Kapının arkasında birkaç saniye daha öylece kaldım.
Bora'nın sesi kesilmişti.
Telefon konuşması bitmişti.
Ben ise duyduklarımın içinde kaybolmuştum.
“Sevgi'nin babasının nerede olduğunu biliyorum.”
Bu cümle kafamın içinde dönüp duruyordu.
Bora kapıya doğru yaklaşınca hemen geri çekildim.
Kapı açıldı.
“Uyumadın mı?”
Yüzüne baktım.
“Uyuyamadım.”
Bora bir an durdu.
Sanki bir şey anlamıştı.
“İyi misin?”
“Evet.”
Yalan söyledim.
Bana birkaç saniye baktı.
Sonra başını salladı.
“Ben biraz dışarı çıkacağım.”
“Nereye?”
“Bir işim var.”
“Ne işi?”
“Önemli değil.”
Gülümsedim.
“Senin ‘önemli değil’ dediğin şeylerin hepsi önemli çıkıyor.”
Bora cevap vermedi.
Ceketini aldı.
Kapıya yöneldi.
Tam çıkacakken:
“Bora.”
Durdu.
“Efendim?”
“Babam nerede?”
Bora'nın eli kapı kolunda kaldı.
O kadar uzun süre cevap vermedi ki, cevabı zaten anlamıştım.
“Ne duydun?”
“Yeter.”
Bora bana döndü.
“Sevgi…”
“Bana yalan söyleme.”
“Yalan söylemek istemiyorum.”
“Öyleyse söyle.”
Bora gözlerini kapattı.
“Babanı buldum.”
Kalbim hızlandı.
“Ne zaman?”
“Birkaç ay önce.”
“Birkaç ay önce mi?”
“Evet.”
“Ve bana söylemedin.”
“Çünkü…”
“Hayır. Sebebini sorma. Artık bahane duymak istemiyorum.”
Bora sessiz kaldı.
“Hayatta mı?”
Başını salladı.
“Evet.”
O an nefesim kesildi.
Yıllardır içimde taşıdığım bir boşluk, tek bir kelimeyle değişmişti.
Hayatta.
“Onu gördün mü?”
“Evet.”
“Benim hakkımda konuştu mu?”
“Evet.”
“Ne dedi?”
Bora'nın gözleri doldu.
“Senin mutlu olmanı istediğini söyledi.”
Güldüm.
Ama gözlerimden yaşlar akıyordu.
“Beni bırakmış bir adamın benim mutluluğumu istemesi ne kadar garip.”
“Bırakmadı.”
“Beni terk etti.”
“Hayır.”
“Bora, yeter.”
“Sevgi, o seni terk etmek zorunda kaldı.”
“Sen de mi?”
“Evet.”
“İkiniz de benim için karar verdiniz.”
Bora başını eğdi.
“Evet.”
“Peki şimdi nerede?”
Bora cevap vermedi.
“Bora.”
“Bunu söyleyemem.”
“Niye?”
“Çünkü hâlâ tehlikede.”
“Ben de tehlikedeyim.”
“Biliyorum.”
“Öyleyse neden beni korumaya çalışıyorsun?”
Bora bana baktı.
“Çünkü seni kaybetmekten korkuyorum.”
Bu kez sesinde hiçbir savunma yoktu.
Sadece korku vardı.
Yanına gittim.
“Bora…”
“Efendim?”
“Beni kaybetmekten korkuyorsan bana güven.”
Başını kaldırdı.
“Ne demek istiyorsun?”
“Ben çocuk değilim.”
“Biliyorum.”
“Bana gerçeği söyle.”
Bora uzun süre sustu.
Sonra cebinden küçük bir kâğıt çıkardı.
Masaya koydu.
“Bunu sana vermek için getirmiştim.”
Kâğıdı açtım.
Bir adres vardı.
Altında babamın adı.
Murat.
Ve bir tarih.
27 Mayıs 2005.
“Bu ne?”
“Babanla buluşacağın yer.”
Başımı kaldırdım.
“Ben mi?”
“Evet.”
“Sen gelmeyecek misin?”
“Hayır.”
“Niye?”
“Çünkü baban özellikle yalnız gelmeni istedi.”
“Bunu nereden biliyorsun?”
“Bana söyledi.”
Kâğıdı sıkıca tuttum.
“Peki sen neden gelmiyorsun?”
Bora bana baktı.
“Çünkü sana bir şey söylemeden önce onunla konuşmam gerekiyor.”
“Ne hakkında?”
“Senin geçmişin hakkında.”
---
Bora gittikten sonra Nisa yanıma geldi.
“Baban hayatta.”
Başımı salladım.
“Evet.”
“Ve yarın onunla buluşacaksın.”
“Evet.”
“Bora gelmeyecek.”
“Hayır.”
Nisa birkaç saniye düşündü.
“Ben gelirim.”
“Baban yalnız gelmeni istemiş.”
“Babanın ne istediği umurumda değil.”
İlk kez gerçekten güldüm.
“Sen çok garipsin.”
“Teşekkür ederim.”
“Ciddiyim.”
“Ben de.”
Sonra yüzü ciddileşti.
“Sevgi, bir şey söyleyeceğim.”
“Ne?”
“Bora sana aşık.”
“Biliyorum.”
“Hayır.”
Kaşlarımı çattım.
“Ne demek hayır?”
“Sen onun sana aşık olduğunu biliyorsun. Ama onun ne kadar aşık olduğunu bilmiyorsun.”
“Ne kadar?”
Nisa gözlerini kaçırdı.
“Bazen insan birini kaybetmemek için kendini kaybedebilir.”
Bu cümleyi uzun süre düşündüm.
---
O gece günlüğüme yazdım.
22 Mayıs 2005.
“Babam hayatta.”
“Yıllardır ölü sandığım adamın aslında yaşadığını öğrendim.”
“Bora bunu biliyordu.”
Bir süre bekledim.
Sonra:
“Ona kızgınım.”
Altına:
“Ama onu seviyorum.”
Kalem elimde durdu.
Bu cümleyi yazarken ilk kez korkmadım.
Ne geçmişten.
Ne gelecekten.
Ne de Bora'dan.
Sonra sayfanın en altına küçük bir not ekledim:
“27 Mayıs'ta babamı göreceğim.”
Defteri kapattım.
Ama uyumadan önce telefonuma bir mesaj geldi.
Bilinmeyen numara.
Mesaj yalnızca iki cümleydi:
“Babanla görüşeceksin. Fakat Bora sana gerçeğin tamamını anlatmadı.”
Bir mesaj daha geldi.
“27 Mayıs'ta gideceğin yere tek başına gitme.”
Ekrana bakarken üçüncü mesaj geldi.
Bu kez gönderenin adı görünüyordu.
Emir.
Mesajda sadece:
“Sevgi, sakın o adrese gitme.”
yazıyordu.
Ve hemen ardından telefonum çaldı.
Bora arıyordu.
Açtım.
“Sevgi.”
“Efendim?”
Bora'nın sesi ilk kez gerçekten panik içindeydi.
“Adres kâğıdını sakın kimseye gösterme.”
Kalbim hızlandı.
“Emir'e bile mi?”
Sessizlik.
“Bora?”
“Emir'e özellikle gösterme.”
“Niye?”
Bora derin bir nefes aldı.
Sonra:
“Çünkü o adresi sana ben vermedim.”
“Ne?”
“Ve baban da sana o adresi vermedi.”
Telefon elimden kayacak gibi oldu.
“Öyleyse kim verdi?”
Bora'nın sesi fısıltıya dönüştü.
“Bilmiyorum.”