İçeriğe geç

SEVGİ NEYDİ

Bölüm 42 · 4 dk okuma

SEVGİ NEYDİ

Bölüm 42

BÖLÜM 42

27 Mayıs sabahı uyandığımda ilk hissettiğim şey korku değildi.

Garip bir sakinlikti.

Sanki günlerdir peşimden gelen bütün sorular, sonunda aynı kapının önünde toplanmıştı.

Masamın üzerinde iki günlük duruyordu.

Biri benim günlüğüm.

Diğeri ise 22 Mart gecesinden kalan, Nisa'nın yıllardır sakladığı günlük.

İkisini yan yana koydum.

Birinin sayfaları düzenliydi.

Diğerinin bazı sayfaları yırtılmış, bazılarıysa su yüzünden okunmaz hâle gelmişti.

Eksik sayfayı düşünüyordum.

“Bora bunu okursa, Sevgi'nin neden onu terk ettiğini anlayacak.”

Bu cümle gece boyunca aklımdan çıkmamıştı.

Ama artık bir şeyi fark etmiştim.

Ben Bora'yı terk ettiğimi sanıyordum.

Bora da beni terk ettiğini sanıyordu.

Oysa ikimiz de birbirimizden ayrılmamıştık.

Birileri bizi ayırmıştı.

Telefonum çaldı.

Bora.

“Alo?”

“Uyandın mı?”

“Evet.”

“Hazır mısın?”

“Hayır.”

Kısa bir sessizlik oldu.

“Ben de.”

Gülümsedim.

“Bu iyi.”

“Nasıl iyi?”

“En azından bugün birbirimize yalan söylemeyeceğiz.”

“Bugün değil.”

“Ne?”

“Bundan sonra.”

Bir süre sessiz kaldım.

Sonra:

“Bora.”

“Efendim?”

“Eğer bugün geçmişte yaptığım bir şey yüzünden benden nefret edersen…”

Sözümü kesti.

“Etmem.”

“Daha ne olduğunu bilmiyorsun.”

“Bilmem gerekmiyor.”

“Ya çok kötü bir şeyse?”

“Sevgi.”

“Efendim?”

“Senin geçmişinle değil, seninle konuşuyorum.”

Gözlerim doldu.

“Gel.”

“On dakika.”

Telefon kapandı.

Bora geldiğinde Nisa da yanındaydı.

“Sen neden geldin?” diye sordum.

Nisa omuzlarını kaldırdı.

“Çünkü siz ikiniz bir şeylerin ortasına girince sağlıklı düşünme yeteneğinizi kaybediyorsunuz.”

Bora:

“Ben gayet sağlıklıyım.”

Nisa ona baktı.

“Dün hastanede babanla konuşurken üç kere aynı soruyu sordun.”

Bora sustu.

“Tamam,” dedi.

İstemeden güldüm.

Nisa'nın mizahı bazen bütün korkularımızın arasından küçük bir pencere açıyordu.

Ama bu kez yüzü ciddi kaldı.

“Sevgi.”

“Ne?”

“Bir şey söylemem gerekiyor.”

“Ne?”

“22 Mart gecesinden kalan ikinci günlüğü ben yazmadım.”

“Biliyorum.”

“Hayır. Bilmiyorsun.”

Günlüğü masaya koydu.

“Bunu sana veren kişi…”

Durdu.

“Kim?”

Nisa gözlerime baktı.

“Sen.”

Şaşırdım.

“Ben mi?”

“Evet.”

“Ne zaman?”

“22 Mart'tan birkaç saat önce.”

“Yani kazadan önce?”

“Evet.”

“Peki neden sana verdim?”

Nisa günlüğü açtı.

“Çünkü bana bir şey emanet ettin.”

“Ne?”

“Bir isim.”

“Kim?”

Nisa cevap vermedi.

Bora araya girdi.

“Nisa, artık saklama.”

Nisa derin bir nefes aldı.

“Selim.”

Odaya sessizlik çöktü.

“Selim'in adını neden bana emanet ettin?”

“Çünkü sen onun kim olduğunu biliyordun.”

Başımı salladım.

“Hayır.”

Nisa:

“Hatırlamıyorsun.”

Yine o cümle.

Hatırlamıyorsun.

Sanki bütün hayatım iki parçaya bölünmüştü.

Hatırladığım Sevgi.

