Gözlerimi kapattım.
O görüntü yine geldi.
Yağmur.
Arabanın farları.
Emir direksiyonda.
Bora arka koltukta.
Ben ön koltukta.
Ve yolun ortasında duran bir adam.
Yüzünü hâlâ göremiyordum.
Ama sesini duyabiliyordum.
“Sevgi, babanın sana bıraktığı şeyi bana ver.”
Gözlerimi açtım.
“Hatırlıyorum.”
Bora hemen yanıma geldi.
“Neyi?”
“Adamı.”
Babamın yüzü gerildi.
“Kimdi?”
“Yüzünü göremiyorum.”
Emir sessizce:
“Ben biliyorum.”
Ona döndüm.
“Kim?”
Emir bir süre sustu.
Sonra:
“Bora'nın babası.”
Bora'nın eli elimden çekildi.
“Hayır.”
Emir:
“Evet.”
“Babam öldü.”
“Ölmedi.”
“Bunu daha önce de söyledin.”
“Çünkü gerçek bu.”
Bora bir adım geri çekildi.
“Babam neden Sevgi'yi öldürmek istesin?”
Emir cevap vermedi.
Babam konuştu.
“Çünkü dosya onun için de tehlikeliydi.”
Bora:
“Ne dosyası?”
“Selim'in değil.”
Babam gözlerini Bora'ya çevirdi.
“Senin babanın.”
Bora'nın yüzü dondu.
“Ne vardı o dosyada?”
“Yıllarca yaptığı her şey.”
Bora acı bir şekilde güldü.
“Benim babam iyi bir adamdı.”
Babam:
“Senin gördüğün adamla benim tanıdığım adam aynı değildi.”
Bora başını iki yana salladı.
“Hayır.”
Ben onun yanına gittim.
“Bora…”
“Bana yalan söylediler.”
“Evet.”
“Bütün hayatım boyunca.”
“Evet.”
Bora gözlerini kapattı.
“Ben onu yıllar önce kaybettim sanıyordum.”
Emir:
“Belki de kaybettiğin kişi zaten hiç tanımadığın kişiydi.”
Bora cevap vermedi.
---
Kulübeden çıktığımızda hava kararmaya başlamıştı.
Babam arabaya binmemizi istedi.
“Burada daha fazla kalamayız.”
Bora sürücü koltuğuna geçti.
Ben yanına oturdum.
Emir ve babam arkaya geçti.
Araba hareket etti.
Bir süre kimse konuşmadı.
Sonra Bora:
“Babam nerede?”
Babam cevap verdi.
“Bilmiyorum.”
Bora dikiz aynasından ona baktı.
“Nasıl bilmiyorsun?”
“Yıllardır onu arıyorum.”
“Peki neden beni bulmadın?”
“Çünkü seni bulsaydım onun da seni bulacağını biliyordum.”
Bora'nın çenesi gerildi.
“Benim yüzümden Sevgi tehlikeye girdi.”
Babam:
“Hayır.”
“Nasıl hayır?”
“Sen olmasaydın Sevgi çok daha önce ölmüş olabilirdi.”
Bora sustu.
Ben camdan dışarı bakıyordum.
Birden yol kenarında bir tabela gördüm.
Eski İstasyon — 3 km.
Kalbim hızlandı.
“Bora.”
“Ne?”
“Oraya git.”
“Sevgi…”
“Lütfen.”
Bora direksiyonu çevirdi.
Babam hemen:
“Hayır.”
“Baba, orası.”
“Oraya gitmemeliyiz.”
“22 Mart'ta oradaydık.”
“Evet.”
“Benim bütün anılarım orada.”
Bora:
“Gidelim.”
Babam itiraz edecekti ama sustu.
İstasyona ulaştığımızda hava tamamen kararmıştı.
Bina yıllardır kullanılmıyordu.
Kırık camlar.
Paslı tabelalar.
Sessizlik.
Arabadan indik.
Bir anda içimde garip bir his oluştu.
Sanki biri beni çağırıyordu.
“Sevgi?”
“Bora, bekle.”
İstasyona doğru yürüdüm.
Perondaki eski banklardan birinin altında küçük bir metal kutu gördüm.
Eğilip aldım.
Üzerinde ismim yazıyordu.
SEVGİ
Kutuyu açtım.
İçinden küçük bir anahtar çıktı.
Bir de fotoğraf.
Fotoğrafı çevirdim.
Arkasında:
“Günlüğün son sayfasını aç.”
yazıyordu.
Bora yanıma geldi.
“Ne var?”
“Bilmiyorum.”
Günlüğümü çıkardım.
Son sayfaya geldim.
Sayfanın köşesinde daha önce fark etmediğim küçük bir cep vardı.
Anahtar tam ona uydu.
Küçük bölmeyi açtım.
İçinden katlanmış bir sayfa çıktı.
Açtım.
Yazı benim değildi.
Emir'in el yazısıydı.
Okumaya başladım.
> “Sevgi, bunu okuyorsan 22 Mart gecesini hatırlamaya başlamışsın demektir.”
Bir sonraki satır:
> “Sana gerçeği söylemek için çok geç kaldım.”
Devam ettim.
> “O gece arabayı ben kullanıyordum.”
> “Ama kazanın sebebi ben değildim.”
Bora sayfaya yaklaştı.
Bir sonraki cümleyi birlikte okuduk.
> “Direksiyonu kırmamın sebebi, yolun ortasında duran adam değildi.”
Altındaki satır:
> “Asıl sebep, arka koltukta Bora'nın yanında oturan kişiydi.”
Bora bir anda bana baktı.
“Arka koltukta…”
Babam sessizdi.
Ben sayfayı çevirdim.
Son cümleye geldiğimde elim titredi.
> “Sevgi, o gece arabada dört kişi değildik.”
Bir alt satır vardı.
> “Beşinci kişi senin kucağında saklanıyordu.”
Nefesim kesildi.
“Benim… kucağımda mı?”
Emir başını kaldırdı.
“Evet.”
“Kim?”
Emir cevap vermedi.
Babam gözlerini kapattı.
Bora ise sayfayı elimden aldı.
Altındaki son cümleyi okudu.
Ve yüzündeki ifade tamamen değişti.
Çünkü orada tek bir isim yazıyordu:
“Nisa.”