Bencildir insanoğlu. Kendi menfaatini, kendi iyiliğini düşünerek plan yapar adım atar. Fakat ondan önce adım atan başka biri vardır. Sonuçta ne demişler, kul plan yapar kader gülermiş.
Hiç kuşkusuz Esma ile Doğan’ın kaderi de bir yerlerden gülümsüyor olmalıydı.
Bu akşam ikisinin de hayatlarında dönüm noktalarıydı. Biri kırgın ve öfkeli, diğerinin kalbi kırıktı. Kader bu iki mahzun kalbi bir ederken ne düşünüyordu kim bilir, bu da onun garip oyunlar biriydi işte.
Dış kapı çalındığında Esma arkadaşları ve ailesiyle beraber oturma odasında oturuyordu. Kapının sesi göğüs kafesinin içinde çalmaya başlayınca heyecanlandı Esma. Az önceki korkudan eser kalmamıştı içinde, yalnızca heyecan vardı. Tanıdık olmayan, saf bir heyecan.
“Geldiler.”
“Telaşe etmeyin.” Dedi babası. “Kızım sen git kapıya bak, bizde peşinden geliyoruz.”
Başını salladı Esma. Oturma odasından çıkarken göğsünü tuttu, derin bir nefes alıp verdi. Bu akşamı sorunsuz atlatacaklardı. Tabii akşamın sonuna kadar ayakta kalmaya başarabilirse.
Kapının önüne geldiğinde arkasını dönerek ailesine ve arkadaşlarına baktı. Onların gülümseyen yüzleri istediği onayı vermişti. Esma tuttuğu nefesiyle beraber kapıyı açtı. İşte, Doğan söz verdiği gibi karşısında duruyordu. Arkasında anası babası, elinde çiçeği çikolatasıyla buradaydı.
Esma ilk defa alıcı gözüyle baktı ona. Giydiği lacivert takım elbisesi boyunu posunu ortaya çıkartıyordu. Sabah Esma’nın yanından ayrıldıktan sonra tıraş olmuş, simsiyah saçları özenle yana yatırılmıştı. Yalnızca duruşundan bile asalet akıyordu.
Çatık kaşlarının altından açık kahve gözleri de onu süzüyordu. Sandığından çıkardığı kırmızı elbisesini giydiği için sevinmişti. Onun gibi bir adamın yanına yakışacağını düşünerek giymişti zaten.
“Hoş geldiniz.”
“Hoş bulduk güzel kızım.” Dedi Medine Hanım. Yüzünde güler yüzüyle Esma’ya bakıyordu.
Önce Doğan girmişti kapıdan. Elindeki çiçeği çikolatayı Esma’ya uzattı. Ardından anası ve babası girdi. Esma ikisinin de elini öptü.
“El öpenlerin çok olsun kızım.”
“Amin Medine teyze.” Dedi Esma, gülümseyerek.
“Akşam şerifleriniz hayır olsun Nazım efendi.”
“Sağ olasın muhtar, buyur.”
Esma’nın anasıyla babası misafirlerini içeriye buyur ederken Esma da arkadaşlarıyla beraber mutfağa girdiler. Heyecandan eli ayağına dolaşan genç kız çiçeği ve çikolatayı tezgâhın üzerine bıraktı.
“Ne yapacağım şimdi, kahveleri yapayım mı?” dedi, cezveyle kahveyi çıkarttı.
“Yavrum benim, heyecandan elleri titriyor.” Sibel arkadaşının yanına gelerek elindeki cezveyi aldı. Esma o söyleyene kadar ellerinin titrediğini fark etmemişti bile. “Otur sen, ben yaparım.”
Esma hiç ikiletmeden dediğini yaptı ve Zahide’nin yanına oturdu.
“Nasıl hissediyorsun?”
Derin bir iç çekti Esma. “Nasıl hissettiğimi bilmiyorum ya da nasıl hissetmem gerektiğini. Sadece bu akşamı sağ salim atlatmak istiyorum.”
Zahide güven dolu bir gülümse sundu arkadaşına. “Atlatacaksın inşallah.”
İnşallah…
Esma heyecanını dindirmek için derin nefesler alıp bıraktı. İçeride ne konuşulduğunu merak ediyordu. Anası da babası da hem ailesini hem de Doğan’ı sever sayardı. Arada nenesinin rızası da olunca, elbette Esma’yı ona vereceklerdi. Muhtemelen seviniyor bile olmalılardı.
