Korku canavardı seni her şeyden mahrum bırakan. Cesaret, sana hayatının aşkını uzatandı. Neticede her şeyi verendi.
Yıllardır içinde büyüttüğü sevdayı ilk defa dile getirdiğinde hissettiği şey rahatlamaydı. Şarıl şarıl akan bir şelalenin altında duş almak gibi bir şeydi. Ruhu ferahlamıştı.
Sevdiğin kim diye sormuştu Esma. Sesi dere kenarında sorduğu sorudan daha içerlemiş, daha kırılmış çıkmıştı. Başka birini sevdiğini düşünmüş ve bu yüzden ona gönül mü koymuştu? Bu Doğan’ın en güzel hayali değilse neydi? Rüya çıkacak diye korkuyordu.
Sevdası onu kıskanmıştı.
Hissettiği bu tarifsiz duygu gerçek olamayacak kadar güzeldi ve Doğan daha önce hiç bu kadar mutlu olduğunu hatırlamıyordu.
Sevdasını itiraf ettiğindeki yüzü gözlerinin önünden gitmiyordu. O afallayışı, masum şaşkınlığı… Aklına geldikçe gülümsüyordu ki Doğan kolay kolay gülmezdi bile. Ondan kaçmıştı Esma, ancak onun kaçışında herhangi bir olumsuzluk yoktu, şaşkınlık vardı sadece. Biliyordu Doğan, hissediyordu.
Zaman diye düşündü. Zamanla ona olan aşkını kanıtlamak, kendisini ona göstermek için her şeyi yapacaktı.
Zincirlerinden kurtulmuştu bir kere. Geride durmanın zamanı değildi artık.
Doğan akşam eve döndüğünde, yemekte anasına Esma ile yaşayacakları evlerinin temizlenmesi gerektiğinden bahsetti. “Kızlar yarın temizlemeye gidecekler.”
“Biz de gideveren oğlum, öyle her işi onlara bırakmaz olmaz.”
“Haklısın ana.”
“Daha önce aklımıza gelmedi ki, gider temizliğini yapıverirdik güzelce.”
“Her şey aceleye geldi tabii.” Babasının sözleri Doğan’ın lokmasını boğazında bıraktı. “Düğün hemen olacak diye tutturuvermeseydin iki elimiz bir pabuca girmezdi. O kadar borcu nasıl ödeyeceğiz Allah bilir.”
“Borç benim borcum baba.” Kaşığını tepsiye bıraktı. “Çalışır öderim, dert etme sen.”
“Şunun ettiği lafa bak. Parayı bahane ediverecek adam mıyım ben? Hiç mi tanımadın babanı?”
Babası alınmış olsa da asıl canı yanan Doğan’dı. Babasını sever sayardı ancak konu Esma’ya geldiğinde gözü babasına da kör olurdu. Dile kolay beş yıl beklemişti ona kavuşmak için. Bu uğurda paranın bir önemi yoktu.
“Aman herif, varmayıver oğlanın üstüne.” Anası gülümsedi. “Görmüyon mu halini, kızın gözünün içine bakıyor. Evleniversinler bir an önce, bırakıver.”
“Bir şey dediğim yok zaten. Kendi kendine delleniyo.”
Doğan sofradan kalktı. “Eline sağlık ana, ben camiye gidiyorum.” Diyerek evden ayrıldı. Babası arkasından bir şeyler söyleyecek olsa bile artık duymak için çok uzaktaydı.
Camiye gidecekti gitmesine ancak önce onu görmek istiyordu. Yanından kaçarak gittiğinde iyi görünmüyordu. Muhtemelen ona söylediği sözleri düşünüyor olmalıydı. Evlerinin önüne geldiğinde her zamanki ıssız köşesine çekilerek kızın penceresine baktı. Perdeleri çekiliydi ve ışığı da kapalıydı. Ezan okunana kadar orada bekledi ancak Esma’yı göremedi.
Uyuyor diye düşündü. Kendisinden uzaklaştığını düşünmek istemiyordu.
Ertesi sabah evi temizlemeye gidecekleri için erkenden kalkıp kahvaltıyı yapmışlardı. Babası muhtarlığa giderken Doğan’da anasıyla beraber temizlik malzemelerini aldıkları gibi Esmaların evine gittiler. Esma, diğer kızlarla beraber çardakta oturuyordu zaten.
