222222222
Merhabalar💗
İyi okumalar 💃🏻
Bismillahirrahmanirrahim 🤍
Oy ve yorum yapmıyorsunuz.
Yapın Bee.
Bölüm şarkısı:Kukuli/ kuli kuli kuli Kukuli
~Hayat güzeldi, yaşamayı sevene...~
Bir yandan tıkınıyor diğer yandan da dedemin kasabada ki dedikodularını dinleyerek ona eşlik ediyordum. Dedesiyle dedikodu etmeyende ne bileyim yani.
"Hani Hüsnü amcan varya. Şu küçükken seni kahvehaneye götürdüğüm de sana sürekli çikilat veren adam."
Malesef dedem çikolataya çikilat diyordu ona sürekli yanlış söylediğini söylesem de her seferinde beni bastonuyla kovalıyordu. Ciddiyim ha. Düşünün saatini kırdığımda sağlık olsun diyen adam çikilat değil çikolata dediğimde beni bastonuyla kovalamıştı.
Ve çikolata kelimesi benim kırmızı çizgimdi. Bazı kelimelerin yanlış telaffuz edilmesinden rahatsız oluyordum.
"Dede yaa! Çikolata o çi- ko- la- ta."
Dedem gözlerini kısıp yediği zeytinin çekirdeğini bana atınca mükemmel refleksimle zeytin çekirdeğinden kurtulmuştum. Adam gelmiş altmış yedi yaşına hâlâ benimle çocuk gibi uğraşıyordu. Bir tek benimle de değil herkesle uğraşırdı böyle!
"Sus kız dedikodumu bölme. Yaşına başına bakmam bastonla kovalarım seni."
Gözlerimi devirip salatalıkardan birini ağzıma atıp çiğnemeye başladım. Normal bir insana denk gelseydim şaşırdım zaten.
"Bir tek bana dedikoducu ol zaten. O kadar arkadaşın var çoluğun çocuğun var sen gel bir bana dedikoducu ol emi dedem."
Dedem yaptığım ufak çaplı isyana verdiği tek tepki gözümün içine baka baka çayı höpürdetmesi olmuştu. Gıcık dede. Hayır yani Allah'tan ben görüyorum bunları. Bir başkası görse ne diyecektik?
"Eee ne olmuş Hüsnü dedeciğime?"
Eheh şerefsizlik yapmasam olmaz yani. Dedem çok kıskanç bir adamdı asla sevdiklerini başkalarıyla paylaşamazdı. Mesela annemin babasına dede dediğim zaman bir hafta boyunca trip atardı bana. Bir tek bana değildi bu kıskançlığı diğer torunlarına da öyleydi ama dedemin bana karşı ayrı bir sevgisi ve ilgisi vardı. Tabi ilk kız torun olmak denen bir ayrıcalık vardı. Şirince sırıtıp ağzıma yeni bir salatalık atıp çiğnemeye başladım.
Taa ki dedem kafama çay kaşığını atana kadar.
"Torunum demem, gelir kafanı kırarım. TEK DEDEN BENİM SENİN BAŞKA DEDEN YOK. "
Hah işte geldi benimki, madem bu kadar delirttik biraz daha delirtmek gerek di mi yani? Sonuçta yarım bırakılmış iş, iş değildir demiş atalarımız.
"Ama dedeciğim annemin babası da dedem oluyor unuttun mu?"
Dedem söylediklerimden sonra çatık olan kaşlarını daha çok çatmıştı. Annemin babasını pek sevmezdi çünkü onun çok katı ve cimri olduğunu düşünürdü ki birazcık öyleydi. Adam geçen kurban bayramında resmen hepimizin eline yirmi TL sıkıştırıp ortadan kaybolmuştu. Ve kendisi emekli bir öğretmendi.
"Anma şu mendebur adamı bu evde. O zaman o senin deden bende senin dedeciğinim. En çok beni sevecen tamam mı? En çok ben...."
Kıkırdayıp yerimden kalktım şimdi sıra son kozumdaydı. Allah'ım sen beni dedemin gazabından koru yarabbim. Duamı da ettiğime göre, lest go Lidya.
Bir aslanın avına yaklaştığı gibi sinsice avıma yani dedeme yaklaşmaya başladım av her şeyden habersiz kahvaltısını yapıyor ve kızı sandığı avcıya gülümseyerek bakıyordu. Aslan ise avının bu şirinliğine kanmamış, avının olası hareketlerini izliyordu. Sinsi ve bir o kadar da sesiz hareketlerle avına iyice yaklaştıktan sonra avının tombik yanaklarını dişlerinin arasına almış ve ısırmıştı.
