İçeriğe geç

SEVDAYA YENİK BİÇARE

Bölüm 5 · 11 dk okuma

SEVDAYA YENİK BİÇARE

Bölüm 5

İmtihan

Hayatta her zaman mutluluk olmazdı. Nasıl ki bedenimizin dinlenmesi için uykuya ihtiyacımız varsa yaşamak için de acıya ihtiyacımız vardı. Çünkü acı olmadan mutluluk olmazdı. Acıyı deneyimleyemeden mutlu olamazdınız.

Doğan’ın hissettiği şey buydu. Acı.

Saf acı.

Esma’nın sevdası yüreğine düştüğünde Doğan’ın yaptığı ilk şey inkâr etmek olmuştu. Fidan misali genç bir kıza gönül vermeyi kendine yakıştıramamıştı. Ancak Seyribağ küçük bir yerdi. Adımını attığı her sokakta karşısına çıkıyor, gülüşüyle salınışıyla onu kendine çekiyordu. Hal böyle olunca Doğan duygularını kabul etmek zorunda kalmıştı. Doğan Esma’yı yalnızca sevmiyordu, ona gönülden en derinden sevdalıydı. Tek istediği onun kalbine girebilmekti. Fakat girmek istediği kalp çoktan bir başkasına verilmişti bile.

Esma Selim’e sevdalandığını söylediğinde oracıkta öleceğini düşünmüştü. Mecnun’un, Ferhat’ın öldüğü aşkla ölecekti.

Üç yıl… Üç yıldır birbirilerini seviyor, gizlice görüşüyorlarmış. Doğan hapiste, dört duvar arasında onun düşünü kurarken o bir başkasıyla günlerini geçiriyormuş. Bundan daha büyük bir acı var mıydı dünyada?

Doğan Esma’yı gönderdikten sonra düşünmek ve en önemlisi sakinleşmek adına olduğu yerde kaldı bir süre. Taş köprünün altından akıp giden nehre baktı. O nehir gibi Doğan’ın hayalleri de akıp gitmişti sanki. Kalbine giren adam olmak istemişti. Elini ilk tutan, yüzüne dokunan adam olmak istemişti. Onunla evlenmek istemişti.

Başını kaldırdı ve göğe doğru yakardı.

“Neden?” dedi. Gözleri dolmuş ve ağlamaya başlamıştı. Erkekler ağlamaz diyenlere inat ağlamıştı. “Neden bunu bana reva gördün rabbim?”

Başını eğdi. “Benim imtihanım da böyle mi olacaktı?”

Rabbinden gelen bu imtihanı göğsüne gere gere taşımak istiyordu ama imtihan sol tarafına ağır gelmişti. Taşıyamayacağından korktu. Yine rabbine sığındı. Ondan güç istedi, sabır istedi. Ona yardım edecek bir o vardı. Derdini veren dermanını da verirdi.

Gözyaşlarını sildi Doğan, gitmeden önce yerde kırık camların arasında kalan keke baktı. Teşekkür etmek istemiştim. Dua etmeye devam etti. Yardım et Allah’ım. Bana dayanma gücü ver.

Doğan’ın sonraki günleri sabır çekmek ve düşünmekle geçmişti. Düşünüyor, düşündükçe ruhu daralıyordu. Dua ederek Allah’a sığınıyordu. Onu bu azaptan kurtarması için yalvarıyordu.

Aklında o günkü yaşananlar vardı. Esma’nın sözlerini hatırlıyordu.

“Benden sevdalı mısın?”

“Yüreğinde biri var mı? Yoksa eğer, sen de kabul edersen gel beni iste.”

“Sana iyi bir eş olurum, yoluna yoldaş olurum. Asla şikâyet etmem, ne istersen yerine getiririm. Evlendiğimize pişman etmem seni.”

Esma ile evlenmek… Bu Doğan’ın en büyük dileğiydi. Bir gün işten yorgun argın eve döndüğünde ona evlerinin kapısını açanın Esma olduğunu düşlüyordu hep. Hapiste soğuk yatağında bu hayalle ısınmıştı. Doğan sevdiği kadınla dünya evine girmeyi her şeyden çok istiyordu.

Fakat bir yandan da Selim’le görüştükleri gerçeğini unutamıyordu. Gözlerinin önünde türlü sahneler canlandırıyor, kendi kendini kahrediyordu.

Esma’nın gel beni iste demesinin tek bir nedeni vardı. Selim’den kurtulmak. Selim’in onu Gülşah’la aldattığını söylemişti, Doğan’la evlenerek adının çıkmasını önlemek istiyordu. Taş köprünün orada gördüğü manzara her şeyi söylüyordu aslında. Biraz daha geç kalsaydı Selim neler yapardı Allah bilir.

