alçakça. Gözyaşlarım durdu. "Helin, neyden bahsediyorsun sen?" dedim telaşla. "Sandığımdan daha zekiymişsin küçük şeytan. Ben demeden öğrendin Arden'in durumunu."
"Helin, lütfen bırak. Her saniye benim için çok önemli." dedim ağlayarak. "Ama ben sana demiştim önümde yalvaracağın günler gelecek diye." Tekrar ayağa kalkmaya yeltendim ancak Gaye saçlarımı tuttu ve beni ayağa kaldırdı. "Bunu ikiniz de bana yapmayacaktınız." dedi Helin tıslayarak.
Gaye saçımı sertçe çekti. Acıyla inledim. "Helin, lütfen bırak!"
"Bunun bedelini ödeyecektiniz küçük şeytan. Ben önce Arden'den başlayayım dedim." Ağlamam çoğaldı ve ağlamam büyüdüğü için hıçkırıklarım ardı ardına dizildi. Şu an bir şey yapmam gerekiyordu. Gaye'nin saçlarını elimle kavradım ve sinirle aşağı doğu çektim. Gaye'yi yere attığımda Gökçe ile Rana üzerime geldi. Gökçe'nin karnına tekmeyi geçirdim ve hızla oradan kaçmaya başladım.
"Yakalayın şu şeytanı!" diye bağırdı Helin. Arkama baktığımda Gaye, Rana ve Gökçe'nin üzerime doğru geldiğini gördüm. Adımlarımı hızlandırdım. Ben adımlarımı hızlandırdıkça gözyaşlarım daha çok çoğaldı, gözyaşlarım çoğalınca yağmur daha da şiddetini arttırdı.
Tam okuldan çıkarken Rana aramızdaki farkı kapatıp belimden tuttu ve beni geriye doğru tekrar yere itti. Gaye ve Gökçe üstüme çullanırken artık hareket bile edemiyordum. Helin yanıma geldi. "Sence buradan kaçışın var mı?" diye sordu Helin alayla.
"Ama Helin, ömrümün sonuna kadar senden nefret edeceğim ve ne olursa olsun, aradan ne kadar zaman geçerse geçsin intikamımı senden öyle bir alacam ki-" Sözümü bitirmeme izin vermeden Gaye, Gökçe ve Rana ayaklarıyla bana tekme atmaya başladılar.
Attıkları tekmelerden hiçbir şey hissetmiyordum, şu anda tek hissettiğim şey Arden'di.