İçeriğe geç

SEVGİ NEYDİ

Bölüm 6 · 2 dk okuma

SEVGİ NEYDİ

Bölüm 6

BÖLÜM 6

Bora'nın o gün söyledikleri aklımdan çıkmadı.

“Beni tanımana izin ver.”

Basit bir cümleydi.

Ama benim için değildi.

Çünkü onu zaten tanıyordum.

Çocukluğundan beri değil belki, ama sevdiği zaman nasıl baktığını, kızdığı zaman nasıl sustuğunu, bir şeyi kafasına koyduğunda nasıl vazgeçmediğini biliyordum.

En kötüsü de şuydu:

Bora'nın beni gerçekten tanımasını istemiyordum.

Çünkü bazı insanlar seni tanıdıkça sana daha çok yaklaşır.

Bazılarıysa tanıdıkça uzaklaşır.

Ben ikinci ihtimalden korkuyordum.

Ertesi gün işe giderken Nisa beni kapının önünde yakaladı.

“Bir dakika.”

“Ne oldu?”

“Dün Bora'yla görüştün.”

“Kim söyledi?”

“Yüzün.”

“Yüzüm ispiyoncu olmuş.”

“Hem de çok.”

Yanıma geldi.

“Ne konuştunuz?”

“Hiç.”

“Sevgi.”

“Gerçekten.”

“Beni aptal yerine koyma.”

“Sen zaten kendini yeterince koyuyorsun.”

Nisa güldü.

“Bak, dalga geçebiliyorsan durum sandığım kadar kötü değil.”

Birlikte yürümeye başladık.

“Bana bir şey söyledi,” dedim.

“Neymiş?”

“Beni tanımak istiyormuş.”

Nisa birkaç saniye düşündü.

“Bence güzel.”

“Değil.”

“Niye?”

“Çünkü beni tanırsa…”

Cümleyi tamamlayamadım.

Nisa koluma girdi.

“Sevgi, insanlar seni sevdiğinde onların sevgisini hak etmek için kusursuz olmak zorunda değilsin.”

Ona baktım.

“Bunu nereden çıkardın?”

“Ben de eski sevgilime geri dönmeye çalışıyorum ya.”

“Senin mantığın nerede?”

“Bazen geliyor.”

“Ne zaman?”

“Uyurken.”

Güldüm.

Nisa da güldü.

Ama sonra yüzü ciddileşti.

“Sen kendine çok sert davranıyorsun.”

Bu kez cevap vermedim.

Çünkü doğruydu.

---

Günler böyle geçmeye başladı.

Bora her gün gelmedi.

Beni aramadı.

Mesaj da atmadı.

Sadece bazen karşıma çıkıyordu.

Bir gün iş çıkışında elimde ağır bir poşet varken yanımda belirdi.

“Ver.”

“Gerek yok.”

“Kolun kopacak.”

“Taşırım.”

Poşeti elimden aldı.

“Ben taşırım.”

“Bora…”

“Bugün tartışmayalım.”

İstemeden gülümsedim.

“Sen hiç tartışmıyorsun zaten.”

“Senin yanında tartışmayı seviyorum.”

“Niye?”

“Çünkü sonra yüzün kızarıyor.”

“Benim yüzüm kızarmıyor.”

“Şu an kızardı.”

“Sinirden.”

“Tabii.”

O an ilk kez eski günlerdeki gibi hissettim.

Sanki aramızda hiçbir şey olmamıştı.

Sanki ayrılmamıştık.

Sanki onu kaybetmemiştim.

Sonra bu düşünce içime bir korku gibi oturdu.

Çünkü insan geçmişteki mutluluğu yeniden bulduğunda, onu ikinci kez kaybetmekten daha çok korkuyordu.

Eve geldiğimizde poşeti mutfağa bıraktı.

“Teşekkür ederim,” dedim.

“Bir şey değil.”

Kapıya yöneldi.

“Bora.”

Durdu.

“Efendim?”

“Bugün…”

Sustum.

“Bugün ne?”

“Güzeldi.”

Gülümsedi.

“Benim için de.”

Kapıyı açtı.

Tam çıkacakken arkasını dönüp bana baktı.

“Sevgi.”

“Efendim?”

“Yavaş yavaş.”

“Ne?”

“Bana alış.”

Kapı kapandı.

O gece yatağıma uzandığımda uzun süre tavana baktım.

Bora'nın “yavaş yavaş” sözünü düşündüm.

Belki de ilk kez biri benden bir anda değişmemi istemiyordu.

Benden geçmişimi silmemi istemiyordu.

Benden kendimi affetmemi bile istemiyordu.

Sadece yanında olmama izin vermemi istiyordu.

Ve ben, hayatımda ilk defa bir şeyden kaçmak yerine ona doğru küçük bir adım atmayı düşündüm.

Ama o gece rüyamda yine yağmur yağıyordu.

22 Mart 2005.

Aynı sokak.

Aynı siyah şemsiye.

Ve bana uzanan aynı el.

Uyandığımda kalbim hızla atıyordu.

Nedenini bilmiyordum.

Sadece içimde garip bir his vardı.

Sanki bazı anılar, hatırlanmak için doğru zamanı bekliyordu.

Ben ise daha ne kadarını hatırlayacağımı bilmiyordum.

Bölüm sonu

1 yorum