Kapının kolu aşağı indi.
Bora önümde duruyordu.
“Sevgi, ne olursa olsun arkama geç.”
“Hayır.”
“Lütfen.”
“Artık benden hiçbir şey saklama.”
Bora cevap vermedi.
Kapı bir kez daha zorlandı.
Emir etrafa baktı.
“Başka çıkış var.”
Nisa hemen:
“Nerede?”
“Depo duvarının arkasında.”
Bora bana döndü.
“Önce buradan çıkalım.”
“Sonra konuşacağız.”
“Her şeyi.”
“Her şeyi.”
Emir duvarın kenarındaki eski dolabı itti.
Arkasında dar bir geçit ortaya çıktı.
Nisa önden geçti.
Ben ardından ilerledim.
Bora en son çıktı.
Geçitten birkaç metre ilerledikten sonra eski evin arkasındaki boş araziye ulaştık.
Bora nefes nefese kalmıştı.
“Şimdi anlat.”
Bana baktı.
“Burada mı?”
“Evet.”
“Tamam.”
Bora birkaç saniye sustu.
“22 Mart'tan üç gün önce babanla görüştüm.”
Kalbim hızlandı.
“Babam ne dedi?”
“Senin peşinde olduklarını söyledi.”
“Kimlerin?”
“Selim ve onun birlikte çalıştığı insanlar.”
“Benden ne istiyorlardı?”
“Bilmiyorum.”
“Bora.”
“Gerçekten bilmiyorum. Sadece seni kullanmak istediklerini biliyordum.”
“Beni ne için?”
“Babanın elinde olan bir şey vardı.”
“Ne?”
“Bir dosya.”
“Dosya neyle ilgiliydi?”
“Bilmiyorum.”
Bıkkınlıkla başımı salladım.
“Yine bilmiyorum.”
Bora'nın gözleri doldu.
“Çünkü baban bana söylemedi.”
“Peki sana ne söyledi?”
“Beni senden uzaklaştırmamı istedi.”
“Sen de kabul ettin.”
“Hayır.”
“Öyleyse?”
“Beni tehdit etti.”
“Nasıl?”
“Senin hayatını.”
Sessizlik.
“Bana, senin yanından ayrılmazsam seni kullanacaklarını söyledi.”
“Beni kullanacaklardı.”
“Evet.”
“Ve sen…”
“Ben seni korumak için uzak durdum.”
Gözlerim doldu.
“Sonra?”
“22 Mart'ta sen beni buldun.”
“Ben mi?”
“Evet.”
“Ne söyledim?”
“Babanı bulduğunu.”
“Bulmuş muydum?”
“Evet.”
“Babam neredeydi?”
Bora cevap vermeden önce gözlerini kapattı.
“Eski tren istasyonunda.”
Nefesim kesildi.
Bir görüntü geldi.
Raylar.
Yağmur.
Bora.
Babam.
Emir.
Ve siyah araba.
“Sonra?”
“Sen babanı görmeye gittin.”
“Bora da oradaydı,” dedim.
Bora başını salladı.
“Evet.”
“Selim de.”
“Evet.”
“Sonra kaza oldu.”
“Evet.”
“Peki babam?”
Bora sustu.
“Bora!”
“Baban ortadan kayboldu.”
“Öldü mü?”
“Bilmiyorum.”
Bu kez gerçekten ağlamaya başladım.
“Bunca yıl…”
Bora bana yaklaşmak istedi.
Geri çekildim.
“Bana dokunma.”
Durdu.
“Ben seni korumaya çalıştım.”
“Biliyorum.”
“Sevgi…”
“Ama karar verme hakkımı elimden aldın.”
Bora başını eğdi.
“Haklısın.”
O gece eve döndüğümüzde Nisa mutfakta çay hazırlıyordu.
Beni görünce yanıma geldi.
“İyi misin?”
“Hayır.”
“Babanı öğrendin.”
Başımı salladım.
“Belki hayatta.”
Nisa bana sarıldı.
“Belki.”
Bora kapının yanında duruyordu.
Nisa ona baktı.
“Sen?”
“Ben iyiyim.”
Nisa kaşını kaldırdı.
“Yalan.”
Bora ilk kez hafifçe güldü.
“Belli oluyor mu?”
“Çok.”
O gece ilk defa hepimiz güldük.
Kısa sürdü.
Ama gerçekti.
Gece yarısından sonra günlüğümü açtım.
21 Mayıs 2005.
“Bugün Bora'nın beni neden bıraktığını öğrendim.”
“Beni sevmeyi bıraktığı için değil.”
Kalemim durdu.
Sonra yazdım:
“Beni sevdiği için.”
Bir süre düşündüm.
“Ama sevgi bazen insanı korumak için yapılan yanlışların bahanesi olmamalı.”
Sonra başka bir sayfa açtım.
“Babam hayatta olabilir.”
Bu cümleyi yazarken ellerim titredi.
Çünkü yıllardır ilk kez babamın öldüğünden emin olmadığımı fark ettim.
Tam günlüğü kapatacaktım ki sayfanın arasından küçük bir kâğıt düştü.
Açtım.
Bu kez yazı benim değildi.
“Babanı bulmak istiyorsan 22 Mart'taki kazanın olduğu yere git.”
Altında bir adres vardı.
Ve son cümle:
“Ama Bora'yı yanında götürme.”
Uzun süre kâğıda baktım.
Sonra kapının dışında bir ses duydum.
Bora.
Telefonla konuşuyordu.
“Hayır, ona söylemedim.”
Duraksadı.
“Çünkü hâlâ zamanı değil.”
Bir sessizlik daha.
“Biliyorum.”
Sonra sesi çok daha kısık çıktı:
“Sevgi'nin babasının nerede olduğunu biliyorum.”
Elimdeki kâğıt titremeye başladı.
Bora konuşmaya devam etti.
“Ve eğer Sevgi öğrenirse…”
Durdu.
“Onu bir daha kaybetmekten korkuyorum.”
Kapının arkasında donup kaldım.
Çünkü Bora'nın söylediklerinin devamını duyamadım.
Ama artık emindim.
Bora'nın hâlâ benden sakladığı bir şey vardı.
Ve bu kez mesele geçmiş değildi.
Babamın nerede olduğu idi.