İçeriğe geç

SEVDAYA YENİK BİÇARE

Bölüm 12 · 12 dk okuma

SEVDAYA YENİK BİÇARE

Bölüm 12

Sensin O

Çoktan dolu olan bir gönüle sığmaya çalışır mıydı insan? Doğru bir parçayı, yanlış bir yapboz parçasına uydurmak gibiydi aynı. Kırılıp parçalanmadan uydurmak imkânsızdı.

Meydandaki renkli ampuller kararmış havayı aydınlatırken, insanların kahkahası beyaz perdedeki filme eşlik ediyordu. Neşeli Günler filmi hiç kuşkusuz izleyen ve izlemeyen herkesin hoşuna gitmişti.

Esma da filmi izlemeye çalışıyor ancak ağır basan düşüncelerine engel olamıyordu. Doğan'ın iyi ve düşünceli, hatta saygılı bir adam olduğu gün gibi açıktı. Ancak yapmaya çalıştığı da neydi? Neden gönlünde başkası varken Esma'yla evleniyordu? Şimdi bunu bilerek bir ömrü onunla nasıl geçirecekti?

Dolu bir gönüle zorla giremezdi.

Diğer yandan bir ortada verilmiş bir söz, hazırlanmakta oldukları bir düğün vardı. Ailesi, hatta tüm köylüler onlara evlenecek gözüyle bakıyordu. Masraflar da edilmişti. Köprüyü yarılamıştı, şimdi geri dönemezdi. Hem nedenini bilmese bile Doğan da vazgeçmezdi artık.

Esma'yı bir ömür boyu mutsuzluk mu bekliyordu yani?

Son birkaç dakikadır filmle ilgilenmiyordu zaten. Başını usulca çevirdi ve omuzunun üzerinden üç sıra arkada oturan adama baktı. Kime bakıyor diye düşünmesine gerek yoktu, zaten ona bakıyordu. Daha önce de olduğu gibi.

Arka planda filmi izleyenlerin kahkaha sesleri yükseliyordu ancak onlar birbirilerinin gözlerine öylesine odaklanmışlardı ki, düğümü kendilerinden başka kimse çözemezdi.

Adamın gözlerinde geleceğini düşündü Esma. Doğan'ın gözleri, mutluluk diye bağırıyordu. Sana tekrardan yaşamayı öğreteceğim diyordu. O halde içini yiyip bitiren bu keder de neyin nesiydi?

Göğsünü indirip kaldıran bir soluk bıraktı, önüne dönerek ilgisi tamamen kaçan filmi izlemeye devam etti. Film bittiğinde herkesin yüzünde kahkahaların kırıntı tebessümleri kalmışken Esma'nın yüzü hüzünle boyanmıştı. Arkadaşlarına belli etmemek için arada bir gülmeye çalışıyor ve tartıştıkları konuya katılmaya çabalıyordu.

Eve dönüş yolunda dalgınlık onu ele geçirmiş gibiydi. Hikmet öğretmen Sibel ve Sanem'i eve bırakmayı teklif edince Doğan da Esma ve Zahide'yi evine bırakmak istemişti.

Esma arkadaşıyla vedalaşarak evine doğru yürümeye başladı. Doğan bir adım arkasından geliyordu. Sessizlerdi, gecenin efsunlu sesi onlara eşlik ediyordu. Sokak lambalarının aydınlatmadığı yere geldiklerinde Esma dirseğinden yakalandı ve durmaya zorlandı.

"Ne oluyor?" diye sordu, soğuk ve mesafeli sesiyle.

Doğan ise onun tam tersiydi. Gülümsüyor ve ona bakıyordu.

"Bir şey olduğu yok, akşamın başından beri konuşamadık. Sohbet etmek istedim. Kötü mü etmişim?" Sessiz kaldı genç kız. Verecek cevap bulamadı. "Filmi beğendin mi?"

"Güzeldi."

"İzledin mi ki?"

Esma başını kaldırarak ona baktı. Uzaktaki lambanın loş ışığı yüzüne vuruyor ve gülümsemesini gün yüzüne çıkartıyordu.

"İzledim tabii."

Birkaç adım geriye çekildi. Birbirlerine bu kadar yakın olmaları garipti, hissettiği bu sıcaklıktan hiç hoşlanmamıştı.

