Selim'in son cümlesi bütün gece aklımda kaldı.
“Sen hâlâ en önemli şeyi hatırlamadın.”
Polisler onu götürürken dönüp bana bakmıştı.
Sanki bildiği bir şey vardı.
Sanki benim bilmediğim bir şey yüzünden hâlâ kazanmış gibiydi.
Bora yanıma geldi.
“İyi misin?”
“Bilmiyorum.”
“Selim'in söylediklerine takılma.”
“Ya doğruysa?”
“Değil.”
“Bunu nereden biliyorsun?”
Bora gözlerimin içine baktı.
“Çünkü senin hatırlamadığın şeyleri hatırlıyorum.”
“Ne gibi?”
“Sen.”
“Ben?”
“Beni ilk sevdiğin günü.”
İstemeden gülümsedim.
“Onu hatırlıyorum.”
“Hayır.”
Kaşlarımı çattım.
“Ne demek hayır?”
“Sen o günü farklı hatırlıyorsun.”
“Nasıl?”
Bora birkaç saniye sustu.
“Sen beni ilk gördüğünde bana âşık olmadın.”
“Biliyorum.”
“Benden nefret ettin.”
Güldüm.
“Ben senden nefret etmedim.”
“Ettin.”
“Bora.”
“Çok zengin, kendini beğenmiş, ukala bir çocuk olduğumu düşünmüştün.”
“Çünkü öyleydin.”
Bora güldü.
“Bak.”
Nisa araya girdi.
“İlk kez geçmişteki bir konuda normal bir tartışma yapıyorsunuz.”
Üçümüz güldük.
Ama birkaç saniye sonra Nisa'nın yüzü ciddileşti.
“Sevgi.”
“Ne?”
“Bence Selim'in söylediği şeyi araştırmalıyız.”
“En önemli şeyi mi?”
“Evet.”
Emir de yanımıza geldi.
“Ben biliyorum.”
Bora ona döndü.
“Neyi?”
Emir bana baktı.
“Sevgi'nin neden Bora'dan ayrıldığını.”
Kalbim hızlandı.
“Ben biliyorum.”
“Hayır.”
“Bora bana zarar veriyordu.”
Bora'nın yüzü değişti.
Emir:
“Hayır.”
“Ruhen zarar verdiğini düşündüm.”
“Evet.”
“Bu doğru.”
“Evet.”
“Öyleyse?”
Emir derin bir nefes aldı.
“Sen Bora'dan ayrılmadın.”
“Ne?”
“Sen Bora'dan ayrılmak zorunda kaldın.”
Bora'nın yüzündeki gülümseme kayboldu.
“Neden?”
Emir bana baktı.
“Çünkü 22 Mart'tan birkaç gün önce sana bir teşhis konuldu.”
Sessizlik.
“Ne teşhisi?”
“Bilmiyorum.”
“Ne demek bilmiyorsun?”
“Doktor sana bir şey söyledi.”
“Ne?”
“Bora'nın yanında söylemedi.”
Bora:
“Ben bilmiyordum.”
Emir başını salladı.
“Bilmen gerekiyordu.”
“Öyleyse neden bilmiyorum?”
Emir:
“Çünkü Sevgi sana söylemedi.”
Bora bana döndü.
“Ne sakladın benden?”
Başımı salladım.
“Hiçbir şey.”
“Hatırlamıyorsun.”
Bu kez ben sustum.
Çünkü yine aynı kelime.
Hatırlamıyorsun.
---
O gece eve döndüğümde eski günlüğü açtım.
22 Mart'tan üç gün önceki sayfayı buldum.
19 Mart 2005.
Sayfanın başında tek bir cümle vardı:
“Bugün doktordan çıktım.”
Altı tamamen boştu.
Sayfanın yarısı koparılmıştı.
Bir sonraki sayfaya geçtim.
“Bora'ya söylemeyeceğim.”
Başka hiçbir şey yoktu.
Bir sonraki:
“Bunu bilirse beni bırakır.”
Kalbim hızlandı.
“Ne?”
Sayfaları çevirmeye devam ettim.
