İçeriğe geç

SEVDAYA YENİK BİÇARE

Bölüm 7 · 12 dk okuma

SEVDAYA YENİK BİÇARE

Bölüm 7

Sessiz Yürüyüş

Duygular güç demekti, kontrol demekti. Korku, insanlara hiç istemedikleri şeyleri yaptıran bir canavar gibiydi. Endişe, insanı yiyip bitiren parazite benziyordu. Aşk ise… Sanırım aralarında en güçlü olanı oydu. Çünkü aşk insana en çok istediği şeyi verirdi. Umudu.

Esma eve girdikten sonra kapıyı arkasından yavaşça kapatıp odasına kaçtı. Pencerenin önünde durup perdeyi sıyırdığında kimseyi göremedi. Sıkıntıyla bir soluk döküldü dudaklarından. Pencerenin önünden ayrılarak yatağına oturdu. Parmaklarını daralan göğsüne götürüp ovaladı.

Doğan ve Selim ortalıkla gözükmüyorlardı. Doğan’ın onu nereye götüreceğini merak ediyordu, doğrusu ona ne yapacağını…

Esma köylülere inanmıyordu. Doğan o adamı öldürdüyse bunu mecburiyetten yapmıştı, istemeden yapmıştı. O eli kanlı bir katil değildi, Selim’le de yalnızca konuşacağından emindi. Belki onu biraz hırpalardı ama daha ilerisine gitmezdi.

Doğan, Selim’e zarar vermezdi belki ama Esma’ya ne yapacaktı? Az önce yaşananlardan sonra onunla sözlü kalmaya devam edeceğini hiç düşünmüyordu. Esma’yla evlenirse Selim’in başlarına büyük bile bela olacağını anlamış olmuştu, şimdi geri çekilmesi onu korkak yapmazdı. Bu onun en doğal hakkıydı.

Esma yaptığı bencilliğin farkına yeni varıyordu. Selim’den kurtulmak, iyi bir hayat şansı elde edebilmek için onu seçmişti. Fakat onun hiçbir zorunluluğu yoktu. Bu halde bile Selim’le uğraşmak zorunda kalıyordu.

Odanın kapısı hafiften aralandı ve anası gözüktü. “Niye ayaktasın kız?” diye sordu uyku sersemliğiyle.

Ne diyeceğini bilemedi Esma. Sesleri duyup uyanmış olmalıydı. Ya anladıysa, bir yalan uydurması gerekiyordu.

“Ana…”

“Seslere mi uyandın sen de?”

Başını salladı. “Baktım ama kimseyi göremedim.” Dedi, pencereyi işaret ederek.

“Köyün serserileridir, yat sen. Daha durma.”

“Tamam ana.”

Anası gittikten sonra bir kez daha pencereden baktı, fakat kimseyi göremedi. Yatağına girerek üzerini örttü. Yastığa başını koydu koymasına ama aklı hala Doğan’daydı. Bu bencilliği ona yapamazdı. Yarın sabah erkenden onunla konuşacak ve eğer istemiyorsa sözü atmasına izin verecekti. Kendi mutluluğu uğruna bir başkasının hayatını mahvetmeyi göze alamazdı.

Genç kız ertesi sabah uyandığında bedeninde her zamankinden farklı bir ağırlık hissetti. Ağırlığın sebebi sol elinin parmağındaki yüzükten kaynaklanıyordu.

Esma sözlenmişti. Ancak bugünden itibaren sözü atılmış bir kadın olacaktı. Herkes arkasından konuşacak, nadir gelen görücülerin bile kökü kuruyacaktı. Olsun, diye geçirdi içinden. Başkasının hayatını mahvetmektense kendi hayatını mahvetmeyi yeğlerdi. Sonuçta bu belayı başına kendi açmıştı, kendi halletmeliydi.

Esma yatağından kalktıktan sonra elini yüzünü yıkayarak üzerini değiştirdi. Mutfakta anasına kahvaltıyı hazırlaması için yardımcı oldu. Kahvaltının ardından babasının tarlaya gitmesinden biraz sonra kapı çalmıştı. Esma gelenin Doğan olduğunu sanmıştı, çünkü bugün Akçe nenin elini öpmeye gideceklerdi. Fakat gelen Sanem’di.