Avcı avının daha ne olduğunu anlamasına fırsat vermeden hızla koşmaya başlamıştı.
Evettt kısa çaplı belgeselimizi de sunduğumuza göre topuklayabiliriz arkadaşlar.
O değilde dedem bu sefer cidden beni fena pataklayacaktı çünkü en sevmediği şeyi yapmıştım yani yanağını ısırmıştım.
"LIDYAAAAA SENİ HAİN UŞAK GEL BURAYA!"
Benimkinin şivesi kaydı yine. Hayır yani düzgün bir şivesi de yok ki adamın.
Kıkırdayıp açık olan dış kapıdan dışarı kaçtım. Dedem ev hava alsın diye açık bırakmıştı.
"SEN ÖYLE DİYİNCE GELDİM ŞİMDİ BAK"
Dalga geçmeyide es geçmemiştim tabiki, arkaya baktığımda dedemle aramızdaki mesafe çok azdı. Canımı kurtarmak için bütün gücümle koştum yaşlı bunak benden daha hızlı koşuyordu. Gözüme kestirdiğim Makbule neneciğimin evlerine doğru koşmaya başladım zaten o ve yakışıklı ama şerefsiz olan torunu da bahçede konuşuyorlardı. Yanlarına yaklaştıkça konuşmalarını duyuyordum ve sanırım Makbule nineciğim yakışlı ama gıcık olan torununu uğurluyoruz. Konuşmalarını kesmeyi umursamadan Makbule nineciğimin yanına koştum.
"Aaa benim deli kızım gelmiş."
Sana da küsüm Makbuşum ne demek yakışıklı torununu benden saklamak ama sana da gelecek sıra bekle sen. Tabiki bunları sesli söylemedim, bilmelerine gerek yoktu sonuçta.
"MAKBUŞŞŞ YARDIM ET BANA. DEDEM PEŞİM-"
Daha cümlemi bile bitiremeden arkama bakıp tekrardan bana dönerek o mükemmel soruyu sordu.
"Yine ne yaptın da bu yaşlı bunağı sinirlendin?"
Yüzünü her ne kadar sabit tutmak için çabalasa da becerememişti ve bu yüzden yüzü cidden komik duruyordu şu anda.
'HE YA SEN BIRDE KENDİNİ GÖRSEN KEŞKE'
"Rıfkiye sen yine geldin mi? "
'Geldim kör misin?'
İçimden gözlerimi devirip Makbuşumun arkasına geçtim. Kessinlikle yakışıklı olan adamı görmezden gelmiyordum sadece şu an ki önceliğim dayak yememekti o kadar.
"Teessüf ederim Makbule hanım. Bunak demeniz beni üzdü."
Ulan ben kadının dibinden zor duydum sen nasıl o kadar uzaktan duydun be adam. Sözde ihtiyarın tekiydi.
"Üzül ne yapayım? "
Makbuş omuz silkerek konuştuğunda ilk başta tip tip bakabildim sadece. Yemin ederim bu kadın benden daha cool lann. Bir an önce kendisinden acilen ders almam lazımdı. Unutacağımı bile bile bunu zihnime not ettim.
"Ama ama bu naif kalbim üzgün olmaya dayanamaz ki."
Dedemin dudaklarını titreterek konuşması ile gözlerim kocaman açıldı bu adamın oyuncu olması lazımdı emekli olması değil!
"Malesef Burhan bey. Benim kalbimde sizin kalbinizin aksine gaddar. Gördüğünüz gibi biz kutupların iki farklı ucu gibiyiz."
Oooo yalnız bu bana bile girdi be..
Elimi arka cebime atıp içinde her zaman bulundurduğum bir avuç çekirdeği çıkarıp çıtlatmaya başladım. Ben karnını çerezle bile doyuran biri olduğum için çekirdeğin benim için olan değerini ifade edemezdim. Bir kaç adım uzaklıkta olan adamın varlığını hatırlayınca ona doğru döndüm. Hiçbir şey demeden elimdeki çekirdekleri uzattığımda tek yaptığı şaşkınca elime bakmak olmuştu. Yazık ilk defa görüyor herhalde.