“Günaydın benim güzel gelinim!” dedi Medine hanım, güler yüzü ve paytak yürüyüşüyle kızın önüne çıktı.
“Günaydın Medine anne, hoş geldiniz.”
Esma kadının elini öperek alnına koyduğunda Doğan onu izliyor, her hareketini aklına kazıyordu. Dünden bu yana bir şey değişmiş gibi görünmüyordu. Bu genç adamı biraz olsun rahatlamaya yetmişti.
Anası diğer kızlara selam verdi, yanlarına oturarak hatırlarını sordu.
“Hadi kızım, ananı çağırıver de gidiveren bir an önce. Erkenden hallediverelim temizliği. Daha yapacak çok iş var.”
Esma anasına haber vermek için eve girdi, bir dakika sonra geri döndüklerinde ellerinde kovalar ve fırçalar vardı. Doğan koşarak onları ellerinden aldı. “Ağırdır.” Dedi kızın gözlerinin içine bakarak. Esma utangaç bir ifadeyle bakışlarını kaçırdığında Doğan da geri çekildi.
Bu kadar insanı oraya kadar yürütmek iyi olmayacağından sabah namazdan sonra traktörü alıp gelmişti. Doğan iki anasını da kasaya bindirirken kızlar kendi başlarına çıkmışlardı bile. En son Esma kaldığında Zahide ve Doğan ona aynı anda elini uzatmıştı.
Genç kızın bakışları arkadaşının eliyle onunki arasında gidip geldi bir süre. Doğan beklemedi. Kızın elini tuttu. “Kenardan tutun.” Diyerek, onu kaldırdı ve binmesine yardımcı oldu.
Direksiyonun başına geçtiğinde kalbi hızla atıyordu. Her ufacık temaslarında cennetten bir vizyon görüyordu. Göğsünü hafifleten, huzur vadeden…
Yol boyunca sırtında bakışlarını hissetmişti. Eve varıp temizlik yapmaya başladıklarında bile kaçamak bakışları oradaydı. İçten içe seviniyordu adam, sözlüsünün gizli bakışlarında can buluyordu.
Anaları mutfağı, Sibel ve Sanem oturma odasını, Esma ve Zahide de yatak odasını temizliyordu. Doğan ise bahçedeydi. Kocaman olmuş yabani otları biçiyor, üç yılda çıkan fırtınalardan dolayı tahrip olmuş kuyuyu düzenliyordu. Güneş tam tepesindeydi ve ona işini yapmaması için meydan okuyordu. Doğan, ona zorluk çıkartan güneşe rağmen işini yapmaya devam etti.
Soluklanmak için durduğu sırada Esma’yı elindeki bardak ve sürahiyle ona doğru gelirken gördü.
Sözlüsü onun yorulduğunu düşünerek su mu getiriyordu?
Allah’ım sana şükürler olsun.
Esma’nın yürüyüşünü zamanı durdurarak izledi adam. Ayağındaki şalvardan başındaki oyalı yemenisine kadar inceledi onu. Ufacık bir salınışı adamın aklını başından almıştı.
Sadece su vermeye gelmiyordu sanki, kalbini göğüs kafesinden çıkartmaya geliyordu.
Esma adımlarını hemen önünde durdurduğunda Doğan hayal dünyasından hızla sıyrıldı. Gözleri kızın üzerindeydi.
“Hava sıcak, susamışsındır.”
Kız sürahiden bardağı su doldururken Doğan gözünü bile kırpmıyordu. Dudağına iliştirdiği ufacık tebessümle ona bakıyordu.
Esma bardağı ona uzattı ancak bakışları başka bir yerdeydi. O bakışları almak istiyordu adam. Bardağı değil de elini tuttuğunda inadı galip gelmişti. Genç kız elinin üzerindeki ele, ardından adamın gözlerine baktı.
“Teşekkür ederim.” Dedi. Gözlerini kaçırmadan suyunu içti. “Bir bardak daha alabilir miyim?”
Kızın alıp verdiği sesli soluğu duyduğunda dudakları iyice kıvrıldı. Onunla uğraşmaktan mükemmel bir zevk alıyordu.
