İçeriğe geç

SEVDA BÜYÜSÜ

Bölüm 3 · 13 dk okuma

SEVDA BÜYÜSÜ

Bölüm 3

3. BÖLÜM

333333333333

Selamınaleyküm, aleykümselam. Nasılsınız?

Yeni bölüm sizlerle♡

ARKADAŞLAR LÜTFEN BEĞENMEYİ VE YORUM YAPMAYI UNUTMAYIN!!!

KEYİFLI OKUMALAR...

Bölüm Şarkısı: Oğuzhan Koç: Ben Hâlâ Rüyada

~Hayatı sorgulamanın zaman kaybı olduğun anladığımız da yolumuza devam ederiz.. ~

Son satırları da yazdıktan sonra elimdeki mavi kalemi bırakıp günlüğün kapağını kapattım. Düzenli olarak günlük yazan biri değildim sadece monoton hayatımda farklılık gösteren olayları yazardım o kadar.

Mesela başıma ilk defa gelen bir şeyleri ki küçük büyük farketmez yazardım.

Birde günlüğüm de iki renkle yazı yazardım güzel anıları mavi ile kötü anıları gri ile yazardım.

Birinin ismi griyle yazmışsam canımı üç kez yakmış demektir ve o gri asla tekrar mavi olmazdı...

Fakat bir mavi gri olabilirdi birdaha asla mavi olmamak üzeri...

Masamın üzerindeki gereksiz dağınıklığı toplayıp kahve fincanını mutfağa bırakmış ve banyoya geçmiştim.

Saat şu anda gecenin on biriydi ve aşırı derecede uykum vardı. Gün içinde de zaten pek dinlenemeye fırsatım olmamıştı. Kaldığım odayı temizlemiş eşyalarımı valizden boşaltıp yerleştirmiştim. Ondan sonra Makbuşa geçip orda da hem keyif yapmış hemde bulaşık yıkamıştım.

Bu gün benim için baya yorucu bir gün olmuştu ki bu günden itibaren her günüm öyle olacaktı biliyordum. Dün yol yorgunluğu, hasret giderme derken yorulmuştum bu günde dediğim gibi iş yapmaktan.

Önce ağız bakımını yapmış, yüzümü soğuk suyla yıkamış ardından kurulayıp nemlendirici sürmüştüm.

Vücudumun belli yerlerinde olan kararmalara serum sürmüş biraz beklemiş ardından kollarıma ve ayaklarımada nemlendirici sürmüştüm, işte bu kadar.

Zaten gelmeden önce ağda yapmıştım ki düzneli bir ağda rutinim vardı bu sayede zamanla tüylerim seyrelmeye başlamıştı ama yüzüm için aynısını söyleyemezdim. Anasını satayım bıyıklarım bir hafta dolmadan çıkıyordu.

Aynadan son kez kendime bakıp güzel olduğuma kanaat getirdikten sonra banyodan çıkıp odama geçtim.

Evet evet insanlar makyajdan sonra güzel olduğuna kanaat getirir bense yaptığım bakımdan sonra.

Hiç vakit kaybetmeden yatağıma girip gözlerimi kapayıp uykunun huzurlu kollarına bıraktım kendimi.

(...)

Sabah gözlerimi horozların sesiyle açtım demek isterdim ama maalesef gözlerimi dedemin;

"KOĞUŞŞŞ KALK, KALK!!"

demesiyle açmıştım. Keşke sadece açılmakla kalsaydı da bel ağrısı çekmeseydim. Bildiğiniz yataktan bedenimin yarısı düşmüştü. Allahtan refleksle kollarımıla yüzümün yere değmesine engel olmuştum. Ayaklarım yatağın üzerinde gövdemse aşağa doğru sarkıyordu. Yere düşmek yatağın üzerine çıkmaktan daha kolay olduğu için kendimi direk yere attığımda

dedemin kahkaha sesiyle ona doğru döndüm.