"Öküzün trene baktığı gibi bakacağına alsana lan! Kolum kopacak be. "
Gözlerini elimden ayırıp yüzüme bakmayı akıl edebilmişti sonunda. Aferin koçum kaldır kafanı da bir endamını görelim şöyle.
Ben konuşmasını ya da çekirdeği almasını beklerken o tek kaşını kaldırıp kollarını bir birine dolamıştı. Allah belamı versin ki ben bu hareketin ne anlama geldiğini tahmin edebiliyordum. Ve kesinlikle sinirimi bozacak bir şey söyleyeceğinden neredeyse emindim. Kendisini kısa bir göz radarından geçirdikten sonra yüzüne bakındım. Zift kahvesi gözleri bana içtiğim acı kahveyi hatırlatıyordu. Kahvenin de acısını severdim ben.
Uzun kirpikleri bir kadını kıskandıracak derecede kıvrımlıydı. Ulan o kirpik için insanlar para ödüyordu be. Bakışlarımı gözlerinden ayırıp yüzünde gezdirdim. Hafif çıkık elmacık kemiğinin üzerinde yakından bakmadıkça alsa belli olmayan birkaç çil tanesi serilmişti. Bakışlarımı dudaklarına çevirdiğimde içimde anlamsız bir kıpırtı oluşsada bunu göz ardı ettim. Alt dudağına nazaran daha ince olan -kesinlikle hâlâ dolgun duruyordu- üst dudağında küçük bir çil tanesi bulunuyordu. Bu adam her şeyiyle tam benlikti. Acı kahve gözleri ve çikolata rengi saçlarıyla tamda bana göreydi. Çikolata ve kahve acı kahve en sevdiğim ikiliydi ve bu adam bana bu ikiliyi hatırlatıyordu.
Allah vardı cidden yakışıklı bir adamdı ama hani bir söz vardı ya Allah bir yerden verir bir yerden alır diye işte bunda da o vardı. Allah bir yerlerden almıştı ama ne olduğunu bilmiyordum. Elbette kokusu yakında çıkardı.
Gözlerini içine baka baka çekirdeği ağzıma alıp Cennet Mahallesinde ki Pembe abla edasıyla çıtlatıp kabuğunu da suratın tükürdüm ama adamın boyu artık ne kadar uzunsa kabuk boynuna gelmişti.
Sakin ol Lidya deve de de boy var. Bir insan evladı neden bu kadar uzun olur ki? Acaba aldığımız hava aynı mıdır lan? Duyduğum kadarıyla yukarıdaki oksijen daha farklıymış.
"Seni öldürmemem için bir neden söyler misin?"
Allah'ım! Bu adam sadece çekirdek kabuğu tükürüğüm için bile beni öldürmeyi düşünüyorsa ileride yapacaklarım için ne yapardı bana?
Şirin olduğunu düşündüğüm ama asla şirin olmayan ifademi takınıp konuşmaya başladım.
"Çok tatlıyım?"
Kollarını çözüp önce boynundaki çekirdek kabuğunu atmış ardından da ellerini cebine koyarak yanıma doğru yürümeye başlamıştı. Bense gerilen kaslarını süzmemeye çalışıyordum. Dediğim gibi çalışıyordum zira her an patlayacak gibi duran gömlekten gözlerimi ayırmam pek mümkün değildi. Ceketi nerede lan bu adamın!
Tam iki adım önümde durup yüzümü incelemeye başladığında içten içe kendime küfür ettim. Hayır yani makyajımı kahvaltıdan sonra silsem kolum kopacaktı değil mi yani? Neyse be. Her halimle güzel aldım ben. Bak koçum bak güzele bakmak sevap sonuçta. Tabiki de güzel bir kadındım. Kim ne derse desin bu düşüncemi hiçbir şey değiştiremezdi. Bu hâle gelebilmek için harcadığım zamanı sadece ben bilebilirdim ve ben şu anki güzelliğimden gayette memnundum.
"Tatlı olduğunu düşündüren nedir? Buradan bakınca tatlılığa dair bir şey göremiyorum da?"
Bla bla bla. Bak sen öyle diyince bi üzüldüm bi üzüldüm anlatamam. Bir adım atarak aramızdaki iki adımlık mesafeyi azalttım. Yakından daha uzun duruyor ama bu.
Where ist adalet?
