Restorana girdiğimizde içerisi fazla kalabalık değildi.
Bora kapıyı açıp geçmem için kenara çekildi.
“Beyefendi olmuşsun,” dedim.
“Yanında güzel bir kadın varken öyle davranmak gerekiyor.”
“Bunu herkese söylüyor musun?”
“Hayır.”
“Kaç kişiye söyledin?”
“Bir.”
“Kim?”
“Şu an karşımdaki.”
Gözlerimi devirdim ama gülümsememi engelleyemedim.
Masaya oturduk.
Garson menüleri bıraktı.
Ben menüye bakarken Bora bana bakıyordu.
“Ne var?”
“Hiç.”
“Bana bakıyorsun.”
“Bakabilir miyim?”
“Hayır.”
“Geç kaldın.”
“Bora…”
“Tamam.”
Gülüyordu.
Ben de istemeden güldüm.
Bir süre sonra yemekler geldi.
Konuşmaya başladık.
Ama bu kez eski ilişkimizden bahsetmedik.
Çocukluğundan bahsetti.
Okul yıllarından.
Sevmediği derslerden.
İlk kez tek başına para kazandığı günden.
Annesinin yaptığı bir yemeği yıllardır özlediğinden.
Ben onu dinledim.
Ve garip olan şuydu:
Bora'yı ilk kez gerçekten tanıyormuşum gibi hissettim.
Onu sevgilim olarak tanımıştım.
Şimdi ise insan olarak tanıyordum.
“Sen?” dedi.
“Ne?”
“Sen neden hiç kendinden bahsetmiyorsun?”
“Ben sıkıcıyım.”
“İnanmıyorum.”
“İnan.”
“Hayır.”
“Bora…”
“Bir şey saklıyorsun.”
Elimdeki çatal durdu.
Kalbim hızlandı.
“Her insanın sakladığı şeyler vardır.”
“Benden de mi?”
“Özellikle senden.”
Yüzündeki gülümseme kayboldu.
“Benden neden?”
“Çünkü senin bilmeni istemediğim şeyler var.”
“Tamam.”
Şaşırdım.
“Tamam mı?”
“Evet.”
“Hiç sormayacak mısın?”
“Hayır.”
“Niye?”
“Çünkü bir gün anlatmak istersen kendin anlatırsın.”
Başımı eğdim.
Bora'nın bunu yapması, bana soru sormasından daha ağır geliyordu.
Çünkü bana güveniyordu.
Ben ise kendime bile güvenmiyordum.
Yemekten sonra dışarı çıktık.
Gece serindi.
Bir süre yan yana yürüdük.
Sonra Bora durdu.
“Bir şey söyleyeceğim.”
“Ne?”
“Bugün seni tekrar tanımış gibi oldum.”
“İyi mi kötü mü?”
“Çok iyi.”
Gülümsedim.
“Ben de seni.”
“Bu güzel.”
“Bora…”
“Efendim?”
“Bunu yanlış anlama.”
“Ne?”
“Bugün benim için de güzeldi.”
Gözlerime baktı.
“Yanlış anlamayacağım.”
“Emin misin?”
“Eminim.”
Sonra elini uzattı.
“Arkadaş?”
Eline baktım.
Bir zamanlar sevgilim olan adam şimdi benden arkadaşlık istiyordu.
Bu teklifin içinde hem huzur hem acı vardı.
Elini tuttum.
“Arkadaş.”
Elimi sıktı.
“Şimdilik.”
“Şimdilik deme.”
“Tamam.”
Ama ikimiz de bunun sadece arkadaşlık olmadığını biliyorduk.
---
O gece eve geldiğimde Nisa beni kapıda karşıladı.
“Ne oldu?”
“Ne?”
“Yüzün.”
“Ne var yüzümde?”
“Mutluluk.”
“Yok.”
“Var.”
“Yok.”
“Bora'yla görüştün.”
Sustum.
Nisa bağırdı.
“GÖRÜŞTÜN!”
“Sus!”
“Biliyordum!”
“Bağırma.”
“Ne oldu?”
“Yemek yedik.”
“Sonra?”
“Konuştu.”
“Sonra?”
“Arkadaş olduk.”
Nisa birkaç saniye bana baktı.
Sonra kahkahayı bastı.
“Arkadaş mı?”
“Evet.”
“Sevgi, seninle adam arasındaki arkadaşlık, benim eski sevgilimle barışmam kadar gerçek.”
“Kes sesini.”
“Yani hiç gerçek değil.”
Ben de güldüm.
O gece uzun zamandır ilk kez rahat uyudum.
Ama uyumadan önce masanın üzerindeki kahverengi deftere baktım.
Nisa'nın bana verdiği günlüğü elime aldım.
İlk sayfayı açtım.
Tarih yazdım.
7 Nisan 2005.
Sonra uzun süre kalemi elimde tuttum.
En sonunda tek bir cümle yazdım:
“Bugün onu yeniden tanımaya başladım.”
Defteri kapattım.
O zaman bunun hayatımın en önemli cümlelerinden biri olduğunu bilmiyordum.
Çünkü bazı hikâyeler yeniden başlarken, aslında çoktan sona yaklaşmış olur.
Ben bunu henüz bilmiyordum.