Selim ona hiçbir şey yapamazdı. Doğan hayattayken olmazdı!

Esma’nın onunla evlenmesindeki niyeti ne olursa olsun Doğan kararını vermişti. Rabbi onu böyle sınıyorsa o kim oluyordu karşı çıkacak?

Esma’yla evlenecekti.

Bir akşam namazdan önce anasını kenara çekti. Babası camiye gittiği için rahatça konuşabilirdi.

“Söyle oğlum ne söyleyeceksen. Kaç gündür senin bu halin hal değil, ben görmüyom mu sanıyon sanki? Ne oldu, anlat hele?” dedi oğlunun dizine pat pat vurarak. Bir haftadır oğlunun dalgın halini görüyor da içi parçalanıyordu.

“Ana.” Dedi, “Yaşım otuza geldi biliyorsun.”

“Biliyom oğlum, bilmez olur muyum? Seni ben doğurdum.” Dedi göğsüne gere gere.

“Mahpusa girip çıktım.”

“Allah’ım tekrar yaşatmasın ya rabbim. Kötü günler geldi geçti, çok şükür.”

“Ana bir dur.” Dedi, Doğan. “Yaşım geldi, evim zaten var. Hayırlısıyla yakında işleri de yolan sokacağız. Ben diyorum ki, evlenip yuva kurayım.”

Anasının tombul yüzü hızla yumuşadı. “Evlen tabii oğlum, evlen. Var mı bir kız?”

Başını salladı Doğan. “Var ana… Esma-“

“Hangi Esma, bizim Esma mı? Semiha’nın kızı Esma mı? Amaann.”

Doğan sözünü devam ettiremeden anası sevinç çığlıkları atmaya başlamıştı bile. Anası Esma’yı pek bi severdi, – köyde sevmeyeni yoktu- gelinim olursa onun gibi olsun derdi hep. Bilmeden kabul olacak bir dua etmiş meğer. Daha Esma’nın adını söylerken bu kadar sevinmişti anası, düğünde göbek atarsa şaşırmazdı.

Düğün…

Esma ile Doğan’ın düğünü.

“Ana.” Dedi Doğan, “Ben önce bir Esma’yla konuşayım.”

Yaşlı kadın şaşırdı. “Haberi yok mu?”

“Var, var da…” devamını getiremedi. Ne söyleyecekti ki? Bu evliliği teklif eden oydu ancak Doğan’ın da emin olmak istediği şeyler vardı. Anası da bunu anlayışla karşılamıştı.

“Tamam yavrum, tamam. Sen git kızla konuş. Baban gelsin ben de bi çıtlatayım konuyu. Nasipse yarın da gider isteriz.”

Doğan’ın hissettiği şey sevinç miydi bilmiyordu ama üstünden bir yük kalktığı için rahatlamıştı. Bundan sonra geriye Esma ile konuşmak ve içini kemiren şüphelerden kurtulmak kalmıştı. Doğan Esma ile evlenecekti ama bu o istediği için ya da onu Selim’den kurtarmak için değildi. Bu evliliği onu sevdiği için yapacaktı. Bunu kırılan kalbine defalarca söylemesi gerekirse gereksin.

*

Esma o gün boynu bükük bir halde evine döndüğünde yaşadıklarını kimseye söyleyemedi. Anası ağladığını görmeden odasına kapatmıştı kendini. Yatağına uzanıp aptal olduğunu için kendine kızmıştı.

“Yüreğinde biri var mı? Yoksa eğer, sen de kabul edersen gel beni iste.”

“Sana iyi bir eş olurum, yoluna yoldaş olurum. Asla şikâyet etmem, ne istersen yerine getiririm. Evlendiğimize pişman etmem seni.”

Bir cesaretle etmişti o sözleri, kabul edilir umuduyla. Fakat Doğan onunla evlenmeyi kabul etmemişti. Aynı küçük köyde yaşıyorlardı. Elbet bir gün karşılaşacaklardı, aynı ortama gireceklerdi. O zaman onun yüzüne nasıl bakacaktı?

Aptallık etmişti Esma. Hem de en büyük aptallığı etmişti.

Bir hafta geçmişti aradan. O gün yaşananları bir tek Zahide’ye anlatmıştı. Zahide de onu cesaretlendirdiği için kendine kızmıştı, ama iş işten geçmişti bir kere. Yapılacak tek şey unutmaktı.

