Doktorun söylediği cümle odanın içinde yankılanıyordu.
“Nisa'nın aslında kim olduğunu biliyordu.”
Bora bana baktı.
Ben ise doktorun masasındaki dosyadan gözlerimi ayıramıyordum.
“Doktor…”
“Efendim?”
“Bu dosya yanlış.”
“Hayır.”
“Ben Nisa'yı yıllardır tanıyorum.”
“Biliyorum.”
“Onun kim olduğunu biliyorum.”
Doktor başını yavaşça salladı.
“Hayır, Sevgi. Sen onun kim olduğunu değil, sana kim olduğunu söylediğini biliyorsun.”
Bora bir adım öne çıktı.
“Ne demek bu?”
Doktor cevap vermedi.
Dosyanın içinden başka bir belge çıkardı.
“Bunu da 19 Mart'ta sana verdim.”
Kâğıdı bana uzattı.
Üzerinde tek bir isim vardı.
NİSA KARA
Altında doğum tarihi.
Ama tarih, bildiğim tarihle uyuşmuyordu.
“Bu…”
Bora kâğıda baktı.
“Bu Nisa'nın doğum tarihi değil.”
“Değil.”
Doktora döndüm.
“Öyleyse kim bu?”
Doktor derin bir nefes aldı.
“Bilmiyorum.”
“Nasıl bilmiyorsunuz?”
“Çünkü bu kayıt bana başka bir doktor tarafından gönderildi.”
“Kim?”
Doktor dosyanın en altındaki imzayı gösterdi.
İsim tanıdık değildi.
Ama imzanın altında bir kurum adı vardı.
Selim'in çalıştığı şirket.
Bora'nın yüzü değişti.
“Bu işin içinde Selim var.”
Doktor:
“Ben sadece size verilen bilgiyi aktarıyorum.”
“Peki 19 Mart'ta bana ne söylendi?”
“Sen bana Nisa'nın gerçek adını bildiğini söyledin.”
“Nisa'nın gerçek adı ne?”
Doktor başını iki yana salladı.
“Onu sen söyledin.”
“Ben mi?”
“Evet.”
“Ne dedim?”
Doktor gözlerini kapattı.
Sonra:
“Aylin.”
Bora bana baktı.
“Sevgi…”
Ben cevap veremedim.
Çünkü o isim bende bir şey uyandırmıştı.
Aylin.
Bir çocukluk anısı.
Bir ev.
Küçük bir kız.
Ve annemin sesi:
“Aylin, kardeşinin elini bırakma.”
Bir anda sandalyeye oturdum.
“Benim kardeşim yok.”
Doktor:
“Hatırlamıyorsun.”
Yine aynı cümle.
Ama bu kez farklıydı.
Çünkü görüntü devam etti.
Küçük bir kız.
Benim yanımda.
Elimi tutuyordu.
Saçları siyahtı.
Gözleri…
Nisa'nın gözleri.
“Hayır.”
Bora yanıma geldi.
“Ne oldu?”
“Nisa…”
“Ne?”
“Bana kardeşim olduğunu söylemişti.”
Bora'nın kaşları çatıldı.
“Kim?”
“Aylin.”
“Senin kardeşin mi?”
Başımı tuttum.
“Bilmiyorum.”
Doktor:
“Sevgi, sakin ol.”
“Benim kardeşim yoktu.”
“Çocukluğundaki kayıtlarda var.”
“Sonra ne oldu?”
Doktor sustu.
“Ne oldu?”
“Kayboldu.”
O an odadaki bütün sesler kesildi.
“Kaç yaşındaydı?”
“Altı.”
“Ben kaç yaşındaydım?”
“On bir.”
Gözlerim doldu.
Nisa'nın yüzü gözümde belirdi.
Bana gülüyordu.
Sonra başka bir görüntü.
Bir araba.
Bir adam.
Selim.
Ve küçük Aylin'in elini tutan ben.
Klinikten çıktığımızda Bora tek kelime konuşmadı.
Arabaya bindiğimizde nihayet:
“Nisa senin kardeşinse…”
“Evet.”
“Bunu neden bilmiyorsun?”
“Çünkü öldüğünü sanıyordum.”
Bora direksiyona baktı.
“Peki Nisa?”
“Bilmiyorum.”
Telefonumu çıkardım.
Nisa'yı aradım.
Açmadı.
Bir daha aradım.
Yine açmadı.
Üçüncü aramada telefon kapandı.
Bora bana baktı.
“Mesaj at.”
Attım.
“Nisa, benimle konuşman gerekiyor.”
Birkaç dakika sonra cevap geldi.
“Artık biliyorsun.”
Kalbim sıkıştı.
Hemen yazdım:
“Aylin sen misin?”
Cevap birkaç dakika sonra geldi.
“Evet.”
Telefon elimden düştü.
Bora onu yerden aldı.
“Ne yazdı?”
Ona baktım.
“Nisa benim kardeşim.”
Bora'nın yüzü şaşkınlıktan dondu.
Tam o sırada ikinci mesaj geldi.
“Ama sana söylemediğim bir şey daha var.”
Üçüncü mesaj:
“Ben 22 Mart gecesi arabada değildim.”
Bora telefonu elimden aldı.
Dördüncü mesaj ekrana düştü:
“Çünkü o gece arabada ölen kişi bendim.”
Sessizlik.
Bora bana baktı.
“Bu nasıl mümkün?”
Ben cevap veremedim.
Çünkü telefonuma beşinci mesaj geldi.
“Sevgi, şu anda yanında oturan Bora'ya dikkat et.”
Altında:
“Çünkü o da 22 Mart gecesi öldü.”