"Dedem, gıdığına ekmek bandığım, hurma suratlım. Senin bana garezin mi var be adam?"

Sanki hiçbir şey yapmamış gibi omuzunu bilmem dercesine hareket ettirdikten sonra yanıma gelerek ayağıyla hafif dürttü.

"Kalk Feriha bir gören olacak."

Dedemin söylediğinin aksine kendimi daha çok yaydıktan sonra yatağın üzerinde ki çarşafı çekip üzerime attım. Tamamen çarşafın altına girdiğimde dedeme baktım.

"Dede beni bi sal Allah rızası için bi sal ya!"

Kıkırdadıyıp yatağıma oturdu oysa ben odamdan çıkmasını bekliyordum.

"Hayvan mısın da salayım evladım?"

Dedemin söylediklerini es geçerek tavanla bakışmaya başladım. Şu anda neden buraya geldiğimi sorguluyordum. Hayır yani rahatlık mi battı bana anasını satayım.

"Sorgulaman artık bittiyse kalkta kahvaltı yapalım. Her şey hazır bir sen eksiksin."

Duvara asılı saate baktığımda saatin daha yediye çeyrek kaldığını gördüm e yuh ama ya. Karga mıyız da sabahın nurunda kalkıyoruz?

"Dedem gözünü sevdiğim beni bıraksan da uyusam ben. Malum iki gün önce yoldan geldim yorgunum. Hı?"

Kaşlarını olumsuzca kaldırıp indirince puflaya puflaya oturup kafamı dedemin dizlerine koydum. Zaten uykumda kaçmıştı ama ne güzel rüya görmüştüm ben ya.

"Kahvaltını yapar tekrar uyursun bende işe gideceğim zaten."

"Dedem sen kahvaltını yapıp gitseydin ya. Neden benimle uğraşıyorsun ki?"

Saçlarımda hissettiğim el ile gülümsedim. Sanırım bu güne kadar hissetmediğim huzuru dedemin yanında hissetmiştim. Babamın göstermediği sevgiyi annemin göstermediği ilgiyi gösterirdi bana.

İlk veli toplantıma dedem gelmişti mesela, ilk oyuncağımı dedem almıştı, ilk kitabımı, ilk enstrümanımı ve daha birçok şey...

Ama benim için en önemlisi mezuniyetlerime katılmasıydı.

Üniversite mezuniyetinde yolun yarısında kaza yapmıştı ki kazada kolu incinmişti. Her ne kadar beni almaya gelemesede mezuniyet yerine zamanında gelmişti. O an ağlamamak için o kadar zor tutmuştum ki kendimi.

Kırık koluna rağmen benimle dans etmiş bazı arkadaşlarımla da tanışmıştı. Bir kez olsun surat asmamış mırın kırın etmemişti.

Günün sonunda eve döverken sahilde durmuş ve orada bir saat omuzunda ağlayıp durmuştum.

En büyük şanssızlığım ailemken en büyük şansım da dedemdi..

"Çünkü kızım zaman çok kısa.. Geçirdiğimiz her anın kıymetini bilmek gerekiyor"

Tek yaptığım mırıldanmak olmuştu.

Kaç dakika öyle kaldık bilmiyorum ama çalan kapıyla dedeme baktım o ise komodinin üzerine koyduğum fotoğrafımıza bakıyordu.

Tatlı şey seni, ben seni yerim ki. Bana bakmamasından yararlanarak hızla yanağını ısırıp kaçmaya başladım. Hedefim çalan kapıydı. Kurtarıcım o kapının arkasında beni bekliyordu. Yettim koçum bekle beni.

Arkama baktığım da dedemin arkamdan hızla koştuğunu gördüm bu adam neden bu kadar hızlıydı beğ. Bana bile taş çıkartırdı o derece atik ve hızlı biriyidi.

Tekrar önüme döndüm bu ev neden labirent gibi dizayn edildi lann. Bu evi yapan mütait ve mimarlara buradan selamlarımı iletiyorum. Umarım yaptığınız bir inşaatın içinde kaybolmuşsunuzdur.