"Sinemaya gideceğini bana neden söylemedin?"

Kollarını göğsünde bağladı ve ona yanını döndü. Şimdi hesap soruyordu tabii. "Söylemem mi gerekiyordu?" Kelimeler ağzından çıkar çıkmaz ona verdiği sözü hatırladı. Ona nereye gideceğini söyleyeceğine dair söz vermişti. Ancak laf ağzından çıkmıştı bir kere.

"Sözlün değil miyim ben senin?"

"Sözlümsün."

Başkasını seviyor olsan da benim sözlümsün.

Yine düşünceleri arasına dalmaya başlamıştı ki Doğan'ın hemen yanı başında durduğunu fark etti. Sessizce, belli etmeden bunu nasıl becermişti anlayamıyordu. İlk defa bu kadar yakın duruyorlardı birbirlerine. Sanki birazdan nefesleri karışacak ve aynı havayı solumaya başlayacaklardı.

Evlilik böyle bir şey mi diye düşündü genç kız. Eşler her zaman birbirlerine bu kadar yakın mı durur?

Doğan, sanki yeterince yakın değillermiş gibi kulağına eğildiğinde nefesi kesildi genç kızın. Esen rüzgâr adamın kokusunu etrafta dans ettirirken Esma hareket bile etmiyordu. Nefesini kulağına üflemişti ve bedeni ürpertiyle canlanmıştı.

"Sözlünüm."

Hissettiği bu yabancı hisler, onun daha fazla aklını oynamadan hızla çekildi. "Üşüdüm ben." Dedi bahaneyle. Aslında sıcaklıktan başı dönmüştü. "Gidelim."

Esma hızlı adımlarla yürümeye başladığında Doğan da peşinden geliyordu.

"Yarın kahvaltıdan sonra hazırlan." Demişti. Neden olduğunu sormayacaktı çünkü söylemişti. "Evimizi görmeye götüreyim seni."

Evimizi.

Onların evini, beraber yaşlanacakları yuvayı.

Yıllar önce muhtarın, oğlu için ev yaptırdığını duymuştu elbette. Köyün çıkışına doğru bir yerlerde olduğunu biliyordu ancak daha önce hiç görmemişti. Orası artık bundan sonraki hayatını geçireceği ev olacaktı. Nasıl bir yer olduğunu deli gibi merak ediyordu.

"Olur." Dedi kısık sesiyle.

Eve geri kalan yolda sessizdiler. Ancak bu yabancı bir sessizlik değil de alışılmış bir sessizlikti. Kapının önüne geldiklerinde birbirilerine iyi geceler dilediler. Esma dış kapıyı kapatır kapatmaz hala uyumamış olan anasına filmin ne kadar eğlenceli olduğunu anlattı. Bir sonraki etkinlikte onun da gelmesi gerektiğini söyledi.

Anasına iyi geceler öpücüğü bırakarak odasına geçti. Üzerini değiştirip geceliğini giydi ancak uyuyamadı. Aklı bu gece yaşananlardaydı. Gözlerine dokunan gözlerde, tenine değen nefesteydi.

Aklına geldikçe yanakları kızarıyordu.

Evlendikleri zaman böyle şeyler yaşayacaklar mıydı acaba? İlk gecelerini düşünemiyordu. Bundan çok korkuyordu. Selim'le geçmişlerini öğrendikten sonra Doğan'ın ona dokunmayacağını düşünmüştü, ta ki bu güne kadar. Bugünden sonra evlendiklerinde neler olacağını düşünmek Esma'nın yeni işkencesiydi.

İç çekerek yatağından kalktı ve ondan daha yaşlı olan sandığının önüne oturdu. Sandığından çıkardığı ilk şey beyaz bir mendildi. Taş köprünün üzerindeki anlarından kalmaydı. Kırılan tabağın cam parçaları kızın eline battığında hiç düşünmeden mendilini çıkartmış ve kanayan yaraya bastırmıştı. O günden sonra Esma bu mendildeki kanları geçirmek için tam üç kez yıkamıştı mendili.

Onu kenara koyarak bu defa sandıktan koyu renkteki ceketi çıkarttı. Acaba kokusu hala üstünde midir diye düşünerek burnuna götürdü. Misk. İlk defa onun kokusunu duyuyordu ve itiraf etmeliydi ki kokusu çok güzeldi.