"Bence bir şey görmemeniz sizden kaynaklanan bir sorundan dolayı. Zira benim gibi tatlı bir hanımefendiye bu tarz bir ithamda bulunmak bile zevksiz bir insan olduğunuzu açıkça belli ediyor."
Ben ve benim hanım hanımcık konuşmam var ya bir gün başımıza bela açacağız. Bir insan hanım hanımcık konuşurken nasıl bu tarz söylemlerde bulunur ki? Ben bulunuyordum mesela.
Söylediklerimden sonra o bana tepeden tepeden bakarken bende alttan attan 'ne bakiyon kardeş' dercesine bakıyordum. Malum boyu bir doksan, ben kısa değilim o uzundu bi kere.
"Asıl sizin gibi bir hanımefendinin böylesine patavatsız olması sizden kaynaklanan bir sorun gibi duruyor."
Bana patavatsız mi dedi o? Ben bunu kendime hakaret sayarım. Benim nerem patavatsız be!
"Patavatsız ebendir. Göt!"
Tamam bazen sinirlendiğimde ağzıma geleni söylediğim oluyord ve ben kesinlikle bundan pişmanlık duymuyordum. Asıl pişmanlığım söyleyemediklerimdi.
"Patavatsız olduğunuz kadar terbiyesizsiniz de."
Ağzıda papuç gibiydi maşallah. Kendisiyle daha fazla konuşamayacağımı anladığımda tekrar dedemlere döndüm. Aramızda bir metrelik mesafe olduğu için olduğum yerde onları dinlemeye başladım.
Bunlar benim en büyük şiplerimdi ama hâlâ bir araya gelememişlerdi. Makbuşumun nazı sağolsun, bulmuş dedem gibi birini gelmiş burada hâlâ naz yapıyor. Cık cık cık yani.
Makbuşum dedemi süründürdüğün yetmez miydi bu kadar?
Gerçi dedemde az değildi adam bildiğiniz çapkının tekiydi zamanında.
Hayır yani bi keresinde Makbuşuma yakalanmıştı ki zaten o yüzden Makbuş ondan uzak duruyordu.
Ben masum masum ikisini izlerken arkamda hissetiğim bedenle donup kaldım.
"Zor olmuyor mu?"
Yemin ederim verdiğim tek tepki sadece
"Ha?"
demek olmuştu.
"Diyorum ki bu kadar aptal olmak zor olmuyor mu?"
Ulan ben bu adama boşuna şerefsiz dememiştim. Ben burada masum masum dururken gelip belasını arayan oydu. Ne demiş atalarımız? Arayan belasını bulur. Yoksa başka bir şey miydi? Aman neyse ne.
"Bana bak Kukuli tipli adam sana bir ben çarparım birde yine ben" Çünkü neden tekrar çarpmayayım di mi yani?
Kullandığım tabirle Kukuli tipli adam keyiften uzak sinirli bir gülümseme pardon sırıtma sunmuştu bana. Bence bu topuklarımı kıçıma vura vura kaçmam için bir işaretti. Oysa sinirlendirecek bir şey de dememiştim ki. Alt tarafı Kukuli demiştik. Sanki ana bacı sövdük.
"Kukuli?" Sanırım algılamada sorun yaşıyordu yazık.
"Hı hı hatta şarkısı var dur dinleteyim bilmiyorsundur falan." Cevap vermesine fırsat bile vermeden telefonumu çıkarıp müzik listemin en başında olan şarkıyı açıp eşlik etmeye başladım.
"Oyna oyna ne güzel dünya
Tadını çıkar her günü kutla
Hayat bir andır tam da bu andır
Sakın kaçırma
Hey
Hopla zıpla kuli kuli kulli
Dans et oyna kuli kuli kulli
Oh be dünya kuli kuli kulli
Kuli kuli kulli
Kukuli"
Yaptığım ufak çaplı şovdan sonra hayali eteğimi tutup hafif kaldırdıktan sonra adeta bir leydi edasıyla selam vermiştim.
Ayy en son ilk okulda bu selamı vermiştim.
Vermez olaydım, selam vereceğim diye sahneden düşmüştüm salak gibi. Hayır, hayır sahneden dışarı düşmedim bildiğiniz sahnenin içine düşmüştüm.
Ulan benden önce on kişi çıkmıştı o sahneye. Hatta benim kadar göbeği olan müdür bile çıkıp konuşma yapmıştı.
Ben otuz altı kiloluk gariban kız selam vermek için ortaya geçince sahnenin çökesi tuttu arkadaş.
