111111111111
Selamlarrr💗
İyi okumalar 💃🏻
Başlama tarihi>>>>>>>>>>>>>
Bismillahirrahmanirrahim 🧿
Sonunda bölümü düzenleyebildim ya şükür yarabbim.
Bölüm şarkısı/ Kolpa - Gurur Benim Neyime .
~Komşunu sev ama bahçe duvarını yıkma.~
Kaç saattir yürüyorum bilmiyorum ama eve yaklaşmamla zihnimi ele geçirmiş olan düşünceler yavaş yavaş kaybolmaya başlamıştı. Bu iyiydi çünkü biraz daha düşünmeye devam etseydim muhtemelen zihnindeki karmaşadan dolayı her an çığlık atabilirdim. Karmaşayı sevmezdim, hayatımın hiçbir yerinde karmaşa olsun istemezdim. En basitinden kullandığım kablolu kulaklığımın bile düzgün olması gerekirdi çünkü o kabloları bir birinden ayırmak tam bir zaman kaybı olmakla birlikte bazen fazlasıyla sinir bozucu olabiliyordu. Karmaşa da öyleydi. Yorardı beni. Hayır temizlik takıntısı olan ya da planlı biri falan değilim. Aksine çok üşengeç biriydim. Ben sadece yeterince zorlayıcı olan hayatımda birazcık olsun rahat biri olmak istiyordum. Ama malesef bu pek mümkün olamıyordu. Zihnimdeki düşünceler rahatlamama pekte izin vermiyordu. Küçük bahçe kapısından içeri girmemle yüzüme sahte bir gülümse kondurma zahmetine bile girmeden evin kapısına ilerledim. İki katlı müstakil evimizin tek kötü yanı küçük bir bahçesinin olmasıydı. Oysa yeni bir ev arayışına girdiğimiz zaman büyük bahçeli bir ev istediğimi belirtmiştim. Tabi ben isteklerimin ailem için pek bir önemi olmadığını o zamanlarda unutmuştum.
Küçük bahçeyi birkaç büyük adımla aşıp evin kapısına geldiğimde derin bir nefes alrak zile bastım. Kapının açılmasını beklerken etrafta göz gezdirmeye başladım kaldığımız site iki katlı müstakil evlerden oluşuyordu. Ev gerçekten de güzeldi ama bahçe yoktu. Altına oturup kitap okuyacağım bir ağaç olamadıktan sonra ben ne yapayım bu müstakil evi?. Kapının açılmasıyla bahçede olan bakışlarımı yavaşça önüme çevirdim, kapıyı açan annemdi. Sanırım Halime abla yani evin çalışanı dışarıya çıkmış olmalıydı yoksa annem hayatta kapıyı açmak gibi bir şey yapamazdı. Malum kendisi çok meşgul bir iş kadınıydı kapıyı açmakla vakit kaybetmek istemezdi. Değil mi?
Elinde ki telefonla birisiyle konuşuyordu benim geldiğimi görünce kapıyı aralık bırakarak içeri geçmem için kenara doğru çekildi. Ona hafifçe gülümseyip içeriye girdikten sonra ayakkabımı çıkartıp pandufumu giydikten sonra hiçbir şey demeden sağ tarafta bulunan merdivenlere yöneldim.
Basamağa ilk adımı attığım esnada gözüm mutfağa takıldı. Daha doğrusu mutfak masasında oturup işleriyle meşgul olan babama. Muhtemelen dalgınlığından dolayı kapının çalındığını bile fark etmemişti. Annem ve babam tam bir işkolikti günün on altı saatini sadece çalışarak geçirebilirlerdi. Hayır yani hiç mi sıkılmıyorlar? Boğazımı temizlememle babam başını kaldırmış ve bana bakmıştı.
"Kolay gelsin baba." Başka ne diyebilirdim ki? Pek bir sohbetimiz olmazdı. Yan yana olduğumuz zamanlarda bile toplasan on beş dakika koşmazdık bile. Evet çok iyi anlaşıyoruz kendisiyle. Maşallah Allah bozmasın.
"Lidya, kızım hoşgeldin. Gel seninle biraz konuşalım." Önce eli ile işaret ettiği yere ardından yüzüne baktım. İfadesizdi.
Yine ne yaptımda haberim yok benim?
Şey acaba arabasını kaçırıp yaşa dışı araba yarışına katıldığımı mı öğrenmişti?
"Yine ne yaptım?" Bu soruyu sormuştum çünkü babam benimle sadece hata yaptığım zamanlarda konuşurdu. Ah, zamanında sırf bana biraz zaman ayrısın diye yapamadığım şey kalmamıştı.