Kız sessizce bardağı bir daha doldurdu, ona uzattı. Doğan suyu içtikten sonra bardağı ona uzattı, almasını bekler beklemez bileğinden yakaladı onu. “Esma.” Dedi, adını nefes alır gibi söylemişti. Nihayetinde Esma onun nefesiydi.
Ona dün yaşananların açıklamasını yapmak istiyordu. Sevdasını anlatmak istiyordu.
Ancak duyduğu seslerle beraber sessiz kaldı. Başını çevirerek pencerede onları izleyen analarına baktı. Meraklı kadınlar parıldayan gülüşleriyle onlara bakıyordu. Başını umutsuzca iki yana sallayarak Esma’ya döndü.
“Bugün akşam odanın önüne geleceğim, pencereni açık tut.” Dedi, eğilerek. “Konuşmamız lazım.”
Genç kız yanından kaçar gibi gittikten sonra gülümsedi. Analarına döndü. “Camiye gidiyorum, öğle ezanı okundu okunacak.” Diye seslendi. “Siz yemeğinizi yiyin.”
“Allah kabul etsin oğlum.”
“Selametle gidiver!”
Doğan traktöre atladığı gibi camiye gitti. Abdestini aldı ve namazını kıldı. Çıkışta babasıyla karşılaştı, temizliğin nasıl gittiğini sormuştu. O sırada Hikmet öğretmen katıldı sohbetlerine.
“Hayırdır, ne temizliği bu?”
“Doğan’la Esma’nın oturacağı evleri temizlemeye gittiler bugün.” Diye açıkladı muhtar.
“Yardım edilecek bir şey var mı? Ben de geleyim.”
“Sağ olasın öğretmen, hallediyoruz. Çok şükür.”
“Geliversin oğlum.” Muhtar, öğretmenin omuzuna dokundu babacan şekilde. “Evin arkası sıvalı duruveriyor hala, iki elden boyarsınız.”
“Zahmet vermeyelim öğretmen.”
“Estağfurullah. Bugün hafta sonu zaten, elimden geldiğince yardım ederim.”
Böylece Hikmet öğretmen traktörde yerini almıştı. Hızlıca ilçeye uğrayıp boya malzemelerini aldılar, eve gidecekleri sırada traktörün önüne köyün delisi çıkmıştı. Doğan son anda frene basmasıydı, Allah bilir ne olurdu?
“Necip!” diye bağırdı Doğan. “Ne demeye atlıyorsun yola? Az kalsın çarpıyordum.”
“Çarpmadın ki, çarpmadın ki.”
Adam oyun oynar gibi ellerini çırptığında Doğan başını iki yana salladı.
Necip’in anasını yıllar evvel bir tecavüz sonucunda hamile kalmış ve Necip’in doğumundan yalnızca bir gün sonra da kendisini asarak intihar etmişti. Henüz bebek olan Necip’e katı bir kadın olan nenesi bakmıştı yıllarca. Kasıtlı mı yoksa değil mi kimse bilmez ancak daha yedi yaşındayken nenesiyle gittiği dere kenarında boğulmuş, dakikalarca nefessiz kalmıştı. Zavallı çocuk hayata geri dönmüştü dönmesine ancak hayat ona dönmemişti.
Yedi yaşına kadar normal bir çocukluk geçiren Necip yedi yaşından sonra bakıma muhtaç, dışlanmış bir şekilde büyümüştü. Nenesi on beş yaşındayken vefat ettiğinde tek başına yaşamak zorunda kalmış, köylülerin yarımıyla bu zamana kadar gelmişti.
Şimdiyse yirmi beş yaşında koca bir adamdı ama aklı hala yedi yaşındaydı.
“Nereye gidiyonuz böyle?” Merakla traktöre ve Hikmet öğretmene bakıyordu.
“Doğan ve Esma yakında evleniyor ya, onların evini temizlemeye gidiyoruz.” Diyerek açıkladı Hikmet.
Necip ellerini çırpıp yerinde zıplamaya başladı. “Bende geleceğim, ben de geleceğim!”
“Olmaz.” Dedi Doğan.
“Niye olmazmış, ben de yardım edeceğim!”
Doğan’ı neden diye açıklamaya bırakmadan kasadan tutunmuş ve tırmanarak oraya kurulmuştu. Doğan, Hikmet’le göz göze geldi. Konuşarak anlaştılar.