Şimdi kızlarla beraber çamaşır yıkamak için dereye inmişlerdi. Sorarsanız hepsinin evinde makineleri vardı ama bu sayede daha çok birlikte vakit geçirmiş oldukları için eski usulden devam ediyordu kızlar. Onlar kıkırdayıp sohbet ederken Esma tüm dikkatini veriyordu ki aklının başka bir yerde olduğunu anlamasındı kızlar.

“Duyuyor musun kız?” dedi Sibel.

Esma yine dalmış olmalıydı. Kendine geldiği gibi arkadaşına baktı.

“Ne oldu?”

“Hiç dinlemiyor bile, bak hele.” Dedi, yüzünü eğerek. “Neyse kulağını aç da dinle şimdi. Dün Ayşe’yi okula götürürken öğretmen beyle karşılaştım. Beni görünce bi eli ayağına dolaştı, masadaki kalemleri düşürdü. Ay bi görseniz var ya komediydi.”

Sibel cilveyle savurdu saçlarını, kahkaha attı. Zahide’yle Esma göz göze geldi, onlar da güldü.

“Ee bir şey konuştunuz mu?” diye sordu Sanem merakla.

“Öyle Ayşe’nin bir durumunu sorayım dedim.” Kızlar tabi tabii der gibi tekrardan gülüştüler. “O da halimi hatırımı falan sordu. Öyle oldu işte.”

“Öğretmen bey de yakışıklı adam.” Dedi Esma, arkadaşını denemek için. Sibel de hülyalı bir dalgınlıkla cevap vermişti.

“Öyle şimdi, Allah için.” Kızlar hep bir ağızdan kahkaha attığında daldığı hülyadan çıktı Sibel. Kaşlarını çatarak kızdı. “Ne gülüyorsunuz acaba!”

“Esma.”

Genç kız adının seslendiğini duyduğu gibi başını çevirerek arkasına baktı. Bu Doğan’dı. Ona seslenen Doğan’dı.

Esma’nın yüzündeki gülümseme hızla soldu, kalbinin ritmi hızlandı. Onu karşısında gördüğü için miydi bu kalp atışlarının ihaneti, son karşılaşmalarını hatırlıyordu. Neden buradaydı? Ne söylemek için gelmişti?

“Doğan abi mi o?”

“Niye gelmiş ki?”

Kızlar kendi aralarında fısıldaşırken Zahide endişeyle Esma’ya baktı. Onun içinde yanan yangınları bir Zahide bilirdi.

Esma’nın Doğan ile arasında hatırı sayılır bir mesafe vardı ve başıyla yan tarafı işaret ediyordu. Konuşmak istiyordu. Ne hakkında konuşmak istiyordu ki? Bilmenin tek bir yol vardı. Yanına gitmek.

Esma Zahide’nin bakışlarına karşılık verdi. Gözleriyle konuşup anlaştılar. Zahide arkadaşı için endişeleniyor ve onun için en iyisini istiyordu. Eğer Doğan Esma’ya iyi gelecekse gitmesini istiyordu. Esma arkadaşının desteğiyle beraber ayaklandı. Ellerinin yaşını eteğine kurulayarak Doğan’ın yanına doğru yürümeye başladı.

“Nereye gittiğini sanıyor bu kız?” Sibel şaşkınlıkla sordu. O ve Sanem arkadaşları için endişelenmişti. Yalnızca Zahide Esma’nın güvende olduğunu biliyordu.

“Bırakın konuşsun.” Dedi.

O sırada Esma yürüyerek Doğan’ın yanına varmıştı. Esma endişeliydi fakat Doğan’ın hali bir başkaydı. Kızgın ve aynı zamanda telaşlı gibi görünüyordu. Bunun sebebinin kendisi olup olmadığını merak etti.

“Doğan abi?”

Abi demişti, çünkü ona her zaman abi demişti ve bu saatten sonra da yalnızca abi diyebilirdi.

“Selim denen şerefsizle hala görüşüyor musunuz?” diye sordu dişlerini sıkarak.

“Hayır.” Dedi Esma, hızla. “O akşamdan beri hiç görüşmedik… Taş köprünün orada ben seni bekliyordum, keki vermek için. Beni takip etmiş, yemin ederim benim haberim yoktu. Zaten sen geldiğinde ondan kurtulmaya çalışıyordum-“

“Hala seviyor musun onu?”

Esma Selim’i sevmişti, bunu dili inkâr etse bile yüreği edemezdi. Bir zamanlar o mektuplardaki adamın sevdasıyla yanardı, o akşam gördüklerinden sonra o yangın bir daha asla harlanamamak üzere sönmüştü. Esma, Selim’i aklından da yüreğinden de çıkartmıştı artık.

