Cümleyi üç kez okudum.
“Ve bugün, onu öldürebilecek bir şey yaptım.”
Bora da okumuştu.
Ama hiçbir şey söylemiyordu.
“Ben ne yaptım?”
Bora'nın yüzü bembeyazdı.
“Bilmiyorum.”
“Bunu söyleme artık.”
“Gerçekten bilmiyorum.”
“Peki neden bu kadar korkuyorsun?”
Bora cevap vermedi.
Günlüğü elimden aldı.
Sayfayı dikkatlice inceledi.
“Bu senin el yazın.”
“Biliyorum.”
“Peki neden hatırlamıyorsun?”
“Bilmiyorum.”
Bora sayfanın devamını çevirdi.
Bir sonraki sayfa boştu.
Sonra bir sonraki.
Sonra başka bir tarih.
18 Ocak 2005.
Aradaki üç gün tamamen yoktu.
“14'ünden sonra 18'i yazmışım.”
“Evet.”
“15, 16 ve 17 Ocak nerede?”
Bora başını salladı.
“Bilmiyorum.”
Günlüğün sayfalarını tekrar çevirdim.
Bir sayfanın köşesinde küçük bir yırtık vardı.
Sanki birileri sayfayı koparmıştı.
“Burada bir şey vardı.”
“Evet.”
“Ne?”
“Hatırlamıyorum.”
“Bora…”
“Sevgi, bana inan.”
“İnanıyorum.”
“Öyleyse?”
“Ben de hatırlamak istiyorum.”
Bora sessiz kaldı.
Sonra günlüğü bana geri verdi.
“Belki de bütün cevaplar burada değil.”
“Ne demek?”
“Belki biri bazı sayfaları aldı.”
“Kim?”
Bora'nın gözleri eve çevrildi.
“Bilmiyorum.”
---
O gece eve döndüğümüzde Nisa bizi bekliyordu.
Bizi görünce hemen ayağa kalktı.
“Ne oldu?”
Hiçbir şey söylemeden günlüğü masaya bıraktım.
Nisa okudu.
Yüzü değişti.
“Bu gerçek mi?”
“Evet.”
“Sen gerçekten böyle bir şey yazmışsın.”
“Evet.”
Nisa bana baktı.
“Bora'yı öldürebilecek ne yapmış olabilirsin?”
“Bilmiyorum.”
Bora sessizce pencerenin önünde duruyordu.
Nisa ona döndü.
“Sen biliyor musun?”
“Hayır.”
“Yalan söylüyor musun?”
“Hayır.”
Nisa birkaç saniye onu inceledi.
Sonra bana döndü.
“Peki ne yapacağız?”
“Hatırlayacağız.”
“Nasıl?”
“Eski eve gideceğiz.”
Bora hemen:
“Hayır.”
“Bora.”
“Oraya gitmek güvenli değil.”
“Başka seçeneğimiz var mı?”
Bora sustu.
Nisa kaşlarını kaldırdı.
“Ben de geliyorum.”
“Hayır,” dedim.
“Niye?”
“Tehlikeli.”
“Sen gidiyorsun ama.”
“Benim geçmişim.”
“Ben de senin arkadaşınım.”
Bora araya girdi.
“Üçümüz gideceğiz.”
Nisa ona baktı.
“Bak, sonunda mantıklı bir şey söyledin.”
Bora istemeden güldü.
O an gerginlik biraz dağıldı.
Ama çok uzun sürmedi.
---
Gece yarısına doğru Bora evden ayrıldı.
Nisa benimle kaldı.
Uyumaya hazırlanırken telefonum çaldı.
Bilinmeyen numara.
Bu kez Nisa da yanımdaydı.
Açtım.
Aynı ses.
“Eski eve gideceksiniz.”
“Sen kimsin?”
“Önemli değil.”
“Ne istiyorsun?”
“Gerçeği.”
“Ben de gerçeği istiyorum.”
“Hayır.”
“Ne demek hayır?”
“Sen gerçeğin tamamını kaldıramazsın.”
“Bunu sen nereden biliyorsun?”
Adam güldü.
“Çünkü 14 Ocak gecesi oradaydım.”
Telefon elimden kayacak gibi oldu.
“Sen kimsin?”
“Fotoğraftaki çocuk.”
Nisa'nın gözleri büyüdü.
“Sen…”
“Bora'ya güvenme.”
“Niye?”
“Çünkü seni seviyor.”
“Bu neden kötü?”
“Çünkü sevdiğin insan bazen seni korumak için sana yalan söyler.”
Telefon kapandı.
Nisa bana baktı.
“Kimdi?”
Titreyen bir sesle cevap verdim.
“Fotoğraftaki çocuk.”
---
Sabah günlüğümü açtım.
Yeni bir sayfa açtım.
20 Mayıs 2005.
“Artık geçmişimin peşinden gitmekten korkmuyorum. Çünkü bilmemek, bilmekten daha çok canımı yakıyor.”
Sonra durdum.
Kalemi sayfanın üzerinde gezdirdim.
“Fotoğraftaki çocuk 14 Ocak'ta oradaymış.”
Bir cümle daha:
“Bora da oradaydı.”
Sonra:
“Ve ikisi de bana farklı şeyler söylüyor.”
Defteri kapatmadan önce son bir cümle yazdım.
“Yarın eski eve gideceğiz.”
Ama sayfanın altına eklediğim son cümle, beni bile ürküttü:
“Belki yarın, Bora'yı neden kendimden korumaya çalıştığımı hatırlayacağım.”
Günlüğü kapattım.
Nisa kapının yanında durmuş bana bakıyordu.
“Hazır mısın?”
Başımı kaldırdım.
“Hayır.”
“Ben de.”
Sonra çantasını omzuna attı.
“Gidelim.”
Ve bilmiyorduk ki eski evin kapısını açtığımızda, bizi geçmişten çok daha büyük bir gerçekle karşılaşmak bekliyordu.