Necip’i severdi Doğan. Köydeki çoğu insandan daha akıllı, daha düşünceliydi. Ancak bazen ayak bağı olduğunu itiraf ediyordu. Onlar orada çalışırken Necip ayak bağı olacaktı, ancak iş işten geçmişti bir kere. Kasada inatla oturan adamı oradan kaldırmayacaktı.
“Ne yaptın öğretmen, konuştun mu Sibel’le?”
“Konuştum!” Diye, bağırdı. Traktörün can alıcı sesinden, kendi sesini duyurmaya çalışıyordu. “Çıktım karşısına, anlattım aşkımı.”
Hafiften gülümsedi Doğan. “O ne dedi?”
“Zaman istedi benden.”
Sibel’le aynı köyde büyümüşlerdi, çocukluğunu bilirdi onun. Zaman istediyse öğretmeni oyalamak için değil, gerçekten düşünmek için istemişti. Bu da onun öğretmende gönlü olduğu anlamına gelirdi.
Başını salladı Doğan. Bir saniyeliği başını yoldan çevirerek omuzunun üzerinden yerinde rahatça oturan Necip’e baktı.
“Keyfin yerinde mi Necip?”
“Yerinde yerinde!” Diye seslenmişti. “Yeni evlilere yardım etmek sevaptır, ben de sevap işleyeceğim. Ben de sevap işleyeceğim!”
Gülümsedi Doğan. Bazen onun diğer tüm insanlardan daha akıllı olduğunu düşünüyordu.
Bir kişi gidip, üç kişi olarak geri döndüğünde anaları şaşırmış andan fazla yardım göz çıkarmaz diyerek sevinmişlerdi. Bu işe en çok Necip sevinmişti, çünkü köyün diğer bütün genç delikanlıları gibi o da Zahide’ye sevdalıydı. Temizlik yaparken yanından da ayrılmamıştı.
Akşama doğru Doğan, Hikmet’le beraber boya işini hallerken kadınlar da temizliği bitirmişti. Gitmeden önce, bahçedeki aydınlatmaları yaktı Doğan. Ev, yepyeni tertemiz görünüyordu.
“Yoruluverdik ama değdi be dünür.”
Medine Hanım neşeyle dünürünün koluna girdi, beraber eserlerine bakıyorlardı.
“Öyle dünürüm, öyle. El birliğiyle misler gibi ediverdik.” Dedi. Traktörlere doğru yürümeye başladılar. “Aldığımız mobilyalar bu hafta gelir mi dersin? Düğüne de az kaldı…”
“Ben de yardım ettim değil mi Zahide? Ben de sevap alacağım!” Necip yerinde zıplayarak öğleden beri yaptığı gibi Zahide’nin başının etini yiyordu. Zavallı kız adamın kalbini kırmamak için çaba sarf etmek zorundaydı. Her sözüne anlayışla cevap veriyordu.
“Alacaksın tabii.” Dedi.
Sibel arkadaşının imdadına yetişti. Kızın koluna girerek önce Esma’ya ardından Doğan’a baktı. “Tertemiz oldu eviniz, rabbim içinde güle güle oturtmaya nasip etsin. Bir gün akşam yemeğe çağırırsınız artık.”
“Elinize kolunuza sağlık.” Dedi Doğan. “Başımızın üstünde yeriniz var. Hikmet’le beraber gelirsiniz, buyur ederiz.”
“Zahide’yle beraber ben de geleceğim!”
Necip’in sözleri Zahide hariç hepsini gülümsetti. Doğan evin ışıklarını kapattığında tekrardan traktöre bindiler. Herkesi evlerine bıraktıktan sonra her şeyden önce duşunu aldı ve yatsı namazı için evden ayrıldı. Camiden çıktığında saat on buçuğu gösteriyordu. Herkes evlerine yeni yeni dağılırken kimsenin onu görmemesi gerekiyordu. Bu yüzden bekledi.
Bir saatin ardından etraf sakinleştiğinde Doğan ezbere bildiği yolları arşınladı. Sessiz hareketlerle penceresinin önüne geldiğinde açık olduğunu fark etti. Hafifçe gülümsedi. Pencereyi onun için açık tutmuştu. Göğsü şimdiden sıcacık olmuştu bile.