"Hiçbir şey yapmadın sadece seninle baba kız konuşmak istiyorum."
Baba kız? En son ne zaman baba kız olduğumuzu hatırlamıyorum bile. Büyüdükçe ailemin benden daha çok uzaklaştığını hissediyordum. Özellikle de babamın.
"Olur baba da sen iyi misin?" Cidden bu soruyu sormuştum. Acaba ölümcül bir hastalığa falan mı kapıldı da bana veda mı ediyordu?
"İyiyim kızım sen nasılsın?"
"İyiyim bende."
Babamla nasıl konuşmam gerektiğini çok bilmiyordum ki ben. Yavaş yavaş etrafımı saran gerginliği göz ardı etmeye çalışmak cidden çok zorlayıcıydı. Normalde cana yakın biriydım tanımadığım biriyle bile kolaylıkla samimi olup sohbet eden ben sıra ailemle geldiğinde çuvallıyordum.
"Dedenin yanına gitmekte kararlı mısın?"
Babamın bir anda sorduğu soruyla rahat bir nefes vermiştim.
Demek ki araba meselesini hâlâ bilmiyordu. Bu iyiydi çünkü babam arabasına benden bile daha düşkündü. Bazen sırf bu yüzden o arabaya zarar vermek istediğim oluyordu.
"Evet kararlıyım, yarın dedemin yanına gideceğim."
En doğru kararım buydu belki de. Yaşadığım sıkıcı şehir hayatından bunalmıştım artık. Bu kalabalık şehir beni adeta boğuyordu. Biraz sakinliğe ihtiyacım vardı. Hem dedemi de çok özlemiştim.
"Peki bir anda nereden çıktı bu?"
Aslında uzun süredir aklımda olan bir düşünceydi fakat ondan önce işlerimi halletmiştim çünkü oraya gidince önceliğim biraz kafa dinlemek olacaktı.
"Dedemi özledim. Hem biraz zaman geçiririm de orada."
Başını anladığını belirtircesine salladığı esnada laptopa gelen bildirimle bakışlarını benden ayırıp birkaç saniye boyunca laptopun ekranına bakıp tekrardan bana döndü. Sanırım kısa sohbetimiz burada bitecekti çünkü gelen bildirim birazdan yapılacak toplantıyı haber veriyordu.
"Peki kızım, sen bilirsin. Ama oraya gidince işini ve ilaçlarını aksatma anlaşıldı mı?"
Allah'ım adam hâlâ iş diyor. En sonun da kendimi bir yerler lden atacağım da hadi bakalım hayırlısı.
"Anlaşıldı."
"Tamam o zaman. Sen gidip dinlen. Benim de katılmam gereken bir toplantım var."
Başımı hafifçe sallayıp üzgün bir tebessümle kalkarak odama gittim. Kıyafetlerimi değiştirmiş kişisel bakımımı yapmış ve ardından yatağıma uzamıştım. Şimdiyse düşünüyordum, ailemi ve yaşadığım hayatı. Her ne kadar yaşadığım hayata şükretsem de ailem boğazımda adeta bir düğüm gibi kalıyordu. Dışardan görenler çok iyi bir aile olduğumuzu düşünebilirdi. Hatta eski arkadaşlarım bu durumu abarttığımı düşünüyordu.
Bazen arkadaşlarımın dediklerinda haklı olduklarını düşünüyordum ama sonra aklıma bazı anılarım gelince bu düşüncemden hemen vazgeçiyordum. Çünkü sevgisizliğin ve ilgisizliğin hiçbir bahanesi olamazdı.
Biraz sevgi ve ilgili gösterseydiler yeterdi bana. Çok mu şey istiyorum bilmiyorum ama ben biraz sevgi istiyordum sadece. Düşüncelerimi boş verip yatakta sola döndüm. Aklıma yarın yeni maceralara yelken açacağım gelince gözlerimi kapatıp karanlığa haps oldum. Zihnimde değiştirmek istediğim kitapların sahnelerini canlandırrken bir süre sonra uykunun huzurlu kollarına bırakmıştım kendimi..
(...)
