Düğünden sonraki iki gün boyunca Bora'yla görüşmedik.
Bunun nedenini bilmiyordum.
Belki ikimiz de biraz geri çekilmek istemiştik.
Belki de güzel geçen bir gecenin ardından gelen sessizlikten korkuyorduk.
Ben üçüncü günün sabahında kendimi onun aramasını beklerken buldum.
Telefonun yanında oturmuş, elimdeki kalemi çeviriyordum.
Telefon çalmadı.
Beş dakika geçti.
On dakika.
Yarım saat.
Sonunda kendime kızdım.
“Ne bekliyorsun?” diye sordum.
Cevap vermedim.
Çünkü cevabı biliyordum.
Bora'yı.
Öğleye doğru Nisa geldi.
Elinde iki poşet vardı.
“Bugün çok önemli bir karar aldım.”
“Ne?”
“Eski sevgilimin karşısına çıkmayacağım.”
“Sonunda akıllandın.”
“Yarın çıkacağım.”
Güldüm.
“Senin aklın bir gün çalışıyor, üç gün izin yapıyor.”
“Benim aşk hayatım kolay değil.”
“Benimki kolay mı?”
Nisa bir anda sustu.
“Bora aramadı mı?”
“Hayır.”
“Sen aradın mı?”
“Hayır.”
“Niye?”
“Çünkü onun beni aramasını istiyorum.”
Nisa başını salladı.
“İşte sorun da bu.”
“Ne?”
“İkiniz de birbirinizden bir şey bekliyorsunuz ama söylemiyorsunuz.”
“Ben söyleyemem.”
“Niye?”
“Çünkü söylersem işler değişir.”
“Belki değişmesi gerekiyordur.”
Başımı eğdim.
“Ben değişimden korkuyorum.”
Nisa yanıma oturdu.
“Sen Bora'dan değil, mutlu olmaktan korkuyorsun.”
O cümle gün boyu aklımdan çıkmadı.
---
Akşamüstü kapının çalmasıyla irkildim.
Bu kez gelen Bora'ydı.
Kapıyı açtığımda yüzü asıktı.
“Merhaba.”
“Merhaba.”
“Konuşabilir miyiz?”
“Tabii.”
İçeri girdi.
Ama oturmadı.
“Dün seni aradım.”
Şaşırdım.
“Telefonum çalmadı.”
“İki kere aradım.”
“Gerçekten duymadım.”
“Sonra Nisa'yı aradım.”
Kaşlarımı kaldırdım.
“Niye?”
“Sana ulaşamadığımı söyledim.”
“Bana ulaşamayınca Nisa'yı mı aradın?”
“Endişelendim.”
“Bora, ben çocuk değilim.”
“Biliyorum.”
“Öyleyse neden?”
“Çünkü seni kaybetmekten korkuyorum.”
Bu cümle beni susturdu.
Ama içimde başka bir şey de yükseldi.
Öfke.
“Beni kaybetmekten korkuyorsan neden beni bu kadar yakına getiriyorsun?”
Bora'nın yüzü değişti.
“Ben mi getiriyorum?”
“Evet.”
“Sen de geliyorsun.”
“Çünkü seni seviyorum.”
Söz ağzımdan çıktığı anda ikimiz de sustuk.
İlk kez bunu onun yüzüne söylemiştim.
Bora bana baktı.
“Bir daha söyle.”
“Hayır.”
“Sevgi.”
“Hayır.”
“Lütfen.”
Gözlerimi kapattım.
“Bora, seni seviyorum.”
Bora'nın yüzünde öyle bir ifade belirdi ki, içimdeki öfkenin tamamı bir anda dağıldı.
Ama o da bir şey söylemeden bana doğru geldi.
“Bunu duymayı çok bekledim.”
“Biliyorum.”
“Peki neden hâlâ benden kaçıyorsun?”
İşte o soru.
Her şeyin yeniden düğümlendiği yer.
“Çünkü seni sevmenin yetmediğini biliyorum.”
“Bana yetiyor.”
“Bana yetmiyor.”
“Niye?”
“Çünkü ben…”
Cümleyi tamamlayamadım.
Bora bekledi.
Ben konuşmadım.
“Yine sustun.”
“Başka türlü yapamıyorum.”
“Ben senin susmana değil, benden saklanmana kızıyorum.”
“Her şeyi anlatmak zorunda değilim.”
“Değilsin.”
“Öyleyse?”
“Bana güvenmeni istiyorum.”
“Güveniyorum.”
“Hayır.”
Sesi yükselmişti.
“Bana güvenseydin, benim senin hakkında ne hissedeceğime sen karar vermezdin.”
Bu kez ben de bağırdım.
“Çünkü bir gün benden nefret edeceğinden korkuyorum!”
Odadaki sessizlik bir anda ağırlaştı.
Bora'nın yüzündeki öfke kayboldu.
“Ben senden neden nefret edeyim?”
Başımı çevirdim.
“Bilmiyorum.”
“Sevgi…”
“Bilmiyorum!”
Gözlerim doldu.
“Ben kendimi bazen tanımıyorum. Sen beni nasıl tanıyacaksın?”
Bora birkaç saniye sustu.
Sonra yanıma geldi.
“Ben senden kusursuz olmanı istemiyorum.”
“Biliyorum.”
“Geçmişini değiştirmene de ihtiyacım yok.”
Başımı kaldırdım.
“Öyleyse ne istiyorsun?”
“Bana yalan söyleme.”
“Yalan söylemiyorum.”
“Bazen susmak da yalan kadar acıtır.”
Bu kez cevap veremedim.
Bora kapıya doğru yürüdü.
“Bugün gitmem gerekiyor.”
“Bora…”
Durdu.
“Ne?”
“Gitme.”
Arkasını döndü.
Gözlerimiz buluştu.
“Kal,” dedim.
Bora birkaç saniye bana baktı.
Sonra geri geldi.
Yanıma oturdu.
Hiçbir şey söylemedi.
Ben de söylemedim.
Sadece aynı odada, yan yana oturduk.
Bazen bir ilişkiyi kurtaran şey büyük sözler değildi.
Bazen iki insanın kavga ettikten sonra aynı yerde kalmayı seçmesiydi.
---
O gece günlüğümü açtım.
20 Nisan 2005.
Bugün Bora'yla kavga ettik. Ona ilk kez onu sevdiğimi söyledim. Bunu söylemek sandığım kadar güzel değildi. Korkutucuydu. Çünkü insan sevdiğini söylediğinde, karşısındaki kişiye kalbinin en savunmasız yerini teslim ediyor.
Bir süre durdum.
Sonra yazmaya devam ettim.
“Bora benden geçmişimi anlatmamı istemedi. Sadece ona güvenmemi istedi. Keşke güvenmek, sevmek kadar kolay olsaydı.”
Defteri kapattım.
O gece uyumadan önce bir şey düşündüm:
Belki de Bora'yı kaybetmekten korktuğum için değil…
Kendimi onun yanında kaybetmekten korktuğum için kaçıyordum.
Ve bunun hangisinin daha kötü olduğunu henüz bilmiyordum.