,Mutfak kapısından içeriye anası geldiğinde Esma ve Zahide ayağa kalktı.
“Kızlar bize bi müsaade ediverin bakayım.”
Sibel ocağın altını kapattıktan sonra Zahide ile beraber mutfaktan çıktı. Anası onların arkasından kapıyı yavaşça kapattı ve kızına döndü.
,“Birazdan isteyecekler seni.” Dedi, boynu bükük kızına baktı. “Doğan iyi adamdır. Acık senden büyük ama gül gibi geçinip gideceğinizden şüphem yok. Ben yine de usulen bi soruveren. Varmak istiyon mu?”
Annesinin de dediği gibi Doğan iyi bir adamdı. Mertti, efendiydi. Yakışıklıydı da. Aralarındaki yaş farkının sorun olacağını hiç düşünmüyordu. Birbirilerini sevmeyi en azından saygı duymayı denedikten sonra bir sorun yaşayacağını da sanmıyordu. Bu, Esma’nın köprüden önce son çıkışıydı. Ağzından çıkan bir evet sonrası geri dönüş olmayacaktı. Fakat o çoktan kararını vermişti.
Başını salladı Esma.
“Kızım?” dedi anası, uyarıcı bir tonda.
O da bu evliliği severek yapmadığını biliyordu elbette. Yalnızca anası olarak kızının doğru seçimi yaptığının farkında olmasını istiyordu.
“İstiyorum dedim ana. Evleneceğim ben Doğan abiyle.”
“Abi deme bari.” Anası hüzünle başını eğip kızına baktı. Bu saatten sonra geri dönüş olmayacağını biliyordu. Her şeyin hayırlı olması için Allah’a dua etti. “İyi tamam, kahveleri fincanlara koy getir.”
Başını salladı Esma. Anası mutfaktan çıktıktan sonra kahveleri fincanlara koydu. Tepsiyi içeriye götürmeden önce uzunca bir nefes alıp verdi. Oturma odasına girdiğinde tüm bakışlar üzerindeydi. Bir hassa Doğan’ınkiler. Bakışlarında Esma’nın daha önce hiç görmediği bir ifade vardı. Ne olduğunu anlamaya çalışırken çekmişti bakışlarını.
Esma kahveleri dağıtmaya önce misafirlerinden başladı, anasına babasına dağıttıktan sonra Doğan’a gelmişti sıra. Elini titretmemeyi başararak uzattı kahveyi. Doğan’ın yeşile çalan kahve gözleri üzerindeydi. Bunun bilinci
Esma’nın heyecanını kabartmıştı. Yine de bakışları kaldırıp ona bakma cesaretini gösterebildi.
Doğan’ın gözlerinde daha önce görmediği bir şey gördü. Ne olduğunu bilmiyordu, yalnızca hisler vardı. Ne olduğu belli olmayan, gizemli ve bir o kadar da merak uyandırıcı hisler. Doğan bakışlarını çekip onu içine düştüğü büyü girdabından çıkartmasaydı eğer daha ne kadar orada kalırdı Allah bilir.
Ona kahvesini verdikten sonra tepsiyi kenara bırakarak arkadaşlarının yanında durdu. Bundan sonra ne konuşulacağını merak ediyordu.
“Ee, kahvelerimizi de içtiğimizi göre sebebi ziyaretimize gelebiliriz.”
“Buyur muhtar.” Dedi babası.
“Şimdi doğruya doğru, Doğan mahpusa girip çıktı. Allah’ın bildiğini kuldan saklayacak değiliz elbette. Siz de biliyorsunuz zaten.”
Babası Nazım usulca başını salladı. “Dur muhtar, dur. Hiç açıklama yapıverme. Ben Doğan’ın çocukluğunu bilirim. Yüzü de burada. İyi çocuktur, yiğittir. Benim Doğan oğlumdan yana bir şikayetim yok.”
Muhtar oğluna gelen iltifatla gurur duydu. Fakat oğluyla iftihar eden anası sevinle göğsünü kabartmıştı.
“Öyledir benim oğlum.”
Esma, bakışları halının desenlerinde gezen Doğan’a baktı. Onu övüyorlardı ama başını kaldırıp bakmıyordu bile. Asıl mütevazılığıydı onu arkasından konuşturan. Şimdi daha iyi anlıyordu, onu neden övdüklerini. Mahpusa girme nedenini saymazsak eğer dışarıdan hiçbir kusuru yokmuş gibi görünüyordu. Gerçekten yok muydu?