“Sizinkiler nasıl?” diye fısıldadı kapıdan girerken.

Esma arkasına bakarak etrafı kolladı. Anası mutfakta kahvaltının bulaşıklarını yıkıyordu. “Gel, gel. Kimse duymadı.” Dedi, dün geceyi bahsederek.

“Kim gelmiş kuzum?”

Esma arkadaşını içeri alırken mutfağa doğru bağırdı. “Sanem gelmiş ana. Biz odamdayız.”

“Aman yardım etme.”

Anasının söylenmelerini duymazdan gelmeyi tercih eden genç kız, arkadaşını odasına götürerek kapıyı arkalarından kapattı. Birlikte yerdeki hasırın üzerinde oturup sırtlarını duvara verdiler.

“Abim dün gece üstü başı ıslanmış bir halde geldi, sarhoştu.” Dedi, Sanem. Heyecanla anlatmaya devam etti. “Bağırıp bizimkileri uyandırdı, üstüne bir de babamdan tokat yedi mi? Babam dövmeye kalktı da anamla zor aldık elinden. Sarhoş falan dedik de anca yatıştı ortalık.”

Esma duyduklarına üzülmüştü. Selim ne kadar onu aldatmış olsa da bir zamanlar sevdiği adamdı. Babasına karşı isyankâr kişiliğini her zaman başına bela olmuştu. Bazen yaptıklarının kasıtlı olduğundan şüpheleniyordu.

“Selim dün gece kapıya dayandı.” Diye anlatmaya başladı Esma. “Yanına gitmezsem herkesi başımıza toplayacağını söyleyince mecbur kaldım. O sırada Doğan geldi-“

Sanem irice açtı gözlerini, şaşkınlık nidası döküldü dudaklarından.

“Ne oldu sonra?”

“Bilmiyorum ki,” Omuzlarını kaldırıp indirdi. “Doğan içeri geç dedi, ben de korkup eve kaçtım. Sonra pencereden baktım da göremedim.”

“Yok, yok. Benim bu abim sizin başınıza bela açacak bir gün.” Dedi Sanem sitemle.

Esma, Sanem’in dostluğundan asla şüphe etmiyordu. Abisinin hatalarını görmezden gelmeyip ona karşı Esma’nın yanında durması bile dostluğunun bir göstergesiydi zaten.

“Ne olacak ya bundan sonra?”

Üzüntüyle iç çekti genç kız. “Bilmiyorum. Ama Doğan’ı bu meseleyi dâhil etmekle hata ettim sanırım. Bugün onunla konuşacağım, istemediğin bir evliliği yapmak zorunda değilsin diyeceğim.”

“Bir şey de diyemiyorum ki, sen iyisini bilirsin arkadaşım. Her şey gönlünce olsun.”

Âmin diye geçirdi içinden. Rabbim her şeyin hayırlısını nasip eyle.

Esma arkadaşını yolcu ettikten sonra evi süpürmeye başladı. Bu sayede aklını meşgul etmeyi düşünüyordu ancak başarısız olmuştu. Doğan’ın gelmesini beklerden zaman geçmek bilmiyordu. Daha sonra düşündü. Neden onun gelmesini beklemek zorundaydı ki, kendisi onun yanına gidebilirdi. O da öyle yaptı.

Evi süpürme işini yarıda bıraktı, anasının arkasından söylenmesini umursamayarak ayakkabılarını giydi ve evden çıktı. Aklında Doğan’a söyleyecekleri vardı, yüreğinde sıkıntıyla ona doğru attı adımlarını.

*

Doğan hülyalarının misafirini hayatına ev sahibi etmek için gerekli olan ilk adımı atmıştı, sevdiği kadınla sözlenmişti.

Kontrolü elinde olmadan girdiği bu yolun sonunda yüreğinde sakladığı gize kavuşacaktı.

