O gece gördüğüm rüyayla uyandığımda saat sabahın beşiydi.
Kalbim deli gibi çarpıyordu.
Yatağın içinde doğruldum.
Oda karanlıktı.
Bir süre nefesimi düzeltmeye çalıştım.
Sonra rüyamın parçaları yavaş yavaş geri geldi.
Yağmur.
Bir sokak.
Bir araba.
Bora'nın sesi.
Ve bir tarih.
22 Mart 2005.
Bu kez tarih rüyanın içinde açıkça yazıyordu.
Uyandığımda nedenini bilmiyordum ama içimde ağır bir huzursuzluk vardı.
Komodinin üzerindeki günlüğü aldım.
Sayfayı açtım.
Uzun süre boş sayfaya baktım.
Sonra yazdım.
6 Mayıs 2005.
“Son birkaç gecedir aynı günü görüyorum. 22 Mart 2005.”
Kalem elimde dondu.
Devamını yazamadım.
Çünkü o tarihte ne olduğunu hatırlamıyordum.
Ama bir şey olduğundan emindim.
---
Öğlene doğru Nisa geldi.
Beni görünce hemen anladı.
“Ne oldu?”
“Bir rüya gördüm.”
“Yine mi?”
Başımı salladım.
“22 Mart.”
Nisa'nın yüzü değişti.
“Ne olmuş o gün?”
“Bilmiyorum.”
“Bora'yla ilgili mi?”
“Sanırım.”
“Onu ara.”
“Hayır.”
“Niye?”
“Çünkü nedenini bilmiyorum.”
“Belki o biliyordur.”
Başımı salladım.
“Hazır değilim.”
Nisa yanıma oturdu.
“Sevgi, sen geçmişinden kaçtıkça o seni rüyalarında buluyor.”
“Biliyorum.”
“Peki ne yapacaksın?”
“Hiçbir şey.”
Nisa bana baktı.
“Senin hiçbir şey yapmama şeklin bile çok yorucu.”
Gülümsemeye çalıştım.
Ama içimdeki huzursuzluk gitmiyordu.
---
Akşamüstü Bora aradı.
“Ne yapıyorsun?”
“Evdeyim.”
“Sesin kötü geliyor.”
“İyiyim.”
“Yalan.”
Gözlerimi kapattım.
“Bir rüya gördüm.”
“Ne rüyası?”
“22 Mart.”
Telefonun diğer ucunda sessizlik oldu.
Kalbim hızlandı.
“Bora?”
“Buradayım.”
“Bir şey biliyor musun?”
Uzun bir sessizlik daha.
Sonra:
“Evet.”
Boğazım düğümlendi.
“Ne?”
“22 Mart'ta ne olduğunu biliyorum.”
“Bana anlatır mısın?”
“Şimdi değil.”
“Niye?”
“Çünkü bunu telefonda konuşmak istemiyorum.”
“Bora…”
“Yarın görüşelim.”
“Tamam.”
“Ve Sevgi…”
“Efendim?”
“Bugün tek başına kalma.”
Telefon kapandı.
Elimde telefonla öylece kaldım.
Bora'nın sesinde ilk kez gerçek bir korku hissetmiştim.
---
Ertesi gün buluştuğumuzda hava kapalıydı.
Bora beni görünce yüzüme uzun süre baktı.
“İyi misin?”
“Hayır.”
“Biliyorum.”
“22 Mart'ta ne oldu?”
“Önce oturalım.”
Bir banka oturduk.
Bora ellerini birleştirdi.
“22 Mart 2005…”
Durdu.
“Senin hayatında unutmak istediğin bir gündü.”
Kalbim sıkıştı.
“Ben ne yaptım?”
“Bilmiyorum.”
“Bilmiyor musun?”
“Sen bana anlatmadın.”
“Peki sen nereden biliyorsun?”
Bora gözlerini benden kaçırdı.
“Çünkü o gün seni ilk kez gördüm.”
Şaşkınlıkla ona baktım.
“Ne?”
“22 Mart 2005'te seni ilk kez gördüm.”
“Bora…”
“Yağmur yağıyordu.”
Bir anda rüyamdaki görüntü zihnimde canlandı.
Siyah şemsiye.
Islak kaldırım.
Bir araba.
Ve uzaktan bana bakan bir çocuk.
Bora devam etti.
“Sen ağlıyordun.”
“Ben?”
“Evet.”
“Niye?”
“Bilmiyorum.”
“Sen yanıma geldin mi?”
“Hayır.”
“Niye?”
“Çünkü o gün seni tanımıyordum.”
Gözlerim doldu.
“Peki neden hatırlıyorum?”
Bora bana baktı.
“Çünkü bazı insanlar hayatımıza girmeden önce bile hayatımızda iz bırakıyor.”
Başımı eğdim.
Bir an sonra başka bir görüntü geldi.
Bir el.
Küçük bir el.
Ve yere düşen bir şey.
Gözlerimi kapattım.
“Bir taş…”
Bora'nın yüzü değişti.
“Ne?”
“Bir taş gördüm.”
“Ne taşı?”
“Bilmiyorum.”
Bora hiçbir şey söylemedi.
Ben gözlerimi açtım.
“Sen o gün benimle konuştun mu?”
“Hayır.”
“Emin misin?”
“Eminim.”
Ama sesi ilk kez bana yalan söylüyormuş gibi geldi.
---
O gece eve döndüğümde günlüğümü açtım.
7 Mayıs 2005.
“Bora beni 22 Mart 2005'te ilk kez görmüş. Ben onu hatırlamıyorum. Ama o günü rüyalarımda görüyorum.”
Sonra kalemim durdu.
Aklıma gelen görüntüyü yazdım.
“Yağmur vardı. Bir taş vardı. Ve bir araba.”
Defteri kapatacaktım.
Ama bir şey fark ettim.
Defterin arasındaki eski taşın altında, daha önce hiç görmediğim küçük bir kâğıt parçası vardı.
Titreyen ellerimle aldım.
Üzerinde tek bir tarih yazıyordu:
22 MART 2005
Altında ise yalnızca dört kelime vardı.
“Bunu unutman gerekiyordu.”
Kâğıdı elimden düşürdüm.
Ve ilk kez geçmişimden değil…
onu kimin yazdığından korktum.