“Doğan büyük şehirde okuyup geldi, yakın zamanda işlerin başına geçiverecek Allah nasip ederse. Halimiz vaktimiz de yerinde çok şükür, Esma kızım da sıkıntı çekmez. Diyeceğim o ki Allah’ın emri peygamberin kavliyle kızımız Esma’yı oğlum Doğan’a isteyiveriyoz.”
Kalbi yerinden çıkacakmış gibi hisseden genç kız arkadaşlarına tutunarak destek aldı. Biraz sonra babasının ağzından çıkacak olan tek bir sözle hayatı tamamen değişecekti. Yüreği daralıyordu, başını çevirerek Doğan’a baktı. Kendisinden çok da farklı görünmüyordu. Bakışları yalnızca birkaç saniyeliğine onu buldu ama Esma’nın kalbi o birkaç saniye içinde öyle bir hızda atmıştı ki Esma kendi kalbini tanıyamadı.
Babası söze girdi. “Vallahi benim cevabım bellidir, bir de anasına soralım.” Dedi, Esma’nın anacağı ona son kez baktıktan sonra kocasına başıyla onay verdi. “O zaman hayırlısı olsun diyelim.”
Doğan ayağa kalktığında Esma da yerinden ayrıldı. Sırayla büyüklerinin ellerini öptüler. Hiç kuşkusuz bu hayırlı işe en çok sevinen Medine hanımdı. Yüzünde gülleriyle Esma’ya elini öptürmüş ardından kendi kızı gibi kolları arasına almıştı.
Gençler yerlerine oturmadan önce muhtar tekrardan sözü aldı. “Hazır toplanmışken yüzükleri takalım diyorum dünür.” Dedi, gülümseyerek. “Çocuklar da rahat gezerler hem.”
“İyi dedin dünür.”
Medine Hanım çantasından çıkarttığı yüzükleri kocasına verdi. Muhtar dünürüyle girdiği sen kes muhabbetinden sonra yüzükler onun elinde kalmıştı.
Esma Doğan ile yan yana durdu. Başı eğikti, gülümsemiyordu. Sevdiği, hakkında hayaller kurduğu adamla sözlenmiyordu. Uzun zamandır yüreğinde baş gören sıkıntıyla savaşıyordu. Gerginlik pençelerini omuzlarına geçirirken o dik durmaya çalışıyordu, tıpkı bundan sonra yapacağı gibi…
Muhtar yüzükleri gençlerin parmaklarına taktı, Sibel’in uzattığı makasla da kesti.
“Rabbim tez vakitte devamını getirmeyi nasip etsin.”
Esma artık abi dediği adamın, Doğan’ın sözlüsüydü. Başı bağlanmıştı. Geri dönüşü olmayan o yola girmişti. Bundan sonra geçmişi onun için hiçbir anlam taşımıyordu. Tek dileği o yola girdiği için pişman olmamaktı.
*
Yüzükler takıldıktan sonra yemekler servis edildi. Esma Zahide ve Sibel’le mutfaktaydı. Ailesi içeride düğün hakkında konuşurken onlar da mutfağa kapanmışlardı. Aç olmasına rağmen tek lokma atmamıştı ağzına. Midesi almıyordu.
“Otur da yesene kız,” diye söyledi Sibel. “Açlıktan bayılacaksın birazdan.”
“Yersem kusarım.”
“Aman aman, kusayım deme sakın.” Sıkıntıyla iç çekti. “Neyse şuraya otur bari.” Dedi, yanını göstererek. Esma hızla arkadaşının yanına oturdu. Onun yemesi için uzattığı tabağa burun kıvırarak başını çevirdi.
“Az önce resmen sözlendin.” Dedi Zahide.
Esma sessiz kalırken Sibel onun yerine konuştu. Tabağını kenara bırakıp ellerini yukarıya açtı. “Darısı bizim başımıza. Amin.”
Arkadaşının maskaralıklarına bu sefer gülmedi Esma.
“Ne olur böyle durma Esma.” Dedi Zahide. Hemen diğer yanına geçip oturdu, elini avucunun arasına alıp dizinin üzerine koydu. “Bunu isteyen sen değil miydin? Şimdi neden üzgünsün?”
