Kapadokya’nın taşları, sabahın ilk ışıklarıyla kızıl bir ateşe tutuşmuş gibi parlıyordu. Peri bacaları, rüzgârın taşıdığı ince tozların arasında yükseliyor, gökyüzüne doğru uzanan parmaklar gibi sessizce bekliyordu. Vadinin derinliklerinde, yeraltına kazınmış evlerin ve kiliselerin üzerinde, zamanın unuttuğu bir masal uyanıyordu.
Sevda, o sabah Göreme’nin eteklerindeki küçük bir taş evden çıktığında, göğsünde yanıp sönen bir ateş taşıyordu. Adı gibi sevda dolu, ama henüz kime ait olduğunu bilmediği bir ateş. Saçları rüzgârda savrulurken, elindeki toprak testi ile su kuyusuna doğru yürüdü. Testinin kenarındaki çatlaklardan sızan damlalar, toprağa düştükçe minik dumanlar yükseltiyordu; sanki toprak bile onun yüreğindeki yangını hissediyordu.
Köyün yaşlıları, Sevda’yı “ateşin kızı” diye anardı. Annesi onu doğururken, ocağın alevleri birden yükselmiş, evin tavanındaki isli taşlar kızarmıştı. “Bu çocuk sevda ile doğdu,” demişti ebesi. “Sevdası bir gün ya onu yakacak ya da dünyayı ısıtacak.”
O sabah, kuyunun başında, Sevda suyun yansımasına bakarken bir gölge gördü. Peri bacalarının arasından süzülen bir siluet… Genç bir adam. Atının yelesi rüzgârda dalgalanıyor, sırtındaki kılıcın kabzası güneşte parlıyordu. Gözleri, Kapadokya’nın kızıl taşları kadar derindi. Sevda’nın yüreğindeki ateş, bir an için alev alev yükseldi.
Adam atından indi. Ayakları toprağa değdiğinde, etrafındaki tozlar bir peri masalındaki gibi dans etmeye başladı. “Adın nedir?” diye sordu sesi, hem yumuşak hem de yakıcı.
“Sevda,” diye fısıldadı kız. Kelime, dudaklarından çıkarken duman gibi dağıldı.
Adam gülümsedi. “Benim adım Aşık. Ve ben, sevdasını arayanların yolunu bulmak için geldim.”
O an, Kapadokya’nın kadim taşları sessizliğe büründü. Rüzgâr durdu. Peri bacaları, sanki yüzyıllardır bekledikleri bu buluşmayı izlemek için eğildi. Sevda’nın elindeki testiden sızan su, toprağa düşerken buharlaştı. İki yürek, aynı ateşte tutuşmaya başlamıştı.
Ama her aşk masalında olduğu gibi, ateş yalnızca ısıtmazdı. Bazen yakardı. Bazen de, peri bacalarının gölgesinde saklanan eski bir laneti uyandırırdı.
Sevda, Aşık’ın elini tuttuğunda, avuçlarının içinde aynı alevi hissetti. “Bu ateş,” dedi Aşık, “ya bizi birleştirecek ya da kül edecek.”
Kapadokya’nın taşları, o sabah ilk kez, bir aşk masalının başlangıcını fısıldadı.