Ertesi sabah Bora kapının önünde bekliyordu.
Arabaya bindiğimde tek kelime etmedi.
Ben de etmedim.
Nisa gelmek istedi ama bu kez kabul etmedim.
“Bu kez yalnız gitmem gerekiyor,” dedim.
Bana uzun uzun baktı.
“Emin misin?”
“Hayır.”
“Güzel.”
“Ne güzel?”
“En azından ilk defa dürüst cevap verdin.”
Gülümsedim.
“Dönünce ara beni.”
“Ararım.”
Bora arabayı çalıştırdı.
Şehirden uzaklaştıkça içimdeki huzursuzluk büyüdü.
Bir süre sonra:
“Bora.”
“Efendim?”
“Babam gerçekten orada mı?”
“Evet.”
“Onu görecek miyim?”
“Evet.”
“Beni görünce ne yapacak?”
Bora'nın elleri direksiyonda sıkılaştı.
“Bilmiyorum.”
“Bana kızgın mı?”
“Hayır.”
“Beni seviyor mu?”
Bora başını salladı.
“Çok.”
Gözlerimi camdan dışarı çevirdim.
Yıllardır hiç görmediğim bir adamın beni sevdiğini bilmek garipti.
Ama içimde küçük bir çocuk, ilk kez rahatlamıştı.
---
Kaza yerine geldiğimizde arabadan inmediğim birkaç saniye oldu.
Yol kenarında eski bir korkuluk vardı.
Biraz ileride ağaçlar.
Ve yolun karşısında yıllardır kullanılmayan küçük bir kulübe.
Bora arabayı durdurdu.
“Burası.”
İndim.
Hava soğuktu.
Etraf sessizdi.
Ama ben burayı hatırlıyordum.
22 Mart.
Yağmur.
Araba.
Bora.
Babam.
Emir.
Selim.
Hepsi birbiri ardına zihnimde belirdi.
Bir anda başım döndü.
Bora beni tuttu.
“Sevgi.”
“İyiyim.”
“Emin misin?”
“Hayır.”
Bora elimi bıraktı.
Bu kez ben onun elini tuttum.
“Gitme.”
“Gitmem.”
Kulübeye doğru yürüdük.
Kapı açıktı.
İçeride eski bir masa ve iki sandalye vardı.
Masada bir zarf duruyordu.
Üzerinde ismim vardı.
SEVGİ
Zarfı açtım.
İçinden bir mektup çıktı.
İlk satırı okuduğumda gözlerim doldu.
“Kızım,”
Bora yanımda durdu.
Mektubu okumaya devam ettim.
“Bunu sana yıllar önce vermek istedim. Ama seni korumak için senden uzak durmak zorunda kaldım.”
Babamın yazısıydı.
Gerçekten onun yazısıydı.
“Bora'yı suçlama.”
Başımı kaldırdım.
Bora gözlerini kapattı.
Mektuba devam ettim.
“Oğlan benim istediğim şeyi yaptı. Seni benden daha iyi korudu.”
Bir damla gözyaşı kâğıda düştü.
“Ama sana anlatmadığım bir şey var.”
Sayfanın devamında:
“22 Mart gecesi yaşanan kazanın sebebi Selim değildi.”
Nefesim kesildi.
Bora bana baktı.
“Devam et.”
Okudum.
“Kazayı yapan kişi seni tanıyordu.”
Bir sonraki satır:
“Ve o kişi, senin en güvendiğin insanlardan biriydi.”
Elimdeki mektup titremeye başladı.
Bora:
“Sevgi…”
“Hayır.”
Mektubu okumaya devam ettim.
“Sana zarar vermek istemedi. Ama korktu. Ve korktuğu için yanlış bir karar verdi.”
Son satır:
“O gece arabayı kullanan kişi…”
Mektup burada bitiyordu.
Sayfanın geri kalanı koparılmıştı.
“Hayır!”
Mektubu masaya bıraktım.
“Bora, devamı yok.”
Bora mektuba baktı.
“Biri koparmış.”
“Kim?”
Bora cevap vermedi.
Tam o sırada kulübenin arkasından bir ses geldi.
“Ben.”
İkimiz de döndük.
Babam karşımızda duruyordu.
Yıllar sonra ilk kez onu görüyordum.
Saçları tamamen beyazlamıştı.
Yüzü yaşlanmıştı.
Ama gözleri aynıydı.
Benim gözlerim.
Birkaç saniye boyunca birbirimize baktık.
Sonra:
“Baba…”
Murat'ın gözleri doldu.
“Sevgi.”
Koşup ona sarıldım.
Yıllardır içimde taşıdığım bütün öfke bir anda çözüldü.
Kollarının arasında çocuk gibi ağladım.
“Öldüğünü sandım.”
“Biliyorum.”
“Niye gelmedin?”
“Çünkü seni korumak zorundaydım.”
“Bora biliyordu.”
“Evet.”
Başımı kaldırdım.
“Bora bana her şeyi anlatmadı.”
Babam Bora'ya baktı.
“Anlatmadı.”
Bora başını eğdi.
“Çünkü söz verdim.”
Babam bana döndü.
“Şimdi artık söz vermesine gerek yok.”
“Ne demek?”
Babamın yüzü ciddileşti.
“Çünkü seni artık koruyacak kimse kalmadı.”
“Niye?”
Babam bir adım yaklaştı.
“Çünkü Selim öldü.”
Donup kaldım.
“Ne?”
“İki ay önce.”
Bora'nın yüzü değişti.
“Bunu bilmiyordum.”
Babam başını salladı.
“Çünkü onu öldüren kişi Selim'in adamlarından biri değildi.”
“Kimdi?”
Babam gözlerini bana çevirdi.
“22 Mart gecesi arabayı kullanan kişi.”
Kalbim hızlandı.
“Kim?”
Babamın cevabı boğazımda düğüm oluşturdu.
“Emir.”
Bora bir anda bana baktı.
Ben ise hiçbir şey söyleyemedim.
Çünkü Emir'in yüzü gözümün önüne geldi.
Ve aynı anda geçmişten bir cümle hatırladım:
“Bora'ya sakın söyleme.”
Artık o cümlenin nedenini biliyordum.
Çünkü Emir, 22 Mart gecesi direksiyonun başındaydı.