“Bendim.” Dedi Esma, arkadaşlarından çok kendini ikna etmeye çalışır gibiydi, fakat beceremedi. “Bilmiyorum Zahide. İçimde garip bir his var, mutluluk desen değil, üzüntü desen değil. Şöyle şuramda koca bir boşluk var sanki. Nasıl hissetmem gerektiğini bilmiyorum.”
Esma fark etmedi ama Zahide’yle Sibel göz göze geldi. Sessizce bakışlarıyla anlaştılar. Zahide bu gibi durumla gönül ferahlatan taraf olurdu. Bu yüzden Sibel sessiz kaldı.
“Bak güzel arkadaşım, ben bu gibi durumlarda pek tecrübeli değilim ama nasıl hissettiğini Sibel de ben de iyi anlıyoruz. Senin kalbin kırıldı, canın yandı ama hiçbir acı yoktur ki şifası olmasın. Belki bugün nasıl hissedeceğini bilmiyorsun ama yarın en güzel duyguları buranda hissedeceksin.” Dedi, elini göğsüne götürerek tebessüm etti. “Ne olur yüzünü asma artık.”
Esma arkadaşının sözleriyle dudaklarını gülümsemeye zorladı. Zahide haklıydı, hem Esma’nın kendine verdiği bir söz de vardı. Geleceğini mutlu bir kadın olarak geçirecekti. Bugün nasıl hissederse hissetsin yarın mutlu olacaktı.
Az önceye kadar göğsünde ağırlık gibi duran sıkıntı kaybolmuştu. İki yanından ona sarılan arkadaşlarına karşılık verdi. Onlar olmasaydı bu zamanları nasıl geçirirdi düşünemiyordu.
Esma misafirlerini yolcu ettikten sonra salonda kalan bulaşıkları mutfağa götürmeye koyuldu. O sırada babasının sözü onu durdurdu.
“Bırak onları da bir otur bakalım karşıma.” Demişti, Esma eline aldığı tabakları gerisin geri bıraktı ve babasının karşısındaki koltuğa oturdu. “Muhtar düğünü iki aya kalmadan yapalım diyor, ne diyorsun?”
“Ne diyeyim ki baba?”
Yaşlı adam hanımına döndü. “Eksikleri o zamana kadar halledebilir misiniz?”
“Hallederiz bey, meraklanma sen.”
Usulca başını salladı adam. Kızına baktı. “Hayırlı oldu bu iş, gözüm arkada kalmaz artık.” Dedi. “Yarın da usulünce Akçe nenenin evine uğrayıp elini öpün.”
“Tamam baba.”
Nenesi, Esma kendini bildi bileli tepedeki evinden dışarı çıkmazdı. Arada eksikleri olunca köye iner çok durmadan evine dönerdi. Bugünkü isteme ani olmuştu, hem onu çağırsalar bile gelmeyeceklerini biliyorlardı. Evine Doğan’la gitmesi hayırlısıydı.
Esma anasıyla beraber bulaşıkları yıkadıktan sonra odasına çekildi. Üzerindeki elbiseyi çıkartıp gardırobuna geri koyduktan sonra pijamalarını giydi. Yüzünü yıkayıp yatağına uzandığında uykusu yoktu. O da bu akşam olanları düşündü. Resmen abi dediği adamla sözlenmişti. Abi deme bari. Anasının sözlerini hatırladığında dudaklarını birbirine bastırdı.
“Doğan.” Dedi kendi kendine. “İyiyim Doğan. Ben yaparım Doğan. Teşekkür ederim Doğan.”
Esma’nın dudaklarında gülümseme belirdi. Bir tane kafasına vurdu. Aptallığını kimse görüp duymadığı için seviniyordu. Kim böyle bir şey yapardı ki?
Sol elini kaldırarak parmağındaki altın halkaya baktı Esma. Bugün yeni hayatının başlangıcıydı. Hayal ettiği gibi değildi elbette. Hayalleri zaten ona ihanet etmişti, bu yüzden öyle olmasını ummak onu gurursuz yapardı. Esma yalnızca aşina olmadığı duyguların azizliğine uğruyordu o kadar.
Kapısı çalınıp anası içeri girdi. Esma uzandığı yerde doğrulup anasının yanına oturmasını izledi.
“Nasılsın kuzum?”
“İyiyim ana.”