“Esma.” Dedi, fısıldayarak.
Pencereyi yavaşça ittiğinde Esma perdenin altından göründü. Uyumayıp onu mu beklemişti?
Esma onu gördüğünde göğsünün inip kalktığını gördü adam. Kız perdenin altında kaybolduktan bir dakika sonra bahçeye çıkmıştı. Tedirgin görünüyordu ancak biraz daha derine baktığında altında yatan heyecanı hissedebilirdi.
“Uyumadın mı?”
Başını iki yana salladı kız. “Sen geleceğini söylemiştin.”
Büyükçe bir soluk bıraktı. Göğsü mutluluk ve heyecan arasında garip hisle doluyordu. “Esma.” Dedi ancak ismi dudaklarından çıktığında ne kadar yanlış geldiğini fark ederek düzeltti. “Esma’m.”
Genç kızın şaşkınlığı yüzüne yansımıştı ancak Doğan bir daha bulamayacağını düşündüğü cesaretle konuşmaya başladı. “Dün akşam hakkında…” İç çekti, belki de doğrudan lafa girmeliydi. “Seviyorum seni Esma’m. Tam beş yıldır, yerimde de göğümde de sen varsın. Beş yıldır senin hayalinle uyuyup uyanıyorum.”
“Doğan.”
“Mühür gözlüm.” Titreyen parmaklarını yüzüne doğru uzattığında geriye çekilmesini beklemişti ancak Esma olduğu yerde kalmış, yalnıza gözlerini kapatmıştı. Yıllardır yapmak istediği şey için ona izin veriyordu. Gülümsedi Doğan, parmaklarını yüzüne düşen saçlarına götürerek okşamaya başlamıştı. O an Esma gözlerini açarak ona baktı.
“Sen bilmiyorsun, yıllarca bu anın hayalini kurdum. Yıllarca bu saçlara dokunmak için ölüp ölüp dirildim. Şimdi ise saçlarına dokunabiliyorum.” Parmaklarına eline uzandı ve cesaretle tuttu. “Elini tutabiliyorum. Uğruna canımı verebileceğim mühür gözlerine doya doya bakabiliyorum.”
“Başlarda kızdım kendime. Yaşı küçük dedim, kendine gel dedim.” Tuttuğu eline sol göğsüne götürdü. “Ama şurama söz geçiremedim be Esma’m. Kendime kızdığım akşamın sabahında seni görebilmek için can attım. Bir kere, uzaktan görsem yeterliydi benim için. Uzaktan görmek çare etmiyor artık. Şu önümüzdeki iki haftayı iple çekiyorum ki seninle güne başlayabileyim. Sen benim ertesi güne uyanma sebebimsin.”
“Doğan…”
Elini bırakmadı, diğer eliyle yüzüne uzandı. Yanağını okşadı usulca.
“Bir şey söyleme.” Dedi, dokunduğu ten alev alırken. “Sadece beni kabul et. Beni gör.”
Aşk bazen çaresizce yalvarmaktı işte. Karşılık beklemek için değil, izin istemek içindi…
Doğan istemeyerek geriye çekildi. Boşta kalan parmakları karıncalanmaya başlamıştı ancak görmezden geldi. “İçeri gir sen, hadi.” Dedi.
Esma yerinden hareket etmek için acele etmemişti. Az önce duyduklarını sindirmeye çalışıyordu diye düşündü Doğan. Genç kız en sonunda geriye doğru attım attı ve arkasını dönerek eve girdi. O gittiğinde adam avuçlarıyla yüzünü sıvazladı. Göğe bakarak rabbine sığındı.
Az önce yıllardır içinde biriktirdiği duyguların yağmur gibi damlamasına izin vermişti. Bir kuş kadar özgür ve rahat hissediyordu artık.
Ondan herhangi bir cevap beklemiyordu ancak yine de bir şeylerin değişmesini istiyordu. Ona olan bakışlarının değişmesini istiyordu, öneminin artmasını, sözlerinin anlamlar yüklemesini istiyordu. Elbette sevdasına karşılık bekliyordu ancak bunu hemen anlamayacağını da biliyordu. Sadece beklemeliydi. Bu azap dolu bir bekleyiş olsa bile bekleyecekti.
Bölüm Sonu