Esma’nın giydiği kırmızı elbisenin çiçekleri Doğan’ın hayatına baharı getirmiş gibiydi. En pahalı mücevherleri andıran çakır gözleri ona her dokunduğunda göğsü kafesinde çırpınıyordu. Ancak buruktu kalbi, kırıktı ona karşı. Doğan, sevdasıyla kırgınlığını aynı anda idare etmekte zorlanıyordu.

Anası ve babasıyla evine döndükten sonra aklı Esma’da kalmıştı. Onu uzaktan severken aralarında hiçbir bağ yoktu. Şimdi ise bir bağ vardı ve bugün o bağın değiştiğini hissediyordu Doğan. Sanki Esma’nın ona kör olan gözleri açılmış gibiydi. Onu görebilecek miydi?

Bugün akşam Esma’yı istemeye gittiklerinde hayatında hiç olmadığı kadar heyecanlıydı ancak kırgınlığı onun heyecanını bastırmıştı. Bakmak için içi gitse de başını kaldırıp doya doya bakamamıştı ona. Ve şimdi pişmanlık etini kemiriyordu. Bu yüzden geri dönüp onu görmeye karar verdi. Kapıdan çıkarken anası ona bağırmıştı.

“Nereye gidiyorsun oğlum?”

“Sözlümü görmeye gidiyorum ana.”

Ayakkabılarını giydikten sonra yüzünde hafif bir tebessümle kapıdan çıktı. Belki anası, arkasından ona kızıyordu ancak Doğan’ın kimseyi dinleyecek hali yoktu. Aklı da yoktu, çünkü aklı Esma’da kalmıştı.

Yoldaki heyecanı, Selim’i Esma’yla beraber gördüğü an karanlığa karışmıştı. Öfkesi göğsünde kabardı, kıskançlıkla yoldaş oldu. Esma Selim’le görüşmediğini söylemişti, o zaman penceresinin önünde ne işi vardı?

Doğan, Esma’yı içeriye gönderdikten sonra sarhoş olan Selim’i yakasından tutarak sürüklemeye başladı. Adam kendinde olmadığı için direnmiyordu bile. Elinde olsa onu bir güzel benzetir köpeklere yem olsun diye de ücra bir köşeye atardı ancak Doğan öyle bir adam değildi. Selim’in hatırı yoktu belki ama babasının hatırı vardı, ona çok emeği geçmişti. O adamı oğluyla vurmak istemiyordu.

Bu yüzden Doğan, Selim’i güzel bir ders vereceği yere getirdi.

Şırıl şırıl akan soğuk ırmak onun için unutulmaz bir anı olacaktı.

Doğan, Selim çekiştirerek ırmak kenarına getirdi. Onu dizlerinin üzerine düşürdü, ensesinden kavrayıp başını suya batırdı. Yüzü soğuk suya çarpan genç adam birden kendine geldi.

“Bıraksana beni!” diyordu Selim, kendi çapında onun elinden kurtulmaya çalışıyordu. Ancak Doğan daha güçlüydü. Hapisteki üç yılını yatarak geçirmemişti elbette. Selim’in başını sudan çekti. Kesik kesik nefeslerini dinledi. Ardından tekrardan suya soktu. Boğulacak kadar değil, korkutmaya yetecek kadar onu suyun içinde bıraktı. Daha sonra çıkarttı.

“Ne yapıyorsun sen, delirdin mi? Öldürecek misin beni?” Selim nefes nefeseyken cümleleri sıraladı.

“Geldin mi kendine?”

“Defol git!”

Doğan bir kez daha onu suyun içine soktu, bu defa öncekilerden daha uzunca bir süre onu orada bıraktı. Selim çırpındıkça ikisinin de üzerini ıslatmıştı. Doğan umursamıyordu bile. Ensesinden tutarak onu kaldırdı. Kendisine bakmasını sağladı.

“Ayıldın mı şimdi?”

“Ne istiyorsun?” Selim baygın göz kapaklarıyla ona bakıyordu. “Sevdiğim kızı aldın, daha ne istiyorsun!”

Sevdiğim kız.

Daha Doğan diyememişti bunu. Bir kez olsun sesli söyleyememişti. Şimdi ise bir başkası göğsünü gere gere söylüyor, sanki onunla alay ediyordu.