Utançla başını eğdi ve iki yana sallayarak cevap verdi.

“Tamam, diyelim ki dediğini yaptım. Gelip seni istedim, evlendik…” Doğan’ın sözleri günler önce solan umudunu yeşertince iki elle sarıldı Esma. Başını hızla kaldırıp ona baktı. “Sonuçta evlenme hayalleri kurduğun adam ben değildim, yine de mutlu olabilecek misin?”

Mutlu olmak mı? Esma bu yüzden onunla evlenmek istemişti ya, bir gün mutlu olabilme umuduyla. Doğan’ın varlığı ona güven vaat ediyordu, iyi bir gelecek.

Karşısındaki adamın açık kahve gözlerine baktı. “Sen mutlu olursan ben de olurum.”

“Peki…” dedi Doğan. Bakışlarını başka bir yere çevirdi. Ardından sormaya korktuğu o soruyu sordu. “Bir gün beni de sevebilir misin?”

Anasının sözlerini hatırladı Esma. “Sen kurumuş, dallarını düşürmüş cılız bir bitki olsaydın ve bir el sana her gün su verseydi, düşen yapraklarını toplasaydı, seni iyileştirip tekrardan çiçek açmanı sağlasaydı sen o eli sevmez miydin?” O zaman da aynı cevabı vermişti şimdi de aynı cevabı verecekti.

“Severim.”

Akçe nenesi sevginin zaman istediğini, emekten doğduğunu söylerdi hep. Esma’nın kulağına yer edinmiş meğer.

“İyi o zaman. Nazım amcalara söyle, akşam kahve içmeye geleceğiz.”

Ne söyleyeceğini şaşıran genç kız başını sallamakla yetindi sadece. Doğan’ın arkasından gitmesini izledikten sonra bir süre daha aynı yerde kalmaya devam etti. Arkadaşları yanına geldiğinde ancak o an kendine gelebilmişti.

“Ne oldu? Ne diyormuş Doğan abi?” Sibel ve Sanem kızın iki yanındaydı. Zahide de önünde duruyordu.

“Esma.” Dedi Zahide. “Ne konuştunuz?”

Esma önce yanındaki iki kıza sonra da Zahide’ye baktı. Hepsinin bakışlarında endişe ve merak vardı. Esma bir iç çekti ve “Akşam beni istemeye gelecekmiş.” Dedi.

“Ne?”

“Hangi akşam?”

“Bu akşam.” Dedi Esma, sakin bir sesle.

İstediği olmuştu, Doğan bu akşam onu istemeye gelecekti. Fakat o günden bu yana ne değişmiş olabilirdi ki? Doğan o taş köprüde Esma’yı eve gönderirken epey öfkeli görünüyordu, buna rağmen az önce kahve içmeye geleceklerini söylemişti. Bir hafta içinde değişen neydi merak ediyordu Esma?

“Ben hiçbir şey anlamadım, düzgün anlat şunu.”

Sibel sözlerinden sonra ayaküstü olan biteni anlattı Esma. Nenesinin evinde olanlardan tutup taş köprüde yaşananlara kadar. Kızlar önce şaşırmış sonra da onlardan saklı iş yaptıkları için Esma’yla Zahide’ye gönül koymuşlardı.

“Şimdi ne yapacağım?” diye sordu Esma.

“Ne yapacağımı var mı?” Sibel kızdı. “Önce şu çamaşırla toplayacağız sonra da size gelip akşama hazırlık yapacağız.” Kollarını göğsünde bağlayıp alaylı bir bakış takındı. “Ee en yakın arkadaşımızı istemeye geliyorlar, kimsenin ağzına laf vermeyelim değil mi?”

Arkadaşlarının gönül koymalarına rağmen yanında olmaları Esma’yı sevindirmişti. Sibel’e sarıldı, Sanem’le Zahide de onlara sarılmıştı.

Duygulanmıştı Sibel, anlamasınlar diye başını dik tuttu ve umursamaz bir ifadeye büründü yüzü. “Hadi, hadi. Akşam istemeye geliyorsa geç kalmayalım. Öğlene geliyor saat!”

Kızlar telaşla çamaşırları toplayıp sepete atarak yola koyuldular. Yoldayken çamaşır sepetlerini evlerine bıraktıktan sonra Esma’nın evine gittiler. Akşam kızını istemeye geleceklerini duyan yaşlı kadını bir telaşe kapmıştı ki sormayın. Eli ayağı şaşmış ne yapacağını bilememişti. Önce sokaktaki çocuklardan biriyle tarladaki kocasına haber salmış sonra da kızlarla beraber hazırlıklara başlamışlardı.