"Kokusu hala gitmemiş." Dedi kendi kendine. Gülümsedi. Bundan iki hafta sonra her gün bu kokuyu duyarak uyanacaktı.

Aniden kendi kokusu nasıl bir şey diye düşündü. Parfüm kullanmazdı, köydeki çoğu kızın kullandığı deodoranttan kullanırdı. Bir sonraki ilçeye indiklerinde bir tane parfüm almayı aklının kenarına yazdı. Onun yanındayken güzel kokmalıydı.

Ceketle mendili yerine koyarak sandığı kapattı. Yatağına uzandığında uyumayı beklerken bir kez daha kendini onu düşünürken buldu. Bugünkü yakınlığını, sıcak nefesini...

Uyumalıydı artık! Hem de bir an önce!

Ertesi sabah Esma kahvaltıdayken Doğan'ın geleceğini ve onu eve bakmaya götüreceğini ailesine söylemişti. Babası anasının da onlarla gelmesini söyleyerek tarlaya gitmişti. Anasıyla beraber kahvaltı sofrasını kaldırırken kapıları çaldı. Gelenin Doğan olduğunu düşünmüştü ancak Sibel'di.

"Anlatacaklarım var." Demişti, heyecanla. Kapıdan içeriye girdiğinde anası kimin geldiğini sormuştu. Esma Sibel'in geldiğini söyledi. "Ben geldim Semiha teyzem!"

"Hoş geliverdin kızım." Mutfaktan başını çıkartarak kızlara bağırdı. "Odaya kapanayım demeyin sakın! Gelin bakayım buraya, yardım edivereceksiniz."

Esma ve Sibel birbirilerine bakarak göz devirdiler, ardından mutfağa girip anasının işini iki elden yapmaya koyuldular. Tam bitirmişler ve dinlenmek için odaya geçeceklerdi ki kapı bir kez daha çaldı. Bu sefer gelen Doğan'dı. Esma Sibel'le beraber kapıya koştu. Anası onunla konuşuyordu.

"Sibel de sizinle geliversin." Demişti.

"Giderim gitmesine de, nereye Semiha teyzem?"

"Evlerine bakmaya gidecekler kızım, benim işim çok bugün. Sen gidiver."

Böylece Sibel, Doğan ve Esma'yla beraber yeni evlerine gelmek zorunda kalmıştı.

Ev, Esma'nın tahmin ettiği gibi köyün çıkışındaydı. Etrafta görünen tek ev oydu. Beyaz duvarları, mavi kapısı ve kocaman bir bahçesi vardı. Hiç yalan söylemeyecekti, Esma burayı görür görmez âşık olmuştu. Masallardan fırlamış gibi bir manzaraydı.

Doğan cebinden çıkarttığı anahtarla kapıyı açtığında ilk onun girmesi için kenara çekildi. Genç kız besmele çekti ve sağ ayağıyla içeriye girdi.

Ev sanki ustaların bıraktığı gibi duruyordu. Boştu ve bolca toz, taş ve pislik vardı. Esma bunları görmezden gelerek odaları inceliyordu.

"Üç yıl önce bitti buranın inşası." Doğan kızlara odaları gösterirken bir yandan da açıklamasını yapıyordu. "Ben mahpusa düşünce... Temizliği kaldı."

Sessizlik koca evde büyüdü. Gerginlik artmasın diye Sibel söze atıldı.

"Ev temizlik istiyor ama biz kızlarla toplanır, el birliğiyle hallederiz yarın."

Sesli bir iç çekti Esma. "Bu kadar kısa zamanda hepsini nasıl halledeceğiz?" Bakışları yerlerdeki çimento paketlerindeydi. Çok fazla yapılacak şey vardı. "Hem aldığımız mobilyalar da var, iki hafta içinde burayı nasıl adam edeceğiz?"

Doğan genç kızın bir adım arkasında durdu.

"Halledeceğiz." Dedi, kendinden son derece emin bir şekilde. "Hepsini halledeceğiz, burayı yuvamız yapacağız."

Yuvamız...

Sıcaklık en derinden gelmeye başladığında Esma korktu. Yıllardır eski bir dağ olarak görevini sürdüren yanardağı patlamak için hazırlanıyordu sanki.

"Ben diğer odalara da bakayım."