Kıskançlık Doğan’ın sinesine kök salmaya başlamıştı bile. Öfkesiyle birleşmeye hazırlanıyordu. Fakat Doğan, duyularının onu yenmesine izin vermedi. Kontrolü elinde tuttu.

“Ağzını toplan lan! O kız benim sözlüm.” Yakasından tuttu ve diğer elini tersiyle önce yüzüne vurdu sonra yüzünün önünde tuttu. “Bak buraya, bak dedim. Ne görüyorsun?”

Selim dişlerini sıkarak, “Yüzük.” Dedi.

“O kız yakında benim karım olacak!” Doğan’ın sesi daha önce hiç olmadığı kadar kalın çıkıyordu. Bir fırtınayı andırıyordu sanki. Önüne çıkan her şeyi toz yığınına çeviren bir fırtına. “Seni bir daha Esma’nın yakınında görürsem, beylik laflar ettiğini duyarsam Allah şahidim olsun seni bu balıklara yem ederim Selim! Anladın mı beni?”

Selim’in sessizliği Doğan sabırsızlığı anlamına geliyordu. Ensesini tutarak tekrardan suya batırdı başını. Kaldırdığında tekrar sordu.

“Anladın mı dedim?”

“Anladım.”

Doğan ayağa kalktı. Ayaklarının altında ıslanmış bir köpek yavrusu gibi duran adama yüzünü buruşturarak baktı. İşaret parmağını ona doğrulttu.

“Seni uyarıyorum Selim. Ayağını denk al. Tek bir hatanda gözünün yaşına bakmam.”

Doğan arkasını dönüp karanlıkta ilerledi. Akşam namazını çoktan kaçırmıştı, bu yüzden evine doğru yürüdü. Evinin önüne geldiğinde oturma odasının ışığı hala yanıyordu, anası uyumamış ve onu beklemiş olmalıydı. Anahtarını çıkaracağı vakit kapı açıldı.

“Neredesin oğlum, bu saat oldu yoksun ortalıkta?” Anası oğlunun gözlerini düşürüşünden anlardı bir sorun olduğunu. “Ne oldu?” diye sordu.

“Yok bir şey ana, gördüm kızı geldim işte.”

Ayakkabılarını çıkartıp içeriye girdi. Anası kapıyı örtüp peşinden ilerliyordu. Kocası çoktan yattığı için sessizce konuştu. “Oğlum, bak benim kafamla oynama. Giderken iyiydin, şimdi yüzünden düşen bin parça. Bir derdin varsa söyle hele. Hal çaresine bakıveririz.”

“Yok bir şey ana. Olsa söylerim zaten.”

“Olsa da söylemezsin sen.” Anası kızdı. “Biliyom ben seni.”

Doğan odasına girerek üzerindeki takım elbisesini çıkartmaya başladı. Ancak anası odasına kadar girmişti. “Esma’yla mı ilgili? Vaz mı geçtin yoksa?”

“Vazgeçme falan yok ana.” Dedi, sert bir tavırla. Fakında olmadan çattığı kaşlarını düzeltti. “Hatta babama söyle, yarın Nazım amcayla konuşsun. Düğünü hemen yapalım.”

“Doğru dedin oğlum, hayırlı işler uzatmaya gelmez.” Anası gülümsedi, çocukluğundan beri tanırdı Esma’yı. Oğluna onun gibi bir gelin almayı düşünürdü hep. Şimdi ise onu oğluyla baş göz ediyordu, ondan mutlusu yoktu. Ancak oğlunun bir sorunu vardı. Israr etse de söylemezdi, biliyordu oğlunu. Nasılsa bir gün ortaya çıkar diye sessiz kaldı. “İyi, ben babanla konuşurum. Haydi hayırlı geceler.”

Anası odasından çıktıktan sonra Doğan üzerini değiştirip namazını kıldı. Seccadesini katlayıp yerine bıraktı ardından yatağına girdi. Uykusu yoktu, bu yüzden kolunu başının arkasına koydu ve tavana baktı.

Zihni akşam yaşananları beyaz tavanda oynatıyordu. Bir saniye önce Esma çölde açan çiçek güzelliğiyle ona gülümsüyordu ve bir saniye sonra Selim ortaya çıkıyor, o çiçeği koparmaya çalışıyordu.

