Bora'nın babası kapının yanında duruyordu.
Elinde günlüğüm vardı.
Bir an kimse konuşmadı.
Polisler ona silah doğrultmuştu ama adamın yüzünde korku yoktu. Sanki yıllardır beklediği bir anın tam ortasındaydı.
“Günlüğümü ver.”
Sesim düşündüğümden daha sert çıktı.
Adam bana baktı.
“Vereceğim.”
Bir adım attı.
“Fakat önce bunu bilmelisin.”
Mert hemen önümde durdu.
“Yaklaşma.”
Bora'nın babası ona baktı.
“Sen hâlâ Sevgi'yi koruyorsun.”
“Evet.”
“Her zaman yaptığın gibi.”
Mert'in kaşları çatıldı.
“Ne demek istiyorsun?”
Adam cevap vermedi.
Günlüğü bana uzattı.
Aldım.
“Şimdi git.”
Adam başını salladı.
“Benim işim bitti.”
Polisler onu götürürken dönüp bana son kez baktı.
“Sevgi…”
“Ne?”
“Bazı gerçekleri öğrenmemek, onları değiştirmez.”
Kapı kapandı.
Mert yanıma geldi.
“İyi misin?”
“Hayır.”
Günlüğü masaya bıraktım.
“Bunu açmak istemiyorum.”
“Niye?”
“Çünkü artık ne okuyacağımı bilmiyorum.”
Nisa sessizce yanımıza geldi.
“Belki de artık okumamalısın.”
Ona baktım.
“Ne demek istiyorsun?”
“Bazen geçmişi kurcalamak, geçmişi düzeltmiyor.”
“Sen yıllardır geçmişimi benden sakladın.”
Nisa gözlerini kaçırdı.
“Çünkü senden söz aldım.”
“Ne sözü?”
“Bir gün hatırlarsan bile bazı şeyleri sormayacağına dair.”
“Ben sana böyle bir söz verdim mi?”
Nisa başını salladı.
“Evet.”
Mert:
“Ne hakkında?”
Nisa ona baktı.
“Bora hakkında.”
Mert'in yüzü değişti.
“Gerçek Bora hakkında mı?”
Nisa cevap vermedi.
Ben hemen araya girdim.
“Bora kim?”
Nisa:
“Senin hayatındaki en büyük sırrın.”
“Yaşıyor mu?”
“Bilmiyorum.”
“Öldü mü?”
“Bilmiyorum.”
“Peki neden sürekli onun adını duyuyorum?”
Nisa sustu.
Mert bana baktı.
“Çünkü sen onu sevmiştin.”
“Ben seni sevmiştim.”
Mert hafifçe gülümsedi.
“Biliyorum.”
“Öyleyse neden Bora?”
Mert cevap vermedi.
Bu sessizlik beni daha da huzursuz etti.
Günlüğü açtım.
İlk sayfa.
“22 Mart 2005.”
Altında:
“Bugün her şey değişti.”
Bir sonraki sayfaya geçtim.
“Bora'yı gördüm.”
Bir sonraki:
“Ona güvenmemeliyim.”
Sonraki:
“Ama ona âşık oldum.”
Mert'in yüzüne baktım.
“Bunlar ne?”
“Senin yazdıkların.”
“Sen biliyor muydun?”
“Bazılarını.”
Sayfaları çevirmeye devam ettim.
Bölümler ilerliyordu.
Sevgi ile Bora'nın tanışması.
İlk konuşmaları.
İlk kavga.
İlk öpüşme.
İlk ayrılık.
Sonra tekrar birleşmeleri.
Her şey vardı.
Ama bir şey dikkatimi çekti.
Mert'in adı hiçbir yerde yoktu.
“Bu nasıl mümkün?”
Nisa:
“Ne?”
“Günlükte Mert yok.”
Mert'in yüzü dondu.
“Bence olması gerekmiyor.”
“Sen benim hayatımdaydın.”
“Evet.”
“Beni sevdiğini söylüyorsun.”
“Seviyordum.”
“Öyleyse neden bir kez bile adın geçmemiş?”
Mert cevap vermedi.
Ben sayfaları daha hızlı çevirdim.
Sonunda 22 Mart gecesine geldim.
Sayfanın tamamı yırtılmıştı.
“İşte.”
Mert:
“Ne?”
“Eksik sayfa.”
Nisa gözlerini kapattı.
“Onu bulma.”
“Niye?”
“Çünkü o sayfa her şeyi değiştirir.”
“Tam da bu yüzden bulacağım.”
Gece yarısına kadar eski depoyu aradık.
Masanın altında.
Dolapların içinde.
Eski kutuların arasında.
Sonunda Nisa küçük bir metal kutu buldu.
İçinden tek bir kâğıt çıktı.
Eksik sayfa.
Üçümüz de ona baktık.
Mert:
“Okuma.”
“Artık çok geç.”
Sayfayı açtım.
Üstte tarih vardı.
22 Mart 2005.
Ve ilk cümle:
“Bugün Bora öldü.”
Bora'nın adı.
İlk kez bu kadar açık yazılmıştı.
Devam ettim.
“Mert de öldü.”
Elim titredi.
Mert bir adım geri çekildi.
Nisa ağlamaya başladı.
Bir sonraki satırı okudum.
“Nisa öldü.”
Sonra:
“Ben de öldüm.”
Kâğıt elimden düşmek üzereydi.
Ama altında bir cümle daha vardı.
“Bu gece dört kişi öldü.”
Mert fısıldadı:
“Dört kişi…”
Nisa:
“Bu imkânsız.”
Sayfanın sonuna baktım.
Orada yalnızca tek bir cümle vardı:
“Ama beşinci kişi hayatta kaldı.”
“Kim?”
Cevap yoktu.
Sayfanın en altında küçük bir tarih vardı.
28 Mayıs 2005.
“Bu tarih yarın.”
Mert bana baktı.
“Sevgi…”
“Ne?”
“Belki de yarın öğreniriz.”
Günlüğü kapattım.
Ama içimde garip bir huzursuzluk vardı.
Sanki hikâyenin bütün cevaplarını bulmaya yaklaşmıştık.
Oysa en büyük gerçeği henüz bilmiyorduk.
Ve o gece, herkes uyuduktan sonra günlüğümü tekrar açtım.
Son sayfada daha önce olmayan bir cümle gördüm.
“Bora'ya sakın söyleme.”
Altında başka bir cümle:
“Çünkü Bora zaten biliyor.”
Kalbim hızlandı.
Günlüğü kapattım.
Ama kapatmadan önce sayfanın en altındaki küçük yazıyı gördüm.
“Beni hatırlama demiyorum, Bora. Sadece benim yokluğumda kendini de kaybetme.”