Havanın hafif esintisi ile gözlerimi aralayıp açık olan pencereden dışarıya bakındım. Dışarıdan herhangi bir ses gelmiyordu ki bu gayet normaldi çünkü daha güneş yeni yeni doğuyordu. Hava baya soğuk olsa da pencereyi kapatmaya üşenmiştim. Aslında küçüklükten beri alışkındım penceremin açık olmasına. Zaten şu anda erken kalktığım için soğuktu o kadar yoksa yorganın altı gayet sıcaktı. Yatakta doğrulup sırtımı yatak başlığına dayayıp odamı incelemeye başladım. Cam kenarında duran beyaz çalışma masasını izledim bir süre. Günümün yarısından fazlası o masada geçerdi orada yemek yer, film izler, kitap okur, ders çalışırdım. Yatağımın tam karşısında olan tavana kadar uzanan kocaman kitaplığa baktım bu sefer. Her türden kitaba ev sahipliği yapan kitaplığımda şu anda sadece hediye gelmiş olan kitaplar vardı. Onlarda kendimle götüremediğim diğer eşyalarım gibi bir süre sonra yanıma geleceklerdi. Sol tarafımda olan gardroba bakma gereği duymadan telefonuma uzanıp saatte baktım. Saat 06:45 geçiyordu ve uçağın kalkmasına iki saat gibi bir süre kalmıştı.
Telefonu aldığım yere bırakıp esnedikten sonra yatağımdan kalkarak önce yatağımı toplamış ardından hızla banyoya geçmiştim.. Kısa süre içinde banyodaki işlerimi hallettikten sonra odama gelip dünden hazırlamış olduğum kıyafetleri üzerime geçirdim. Mevsimlik kahve bir kazak, alt olarakta siyah bir palazo giymiştim. Birde hava serin olduğu için hırka geçirmiştim üzerime. Makyajımı zaten banyoda halletmiştim. Daha fazla kalıpta zaman kaybetmek istemediğim için bavulumu alıp sesizce evden ayrıldım.
Evden çıkar çıkmaz hiç beklemeden siteden de çıkmıştım. Çünkü ne kadar beklersem içime bir o kadar huzursuzluk çıkıyordu. Sitenin ilerisinde bulunan taksi durağına yaklaşıp etrafa göz attım. Taksici abi beni fark edince eliyle işaret ettiği taksiye binip sesizce beklemeye başladım. Bir kaç dakikanın ardından kendisi bavulumu bagaja yerleştirip şoför koltuğuna oturmuştu. Kemerini taktıktan sonra dua ederek arabayı çalıştırdı. Taksici abiyle birkaç kez karşılaşmıştık sevecen biriydi.
"Yolculuk nereye evladım?"
"Hava alanına amca."
"Hayırdır kızım evden mi kaçıyorsun?"
"EVET AMCA. BAKTIM HAYATIM SIKICI GİDİYOR DEDİM BİR MANYAKLIK YAPIP KAÇAYIM."
Her ne kadar bağırmasam da sesim fazlasıyla cırtlak çıkmıştı. İnsanın en nefret ettiği şeyi yapması gerçekten de iğrenç bir histti.
"Kızım ben sağır değilim. Yaşlı görünüyor olabilirim ama bu zamanın yirmilerinden daha dincim ben."
Konuşurken verdiği tepkiler o kadar tatlıydı ki utanmasam kahkaha atacaktım.
"Deme öyle be amca. Bizim suçumuz ne ki? Tek suçumuz yanlış bir dönemde ve ailede doğmak."
Şoför amca taksiyi sürerken bir yandan da benimle sohbet ediyordu. Önüne baktığı sürece sohbet etmemizde sorun yoktu bence.
"Öyle deme kızım daha gençsin. Senin yaşlarda bir kızım var. O da böyle hayatan bıkmış. Hiçbir şey beğenmez oldu ne yapsak yaranamaz olduk."
Yutkundum. Kim bilir? Belki de annem ve babam da benim için böyle düşünüyordu?
"Bence kızınız sizin değeriniz bilmiyor"
Bunu kızı için değilde daha çok kendime söylemiştim. Belkide ben ailemin değerini bilmiyordum?Birden öyle bir ah çekti ki tüm derdimi yaşamı bir kenara bırakıp amca için üzüldüm.
"Ah kızım ben kızlarım için yaşıyorum birde onlar görse keşke."
Babamda birkaç kez söylemişti bunu. Senin için çalışıyoruz teşekkür edeceğine şımarıklık yapıyorsun demişti. Bu yüzden utancımdan ağladığımı hatırlıyorum mesela.
"Peki kızınıza ilgi gösteriyor musunuz? Ya da ona zaman ayırıyor musunuz?"
Çünkü birine gerektiği değeri vermedikten sonra çabalamamın bir anlamı yoktu.