Sevdiğim kız.

Esma Selim’in değil, onun sevdiği kızdı.

Doğan’ın sevdiği kız.

Sözlüsüydü ve yakında karısı olacaktı. Aynı evi, aynı odayı değil aynı hayatı paylaşacaklardı. Benden sevdalı mısın? Diye sormuştu Esma. İç çekti Doğan. Esma’m. Mühür gözlüm. Ah bir söyleyebilsem seni ne kadar sevdiğimi, ah bir dile getirebilsem.

Doğan, Esma’nın sevdasını göğe anlatmıştı, yıldızlar onu dinleyip ışıldamaya devam etsin diye. Dualarına anlatmıştı, rabbi göğsünü yumuşatsın diye. Satırlarına anlatmıştı, olur da bir gün kalbi vazgeçerse aklı vazgeçmesin diye…

Çaresiz kaldığı zamanlarda kalbinden vazgeçmeyi düşünmüştü. Fakat şimdi iyi ki vazgeçmemişim diyordu. İyi ki onu sevmeye devam etmişim…

Ertesi sabah namazını kıldıktan sonra kahvaltısını etti, anasına babasıyla konuşması için kaş göz işaretlerinde bulundu. Daha sonra ayaklandı. Sözlüsünü görmeye gideceğini söyleyerek evden ayrıldı.

Dün akşamın kalıntılarını aklına getirmemeye çalıştı Doğan. O sadece sevdiği kızı göreceği için sevinçliydi. Yüreği hop kalkıp hop iniyordu. Öyle dalgındı ki, neredeyse yanından geçip gidecek olan kızı yeni fark etmişti.

“Esma?” dedi, onun gibi dalgın olan kıza bakarak. Sesi onun sıçramasına yol açmıştı. Duraksayarak ona baktı. “Nereye gidiyorsun böyle?”

“Senin yanına geliyordum.” Genç kızın yanakları utangaçlıkla kızardı. Bakışlarını sakladı ve açıklamasını yaptı. “Babam nenemin elini öpmeye gidin dedi de.”

Doğan bu duru güzelliğin karşısında eriyip gitti. Gözleri kör, dili lal oldu. Esma’nın bakışlarını kaçırarak yaptığı bu ufacık hareket bile Doğan’ın göğsünde koca bir kasırgaya neden oldu. O kasırga ki adamın aklını başından almıştı.

“Haberim var, gel hadi.” Dedi, kendine gelir gelmez.

Birlikte Akçe nenenin evinin yolunu yürümeye başladılar. Doğan Esma’nın attığı minicik adımlarına uyum sağlamak için olabildiğince yavaş yürüyor ve birlikte geçirdikleri bu sessiz ama huzurlu zamanın tadını çıkartmaya çalışıyordu.

Beş sene evvelki Doğan, parmağında onun yüzüğünü taşıyan Esma’yla beraber yürüdüğünü görse ne derdi acaba?

Dün akşam yaşanan tatsız olay geliverdi aklına. Hemen üzerini örttü, zihnin en ücra köşesine attı düşüncelerini. Selim bir daha yollarına engel olmayacaktı. Bu yüzden endişe etmesine gerek yoktu, sonunda hep istediği o hayatı, hayat arkadaşı olacak o kızla yaşayabilirdi.

Esma’yla geçirdiği bu zamanın hayatındaki diğer birçok zamandan daha eşsiz ve anlamlı olduğunu fark etti adam. İkisi de sessizdi ve tek kelime konuşmuyorlardı ancak sessizlikleri en büyük kalabalıklarda bile duyulabilirdi.

Tepeye doğru çıktıklarında Doğan’ın durduran bir şey olmuştu. Bir ses, bir kelime.

“Doğan.” Demişti Esma.

Otuz yıllık ismi ilk defa bu kadar güzel gelmişti kulağına. Onun ismi Esma’nın dudaklarına çok yakışmıştı.

Dün akşam da ona adıyla seslendiğini şimdi hatırlıyordu. Artık ona abi demiyordu. Yakında evleneceklerdi, abi demesi saçmalık olurdu zaten.