Ve hatırlamadığım Sevgi.

Akşamüstü eski istasyona gittik.

Bora, Nisa ve ben.

Emir gelmedi.

“Niye gelmiyor?” diye sordum.

Bora:

“Babasının yerini araştırıyor.”

“Yalnız mı?”

“Evet.”

“Bu iyi değil.”

“Biliyorum.”

İstasyona girdiğimizde hava kararmaya başlamıştı.

Peronda kimse yoktu.

Sadece eski saat vardı.

21.17.

Birden saat durdu.

Nisa fısıldadı:

“Bu saat çalışmıyordu.”

“Biliyorum.”

Bora:

“Buraya daha önce gelmiş miydin?”

“Evet.”

“Ne zaman?”

“22 Mart.”

Bir anda başım döndü.

Peron.

Yağmur.

Bora'nın eli.

Nisa'nın ağlaması.

Bir adamın sesi.

Sonra başka bir görüntü.

Ben eski istasyonun bekleme salonunda oturuyordum.

Karşımda Selim vardı.

Ama yalnız değildi.

Yanında genç bir adam vardı.

Yüzünü seçemiyordum.

Selim ona bir zarf veriyordu.

“Bunu Bora'ya götür.”

Adam:

“Ya Sevgi?”

Selim:

“Sevgi hiçbir şey bilmeyecek.”

Görüntü kayboldu.

Gözlerimi açtım.

Bora beni tutuyordu.

“Sevgi!”

“Selim burada değildi.”

“Ne?”

“22 Mart'tan önce buradaydı.”

Nisa:

“Ne gördün?”

“Selim birine zarf veriyordu.”

“Kimdi?”

“Bilmiyorum.”

Tam o sırada istasyonun eski hoparlöründen cızırtılı bir ses geldi.

Üçümüz de yukarı baktık.

Sonra bir kayıt başladı.

Benim sesim.

“Bora, eğer bunu dinliyorsan…”

Nefesim kesildi.

Sesim devam etti:

“Sana söyleyemediğim tek şey, seni neden bıraktığım değil.”

Kısa bir sessizlik.

“Seni neden kurtarmaya çalıştığım.”

Bora'nın yüzü değişti.

Kayıt devam etti.

“Çünkü o gece baban beni öldürmeye çalışmadı.”

Bora gözlerini kapattı.

“Beni kurtarmaya çalıştı.”

Nisa bana baktı.

“Ne?”

Kayıttaki sesim titriyordu.

“Ve ben onun neden bunu yaptığını biliyordum.”

Bir cızırtı.

Sonra:

“Çünkü Selim'in asıl hedefi Bora değildi.”

Bora fısıldadı:

“Kimdi?”

Kayıttaki sesim cevap verdi:

“Bendim.”

Kayıt kesildi.

İstasyonda yalnızca rüzgârın sesi kaldı.

Bora bana döndü.

“Sevgi…”

“Ben bilmiyordum.”

“Biliyorum.”

“Hayır, gerçekten bilmiyordum.”

Bora elimi tuttu.

“Ben sana inanıyorum.”

Tam o sırada arkamızdan ayak sesi geldi.

Döndük.

Emir karanlığın içinden çıktı.

Üstü başı yağmur içindeydi.

“Bora.”

“Ne oldu?”

Emir nefes nefeseydi.

“Babanın yerini buldum.”

Bora ona doğru yürüdü.

“Nerede?”

Emir cevap vermeden önce bana baktı.

“Ve yalnız değil.”

“Kim var yanında?”

Emir'in yüzü gerildi.

“Selim.”

Kalbim duracak gibi oldu.

“Selim yaşıyor.”

Emir başını salladı.

“Evet.”

“Baban nerede?”

“Eski depoda.”

“Peki Selim?”

Emir bir an sustu.

Sonra:

“Bizi oraya çağırıyor.”

Bora:

“Neden?”

Emir elindeki zarfı bana uzattı.

Zarfın üzerinde yalnızca ismim vardı.

SEVGİ.

Açtım.

İçinde tek bir cümle yazıyordu:

“27 Mayıs gecesi, sonunda bana neden ihanet ettiğini hatırlayacaksın.”

Zarfın altında bir isim vardı.

Selim.

Ve o anda fark ettim.

Bunca zamandır Selim'in peşinde değildik.

Selim bizi kendisine doğru getiriyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.