Yanlış anlamayın babamın çalışması değil sorun olan, asıl sorun babamın işini bizden önce tutmasaydı. Benim isyanım bunaydı. Peki ya babam benim hayalimi, isteklerimi gerçekleştirmek için çalışıyorsa?
"Olmaz mı kızım? Ben aileme sürekli zaman ayırırım. Hafta sonları hep birlikte gezmeye gider birlikte zaman geçiririz. Şimdi eskisi kadar olmasa da haftanın bir gününde de kızlarımla birlikte yemek yaparız eşime. Benim yaşama sebebim ailemken nasıl onlarla ilgilenmem ki?"
Bir şey diyeyim mi? Biz hiç ailecek pikniğe gitmemiştik. Ya da bir birimize zaman ayırmamıştık. Birlikte yediğimiz yemek sayısı beş parmağımı geçmezdi bile.
"Ne demem gerektiğini bilmiyorum ama umarım kızınızla aranız düzelir."
"İnşallah kızım. Umarım seninde kalp kırıkların düzelir."
Kırık mı? Ben kalbimin varlığından bile şüphe duyuyorum amca sen ne diyon? Arabanın durması ile etrafıma bakındım.
Oha lan bura çok kalabalık eve geri mi dönsem acaba?
"Eğer paran yoksa benden olsun kızım?"
Amcanın konuşmasıyla hızla ona döndüm. Beni yanlış anlamıştı. O değilde biz bu İstanbul trafiğinde nasıl bu kadar çabuk gelebildik buraya?
"Var benim param amcacım sen al.
Birde amca sen kendini yorma bavulu bagajdan kendim çıkartırım."
Uzattığım parayı alıp tebessüm etti. O yanakları sıkmak vardı ama malesef bu pek mümkün değildi. Dedeğimin yanağını bol bol sıkardım artık.
"Sağol kızım."
Bavulumu bagajdan çıkartıp yere bıraktıktan sonra kapıyı kapatıp bir adım geri çekilerek bagaj kapağına iki kez elimle vurdum. Taksi birkaç saniye sonra yanımdan uzaklaşırken derin bir nefes alıp yürümeye başladım.
Aslında abarttığım kadar da kalabalık değildi özellikle İstanbul gibi bir yer için gayet normaldi. Biletimi bilerek sabahın köründe almıştım daha fazla insana maruz kalmayayım diye ama gene de İstanbul'un yarısı buraya gelmişti. Bir yeri gözüme kestirip oraya geçip oturdum. Bavulumuda ayaklarımı uzatmak için kullandıktan sonra şapkayla yüzümü yani gözlerimi gizledikten sonra yatma mooduna geçiş yaptım. Uçağın kalkmasına bir saat vardı ve ben bu bir saati kesinlikle uyuyarak geçirecektim.
(...)
Birinin varlığını hissetmemle gözlerimi araladım. Hissetiğim hafif sersemlikle birkaç saniye aynı şekilde kalmaya devam ettim. Daha iyi olduğumu hissetiğimde şapkamı düzenleyip kafamı kaldırmamla yan yana duran Kaya çiftini görmem bir olmuştu. Cansu Kaya ve Barış kaya şu anda tüm asaletleriyle tam karşımda duruyorlardı.
İyi de onların ne işi vardı lan burada? Saate baktığımda uçağın kalkmasına yaklaşık on dakika kalmıştı. Tekrar annemlere bakıp çift kaşımı kaldırdım. Tek kaşımı kaldıramıyorum ve kaldıranları da sevmiyorum arkadaş.
"Sizin toplantınız yok muydu?"
Bildiğim kadarıyla bu saatlerde önemli bir toplantıları vardı ve onlar kolay kolay toplantılarını aksatmazdı
Ayağa kalkıp kendime çeki düzen verirken etrafıma göz attım. Az öncesine nazaran yoğunluk artmıştı. Çok mu umursamazım ne?
Annem yanıma yaklaşıp bozuk olmayan yakamı -gerçi yakam yok ama olsun- düzeltmeye başlarken babamda elindeki küçük karton çantayı valizimin yanına bıraktı.
"İlaçlarını almayı unutmuşsun, hem onu getirdik hemde bize veda bile etmeden evden çıkan kızımızı uğurlamaya geldik."
Ben bir Şok olup geleyim malum Bim olamıyoruz. Tamam tamam kötü espriydi kabul ediyorum.
Babamın gelip saçımı okşaması ile daha bi şaşırdım. Lan noluyo? Ölüyor muyum da haberim yok benim? Babam bu güne kadar sadece dört kez okşamıştı saçımı ve sadece çocukken öpmüştü beni.