Sonraki sayfada:
“Bora'nın bana acımasını istemiyorum.”
Ve bir sonraki:
“Onun sevgisini merhamete dönüştürmek istemiyorum.”
Gözlerim doldu.
Demek mesele buydu.
Bora'nın beni neden sevmediğini değil…
Benim neden onun sevgisini hak etmediğimi düşündüğümü anlamam gerekiyordu.
Ama hâlâ hastalığın ne olduğunu bilmiyordum.
Tam günlüğü kapatırken içinden küçük bir kâğıt düştü.
Üzerinde doktorun adı vardı.
Altında tarih:
19 Mart 2005.
Ve son satır:
“Kontrol: 28 Mayıs.”
Yarın.
Telefonumu aldım.
Bora'yı aradım.
“Alo?”
“Bora.”
“Ne oldu?”
“Yarın benimle doktora gelir misin?”
Sessizlik.
“Tabii.”
“Bir şey öğrenmem gerekiyor.”
“Ne?”
“19 Mart'ta ne olduğunu.”
Bora'nın sesi yumuşadı.
“Birlikte öğreniriz.”
---
Ertesi sabah kliniğe gittiğimizde doktor bizi görünce şaşırmadı.
Sanki bizi bekliyordu.
“Sevgi.”
“Beni hatırlıyor musunuz?”
“Evet.”
“19 Mart'ta buraya gelmişim.”
“Evet.”
“Ne olmuştu?”
Doktor Bora'ya baktı.
“Bunu onun yanında konuşmamı ister misin?”
Başımı salladım.
“Evet.”
Doktor dosyayı açtı.
“Sevgi, sana o gün önemli bir şey söyledim.”
“Neydi?”
“Hamile olduğunu.”
O an zaman durdu.
Bora'nın yüzündeki ifade tamamen değişti.
Ben konuşamadım.
Doktor devam etti:
“Fakat…”
“Fakat ne?”
“Gebelik çok erken dönemdeydi.”
Bora bana baktı.
Ben hâlâ doktorun yüzüne bakıyordum.
“Bora'nın haberi var mıydı?”
Doktor:
“Hayır.”
Gözlerim doldu.
“Ben neden söylemedim?”
Doktor dosyadan bir kâğıt çıkardı.
“Çünkü bana, ‘Bora'yı kaybetmekten korkuyorum’ dedin.”
Başımı eğdim.
Hatırlıyordum.
Parça parça.
Odayı.
Doktoru.
Karnıma koyduğum elimi.
Ve sonra Bora'nın yüzü.
Ama doktorun söylediği bir sonraki cümle her şeyi değiştirdi.
“Fakat Sevgi…”
“Efendim?”
“Bu hamilelik sana ait değildi.”
Kaşlarımı çattım.
“Ne demek?”
Doktor Bora'ya baktı.
Sonra bana.
“Dosyada başka bir isim vardı.”
“Kim?”
Doktor dosyayı önüme koydu.
Ve yazan ismi gördüğüm anda nefesim kesildi.
Nisa.
Bora ayağa kalktı.
“Nisa mı?”
Doktor başını salladı.
“Evet.”
Ben dosyaya bakıyordum.
Ama asıl korkunç olan isim değildi.
Dosyanın altında bir not vardı:
“Gebelik bilgisi hastaya yanlışlıkla verilmiştir.”
Başımı kaldırdım.
“Yanlışlıkla mı?”
Doktor cevap vermedi.
Bora:
“Peki Sevgi neden bu bilgiyi kendi günlüğüne yazmış?”
Doktor gözlerini kaçırdı.
“Çünkü o gün…”
Durdu.
“Sevgi bana başka bir şey söyledi.”
“Neyi?”
Doktor derin bir nefes aldı.
“Nisa'nın aslında kim olduğunu biliyordu.”
O an Nisa'nın yıllardır bana söylediği bütün cümleler zihnimde yankılandı.
Ve ilk kez şüphelendim.
Belki Nisa benim en yakın arkadaşım değildi.
Belki…
Nisa, benim geçmişimdeki en büyük sırrın kendisiydi.