Kapıya yaklaştığımda hızımı daha da arttırdım ve kapının girişine saptım ama hesaba katmadığım bir şey vardı oda kapının açılmasıydı. Tahmin edin kim gelmişti? Hadi hadi çokta zor bir tahmin değil ya. Evet, malesef kapıdaki kişi Kukuli kılıklı adamdı. İlk başta ne olduğunu anlamamış ve 'ne yapıyor bu salak' derecesine tek kaşını kaldırmıştı.

Sensin lan salak! Şu anda dedem arkamdan geliyordu ve muhtemelen birkaç saniye içinde burada olacaktı.

Dış kapıya yaklaşmama bir kaç adım kalmıştı ama kapının girişini Kukuli tamamen kaplamıştı.

"Lann çekilse göbelek. Kapının önünde pusu kurmuş çakallar gibi ne duruyorsun öyle!"

Kalkık olan kaşlarını bu seferde çatmıştı. Sanırım göbelek dememe sinirlenmişti. Peki bu kimin umrunda? Benim değil .

Baktım Kukuli'nin çekileceği ve benimde fren yapma gibi bir düşüncem yok elimle yüzümü kapattım. Şimdi adama çarparımda dizilerdeki gibi dukaklarımız falan değer aman Allah korusun.

Ben Kukuliye çarpmayı beklerken düştüğümü hissetiğimde tek yaptığım çığlık atmak olmuştu.

En sonun da yerle buluştuğumda bir kaç dakika öyle kaldım ve bu süre zarfında Kukuli kılıklı adama bol bol saydırdım.

İnsan bir tutar anasını satayım. Der bu kız önünü görmüyor bir yerini falan kırar yardım edeyim.

Duyduğum kahkaha sesi ile gözlerimi devirdim. Aman ne hoş diline de düştük. Dizlerimin üzerine oturup kollarımı ve üzerimi sildim. Kendisini görmezden gelme kararı almıştım çünkü cidden sinir bozucuydu.

Önümde hissettiğim karartıyla kafamı kaldırdım.

Sırıtarak bana bakıyordu şükür kahkahası bitmişti sonunda.

Elini uzattığında şirince sırıttım uzattığı elini tutup hafif kalktım. Eline yaklaşıp birden ısırabildiğim kadar sertçe ısırmaya başladım. Çünkü neden olmasın?

"LANN BIRKASANA ELİMİ KIZIM! KÖPEK MİSİN SEN?"

Elini çekmeye çalışsa da bırakmadım. Onun yüzünden yere düşmüştüm. Salak adam en başında çekilseydi yere düşmek zorunda kalmazdım.

Cevap vermek yerine daha sert ısırdım. Sensin lan köpek.

"BURHAN DEDEEE GELİP ŞU ÇATLAK TORUNUNU BAŞIMDAN ALL."

Hakket dedem neredeydi? Şimdiye kadar burada olması gerekiyordu. Acaba düştü mü lan?

"Dedem, dedeme bir şey oldu."

Hızla ayağa kalkıp içeriye koşmaya başladım.

Ya ayağı kaydıysa? Ya fenalaştıysa? Benim yüzümden ona bir şey olduysa kendimi asla affetmezdim. Önüme çıkan odalara ve mutfağa bakmama rağmen görünürde yoktu.

Demek ki bayılmamıştı en azından buna şükür. Rahat bir nefes alıp yanıma gelen adama baktım. O da üst katlara bakmaya gitmişti. Başını olumsuz anlamda sallayınca pufladım.

"Yer yarıldı da yerin dibine mi girdi bu adam? "

"Çıkar elbet bir yerden."

Söyledikleriyle ofladım ya adam arkamdan geliyordu nereye gitti bir anda?

"Ne koşturuyorsunuz deli danalar gibi evin içinde?"