Kaçmak isteyen arkadaşına tutundu. "Ben de seninle geliyorum!"

Beraber diğer odaya geçtiler. Elbette Doğan da arkalarından gelmişti ancak, en azından az önceki anın etkisinden kurtulmuşlardı.

"Burası ne odası?"

Sibel heyecanla sorduğunda aldığı cevap Esma'nın küçük dilini yutmasına neden oldu.

"Yatak odası."

Genç kızın gözleri irice açıldı. Kalbi tekrardan hızla atmaya başladığında korktu. "Biz bir de mutfağa bakalım." Diyerek arkadaşının koluna girdi ve odadan hızla çıktı.

Arkadaşı yanında sessizce kıkırdıyordu ancak o en kurak çöllerde kavruluyor gibiydi. Bir ateş basmıştı yüreğini. Ne zaman veya nasıl kendine gelirdi, bilemiyordu.

Doğan peşlerinden geldiğinde Sibel odaya bakmaya başladı. "Buranın elektriği suyu çalışıyor mu?"

"Çalışıyor."

"Mutfak yan tarafa mı bakıyor?" Pencereye doğru ilerledi kız, bahçede bir şeye bakıyordu. "Bahçede kuyu var! Nenemgilin bahçesinde de vardı. Ben bir bakayım da geleyim."

"Sibe-"

Arkadaşı onu dinlemeden odadan çıktığında Doğan'la baş başa kalmışlardı. Eskiden olsa onun yanındayken bu kadar rahatsız hissetmezdi. Çünkü eskiden onunla arasında hiçbir bağ yoktu ve şimdi, yan yana geldiklerinde bile göğsü kafesinin içinde sıkışıyordu.

Yalnızca iki hafta sonra karı koca olacaklarını ve birlikte yaşayacaklarını hatırlayınca içi bir hoş oluyordu. Hala birbirlerini yeterince iyi tanımıyorlardı, birbirlerini sevmiyorlardı bile.

Birbirini sevmeyen iki insan aynı evde nasıl yaşayacaktı?

Esma en başa döndüğünü hissediyordu. Bu evliliği belki ileride mutlu olurum diye istemişti ancak şimdi bundan pek de emin değildi.

"Ben Sibel'e bakayım." Diyerek kaçmak istemişti ancak Doğan onu dirseğinden yakalayarak durdurdu.

Saniyelik olarak gözlerini kapatıp açtı. Kolunu ondan kurtarma dürtüsüyle baş etmeye çalıştı.

"Evi beğendin mi?" diye sordu Doğan.

Esma kolunu usulca alev gibi yanan parmakların arasından çekti, birkaç adım gerileyerek duvarlara baktı. "Güzel."

"Güzel olup olmadığını sormuyorum. Senin hoşuna gitti mi onu soruyorum."

Gerçekten düşündü Esma. Baştan sona bir temizliğe ihtiyacı olsa da ev çok güzeldi. Her odasına, duvarların rengine, bahçesine kadar muazzamdı. Hayalini kurduğu ev gibiydi. Ancak bir başkasına aitti. Doğan'ın sevdiği o kadına.

Bu ev o kadın için yapılmıştı. Doğan onunla evlendiğinde beraber yaşasınlar, beraber yaşlansınlar diye inşa edilmişti. Başka biri için örülmüş bu duvarlar Esma'yı sıkıştırırdı.

"Normal ev işte."

Bir kez daha yanından geçip gitmek istediğinde Doğan önünü kesti. Ona baksın diye gözbebeklerinin içine bakıyordu ancak Esma bakışlarını kaçırmakta ısrarcıydı.

"Bir şey mi oldu? Birkaç gündür iyi değilsin sanki." Başını kaldırıp ona baksın diye yüzüne eğildi. "Canını neyin sıktığını söyle bana."

"Kim o?"

Kendisinden asla beklemediği büyük bir cesaretle başını kaldırdı Esma. Neden sessizliğin altında kalıp eziyetini çekmeliydi ki? Bunu bilmek istiyordu, bilmekte hakkı vardı.

"Kim, kim?"

Doğan anlamayarak kaşlarını çattığında Esma öfkelendi. Kısılmış ancak kendinden emin sesiyle devam etti.

