İçeriğe geç

Sevdan Bir Ateş

Bölüm 2 · 2 dk okuma

Sevdan Bir Ateş

Bölüm 2

İkinci Bölüm

Akşamüstü, Göreme’nin kızıl uçurumları yavaş yavaş mor bir örtüye bürünürken, Sevda ve Aşık vadiye doğru yürüdüler. At, sessizce arkalarından geliyordu; nalları toprağa her değdiğinde, sanki eski bir şarkının ritmini çalıyordu. Rüzgâr, peri bacalarının arasından süzülerek saçlarını birbirine karıştırıyor, iki yüreğin aynı ateşte tutuştuğunu adeta kutluyordu.

Sevda, elindeki testiyi hâlâ bırakmamıştı. Çatlaklardan sızan son damlalar, toprağa düşerken küçük buhar bulutları çıkarıyor, sonra kayboluyordu. “Bu ateş,” diye fısıldadı, sesi hem ürkek hem de merak doluydu, “nereden geliyor? Neden şimdi?”

Aşık durdu. Kapadokya’nın kadim taşlarına bakarak uzun uzun soluk aldı. “Çünkü bu topraklar, sevdayı unutmuyor. Yüzyıllar önce, bir peri bacasının içinde, iki âşık birbirine yemin etmişti. Ateşle mühürlenmiş bir yemin. Ama o yemin, bir lanete dönüşmüş. Kimse bilmez, o ateşin küllerinden doğanların, ya sonsuz bir aşka ya da sonsuz bir yanışa mahkûm olduğunu.”

Sevda’nın yüreği, bir an için durdu. “Annem… ebe… hep ‘ateşin kızı’ derlerdi bana. Yoksa…”

Aşık elini uzattı, parmak uçları Sevda’nın avucuna değdiğinde, ikisinin de derisinde aynı sıcaklık yayıldı. “Sen o ateşin taşıyıcısısın. Ben ise o ateşi arayanım. Yolum, her sabah bu vadide bitiyor. Çünkü burası, sevdayı hem doğuran hem de yakan yer.”

Güneş, peri bacalarının arkasında kaybolurken, vadinin derinliklerinden ince bir müzik yükseldi. Taşların arasından süzülen rüzgâr, eski bir flütün sesini taşıyordu. Sevda ürperdi. “Bunu hiç duymamıştım.”

Aşık gülümsedi, ama gözlerinde hüzün vardı. “Çünkü sen henüz dinlemeye hazır değildin. Bu ses, o lanetli âşıkların fısıltısıdır. Onlar hâlâ burada. Peri bacalarının gölgesinde, birbirlerini arıyorlar. Ve her yeni sevda, onların uykusunu bozar.”

Birlikte, Göreme’nin eteklerindeki küçük bir mağaraya sığındılar. İçerisi, asırlardır yanan bir ocak gibi sıcaktı. Duvarlarda, eski Hristiyan fresklerinin silik izleri, sevgililerin yüzlerini yarı yarıya gizliyordu. Aşık, sırtındaki kılıcı çıkardı, yere bıraktı. “Bu kılıç, benim değil. O eski âşıklardan kalma. Ateşi kesmeye çalıştım, ama ateş kesilmez. Sadece… taşınır.”

Sevda, mağaranın serin taşlarına oturdu. “Peki şimdi ne olacak? Bu ateş bizi yakacak mı?”

Aşık, onun yanına diz çöktü. Elleri, Sevda’nın titreyen parmaklarını kavradı. “Bilmiyorum. Ama biliyorum ki, bu gece, Kapadokya’nın taşları bizi izliyor. Ve her aşk masalında olduğu gibi, ilk gece en tehlikelisidir. Çünkü ateş, henüz karar vermemiştir: ısıtacak mı, yoksa kül mü edecek.”

Dışarıda rüzgâr şiddetlendi. Peri bacaları, karanlığın içinde siluetlerini büyütüyor, sanki eğilip mağaranın ağzından içeri bakıyorlardı. Uzaktan, köyün yaşlılarından birinin sesi duyuldu; “Ateşin kızı… yine yürüyor…” diye fısıldıyordu.

Sevda, Aşık’ın gözlerine baktı. “Korkmuyorum,” dedi. “Çünkü sen de benim gibi yanıyorsun.”

Aşık, alnını onun alnına dayadı. “O zaman yanmaya devam edelim. Ta ki bu vadinin bütün taşları, bizim hikâyemizi fısıldayana kadar.”

O gece, Kapadokya’nın göğü, ilk kez iki yüreğin aynı alevde birleştiğini gördü. Ama peri bacalarının gölgesinde, eski bir lanet uyanmıştı. Ve her peri masalında olduğu gibi, en güzel başlangıçlar, en karanlık gölgeleri de beraberinde getirirdi.

Sevda, Aşık’ın kollarında uyuyakalırken, elindeki testinin son damlası toprağa düştü. Toprak, o damlayı emdi ve uzaklarda, yeraltındaki kadim kiliselerin duvarlarında, yeni bir fresk yavaş yavaş belirmeye başladı: İki siluet, el ele, ateşin ortasında.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.