İçeriğe geç

SEVGİ NEYDİ

Bölüm 41 · 3 dk okuma

SEVGİ NEYDİ

Bölüm 41

BÖLÜM 41

“Ben mi?”

Emir'in söylediği kelime odada asılı kaldı.

Bora bana baktı.

Ben ise kendi ellerime bakıyordum.

“Hayır…”

Sesim neredeyse çıkmadı.

“Ben kimseye ateş etmedim.”

Emir başını eğdi.

“Biliyorum.”

“Az önce ‘kurşunu sıkan kişi sendin’ dedin.”

“Evet.”

“Sonra da biliyorum diyorsun.”

“Çünkü sen bunu isteyerek yapmadın.”

Babam araya girdi.

“Silah senin elinde değildi.”

Emir ona baktı.

“Artık söyle.”

Babam uzun süre sustu.

Sonra bana döndü.

“Silahın tetiğine senin parmağın değdi.”

Kalbim sıkıştı.

“Ama silahı kim tuttu?”

Babam:

“Ben.”

Sessizlik.

“Ne?”

“Silahı ben tuttum.”

“Peki benim parmağım neden tetiğin üzerindeydi?”

Babam gözlerini kapattı.

“Çünkü o an seni kurtarmaya çalışıyordum.”

Emir:

“Sevgi, Bora'nın babasını vurmadı.”

Bora:

“Öyleyse?”

“Kurşun silahın içinden çıktı.”

“Ve?”

“Silahı Murat tutuyordu.”

Bora bana baktı.

“Yani babamı sen vurmadın.”

Emir başını salladı.

“Hayır.”

İçimden büyük bir nefes çıktı.

Ama rahatlayamadım.

“Peki neden bana söyledin?”

Emir:

“Çünkü yıllardır sen kendini suçluyorsun.”

“Ben mi?”

“Hatırlamadığın şeyleri rüyalarında görüyorsun.”

Birden anladım.

Yıllardır gördüğüm kabuslar.

Silah sesi.

Cam kırılması.

Bora'nın yüzü.

Benim ellerim.

Hepsi parçalanmış anılardı.

Ertesi gün hastaneye gittik.

Bora önümde yürüyordu.

Emir arkasında.

Babam gelmemişti.

Koridorun sonunda eski bir odaya girdik.

Yatakta bir adam yatıyordu.

Bora kapıda durdu.

“Baba…”

Adam gözlerini açtı.

Bora birkaç adım attı.

Yıllardır öldüğünü düşündüğü adamın karşısında duruyordu.

“Beni tanıyor musun?”

Adam konuşamadı.

Ama gözlerinden yaş geldi.

Bora yatağın yanına oturdu.

“Ben Bora.”

Adam elini kaldırdı.

Bora elini tuttu.

“Biliyorum.”

Adamın dudakları kıpırdadı.

Ses çıkmadı.

Bora:

“Ne söylemeye çalışıyorsun?”

Adam titreyen parmağıyla masayı gösterdi.

Orada küçük bir kâğıt vardı.

Bora aldı.

Üzerinde tek kelime yazıyordu:

“Sevgi.”

Bora bana baktı.

“Seninle konuşmak istiyor.”

Yatağın yanına gittim.

Adam gözlerimin içine baktı.

“Beni hatırlıyor musun?”

Başını yavaşça salladı.

“22 Mart?”

Yine başını salladı.

“Beni öldürmeye çalıştın mı?”

Adam gözlerini kapattı.

Sonra başını iki yana salladı.

“Peki neden?”

Elini kaldırıp duvara işaret etti.

Duvarda eski bir fotoğraf vardı.

Fotoğrafta ben ve Bora vardık.

Fotoğrafın arkasında:

“Sevgi ve Bora — sonsuza kadar.”

Adam fotoğrafı gösterdi.

Sonra kendi göğsünü.

Sonra beni.

Ne anlatmaya çalıştığını anlamadım.

Emir yaklaştı.

“Bence seni korumaya çalıştığını söylüyor.”

Bora:

“Babam mı?”

Adam başını salladı.

Sonra parmağıyla üç kelime yazdı:

“Ben değilim.”

Bora:

“Ne değilsin?”

Adam tekrar yazdı.

“Düşmanın.”

Hepimiz sustuk.

“Öyleyse kim?”

Adamın eli titredi.

Sonra kâğıda bir isim yazdı.

SELİM

Bora:

“Selim öldü.”

Adam başını iki yana salladı.

Altına bir kelime daha yazdı:

“Ölmedi.”

Hastaneden çıktığımızda hava kararmıştı.

Bora hiçbir şey söylemiyordu.

Yanına yürüdüm.

“İyi misin?”

“Hayır.”

“Ben de.”

Bora durdu.

“Sevgi.”

“Efendim?”

“Eğer Selim yaşıyorsa…”

“Evet.”

“Bunca zamandır bizi izliyor olabilir.”

“Evet.”

Bora bana baktı.

“Ve senin günlüğünü istiyor.”

Başımı salladım.

“Evet.”

“Öyleyse günlüğü saklamamız gerekiyor.”

“Bora…”

“Ne?”

“Günlüğü saklamayacağız.”

Kaşlarını çattı.

“Ne yapacağız?”

“Onu bulacağız.”

“Nasıl?”

Günlüğü açtım.

Son sayfaya baktım.

Orada yeni bir cümle vardı.

Daha önce olmayan.

“Selim'i bulmak istiyorsan, 27 Mayıs gecesi eski istasyona gel.”

Bora okudu.

“Bu senin yazın mı?”

“Hayır.”

“Emir?”

“Hayır.”

Bora bana baktı.

“Öyleyse kim yazdı?”

Arkamızdan bir kadın sesi geldi.

“Ben.”

Döndük.

Nisa karşımızdaydı.

Elinde başka bir günlük vardı.

“Bu da senin.”

“Benim mi?”

“Evet.”

“Bunu nereden buldun?”

Nisa gözlerini kaçırdı.

“22 Mart gecesi senden aldım.”

“Niye?”

“Çünkü bana emanet ettin.”

Günlüğü bana uzattı.

Kapağında tarih vardı:

22 MART 2005

Ve altında benim el yazımla:

“Bu günlük Bora'ya asla verilmeyecek.”

Bora bana baktı.

“Ne yazıyor?”

Günlüğü göğsüme bastırdım.

“Bilmiyorum.”

Nisa:

“Bence artık öğrenmenin zamanı.”

O gece eve döndüğümüzde iki günlüğü masanın üzerine koydum.

Birincisi bugünkü hayatımı anlatıyordu.

İkincisi ise 22 Mart gecesinden kalmaydı.

İkisini yan yana koyduğumda fark ettim:

İki günlüğün arasında tam bir sayfa eksikti.

Ve eksik sayfanın arkasında tek bir cümle görünüyordu:

“Bora bunu okursa, Sevgi'nin neden onu terk ettiğini anlayacak.”

Bora karşıma oturdu.

“Sevgi.”

“Efendim?”

“Bence artık bana gerçeği söylemelisin.”

Gözlerimi ona çevirdim.

“Ben de tam bunu düşünüyordum.”

“Ne?”

“Çünkü yarın…”

Günlüğü kapattım.

“27 Mayıs.”

Bora başını salladı.

“Evet.”

“Yarın her şeyi öğreneceğiz.”

Ama ikimiz de bilmiyorduk.

27 Mayıs gecesi, günlüğün son sayfasında yazan kişinin Bora olmadığını.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.