"O gün, dere kenarında, sevdiğim var demiştin. Kim o?" Kelimeler ağzından dökülür dökülmez iyi hissetmemeye başladı. Alacağı cevaptan, vereceği tepkiden korkuyordu. Fakat sordu, bilmeliydi. "Sevdiğin kim?"

Doğan gülümsemeye başladı. Tıpkı o günkü gibi gülüşünü sakınmadan ortalığa döktü. "Hala anlamadın mı?" diye sordu. Neyi? Neyi anlamalıydı? Gülümsemesi usul usul tebessüme dönüştü. Gözlerini kızın gözbebeklerine kilitledi. "Sensin o. Sevdiğim sensin."

Bir an için algılayamadı Esma. Algılamak istemedi belki de.

Kulaklarının doğru duyduğundan, ona oyun oynamadığından emin olmak istedi.

"B-ben mi?"

Doğan'ın tebessümü okyanusa dönüştü. Gözlerinin içindeki parlaklık gökyüzündeki yıldızlara meydan okuyordu. Genç kızın yüzüne eğilerek "Sensin," dedi. "Sevdiğim, sevdamı yere göğe sığdıramadığım sensin."

Bir soluk döküldü dudaklarından. Güzel. Nasıl nefes alınır hala hatırlıyordu.

Donup kalmak lafı insan etine bürünseydi şu an Esma gibi olurdu. Sevdiğim sensin. Bir haftadır kim olduğunu bulmak için can attığı kız kendisiymiş.

Geceleri düşünmekten uyuyamamıştı, sıkıntının içini yediği zamanlar olmuştu ancak yine de Doğan'ın sevdiği kızın, kendisi olabileceğine inanmamıştı. Nasıl? Ne zaman sevdaya düşmüştü de Esma anlayamamıştı?

"Sevdiğim, sevdamı yere göğe sığdıramadığım sensin."

Göğsü çıldırmış gibiydi. Kalbi çok hızlı çarpıyor, genç kızı nefessiz bırakmakla tehdit ediyordu. Adamın sözleri onun için yeterince baskı uyguluyordu zaten, bakışlarının altında ezilmek onu bir daha ayağa kaldıramazdı. Bu yüzden yapabileceği en iyi şeyi yaptı ve kaçtı.

Doğan arkasından sesleniyordu ancak o duymadı. Yan tarafta kuyuya bakmakla meşgul olan arkadaşının koluna girdi ve çekiştirerek yürümeye başladı.

"Ne oluyor kız? Arkamızda atlı kovalar gibi, nereye yetişmeye çalışıyoruz?!"

Evden yeterince uzaklaşana kadar hiçbir şey söylemedi Esma. Arkadaşını merakta bıraktığını biliyordu ancak kendine gelebilmesi için de zaman gerekliydi.

"Dur dedim kız!" Sibel en sonunda dayanamamıştı. Durmuş ve Esma'yı durmaya zorlamıştı. "Bana bak kız Esma, ne olduğunu söylemeden şuradan şuraya adım atmıyorum ona göre!" Esma'nın afallamış ifadesini fark edince kızgın ses tonunu düzeltti, "Ne oldu, anlat bakayım?" dedi.

Esma'nın gözleri yalnızca bir noktaya odaklanmış, ileriye bakıyordu.

"Beni seviyormuş."

Sanki göğsündeki ağırlık bir anlığına kalkmış gibiydi, yerine daha büyük bir ağırlığa bırakmak içindi tabii.

"Kim seviy- Ne?" Genç kızın gözleri irice açıldı. "Doğan abi seni mi seviyormuş?"

"Sessiz ol! Biri duyacak şimdi."

"Duysunlar canım, ne var. Sözlü değil misiniz siz?" Umursamazca omuz silkti. Pek iyi görünmeyen arkadaşının ağacın dallarıyla sakladığı alana çekti, taşın üzerine oturttu. "Gel, otur bakayım şöyle, bir sakinleş. İyi değilsin."

Doğru, iyi değildi. Hem de hiç iyi değildi. Bir yanı Doğan'ın başka bir kadını sevmediğini bildiği için nedensizce mutlu olmuştu ancak diğer yanı, sevdiği kadının kendisi olduğunu bildiğinden ne hissetmesi gerektiğine karar veremiyordu. Sevinmeli miydi, neden? Üzülecek miydi? Hiç sanmıyordu. Garip bir çelişki yumağının içine düşmüştü.