Durdu ve ona baktı. O an onun bir şeylerden rahatsız olduğunu fark etti. Kara kaşları istemsizce çatıldı. Biri bir şey mi demişti? Yoksa dün gecenin ardından Selim onun karşısına çıkmaya cüret mi etmişti?

“Ne oldu?”

“Dün akşam-“ diyebilmişti yalnızca. Cümlesinin devamını getirememişti çünkü Doğan ona izin vermedi.

“Dün akşam hiçbir şey yaşanmadı.” Dedi, net bir tonda. “Dün akşam Selim senin evinin kapısından geçmedi, sen odandan dışarıya çıkmadın Esma.” Doğan genç kıza doğru bir adım attı, eğilerek yüzüne bakmasını istedi.

“Hata ettim. Senden böyle bir fedakârlık yapmanı istememeliydim.” Dedi, başını kaldırdığında Doğan’ın uğruna canını vermek istediği o mühür gözlerin dolduğunu fark etti. “Hala geç değil, yol yakınken bu işten vazgeçelim. Ben herkese bütün suçun bende olduğunu söylerim, sen de sevdiğin bir kızla iyi bir evlilik yaparsın.”

Göğsü kafesinin içinde sıkıştı adamın. Genç kızın sözleri, onun kalın tuğlalarla ördüğü kontrolünü yıkmakla tehdit ediyordu, birer birer dokuduğu hayallerini yerle bir etmek istiyordu.

“Esma.”

Genç kız dolan gözlerini akmasına izin vermeden sildi. “Selim durmayacak, biz evlendikten sonra bile bunları yapamaya devam edecek. İnsanlar konuşacak, ben dayanırım ama arkandan bir sürü söz söyleyecekler.” Başını yana eğdi ve yalvarır gibi konuşmaya devam etti. “Benim yüzümden bunları çekmek zorunda değilsin. Kimse duymamıştır zaten, yüzükleri ata-“

“Esma!”

Doğan’ın sevdiği kız Esma’ydı. Bir evlilik yapacaksa yalnızca onunla yapacaktı. Selim dün akşamdan sonra bir daha öyle bir aptallık yapmaya devam edemezdi, etse bile Doğan onu korumak için orada olacaktı. Eğer insanlar arkalarından konuşacaklarsa da Doğan yine orada olacaktı ve insanlara hadlerini bildirecekti.

Elbette bunları Esma’ya söyleyemedi. Onun yerine, “Bana bak.” Dedi. Esma zümrüt gözlerini kaldırarak Doğan’ın toprak rengi gözlerine baktı. “Ben dün gece bir söz verdim. O yüzük senin parmağında olduğu sürece sözlü kalmaya devam edeceğiz, sonra da evleneceğiz. Selim bir daha karşına çıkmayacak, kimse bir şey konuşmayacak… Bana güveniyor musun?”

Esma’nın cevabı hiç olmadığı kadar hızlı gelmişti. Başını sallayarak cevap verdi ona.

“O zaman sözlerime de inan.”

Esma bu sefer daha yavaş bir şekilde başını salladı. Bir kez daha bakışlarını kaçırdı.

“Şimdi iyi misin?” diye sordu Doğan. O başını sallamak istediğinde Doğan yüzüne doğru eğildi, bu yüzden Esma başını kaldırmak ve sesli bir şekilde cevap vermek zorunda kaldı.

“İyiyim.”

“Akçe nenenin elini öpmeye gidebiliriz o zaman?”

“Gidebiliriz.”

Esma hafifçe gülümsediğinde Doğan’ın dudakları da tebessümle kıvrıldı. Kızın yüzündeki gülümsemeye sebep olduğu için içindeki çocuk sevinçle çığlık atıyordu.

Biraz önce az daha sevdiği kızı kaybedecekti. Esma’yla şu anki durumunun plansız gerçekleştiğini kabul ediyordu ancak hayatında ilk defa bir şeyden bu kadar emindi. O da Esma’yı asla bırakmayacağı gerçeğiydi.

Bölüm Sonu.

Bölüm sonu

2 yorum