"Umarım yeterince paran vardır."
Bu adamı cidden anlamıyordum arkadaş, bence sorun ondaydı. Bir insan bu kadar mı anlaşılmaz olur?
"Hı?"
Yanıma yaklaşıp yüzüme doğru eğildi. Sanırım arkadaş uzaktan konuşmayı beceremiyordu, ikide birde dibime girdiğine göre.
"Diyorum ki umarım kulak tedavimin masraflarını karşılayacak paran vardır."
Oha ama ya. Ben burada adama konser vereyim o gelip kulağı için benden para istesin. İnsanlık ölmüş arkadaş. Tamam belki gıcıklığına şarkıyı birazcık cırtlak söylemiş olabilirim ama abarttığı kadar değil be.
"Ya susayım diyorum ama iki lafından biri hakaret ama ya. Sen tanımadığın herkese hakaret mi ediyorsun acaba?"
Kafamı hafif geri çektim maazallah içimdeki kuduruk taraf falan ortaya çıkarsa kendimi tutamazdım.
Tek kaşını kaldırıp biraz daha yanaştı yüzüme doğru. Tövbe yarabbim oğlum senin amacın ne?
"Sende tanımadığın herkese karşı bu kadar samimi misin? Pardon tanımadığın herkese karşı aptal mısın yoksa genel olarak mı aptalsın? Demem gerekiyordu."
Basacaktım şurada tokadı sonra havalı havalı gidecektim. Ama bende tokat atacak cesaret yoktu.
Söyledikleri acımıştı ama renk vermemeye çalıştım Makbuşun torunu dedik bağırımıza bastık kalleş çıktı aman şirifsiz diyecektim.
"Aptallığım karışmdaki kişiye göre değişkenlik gösteriyor."
Şu anda resmen ilk okuldaki çocukların laf atma çabasına giriştiğime inanamıyorum.
Tam ağzını açıp cevap verecekti ki ikimizin arasına hışımla giren bastonla korkup bir adım geri çekildim.
"HÖST LAN! NAPIYORSUNUZ SİZ BURADA "
Vallaha dedem sen gelene kadar gayet güzel anlaşıyorduk biz hatta biraz daha konuşsak ben adamı nikah masasına bile oturturdum o derece iyi anlaşıyorduk yani.
Boşuna o kadar Wattpad okumadık yani. Bence gayet güzel gidiyorduk biz.
"Senin anneanneme yaptığını yapıyordum Burhan Amca."
YALANNNN YALAN SÖYLÜYORSUN.
Eğer öyle bir şey yapsaydın sana nikahı basardım. Attığım hayali tokadı değil. Evet kendisine hayali tokat atmıştım. Hatta hayali olarak kendisini baya bir pataklamıştım.
Dedem Kukuli tipli adamın söylediklerinden sonra bastonu bildiğiniz kafasına geçirdi. Kimin dedesi be! Yürü be dedem ki tutar seni.
"Edepte kalmamış yazık. Görüyorsunuz değil mi Makbule Hanımcım?"
Yok bu adam akkıllanmaz diyeyim ben size. Bari bir dakika geçseydi üzerinden be adam.
"Edepsizlik bunun neresinde Burhan bey?"
Şeyyy torununuzla dip dipe olup ona ufak çaplı konser vermem de veya torununuzun ikide bir de yüzüme yaklaşmasında ya da dedeme verdiği cevapta.
Çok seçenek var karar vermedim bak şimdi.
"Torununuzun verdiği cevapta Makbule Hanım."
Dede sen oraya mı takıldın şimdi? Adam ayak üstü resmen zort etti beni sen gelmiş ona mı takılıyorsun?
"Saygısızlığı ne zamandan beri edepsizlikle karıştırır oldunuz Burhan bey?"
Makbuşun verdiği cevapla ben bile yerin dibine girmek istedim. Düşünün yani öyle bir zort oluş bu.
Karşımdaki adam daha çok sırıtmaya başlayınca gözlerimi devirdim aman ne hoş rezillik üstüne rezillik.
"Sizi gördüğüm günden itibaren Makbule Hanımcım."
Kesin lafı romantikliğe getirecek bak. Yeterince rezil oldum bari burdan sıyırayım diyordur kesin. Adımın Lidya olduğu kadar eminim.
