İçeriğe geç

SEVGİ NEYDİ

Bölüm 27 · 3 dk okuma

SEVGİ NEYDİ

Bölüm 27

BÖLÜM 27

Eski evin önüne geldiğimizde hava kapalıydı.

Yağmur yağmıyordu ama gökyüzü sanki birazdan bütün ağırlığını üzerimize bırakacakmış gibi karanlıktı.

Bora arabayı durdurdu.

Kimse hemen inmedi.

Nisa arka koltukta sessizce oturuyordu.

Ben ise evin pencerelerine bakıyordum.

Dün gördüğüm siluet yoktu.

Ama evin boş olduğuna da inanmıyordum.

Bora motoru kapattı.

“Son kez soruyorum.”

Bana döndü.

“Girmek istediğinden emin misin?”

“Evet.”

“Ben buradayım.”

“Biliyorum.”

Nisa kemerini çözdü.

“Ben de buradayım.”

Bora ona baktı.

“Sen gerçekten gelmek zorunda mısın?”

“Evet.”

“Niye?”

“Çünkü Sevgi'nin başına bir şey gelirse seni suçlayacağım.”

Bora istemeden güldü.

“Tehdit mi bu?”

“Evet.”

“Tamam.”

Arabadan indik.

Kapıya doğru yürürken ayaklarım ağırlaşıyordu.

Her adımda zihnimden başka bir görüntü geçiyordu.

14 Ocak.

Yağmur.

Bora.

Bir çocuk.

Ve benim ağlayan yüzüm.

Kapının önünde durdum.

Elimi kapı koluna uzattım.

Dokunduğum anda başımın içinde bir ses yankılandı.

“Sevgi, içeri girme.”

Elimi geri çektim.

Bora hemen yanıma geldi.

“Ne oldu?”

“Bir ses duydum.”

“Ne sesi?”

“Senin.”

Bora'nın yüzü değişti.

“Ben burada değildim.”

“Biliyorum.”

“Öyleyse?”

“Hatırlıyorum.”

Kapıyı açtım.

Kapı gıcırdayarak içeri doğru açıldı.

Ev karanlıktı.

Toz kokusu vardı.

Nisa telefonunun ışığını açtı.

“Burası gerçekten terk edilmiş.”

Bora etrafa baktı.

“14 Ocak'ta da böyleydi.”

“Sen daha önce buraya geldin mi?” diye sordum.

“Hayır.”

“Emin misin?”

“Evet.”

İçeri girdik.

Koridorun sonunda eski bir merdiven vardı.

Ben merdivenlere baktığım anda nefesim kesildi.

“Üst katta bir oda var.”

Bora bana baktı.

“Bunu nereden biliyorsun?”

“Hatırlıyorum.”

Merdivenlerden çıktım.

Bora arkamdan geldi.

Nisa da bizi takip etti.

Üst katta üç kapı vardı.

İlk ikisi boştu.

Üçüncüsünün kapısı kilitliydi.

Bora kapının önünde durdu.

“Buraya daha önce gelmiş miydin?”

“Hayır.”

Ama içimde bir his vardı.

Anahtarı cebimden çıkardım.

Bora'nın verdiği anahtar.

Kilit yuvasına soktum.

Anahtar döndü.

Kapı açıldı.

Üçümüz de aynı anda sustuk.

Oda neredeyse boştu.

Bir masa.

Bir sandalye.

Ve duvarda eski fotoğraflar.

Nisa yavaşça yaklaştı.

“Sevgi…”

Fotoğraflara baktım.

İlkinde bendim.

İkincisinde Bora.

Üçüncüsünde ise fotoğraftaki çocuk.

Ama daha korkuncu…

Fotoğrafların bazılarında üçümüz birlikteydik.

“Bu imkânsız.”

Bora'nın sesi titredi.

“Ben bu fotoğrafları hiç görmedim.”

Bir fotoğrafı elime aldım.

Üçümüz yan yana duruyorduk.

Ben gülümsüyordum.

Bora bana bakıyordu.

Fotoğraftaki çocuk ise kameraya bakıyordu.

Fotoğrafın arkasında tarih vardı.

17 Ocak 2005.

Nisa fotoğrafı aldı.

“Bu, senin hatırlamadığın üç günden biri.”

“Evet.”

Bora duvardaki diğer fotoğraflara bakıyordu.

Bir anda durdu.

“Sevgi.”

“Ne?”

“Şuna bak.”

Bir fotoğraf daha vardı.

Ama bu kez fotoğrafta yalnızca Bora ve o çocuk vardı.

Aralarında ben yoktum.

Fotoğrafın arkasında:

“Sevgi'nin bilmemesi gereken şey.”

yazıyordu.

Bora fotoğrafı ters çevirdi.

Yüzü bembeyazdı.

“Ne oldu?”

“Bunu hatırlıyorum.”

“Ne?”

“Bu çocukla daha önce karşılaştım.”

“Ne zaman?”

Bora gözlerini fotoğraftan ayırmadan konuştu.

“14 Ocak'tan önce.”

“Ne zaman?”

“8 Ocak.”

“Ne olmuştu?”

Bora cevap veremedi.

Tam o sırada odanın kapısı arkamızdan kapandı.

Üçümüz birden döndük.

Nisa kapıya koştu.

“Kilitlediler!”

Bora kapıyı zorladı.

Açılmadı.

Sonra odanın içinden bir ses geldi.

Bir kayıt cihazı.

Eski bir teypten bir kadın sesi yükseldi.

Ve o ses…

benim sesimdi.

“Eğer bu kaydı dinliyorsanız, demek ki her şeyi unutmuşum.”

Donup kaldım.

Kayıt devam etti.

“Bora burada.”

Bora'nın yüzü değişti.

“Nisa burada.”

Nisa nefesini tuttu.

“Ve o da burada.”

Teyp bir saniye sustu.

Sonra kadın sesi yeniden konuştu.

“Fotoğraftaki çocuk.”

Kayıt kesildi.

Odanın ışığı bir anda yandı.

Duvarın karşısındaki gizli kapı açıldı.

Ve kapının ardında biri duruyordu.

Yüzünü gördüğüm anda dizlerimin bağı çözüldü.

Çünkü onu ilk kez görmüyordum.

Onu yıllar önce görmüştüm.

Ve adını hatırladığım anda ağzımdan tek bir kelime çıktı:

“Emir…”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.