Sabaha kadar uyuyamadım.
Günlüğün ortasında bulduğum o cümle gözümün önünden gitmiyordu.
“Bora'ya güveniyorum. Ama onu sevdiğimi hiçbir zaman söylemeyeceğim.”
Altındaki cümle ise daha da kötüydü.
“Çünkü bir gün onu kendimden korumam gerekecek.”
Bunu ben yazmıştım.
Emin olmak için sayfadaki harflere tekrar tekrar baktım.
“Bora” kelimesindeki B bile benimdi.
Ama ben bunu ne zaman yazdığımı hatırlamıyordum.
Defteri kapattım.
Sonra tekrar açtım.
Kendime kızıyordum.
Geçmişimdeki Sevgi ile bugünkü Sevgi arasında bir duvar vardı.
Ve o duvarın arkasında ne olduğunu öğrenmeye başladıkça, kendimden korkuyordum.
Sabah Nisa beni mutfakta buldu.
Elimde kahve vardı ama içmiyordum.
“Uyumadın mı?”
“Hayır.”
“Belli.”
Yanıma oturdu.
“Ne oldu?”
Günlüğü ona uzattım.
Okudu.
Bir süre hiçbir şey söylemedi.
“Bunu sen mi yazdın?”
“Bilmiyorum.”
“Sevgi…”
“Gerçekten bilmiyorum.”
Nisa sayfayı tekrar okudu.
“Belki hatırlamadığın bir dönemde yazdın.”
“Belki.”
“Bora'yı kendinden neden koruyasın?”
“Bilmiyorum.”
“Belki ona zarar vereceğini düşündün.”
“Ben kimseye zarar vermedim.”
Nisa hemen cevap vermedi.
Sonra yumuşak bir sesle:
“Ben onu kastetmedim.”
Başımı kaldırdım.
“Ne demek istiyorsun?”
“Belki sen kendini zarar veren biri olarak görüyordun.”
Bu cümle içime oturdu.
Çünkü doğruydu.
Ben yıllardır kendime iyi davranmıyordum.
Belki geçmişte de böyleydim.
Belki Bora'yı benden korumak, onu kötü bir şeyden korumak değildi.
Beni sevdiği için yaşayacağı acıdan korumaktı.
Öğleden sonra Bora'yı aradım.
“Görüşebilir miyiz?”
“Tabii.”
“Tek başına gel.”
“Tamam.”
Bir saat sonra parka geldim.
Bora beni görünce ayağa kalktı.
“İyi misin?”
“Hayır.”
“Ne oldu?”
Günlüğü ona uzattım.
Sayfayı okudu.
Yüzü değişmedi.
Bu kez şaşırmadı.
“Bunu biliyordun.”
“Evet.”
“Ne zamandır?”
“Uzun zamandır.”
“Niye bana söylemedin?”
“Çünkü senin bunu hatırlamanı istemedim.”
“Bora, ben geçmişimi bilmeden nasıl yaşayacağım?”
“Bazen insan her şeyi bilmeden de yaşayabilir.”
“Ben yaşayamıyorum.”
Başını eğdi.
“Biliyorum.”
“Bana o gün ne olduğunu anlat.”
“Tamam.”
İlk kez itiraz etmedi.
Bankın kenarına oturdu.
“14 Ocak'ta bana geldiğinde çok kötü durumdaydın.”
“Ne demek kötü?”
“Üzgündün.”
“Başka?”
“Korkuyordun.”
“Kimden?”
“Bilmiyorum.”
“Bana ne söyledin?”
Bora gözlerini kapattı.
“Bana bir isim söyledin.”
“Kim?”
“Hatırlamadığın bir adamın adı.”
Kalbim hızlandı.
“Kim?”
Bora adını söyledi.
Tanımıyordum.
Ama ismi duyduğum anda başım ağrımaya başladı.
Sanki zihnimde kilitli bir kapı zorlanıyordu.
“Kim bu?”
“Bilmiyorum.”
“Bora…”
“Gerçekten bilmiyorum.”
“Peki bana ne yaptı?”
Bora'nın çenesi gerildi.
“Bilmiyorum.”
“Sen neden hâlâ bunu benden saklıyorsun?”
“Çünkü sen bana o gece bir şey söyledin.”
“Ne?”
“Eğer o adamı tekrar görürsen…”
Durdu.
“Ne?”
“Bana haber vermemi söyledin.”
“Peki?”
“Sonra 22 Mart'ta seni tekrar gördüm.”
“Ve?”
“Sen o adamla birlikteydin.”
Nefesim kesildi.
“Ne?”
“Ben uzaktan gördüm.”
“Yanında mıydı?”
“Evet.”
“Sonra?”
“Bir araba geldi.”
“Ne oldu?”
Bora'nın sesi titredi.
“Sen arabaya bindin.”
“Ve?”
“Ben peşinden gitmek istedim.”
“Gitmedin mi?”
“Gittim.”
Bir an sustu.
“Sonra kaza oldu.”
O kelimeyi duyduğumda dünya sessizleşti.
Kaza.
Rüyalarımdaki araba.
Yağmur.
Çığlık.
Her şey birbirine bağlanmaya başlamıştı.
“Ben öldüm mü?”
Bora'nın gözleri doldu.
“Hayır.”
“Peki o adam?”
“Bilmiyorum.”
“Bora…”
“Sevgi.”
Elimi tuttu.
“Sen kazadan sonra hastaneye gittin.”
“Ne kadar kaldım?”
“Bilmiyorum.”
“Bilmiyor musun?”
“Ben yanında değildim.”
“Sonra?”
“Uyandığında bana bir mesaj gönderdin.”
“Ne yazdım?”
Bora gözlerini benden kaçırdı.
“‘Beni unut.’”
Başımı salladım.
“Hayır.”
“Evet.”
“Ben bunu yazmış olamam.”
“Yazdın.”
“Niye?”
Bora cevap vermedi.
“Bora, niye?”
Sonunda bana baktı.
“Çünkü hastaneden çıktıktan sonra bana bir daha dönmek istemediğini söyledin.”
Gözlerim doldu.
“Ve sen gittin.”
“Evet.”
“Beni bıraktın.”
“Hayır.”
Sesi ilk kez sert çıktı.
“Sen beni gönderdin.”
İkimiz de sustuk.
Eve döndüğümde günlüğümü açtım.
14 Mayıs 2005.
“Bugün geçmişimin bir kısmını hatırladım. 22 Mart'ta kaza olmuş. Bora beni hastanede bulamamış. Sonra ben ona beni unutmasını söylemişim.”
Kalemim titredi.
Altına bir cümle daha yazdım.
“Ama neden?”
Sayfanın altında küçük bir boşluk bıraktım.
Sonra fark ettim.
Defterin en arka sayfalarında, benim yazmadığım bir tarih vardı.
22 Mart 2005.
Altında yalnızca tek cümle:
“Bora bunu öğrenirse her şey bitecek.”
Ve ilk kez şunu düşündüm:
Belki geçmişimdeki en büyük sır, kimin bana ne yaptığı değildi.
Bora'nın öğrenmemesi gereken şey, benim ne yaptığım olabilirdi.