"Ha? "
Makbuşun verdiği cevapla kahkaha atmaya başladım. Karşımda ki adama kaş göz işaretiyle bak gör yapmaya çalıştım. Umarım yaparken orangutana benzememişimdir.
"Diyorum ki sizi gördüğüm günden beri lügatımda ki tüm sözcükler anlamalarını şaşırdı."
Oha lan bunu beklemiyordum. Dedemin içinde ne cevherler varmışta benim haberim yokmuş meğer.
Çalan telefon sesi ile elimi ceplerime attım çalan telefon benim değildi çünkü telefon yanımda değ- aman elimdeymiş ya telefon.
Karşımdaki adam cebinden telefonunu çıkarıp cevapladığında tip tip ona baktım. Ay bir havalar bir tafralar.
Hakket adımın adı ne lan? Hadi ben sormadım o da söylemedi dedemle Makbuşta mı o kadar konuşmanın içinde bir kez olsun adamın adını neden anmadı?
"Benim ocakta yemeğim vardı ben ona bakayım en iyisi."
Kaç Makbuşum kaç nereye kadar kaçacaksın bakalım dedemden.
"Lidya sende yanıma gelde hasret giderelim biraz, özlemişim seni deli kız." Dedem Makbuşu nakvat etmenin zevkiyle kıkırdayarak yanımızdan uzaklaştı. Neyse en azından şimdilik dayaktan kurtulmuştum.
Hayır Makbuşum ben sana tiripliyim, ne demek torununu benden saklamak.
"Torunun denen Kukuli varlık eğer varsa gelmem en baştan diyeyim."
Adam bildiğiniz yürüyen şirifsiz ya.
Makbuş kahkaha atıp omzuma hafifçe vurdu. Tövbe estağfurullah herkes bir değişik.
"Yok kızım o geç gelir. Hem neden öyle dedin torunuma?"
"Şerefsiz çünkü. Aman neysem sen hazırla pasta çörek tatlı falan gelirim ben. VE SAKKIN KİMSEYİ ÇAĞIRMA MAKBUŞUM BU GÜN KİMSEYİ KALDIRAMAM."
Kukuli kılıklı adam konuşmasını bitirip yanımıza tekrar geldiğinde ona kısa bir bakış atıp tekrardan Makbuşa döndüm. Kendisiyle daha fazla muhatap olmak istemiyordum. Allah şimdiden gelecekteki eşine sabır versin. Ne diyeyim?
"Validem ben gidiyorum, hadi Allah'a emanet olun. "
Olun dedi, yani bana da dedi di mi?
Makbuş toruncuğunun yanaklarını öpüp dua ederken bende o esnada ne diyeceğimi düşünüyordum.
Bana dönünüp baş selamı verince bende elimle iki kez göğsüme vurup hafif başımı eğdim.
"Eyvallah koçum"
'Eyvallah koçum mu? Cidden mi Lidya adama eyvallah koçum mu dedin?'
Gözlerimi devirdim geldi yine benim ki. Bir sal artık be kadın sal beni ya.
'Olmaz aşko ben seni salınca kuduruyorsun sen bak az önce adamın yanında Kukuli şarkısı söyledin. Onu geç taş gibi adama Kukuli dedin?'
Dedemin genlerini almak benim suçum değil. Yani ben napayım azıcık kuduruğum bende ve o adamdan olsa olsa çakıl taşı olur. Tek taş değil.
Kukuli kılıklı adam verdiğim cevaba ve tepkiye gülümsedi. Sonunda yarabbim sırıtmak dışında başka bir şey yapmayı biliyormuş bu adam.
Yanıma yaklaşıp tam sağ tarafımda durdu. Bence karşımda da olabilirdi en azından biraz daha süzerdim be.
Bir dakika da bir dakika yani.
Ben konuşmasını ya da bir şey demesini beklerken o sadece bir kaç dakika durup gitmişti.
O yanımdan uzaklaşırken arkama bakma gereği bile duymadan yürümeye başladım.
Bizde gidenin arkasından bakılmaz koçum racona ters. Bu sözü başka bir zamanda daha havalı bir şekilde kullanmayı aklıma not edip içeriye geçtim.
EVET BİR BÖLÜMÜN SONUNA DAHA HEP BERABER GELDİK
BÖLÜMÜ BEĞENDİNİZ Mİ?
YORUM VE VOTE YAPILDI MI? (yorumları okuyup cevap vermek cidden hoşuma gidiyor)
HAYIRLI GÜNLER....