Anası onun kahve saçlarını okşadı. “Ne ara büyüdün de evden gidiyorsun böyle. Nasıl dayanıvereceğim senin yokluğuna?” Gözleri doldu, ama hızla topla kendini. “Sen gidersen ev işlerini kim yapacak?”
“Ana ya.”
Ana kız gülüştüler. Esma onun neden böyle yaptığını biliyordu. Anası hiçbir zaman katı bir kadın olmamıştı, duygusal bir kadın da değildi. O her ana gibi önce evladına kızar sonra severdi. Şimdi de ağlamak için böyle bir yola başvurmuş olmalıydı. Hangi ana için kızından ayrılmak kolaydı ki?
“Essahtan sözlendin ya bugün.” Dedi, kendi de inanamıyormuş gibi. Daha sonra kızının ifadesini fark etti. “Esma’m, üzülmüyorsun değil mi?”
“Yok ana. Niye üzüleyim?”
Omuzunu kaldırıp indirdi anası. “Ne bileyim,” Bildiği halde sustu. Kızının alyanslı elini tuttu. “Bak kızım, kimse seni hiçbir şeye zorlamıyor tamam mı? İstemiyorsan hemen şimdi söyle, ben babanla konuşurum. Öyle el âlem ne der diye de düşünme sakın. Senin arkanda aslan gibi ailen var, kimse bir şey diyemez.”
“Bir şeye zorlandığım falan yok ana, kendi rızamla sözlendim.” Anasının yaşlılıktan kırıkmış ellerini avuçlarının arasına alıp öptü. “Mutlu olacağım ben ana, gör bak.”
“İnşallah kızım, inşallah. Rabbim bahtını güzel eylesin.” Dedi, biricik kızının saçlarını okşadı. Ayağa kalkarak başına öpücük kondurdu. “Tamam, yat haydi. Daha durma.”
“Tavuk muyuz biz ya, erkeden yatıyoruz hep.”
Esma’nın yalandan çıkışmasına anası gözlerini kısarak cevap verdi. “Sus kız. Işıkları kapatıyorum, yat zıbar.”
Anası dediği gibi odadan çıkmadan önce ışıkları kapatmıştı. O gidince Esma uzunca bir soluk bıraktı. Artık kendiyle beraber aynı sözü anasına da vermişti. O sözü tutmaktan başka çaresi yoktu.
Esma sürekli mutlu olacağını söylüyordu ama onu mutluluğu biraz da Doğan’a bağlıydı. Onun kendisine iyi bir hayat vereceğinden hiç şüphesi yoktu ama o gün köprüdeki halini de aklından çıkartamıyordu. Onu yanından kovmadan önce yüzündeki hayal kırıklığını görüşmüştü Esma. O adam seni yirmi dakika boyunca kucağında taşıdı buraya kadar. Söyle bakayım, bunu kim yapar? Sevdalı adam yapar. Doğan onu gerçekten seviyor muydu? Bu hayal kırıklığının sebebini açıklardı işte.
İçine büyük bir endişe musallat oldu. Eğer Doğan onu seviyorsa Selim’i öğrendikten sonra kırılmış olmalıydı. Belki de kızgın.
Ona üç yıldır Selim’le görüştüğünü söylemişti. Doğan bu konu hakkında sessiz kalmış, kimseye bir şey söylememişti. Zaten isteseydi şu anda bütün köyün dilinde olurdu Esma. Bilmeden gelecekteki eşini kırmıştı, Doğan onu affedebilecek miydi?
Esma düşünmekten kendini yediği için onu uyku tutmamıştı. Yatakta dönüp dururken penceresi tıklatıldı. Esma korkudan yerinde sıçramıştı. Elini göğsüne götürerek kim olabileceğini düşündü. Doğan mı gelmişti yoksa?
Penceresine atılan taşla yatağından kalkarak önüne durdu. Odası karanlıktı ama sokağın lambası perdeden içeriye giriyordu. Esma’nın parmakları perdenin ucunu kaldırdı. Yanılmıştı, karşısında Doğan değil, Selim vardı.
Esma’nın gözleri korkuyla fal taşı gibi açıldı. Selim ayakta zor duran bedeni ve baygın bakışlarıyla ona bakmaya çalışıyordu. Sarhoş olup kapısına dayanmıştı.