Esma Zahide’yle beraber ikramlıkları hazırlarken anası da diğerleriyle temizliğe tutuşmuşlardı. Akşama kalmadan her şeyi tamamladıklarında kızlar evlerine dağıldılar, Esma’nın babası dükkânı erkenden kapatıp geldi. O da şaşırmıştı elbet, bu kadar çabuk beklemiyordu. Neyse ki Semiha Hanım kocasını yatıştırmayı başarmıştı.

Kırmızı, çiçekli bir elbise giymişti Esma. Uzun saçlarını tarayıp salık bırakmış, simsiyah sürmelerini gözlerine çekmişti. Hazırlanmayı bitirdiğinde duvardaki aynadan kendine baktı. Güzel yüzünde tek eksiği bir gülümsemeydi. Bu günü kendi istemişti, peki ya neden bir yanı buruk hissediyordu?

“Sonuçta evlenme hayalleri kurduğun adam ben değildim, yine de mutlu olabilecek misin?”

Hakkında hayaller kurduğu adam Selim’di. Ona ihanet eden, onu en yakın arkadaşıyla aldatan Selim… Her şeyin çok farklı olmasını isterdi. Selim onu hiç aldatmamış ve az sonra onu istemeye gelecekmiş gibi. Fakat gerçeklerin üstü örtülemezdi artık. Selim davası onun için sonsuza dek kapanmıştı. Geçmişini bir daha hiç açılmamak üzere mezara gömmüştü.

Biraz sonra dış kapıdan geleceği girecekti. Doğan onun geleceğiydi. Yarın bir gün kocası, çocuklarının babası olacaktı. Aynı evin içinde yaşayıp bir ömrü beraber geçireceklerdi. Her gününü mutsuz geçirip hayatını zehir etmek istemiyordu. Bu yüzden gülümsedi Esma. Yaşadıklarına inat gülümsedi.

Kendine bir söz veriyordu. Bugünden itibaren Doğan’ı sevmeyi deneyecekti.

O sırada kapı çaldı. Odasından çıktığında anasıyla babasını gördü. Heyecanla kapıyı açtı ama gelenler arkadaşlarıydı.

“Siz miydiniz kız?” dedi anası kızlara kızarak.

“Biz geldik Semiha teyzem.” Sibel coşkuyla gülümsedi. Ayakkabılarını çıkartarak içeriye girdi hepsi.

Esma’nın anasıyla babası oturma odasına geçtiğinde Esma da arkadaşlarını alıp mutfağa geçtiler. “Sanem niye gelmedi?” diye sordu Esma.

“Sus sus, az önce onlardan geldik. Bir kavga bir dövüş.” Sibel kapıya baktı gelen var mı diye. Ardından kapıyı yavaşça kapattı. “Selim’in sesi ortalığı yıkıyordu, ta sokağın başından duyuluyordu valla.”

“Onu ben istiyordum, onu ben alacaktım diye bağırıyordu.” Dedi Zahide de.

“Biz de hiç ses etmeden geldik. Ne yapalım?”

Esma’nın göğsü korkuyla sıkıştı. Sanem’in bir şey söylemediğine emindi ama duymuştu işte bir yerden. Ya bir delilik edip çıkarda gelirse, ya herkese her şeyi anlatırsa? Nefesi daralmaya başlamıştı artık.

“Korkma sen,” dedi Zahide, elini arkadaşının omuzuna koydu. “Hiçbir şey yapamaz.”

“Korkak o adam, korkak. Hiçbir şey yapamaz, merak etme. Hem Doğan abi ona kızmamış mıydı? Anca öyle esip gürle işte.”

Arkadaşları onu endişelendirmemek için konuşuyorlardı ama korktu çoktan içine işlemişti bir kere.

“Ya buraya gelirse?”

“Gelemez.” Dedi Sibel. “O itibarını kaybetmemek için evden dışarı bile çıkmaz. Hiç sıkma canını.”

“Sibel doğru söylüyor. Bugün senin en mutlu günün. Biz haberin olsun diye söyledik, moralini bozma sakın. Gülümse biraz.”

Haklılardı. Selim itibarına düşkün bir adamdı. Esma’yla beraber kendi adı da çıkmasın diye buraya gelmeye kalkmazdı. Hem bugün Esma’nın istemesi vardı. Bu akşamdan sonra hayatı değişecekti. Az önce kendine verdiği bir sözü hatırladı, moralini bozmamaya çalıştı. Göğsündeki endişeyi kaybetmek için elinden geleni yaptı.

Bölüm Sonu!

Bölüm sonu

4 yorum