Mesaja uzun süre baktım.
Bir insan aynı cümleyi kaç kere okuyabilir?
Ben beş kere okudum.
Sonra on kere.
“Şu anda yanında oturan Bora'ya dikkat et.”
Altında:
“Çünkü o da 22 Mart gecesi öldü.”
Telefonu elimden Bora aldı.
Mesajı okudu.
Sonra bana baktı.
“Bu ne demek?”
“Bilmiyorum.”
“Sevgi, bana bak.”
Baktım.
Karşımda Bora vardı.
Nefes alıyordu.
Kalbi atıyordu.
Ellerim onun yüzüne gitti.
Sıcaktı.
“Sen buradasın.”
“Evet.”
“Yaşıyorsun.”
“Evet.”
“Öyleyse Nisa neden öldüğünü söylüyor?”
Bora cevap veremedi.
Telefon yeniden titredi.
Bu kez gelen mesaj tek cümleydi:
“Çünkü senin tanıdığın Bora, gerçek Bora değil.”
Bora'nın elinden telefon düştü.
“Eve gitmiyoruz.”
Bora direksiyona geçti.
“Nereye?”
“Eski hastaneye.”
“Niye?”
“Babamın yanına.”
Araba hareket etti.
Yol boyunca ikimiz de konuşmadık.
Ama ben sürekli Bora'ya bakıyordum.
Aynı yüz.
Aynı ses.
Aynı eller.
Bana baktığında hâlâ aynı şekilde gülümsüyordu.
“Benden şüpheleniyorsun.”
“Hayır.”
“Yalan.”
“Biraz.”
Bora acı bir şekilde güldü.
“Ben de kendimden şüpheleniyorum.”
“Niye?”
“Çünkü bazı şeyleri ben de hatırlamıyorum.”
“Mesela?”
“22 Mart gecesini.”
Kalbim hızlandı.
“Ne hatırlıyorsun?”
“Sen.”
“Başka?”
“Araba.”
“Başka?”
“Bir ses.”
“Kim?”
Bora direksiyonu daha sıkı tuttu.
“Bilmiyorum.”
“Erkek mi?”
“Evet.”
“Ne diyordu?”
Bora gözlerini yoldan ayırmadan cevap verdi.
“Bora, artık sen değilsin.”
İçim ürperdi.
“Bu sesi daha önce duydun mu?”
“Rüyalarımda.”
“Ben de.”
Hastaneye vardığımızda koridor boştu.
Bora'nın babasının odasına gittik.
Kapı açıktı.
Yatak boştu.
“Baba?”
Bora içeri girdi.
Çarşaflar düzgünce katlanmıştı.
Serum çıkarılmıştı.
Adam yoktu.
Yerde küçük bir kâğıt vardı.
Bora eğilip aldı.
Üzerinde:
“Eski istasyona dönün.”
yazıyordu.
Altında bir saat:
23.40
Bora saate baktı.
23.12.
“Yirmi sekiz dakikamız var.”
“Bu bir tuzak.”
“Biliyorum.”
“Yine de gidecek misin?”
Bora bana baktı.
“Sen geliyorsan.”
23.38'de eski istasyondaydık.
Bu kez içeride bir ışık yanıyordu.
Perondaki eski bekleme salonundan geliyordu.
Kapıyı açtım.
İçeride Nisa vardı.
Ama yüzünde alıştığım o gülümseme yoktu.
Ağlıyordu.
“Nisa?”
Bana baktı.
“Bana Aylin de.”
Bir adım attım.
“Aylin.”
Gözlerini kapattı.
“Bunca yıldır bunu duymayı bekledim.”
“Sen gerçekten kardeşim misin?”
“Evet.”
“Peki neden bana Nisa dedin?”
“Çünkü Sevgi, Aylin öldü.”
“Ne?”
“Ben Aylin olarak öldüm.”
Bora:
“Ne demek bu?”
Nisa ona baktı.
“Sen de ölüsün.”
Bora'nın yüzü gerildi.
“Bunu açıklayacaksın.”
Nisa başını salladı.
“22 Mart gecesi kazada iki kişi öldü.”
“Kim?”
“Aylin.”
Ve Bora'ya baktı.
“Gerçek Bora.”
O an hiçbir şey söyleyemedim.
Bora'nın yüzündeki ifade değişti.
“Ben kimim?”
Nisa ağlayarak:
“Bilmiyorum.”
“Beni tanıyorsun.”
“Evet.”
“Çocukluğumuzu biliyorsun.”
“Evet.”
“Babamı biliyorsun.”
“Evet.”
“Öyleyse ben kimim?”
Nisa cevap vermeden önce kapının arkasından bir ses geldi.
“Bunu ben biliyorum.”
Selim.
Polisin elinden kaçmıştı.
Bora hemen önüme geçti.
Selim yavaşça içeri girdi.
“Bora, sana yıllardır söylemek istediğim bir şey var.”
Bora:
“Yaklaşma.”
Selim durdu.
“Sen Bora değilsin.”
Bora'nın nefesi kesildi.
Selim devam etti:
“Sen, 22 Mart gecesi kazada ölen Bora'nın…”
Bir an sustu.
“İkizi bile değilsin.”
Bora'nın yüzü bembeyaz oldu.
“Öyleyse kimim?”
Selim gözlerini bana çevirdi.
“Sevgi'nin yıllar önce kaybettiği kişi.”
Başımı salladım.
“Hayır.”
Selim:
“Evet.”
“Ben onu tanıyorum.”
“Çünkü onu sen yarattın.”
Bora bana baktı.
“Sevgi…”
Selim'in sesi karanlıkta yankılandı:
“Bora diye bildiğin adam, 22 Mart kazasından sonra hafızasını kaybetmiş bir adam.”
Nisa ağlayarak başını salladı.
“Ve gerçek adı…”
Selim cümleyi tamamladı.
“Mert.”
Bora geriye doğru bir adım attı.
“Ben…”
Elini başına götürdü.
Bir anda yere çöktü.
Gözlerini kapattı.
Ve ilk kez başka bir isim söyledi:
“Mert…”
Ben olduğum yerde donup kaldım.
Çünkü o ismi ben de hatırlıyordum.
2005 yılından önce hayatımda olan ilk erkek.
Ve onu yıllar önce kaybettiğimi sanmıştım.
Ama asıl korkunç gerçek şuydu:
Mert, Bora değildi.
Bora'nın yerini alan kişiydi.