Kâğıda uzun süre dokunamadım.
Yerde öylece duruyordu.
Sanki birkaç santimlik bir kâğıt parçası değil de geçmişimden çıkıp odama girmiş bir şeydi.
Bunu unutman gerekiyordu.
Cümleyi tekrar tekrar okudum.
Kimin yazdığını bilmiyordum.
Ne zaman yazıldığını bilmiyordum.
Ama daha kötüsü, neden benim günlüğümün arasında olduğunu bilmiyordum.
Taşı yavaşça kaldırdım.
Kâğıdı tekrar elime aldım.
Arkası boştu.
Yazının altında imza yoktu.
Telefonumu aldım.
Bora'nın numarasını açtım.
Aramak istedim.
Parmağım arama tuşunun üzerinde durdu.
Sonra vazgeçtim.
Çünkü ona sorduğum her şey yeni bir kapı açıyordu.
Ve ben artık hangi kapının ardında ne olduğunu bilmekten korkuyordum.
---
Ertesi sabah Nisa'ya her şeyi anlattım.
Kâğıdı masanın üzerine koyduğumda yüzündeki ifade değişti.
“Bu nereden çıktı?”
“Günlüğün arasından.”
“Sen mi koydun?”
“Hayır.”
“Bora mı?”
“Bilmiyorum.”
Nisa kâğıdı eline aldı.
“Yazı tanıdık geliyor mu?”
“Hayır.”
“Bence bunu Bora'ya göstermelisin.”
“Ben de öyle düşünüyorum.”
“Arayalım.”
“Hayır.”
“Neden?”
“Yüz yüze.”
Nisa başını salladı.
“Tamam.”
Sonra kâğıda tekrar baktı.
“Bir dakika.”
“Ne?”
“Sen bu günlüğü ne zamandır tutuyorsun?”
“Yeni başladım.”
“Peki taş?”
“Bora verdi.”
“Ne zaman?”
“Birkaç hafta önce.”
Nisa'nın yüzü gerildi.
“Öyleyse bu kâğıt nasıl taşın altında olabilir?”
İşte benim de cevabını bulamadığım soru buydu.
---
Akşam Bora'yla buluştuk.
Onu gördüğüm anda kâğıdı çıkarıp göstermek istedim.
Ama önce yüzüne baktım.
Bora'nın gözleri yorgundu.
“Bir şey mi oldu?” diye sordum.
“Hayır.”
“Bana yalan söyleme.”
“Yalan söylemiyorum.”
Kâğıdı uzattım.
“Bunu buldum.”
Bora okudu.
Yüzündeki ifade birkaç saniye içinde değişti.
Önce şaşırdı.
Sonra sanki bir şeyi anlamış gibi gözlerini kapattı.
“Bunu nereden buldun?”
“Günlüğümün arasında.”
“Sen yazmadın mı?”
“Hayır.”
“Emin misin?”
“Evet.”
Kâğıdı tekrar inceledi.
“Bora.”
“Efendim?”
“Bunu daha önce gördün mü?”
Cevap vermedi.
“Bora.”
“Hayır.”
“Yalan söylüyorsun.”
Bana baktı.
İlk kez gözlerinde korku gördüm.
“Sevgi, bazı şeyleri bilmen gerekmiyor.”
“Buna sen karar veremezsin.”
“Biliyorum.”
“Öyleyse anlat.”
“Şu an değil.”
“Ne zaman?”
“Hazır olduğumda.”
Öfkelendim.
“Sen hep böyle yapıyorsun!”
“Nasıl?”
“Bana yaklaşmamı istiyorsun ama senin bildiğin şeylerden beni uzak tutuyorsun.”
Bora sustu.
“Ben sana güveniyorum,” dedim. “Ama sen bana güvenmiyorsun.”
“Öyle değil.”
“Öyle.”
Kâğıdı geri aldım.
“Bana gerçeği söyleyene kadar görüşmek istemiyorum.”
Bora'nın yüzü düştü.
“Sevgi…”
“Hayır.”
“Lütfen.”
“Hayır, Bora.”
Arkamı dönüp yürümeye başladım.
Birkaç adım sonra arkamdan sesini duydum.
“Ben senden bir şey saklamıyorum.”
Durmadım.
“Ben sadece seni korumaya çalışıyorum.”
Bu cümle beni durdurdu.
Ama geri dönmedim.
---
O gece günlüğümü açtım.
10 Mayıs 2005.
“Bugün Bora'ya kızdım. Belki haksızım. Belki değilim. Ama bir insanı korumak için ondan gerçeği saklamak, gerçekten korumak mıdır bilmiyorum.”
Kâğıdı sayfanın üzerine koydum.
Sonra yazmaya devam ettim.
“22 Mart 2005'te ne olduğunu hatırlamıyorum. Ama artık hatırlamak istiyorum.”
Kalemi bıraktım.
Pencereye gittim.
Dışarıda yine yağmur vardı.
Bir anlığına rüyamdaki görüntü geri geldi.
Bir araba.
Siyah bir şemsiye.
Bir çocuk.
Ve benim elimde tuttuğum küçük bir taş.
Sonra başka bir görüntü belirdi.
Bu kez daha netti.
Bora değildi.
Başka bir çocuktu.
Yüzünü seçemiyordum.
Ama elinde aynı siyah şemsiye vardı.
Ve bana bir şey söylüyordu.
Sesini duyamadım.
Tam o anda kapım çaldı.
Korkuyla yerimden sıçradım.
Saat gece yarısını geçmişti.
Nisa değildi.
Bora da olamazdı.
Yavaşça kapıya yürüdüm.
“Kim?”
Cevap gelmedi.
Tekrar sordum.
“Kim var?”
Kapının altından bir zarf itildi.
Geri çekildim.
Birkaç saniye boyunca ona baktım.
Sonra eğilip aldım.
Üzerinde ismim yazıyordu.
Sevgi.
Başka hiçbir şey yoktu.
Zarfı açtım.
İçinden eski, sararmış bir fotoğraf çıktı.
Fotoğrafta iki çocuk vardı.
Biri bendim.
Diğeri ise…
Bora değildi.
Fotoğrafın arkasında tek bir cümle yazıyordu:
“Bora'nın sana anlattığı hikâyenin başlangıcı bu değil.”
Fotoğrafı elimden düşürdüm.
Ve o an anladım.
Bora'nın benden sakladığı şey, yalnızca 22 Mart değildi.
Bizim hikâyemiz sandığımdan çok daha önce başlamıştı.