"Toplantınızı kaçırdınız ama hem de önemli bir toplantıydı sizin için. O yüzden sizi uyandırıp rahatsız etmek istemedim"
Hissetiğim mahcubiyetten dolayı başımı hafif eğdim. Hep böyle oluyordu bir şeyi yanlış yaptığımı hissetiğimde başımı eğerdim.
Belki de küçükken her hata yaptığımda annemin beni odanın köşesinde başımı eğerek yarım saat ayakta bekletmesinden kaynaklanıyordur kim bilir?
"Anladım güzel kızım. Kahvaltı yaptın mı peki?"
Tabiki de kahvaltı yapmadım ama onunların bilmesine gerek yoktu değil mi yani? O değilde birden bire gelen bu ilgi ve şefkatin sebebi neydi?
"Evet, biraz önce atıştırdım bir şeyler."
Anonsun yapılması ile annemin bana sarılması bir oldu. Şaşırmıştım uzun bir aradan sonra ilk defa annem bana sarılıyordu.
Aslında şanslı bir kızımda en azından annemin kokusunu hissedebiliyordum ve ya düştüğüm de beni kaldıracak bir babam oluyordu.
Bir an çok bencil olduğumu hissetim cidden bunu öyle bir içtenlikle hissettim ki utandım kendimden.
Ama bir anlık işte... Bende sıkıca sarıldım sanki bir daha sarılmayacakmışım gibi sarıldım anneme. Annemi babama nazaran daha çok severdim. Çünkü o biraz da olsa bana karşı ilgisini gösterirdi.
"Anne biraz daha sıkarsan boğacağım. Hayır yani bil diye söylüyorum."
Benden ayrılıp hafifçe koluma vurdu. Sanki ne dedim?
"Sanki yedik seni, amma abarttın sende."
Anneme çaktırmadan gözlerimi devirip babama döndüm. Lann babam yok, daha demin burdaydı ya. Acaba ben sanrı falan mı gördüm?
"Anne babam yok! "
O da etrafına göz atıp dudağını bilmem şeklinde büzdü. Hele hele şunun poncikliğine bakın. Annem diye demiyorum çok güzel karıydı. Pu maşallah.
"Az önce buradaydı nereye kayboldu ki bu adam?"
Sonra gelde laf etme Lidya. Gözlerimi devirip eşyalarımı düzenledim. Düşünmemeye çalışıyordum çünkü düşündükçe üzerime bir ağırlık çöküyor hiçbir şey yapmak istemiyordum. Gerçi neyi düşündüğümü bile bilmiyordum ya.
Annemlerin getirdiği ilaçları de valizin küçük gözüne tıkıştırdım. Aslında ilaçlarımı bilerek getirmemiştim. Artık ilaç içmek istemiyordum çünkü bana iyi gelmiyordu daha doğrusu ilaçları aldığımdan beri iyi değildim ama olsun.
"Neyse kızım sen boşver babanı."
Yılların verdiği yorgunluğa rağmen hala genç ve zarif bir kadındı annem. İş yemeklerine gittiğimizde beni hep kardeşi sanarlardı mesela. Ben bozuntuya vermesem bile annem hep kızı olduğumu kessin bir dille ifade ederdi.
Nedenini sorduğum da kızım olman ve kız kardeşim olman farklı şeyler demişti. Anlamadığım için tabi ki de sorgulamadım ya da üşendiğim için de olabilir.
Son kez anneme tebessüm edip yürümeye başladım, içim buruktu. Ne olurdu yani babam beş dakika daha yanımda kalsaydı onun için o kadar da önemli değil miyim cidden?
Belki de işi çok acildi. Sonuçta benim için buraya kadar geldi dimi?
Buruk bir gülümseme yer edindi dudaklarımda en azından buraya kadar gelmişti benim için.
Uçağa biniş kapısındaki sıraya girip beklemeye başladım etraf cidden çok kalabalıktı. Ağlayan çocuklar, uçaklarını kaçırmamak için acele eden yolcular.
Pufff.
Baş ağrıtıcı bir kalabalık vardı qve benim kalabalığı sevdiğim pek söylenemezdi ama eğer kalabalık eğlenceliyise yine idare ederdi benim için.
Önümdeki insanlar yürümeye başlayınca ben de peşlerine takıldım. Şu anda kendimi annesini takip eden ördek yavrusu gibi hissetmem normal mi acaba?
Valizimi teslim edip uçağın olduğu alana yürümeye başladım bir an önce eve gitmek ve kahvaltı yapmak istiyordum. Çok mu şey istiyorum?
Uçağın önünde durup derin bir nefes alıp üzerimdeki huzursuz havayı bir nebze olsun dağıtmaya çalıştım. Allahım ne olur kazasız belasız bitsin bu yolculuk.
En başta Fatiha suresi olmak üzeri sırasıyla bildiğim tüm sureleri okuyup uçağa bindim.
Hostesin yönlendirmesiyle koltuğuma oturup kemerimi takmam bir olmuştu.
PEKI BENIM YÜKSEKLİK KORKUMU SON DAKİKADA HATIRLAMAMA NE DEMELİ?
BENCE MALLIK HEMDE KATKISIZ OLANINDAN.
'Konuşmayayım konuşmayayım diyorum ama UYKUMUN İÇİNE ETTİN ARTIK. SABAHTAN BERİ VIR VIR Vır. BİR SUS LA BİR SUS ASIL ÇOK KONUŞMASI GEREKEN BENİM LAN. İÇ SES OLAN BENİM BEN!'
"SUS RİFKİYE SUS. ÖLÜYORUM BEN BURDA SEN GELMİŞ BANA BAĞIRIYORSUN NASIL BİR İÇ SESSIN SEN BE"
'HMM... Mükemmel , aurası yüksek, zeki, güzel, harikulade, müthiş ve tatlı. Mükemmel demiş miydim?'
Böyle iç ses düşman başına. Yeminle ya. Resmen sinirlerimi bozmak için elinden geleni yapıyordu.
''Gıcıksın Rıfkiye. Hemde çok gıcıksın''
'İç sesin olmak bunu gerektirir aşkom. Aaa bak söylemeyi unuttum. Birde bıcır bıcır aşko kuşko bir iç sesim.'
Anammm çıldıracam. Bir gün iç sesim yüzümden kafamı duvarlara duvarlara vuracağım o olacak.
Uçağın ani hareketi ile hemen bir yerlere tutunmaya çalışıtım. Okuduğum ve okumaya hâlâ devam ettiğim dualardan sonra tabi ki uçağın düşmesinden korkmuyordum.
Ben yükseklikten korkuyordum ve iki saat boyunca uçakta kalacaktım.
"Hanımefendi sakin olup lütfen elimi bırakır mısınız?"
Yanımda oturmakta olan adamın konuşmasını umursamadan koluna tutunmaya devam ettim. Ben burda geberiyorum adam kolum diyor insanlık ölmüş arkadaş. Uçağın sabit olduğuna emin olduktan sonra yavaş yavaş sakinleşmeye çalıştım. Bir şey yok bir şey yok hâlâ hayattasın Lidya.
"Sakinleştiğinize göre kolumu bırakır mısınız artık?"
Adamın konuşması ile kolunu bırakmam bir olmuştu. Sanki kolunu yedik be adam. Ne kıymetli kolun varmış.
Adama bakmadan özür dileyip gözlerimi kapadım. Uyu Lidya uyu bu gün yeterince rezillik çıkardın zaten.
"Hanımefendi buyrun uyku ilacı alın isterseniz. Anlaşılan korkuyorsunuz"
Tüh ya çok mu belli oldu? Oysa ben burada sessiz sakin geberiyordum.
'Adamın kolunu koparıyordun'
"Abartma Rıfkiye kafasını da kopartabilirdim."
"Kardeşim manyak mısın sen? Neden senin verdiğin ilacı alayım? Hayır yani tanımam etmem. Ne malum beni bayılttıktan sonra kaçırıp organlarımı almayacağın?"
Tamam fazla kitap okuyup film izlediğim doğru ama bende haklıyım yani. Sonuçta 21. yüzyıdaydız ve benim bu tarz şeyleri düşünmem gayette normaldi.
"Hanımefendi sizce kaçırsam sizi mi kaçırırım?"
Ben bunu kendime hakaret sayarım. Ne yani ben kaçırılmaya bile layık değil miydim? Neyim eksik lan benim?
"Bende size meraklı değildim zaten. HIH."
Elin adamına da trip atmadım demem artık. Adam bana ciddi misin dercesine bakınca gözlerimi devirip bakışlarımı öbür tarafa çevirdim. Çevirmez olaydım. Cam kenarında oturduğumu fark etmemiştim. Karıncamı lan onlar? Hayır canım evlerin bu kadar küçük görünmesi mümkün değildi.
Ay sanrırım bana bir şeyler oluyordu.
~2 saat sonra~
Hissetiğim sarsılmayla sıçrayarak kalktım. Ben en son uçakta bayılmıştım. Lan yoksa uçak mı düşüyor?
"AYY UÇAK MI DÜŞÜYOR? ANNEMİ İSTİYORUM YA DA DUR HİÇ KİMSEYİ ISTEMIYOR-"
Konuşmamı pardon bağırışımı yarıda kesen kadın hostese baktım.
"Hanımefendi sakin olun. Sizi ben uyandırdım uçak falan düşmedi."
Hostes gülmemek için kendini zor tutarken tip tip suratına baktım. Gül abla gül mazallah bir yerin falan şişer.
"Gül gül bende kendi hâlime gülerdim."
Verdiğim cevapla rahatlamış olmalı ki gülümsedi. Nobel Rezil Kadın Ödülünün bana verilmesini talep ediyordum. Tabi eğer öyle bir ödül varsa. Hostese gülümseyip yanımdan uzaklaşırken bende hiç zaman kaybetmeden kemerimi açıp hızla uçaktan indim. Elimde olan sırt çantamı omzuma geçirip yürümeye başlarken bir yandan da toprağı öpmemek için kendimi zor tutuyordum. Resmen az kalsın ölecektim o uçakta. Biliyorum abartmak benim işim.
Yaklaşık yarım saatin sonunda bavulumu almış ve hava alanından çıkmıştım. O genç yakışıklı adam niye beni uyandırmadı ki, pislik herif bütün yakışıklı erkekler şerefsizdir diye boşuna demiyorum ki ben.
"Yani neden insanlık yapıp kaldırmıyorsun amip beyinli. Rezil oldum."
Hava alanının karşısıda duran taksilere yaklaşıp birinin önünde durdum.
"Hoşgeldin abla."
"Hoş buldum. "
Abla ne ya? Gerçi ülkede dedem yaşındaki amcalar bile saygıdan abla diyordu ama sevmiyordum işte. Tamam bende abi falan diyorum ama olsun.
"Nereye gidiyorsun Abla."
Ben şu anda neden sinirlendiğimi anlamış değilim ama sanırım yorgunluktadı. Yorulunca hırçınlaşıyordum.
"Lan susayım susayım diyorum, olmuyor. Tüm ğırto adamlar bu günde beni buldu. "
"Ne dedim ki abla ben şimdi? Birine kızmışsın sinirini benden çıkarıyorsun." Haklı ne diyebilirim ki?
"Abicim kaç yaşındasın sen?"
"25 yaşında niye sordun abla?"
"Lan ben küçüğüm senden. Niye abla abla diyorsun!"
"Tamam abla ya.. Ay pardon bacım."
Gözlerimi sinirden kapatıp sakinleşmeye çalıştım.
" Bozüyük' e gideceğim."
"Tamam bacım."
Başımı sallayıp taksiye bindiğimde çantamı çıkarıp diğer koltuğa bıraktıktan sonra cama yaslandım. Babama sarılamamış olmak içimi burkuyordu, keşke sarılabilseydim ona. Çalan telefonumu elime aldığımda arayan kişiye baktım . Babamdı, telefonu açıp kulağıma dayadığım esnada arabaya binmiş olan şoföre son kez bakıp yolu izlemeye başladım.
"Alo Lidya yetiştin mi?"
Sorduğu soruyu her ne kadar o göremesede başımı sallayarak onayladım.
"Evet vardım baba."
"İyi o zaman, ben seninle vedalaşamadım son kez."
"Bir şey olmaz alıştım ben. Seni anlıyorum işin daha önemli"
Gelmesi bile bana yetmişti ki.
"Hayır iş için değildi. Yolda bir şeyler yersin diye makete gitmiştim geldiğimde gitmiştin bile."
Beni düşünmüştü. Ayy bana bir heyecan bastı.
"Kızım orda mısın? Alo. Lidya! Lidya!"
"Burdayım baba. Daldım bir an."
"Sorun değil kızım."
"Tamam."
"Ben özür dilerim kızım. Gittiğimi haber vermem lazımdı. "
Tebessüm ettim. Bu tebessüm ne içindi bilmiyordum ama şu anda mutluydum.
"Affetim bile. Ee huysuz anam ne yapıyor"
"Seni duyuyorum Lidya. Senin yolunu gözlüyoruz bizde."
"Ha hoparlör açık insan haber verir be. Şaka yaptım annecim sen huysuz olamayacak kadar şirinsin."
"Deli kız."
İkiside aynı anda söyleyince kahkaha attım. Her ne kadar iyi evebeynler olmasalar da iyi bir çiftlerdi.
"Kızım biz daha fazla meşgul etmeyelim sen tatilinin tadını çıkar."
"Görüşürüz kızım iyi eğlenmeler sana."
Annem ve babamın aynı anda konuşması beni güldürmüştü. Ve sanırım aileme eksik bilgi vermiş olabilirdim ama çokta önemli değildi. Onlar tatile geldiğimi sanıyordu fakat ben temelli burada kalacaktım.
"Görüşürüz annem ve babam öpüyorum sizi. "
"Bizde."
Telefonu kapatıp yola bakmaya başladım tanıdık yollara girince eve yaklaştığımızı anlayıp kendimi toparladım. Bir kaç dakikanın ardından taksinin durması ile etrafa bakındım. Etrafta fazla bir kalabalık yoktu.
"Şey inmeyi düşünüyor musunuz?"
Şoförün sesi ile önce ona sonrada taksimetreye baktım, cüzdandan yazan tutar kadarını çıkarıp uzattım
"Buyrun üstü kalsın."
Zaten on beş tl kalıyordu. Yirmi olsa isterdim mesela ama on beş gerek yok ya.
"Sağol ab- ay şey."
"Yok söyle abla de kızmayacam söyle."
"Sağol ablam"
"Eyvallah koçum"
Diyip indim arabadan. Bagajdan bavulumu alıp sırt çantamı da taktıktan sonra yürümeye başladım. En son geldiğimden beri pek bir şey değişmemişti sadece yollar yapılmış elektirik direkleri ve belli başlı evler tamir edilmiş ya da yapılmıştı.
Sora sora bulduğum dedemin evi de hiç değişmemişti. Her sene gelmeme rağmen B12 eksikliğim olduğu için adresi hep unutuyordum. Gerçi ev tepenin başındaydı ama olsun. İki evin ortak bahçesine girip bavulumu kenara bıraktıktan sonra bağırmaya başladım.
"DEDE BEN GELDİM HAYIRLI, GÜZEL TATLI VE AURASI YÜKSEK ŞEKER TORUNUN GELDİİİ, NEREDESİN?"
Kendimi övmeyi sevmesem de- Şaka şaka kendimi övmeyi ve şımartmayı çok severdim. Ama dedemin yanında buna gerek kalmıyordu. Yani dedem beni şımarttığı için bana lüzum kalmıyordu.
"NE BAĞIRIYORSUN BE DİNGONUN AĞIRI MI LAN BURASI?"
Genç bir adamın bana bağırmasına mı şaşırayım yoksa yakışıklı olmasına mı? Lan bu da yakışıklı. Hepsi şerefsiz.
"BEN BAĞIRIRIM ASIL SEN KİMSİN VE MAKBULE NENECİĞİMİN EVİNDE NE İŞİN VAR?"
Makbule neneciğim dedemin yan komşusu olan tonton bir neneydi. Aramızda kalsın biraz huysuzdu kendisi ama cidden huysuzluk bile ona yakışıyordu.
"Sanane kimsem kimim asıl senin ne işin var Burhan amcanın evinde?"
"Duymadın galiba TORUNUYUM DEDİM yaa. Şimdi söyle sen kimsin?"
"Makbule neneciğinin TORUNUYUM BENDE OLDU MU?"
Oha lan. Makbule neneciğimin yakışlı bir torunu mu varmış? İnsan bir 'gel seni torunuma alayım' der yahu. Ne biçim bir nene bu? O kadar geldim bir kere bile demedi 'benim yakışıklı torunum var' diye. Nenelik ölmüş arkadaşlar. Tam ona cevap verecekken dedemin öksürük sesini duymamla hızla ona döndüm.
"DEDOMMMMM ÇOK ÖZLEDİM BEN SENI"
"Aaa benim deli gelmiş."
Geldiğime hiçte şaşırmış gibi değildi. Koşarak dedeme sarıldım ve tonton yanaklarını sıkıp, öptüm. Öyle özlemtişim ki bu yaşlı bunağımı.
"Gel içeri geçelim kızım kapıda kalmayalım."
Başımı sallayıp bavulumu almaya gittiğimde az önce camda olan adam şu anda yoktu. Umursamayıp bavulumu alıp dedemin yanına geldikten sonra birlikte içeri geçtik.
____________________________
Yorum ve vote yapıldı mı?
!!TAKİP ETMEYİ UNUTMAYIN!!
ALLAH'A Emanet olun.☺️
BÖLÜM SONU SOHBETİ?
DÜZENLENMİŞ HALİ NASILDI?