“Senin ne işin var burada?” dedi sessizce. Pencereyi açmak ve onunla muhatap olmak istemiyordu ama Selim onun adını bağırıyordu. Bu gidişle insanları başına toplayacak, onu herkese rezile edecekti. Daha yeni yüzükleri takmışken bunun olmasına izin veremezdi. Pencereyi açtı ve eliyle onu kovaladı. “Git buradan!”
“Sen yanıma gelene kadar hiçbir yere gitmiyorum!” dedi, yayvan ağzıyla. “Var mı lan benim sevdiğime yan gözle bakmak.”
“Sus artık! Ne olur git buradan.”
Genç kızın ağlamaklı çıkan sesi sarhoş adamı caydırmadı. Olduğu yerde kalmaya devam etti.
“Buraya gel Esma.” Dedi.
Esma onun dediğini yapmadığı sürece herkesi başına toplayacak, Esma da köye rezil olduğu ile kalacaktı. Bu sefer yalnızca kendisini değil, Doğan’ı da yanında dibe çekecekti. Bunun olmasına izin veremezdi. Zaten onu bir defa hayal kırıklığına uğratmıştı, ikisinde onu hepten kaybedebilirdi.
Pencereyi kapatıp perdeyi çekti. Üzerine yeleğini giyerek hızlı ama sessiz adımlarla odasından çıktı. Dış kapıyı açıp terliklerini giydikten sonra arka bahçeye koştu. O an odasının penceresi arkaya baktığı için şükretti.
Esma bahçeye vardığında Selim’i kendi kendine konuşurken buldu. Etrafa ufak bir göz gezdirerek yanına yaklaştı.
“Esma, güzelim.” Ona doğru uzanmaya çalışan adamdan geriye doğru kaçtı. Selim boşlukta sendeledi, güçlükle kendine geldi. “Niye kaçıyorsun benden?”
“Selim ne olur git buradan, bak insanları başımıza toplayacaksın.”
Esma’nın çaresiz yalvarışı nafileydi. Selim kimsenin onları görüp duymalarından korkmuyor gibi görünüyordu. Onun bu pervasız hareketi Esma’nın hayatını karartacaktı!
“Gitmiyorum hiçbir yere!” diye bağırdı. Esma korkuya etrafına bakındı. “O Doğan benim sevdiğim kadınla nasıl sözlenir lan?”
“Selim sus artık ne olur!”
Genç kızın yüreği endişeyle sıkışıyordu. İnsanlar birazdan sesleri duyup dışarı çıkacaklardı, kimse duymasa bile anası babası duyacaktı. Eğer ailesi Selim’le görüştüklerini öğrenirse verecekleri tepkiyi kestiremiyordu. Daha sözleneli birkaç saat anca olmuştu, köyde adı çıkardı.
“Esma.” Demişti Selim, özlem dolu bir sesle. Ona doğru yaklaşarak kızı kollarından yakaladı. Canını yakmaktan çekinmedi, farkında bile değildi. “Beni dinle.”
“Bırak.”
Genç kız kollarını karşısındaki adamın tutuşundan kurtarmak istedi ancak çırpınışları yeterli olmadı. Selim ona doğru eğilerek sarhoş nefesini yüzüne üflerken Esma olabildiğince kendine geriye çekiyordu. Ondan kurtulmak istiyordu ama yeterince güçlü değildi. Fakat ondan daha güçlü başka biri vardı. Esma nasıl olduğunu anlayamadan Doğan yanlarında belirivermişti.
“Doğan.” Diye fısıldadı.
İfadesi öylesine sertti ki, Esma bir anlığına onun için söylenilen sözlerin hayat bulmuş halini karşısında görmüştü. Eli kanlı katil, duygusuz, canavar…
Doğan, Selim’e onu öldürmek ister gibi bakıyordu. Adamın Esma’yı tutan ellerini yakaladığı gibi geriye çekti, Selim sarhoş olduğu için direnmemişti bile. Esma onun Doğan’ı fark ettiğinden şüpheliydi.
Esma fırsattan istifade geriye doğru adımlamıştı ama bakışları Doğan’ın üzerindeydi. Ona ne yapacağını merak ediyordu. Doğan vahşi bir hayvan gibi hedefine kitlenmiş, Selim’e bakıyordu.
“İçeri geç Esma.”
Dediği tek şey buydu. Sesi korkutucu bir hırıltıyla çıkmıştı, Esma o korkuyla yerinden sıçramış ve koşarak eve dönmüştü.
Bölüm Sonu!
Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayınız.