“Mert…”
İsim ağzımdan çıktığı anda dizlerimin bağı çözüldü.
Bir an için istasyon kayboldu.
Bora kayboldu.
Nisa kayboldu.
Yalnızca yıllar önce gördüğüm bir çocuk kaldı zihnimde.
Siyah saçlı.
Gülünce sol yanağında küçük bir çukur oluşan.
Bana sürekli:
“Bir gün seni dünyanın en güzel yerine götüreceğim.”
diyen bir çocuk.
Mert.
Ama Mert yıllar önce hayatımdan çıkmıştı.
Ben onun öldüğünü sanıyordum.
“Bu mümkün değil.”
Selim sakince bana baktı.
“Artık hatırlıyorsun.”
“Hayır.”
“Hatırlıyorsun.”
“Sen yalan söylüyorsun.”
Selim'in yüzündeki ifade değişti.
“Bana inanmak zorunda değilsin.”
Bora hâlâ yerdeydi.
Ellerini başına bastırmıştı.
“Ben…”
Nisa yanına çömeldi.
“Bora?”
Başını kaldırdı.
“Bana Bora deme.”
Nisa'nın gözlerinden yaş süzüldü.
“Peki sana ne diyeyim?”
Bora gözlerini kapattı.
“Mert.”
Kalbim hızlandı.
Yanına gittim.
“Bana bak.”
Baktı.
Ve o bakış…
Bora'nın bakışı değildi.
Tanıdığım başka bir bakıştı.
“Sen…”
Sesim titredi.
“Mert?”
Elimi tuttu.
“Geç kaldın.”
Gözlerim doldu.
“Sen öldün.”
“Hayır.”
“Ben seni gördüm.”
“Biliyorum.”
“Cenazene geldim.”
Mert başını salladı.
“Benim cenazem değildi.”
Selim araya girdi.
“Sonunda.”
Mert ona döndü.
“Sen sus.”
Selim ilk kez geri çekildi.
Bora—Mert—ayağa kalktı.
“Beni yıllarca kullandın.”
Selim:
“Ben seni korudum.”
“Beni kimden korudun?”
“Sevgi'den.”
Mert bana baktı.
“Hayır.”
Selim:
“Sen onun yüzünden her şeyi unuttun.”
“Ben onun yüzünden hiçbir şeyi unutmadım.”
“Öyleyse neden 22 Mart gecesini hatırlamıyorsun?”
Mert cevap vermedi.
Ben araya girdim.
“Çünkü o gece olanları ona da unutturdunuz.”
Selim bana baktı.
“Sen hâlâ hiçbir şeyi anlamıyorsun.”
“Anlat.”
“22 Mart gecesi gerçek Bora öldü.”
“Evet.”
“Gerçek Nisa da öldü.”
Nisa gözlerini kapattı.
“Evet.”
“Ve sen…”
Selim bana baktı.
“Sen de öldün.”
Sessizlik.
Bora'nın yüzü değişti.
“Ne?”
Selim devam etti:
“Araba uçurumdan aşağı yuvarlandığında üç kişi vardı.”
Ben başımı salladım.
“Hayır.”
“Üçünüz de öldü sanıldı.”
“Ben yaşıyorum.”
“Şu anda.”
“Ne demek bu?”
Selim:
“Çünkü sen kazadan sonra üç ay komada kaldın.”
Nisa:
“Sevgi…”
Ben hiçbir şey söyleyemedim.
Selim'in sesi devam etti:
“Uyandığında hiçbir şeyi hatırlamıyordun.”
“Bora?”
“Gerçek Bora ölmüştü.”
“Mert?”
“Gerçek Mert yaşıyordu.”
Bora bana baktı.
“Ben…”
Selim:
“Sen Mert'sin.”
Nisa başını salladı.
“Evet.”
“Peki neden Bora?”
Nisa ağlayarak cevap verdi.
“Çünkü sen uyandığında ilk söylediğin isim Bora'ydı.”
Gözlerimi kapattım.
O an bütün parçalar yerine oturmaya başladı.
Ben hastanedeydim.
Üç ay.
Kaza.
Bora.
Mert.
Nisa.
Ama bir şey hâlâ yanlıştı.
“Ben neden Bora'yı bu kadar seviyorum?”
Kimse cevap vermedi.
Sonra Mert yanıma geldi.
“Çünkü ben sana gerçeği söylemedim.”
“Ne gerçeği?”
“Ben Bora değilim.”
“Biliyorum.”
“Hayır.”
Gözlerimin içine baktı.
“Ben Bora'yı tanıyordum.”
“Nasıl?”
“Çünkü o benim kardeşimdi.”
Nefesim kesildi.
“Ne?”
Mert devam etti:
“Bora öldüğü gece onun kimliğini aldım.”
“Niye?”
“Çünkü seni korumak için.”
“Benden mi?”
“Hayır.”
“Kimden?”
Mert'in gözleri Selim'e kaydı.
“Onlardan.”
Selim bir anda cebine uzandı.
Emir bağırdı:
“Silah!”
Bir patlama sesi duyuldu.
Nisa çığlık attı.
Ben Mert'e sarıldım.
Ama kurşun ona gelmemişti.
Selim yere düşmüştü.
Kapıdan polisler girdi.
Emir onların arkasındaydı.
Selim yakalanırken bana baktı.
“Günlüğün.”
İrkilerek masaya baktım.
Günlüğüm yoktu.
Mert de fark etti.
“Sevgi…”
“Biri günlüğü aldı.”
Nisa'nın yüzü bembeyaz oldu.
“Kim?”
Emir cevap vermedi.
Çünkü kapının yanında duran polislerden biri elinde günlüğümle bize bakıyordu.
Sonra yavaşça şapkasını çıkardı.
Ve yüzünü gördüm.
Bora'nın babası.
Yaşlı adam gülümsedi.
“Sonunda hatırladın.”
Ve günlüğümü göğsüne bastırdı.
“Şimdi asıl hikâyeyi okuyacağız.”