"Su olsaydı içirirdim sana ama yok. Şimdilik derin derin nefesler al bakayım." Esma dediğini yaptı. "Şimdi anlat, ne oldu, ne dedi sana?"

"Sevdiğim sensin dedi."

Aynı cümleyi kullanınca tekrardan o ana dönmüş gibi hissetti kendini.

"Neyin var diye sordu, iyi görmüyorum seni dedi. Ben de kim o dedim? Sevdiği kızı sordum." Esma başını kaldırdı ve arkadaşına bakarak devam etti. "Güldü bana Sibel. Hala anlamadın mı dedi. Sevdiğim, sevdamı yere göğe sığdıramadığım sensin dedi."

Sibel'in başı yana düştü, gülümseyerek arkadaşının yanına oturdu. "Desene o zaman bizim adamlar az birliği etmişler."

"O ne demek kız?"

"Hikmet öğretmen de bana dedi aynılarını." Sibel hülyaya dalar gibi gökyüzünü baktı. "Yani aynı şeyleri söylemedi ama benzer şeyler söyledi. Aklımdan çıkmıyorsunuz Sibel Hanım, kendimi sürekli sizi düşünürken buluyorum, izniniz olursa sizinle görüşmek isterim bile dedi."

Esma arkadaşının gülümseyen ifadesini görünce sevinmişti. Mutlu olmayı hak ediyor diye düşündü. Daha sonra kendini hatırladı. Sıkıntıyla ofladı.

"Ne yapacağız biz?"

"Vallahi ben düşüneceğim dedim adama. Sen de aynı şeyi yap diyeceğim ama iki hafta sonra evleniyorsunuz. Ne diyeceğimi de şaşırdım."

İki hafta sonra evleniyoruz ve Doğan beni seviyor.

Eve döndüğünde akşam olunca odasına çekildi Esma. Anasına evinin temizlik istediği ve kızlarla beraber temizlemeye gideceğini söylediğinde anası da onlara eşlik edeceğini söylemişti. Yarın evlerini temizlemeye gideceklerdi ancak düşündüğü tek şey Doğan'dı.

Doğan onu seviyordu, ona sevdalıydı.

O halde, beraber yaşayacakları evleri de onun için mi inşa ettirmişti? Kendi kendine gülümsedi Esma. Belki.

Sevdiği kadın oydu.

Ne zaman sevdalanmıştı? Ona abi dediği zamanlar da onu seviyor muydu yoksa? Evlenecekleri kesinleştiğinde sevinçten havalara uçmuş muydu acaba? Aptallığına gülümsedi Esma. Ardından gülüşü soldu. Eğer onu daha önceden seviyorsa Selim'le görüştükleri öğrendiği nasıl yıkıldığını tahmin edemiyordu. Demek ki o yüzden ilk başta Esma'yı evine göndermişti, kabul etmemişti. Fakat sonradan kabul etmişti! İçi kan ağlaya ağlaya. Cevap veren iç sesi Esma'yı kırmıştı.

Doğan başka birini sevdiği halde Esma'yla evlenseydi nasıl hissederdi?

Kendini adamın yerine koymak hiç de akıllıca bir fikir olmamıştı. Doğan mantıklı bir adamdı, tüm bunları aşmış olmalıydı. Kaldı ki iki hafta sonra düğünleri vardı.

Bundan sonrasına odaklanmalıydı Esma. Geçmiş geçmişte kalmıştı, Doğan bunu görmezden geliyorsa Esma da kör olurdu. Birlikte paylaşacakları hayatı güzelleştirmeye çalışmalıydı. O an aklında beliren sorunun cevabını bilmek Esma'yı şaşırtmıştı.

Ben de onu sevebilir miydim?

Severim.

Bölüm Sonu!

Aman da aman, Doğan'ın sevdiği kadının kendisi olduğunu öğreince de sevinirmiş... Ay yerim sizi yaa. Çok tatlı oldunuz ama.

Bundan sonra tutmayın küçük enişteyi. Doğan'ı bağlayan bir şey kalmadığına göre parti başlıyor diyebilir miyiz? Bence deriz ;)

Yeni bölümde görüşmek üzere ama gtimeden önce bir yorum bırakıverin şuraya piliss

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.