Tuvaletten çıkan dedeme bakakaldım sadece. Ulann adam tuvaletteymiş ya.

Boşuna mı panikledim ben o kadar? İçim yanar içim kanar da isyannnn!

"Dede neden en başında ses vermedin sana bir şey oldu sandım ben."

Dedem tip tip bakıp mutfağa doğru yürümeye başladığında gözlerimi devirdim.

"Canım istemedi." Diyip mutfağa girdiğinde arkasından bakakaldım.

Bu neydi şimdi? Neyin tavrıydı lan bu? Gene ne yaptım da haberim yok benim? Alt tarafı yanağını ısırmıştım be. Kukuli kılıklı adama döndüğümde şöyle bir baktı üsten üsten.

"Cidden oraya bakmayacak kadar salak mısın?"

Başka bir şey demeyip mutfağa geçtinde gözlerimi devirip peşinden mutfağa geçtim. Elinde tuttuğu ve daha yeni fark ettiğim kese kağıdını yemek masasının üstüne koyup sandalyelerden birine oturdu.

Bense duvara yaslanmış bir şeklide ne yaptığına bakıyordum. Bizim evin anahtarı da ondaydı bu detayı yeni fark etmiştim fakat sorun etmedim çünkü onlarınki de bizdeydi yani en son öyleydi şimdi emin değildim.

Sofraya dikkatli bakınca servis için üç tabak konmuştu. Ne yani bu adam bizimle mi kahvaltı yapacaktı?

Benim neden bundan haberim yoktu? Ona göre ben hazırlardım kahvaltıyı. Ona özel olarak zehirli mantarlı omlet yapardım ne güzel yerdi.

"Orada direk gibi dikilecek misin? "

Dedemin mızmızlanmasıyla gözlerimi devirip elimi yıkamak için lavaboya geçtim.

İnşallah sandalyenin ayağı kırılır da düşersin pis ğiyarto.

Elimi yüzümü yıkayıp tekrar mutfağa geçtiğimde dedemin yanaklarını öpüp sandalyeme oturdum.

Dolu olan su bardağını kafama dikerek tek dikişte bitirip bardağı tekrardan masaya bıraktım. Elhamdülillah çok şükür yarabbim.

Ağzıma zeytinlerden birini alıp yanımda duran Kukuli'yi dürttüm.

"Pışt. Ğiyar versene ordan."

Bilerek böyle konuşuyordum çünkü üslup konusunda ufak bir takıntısı olduğunu fark etmiştim. Ve ben bu adamı rahatsız etmek için elimden gelen her şeyi yapacaktım. Neden mi yapıyordum? Çünkü o tam bir şerefsizdi bense tam bir gıcık. Bence yeterli bir sebepti.

Kukuli sanki portakallı pekin ördeği istemişim gibi bana bakınca gülmemek için kendimi zor tuttum

"Ğiyar?" Yazık ilk defa duyuyordu herhal.

Derhal Yeni Gelin izlemeyi bırakmalıydım şivem kaymış lan. Herhal ne?

"Sırık olduğun kadar salakmışsında. Diyorum ki ğiyarı versende yesem."

"İnsan gibi istesen ölürsün değil mi?"

Eheh ölürdüm ama bunu senin bilmene gerek yok!

Sağ elimi belime atıp ona döndüm insan gibi ha?

"Allah Allah. Nasıl İnsan gibi isteniyormuş ya öğretsene bi?"

Elindeki çatalı bırakıp bana doğru yaklaştı bu adam uzaktan konuşmayı bilmiyordu. Fakat ben bana yaklaşmasından bazen rahatsız oluyordum. Bu arada bu adamın adını öğrenmem lazımdı üç bölüm oldu hala adını bilmiyordum.

"Bir dağ keçisine nezaketi öğretmek imkansız ve ben imkansız şeyleri sevmem."

Bu adamın cidden bana garezi vardı. Hayır sanki ne yaptım sadece ğiyar istemiştim.

'Az önce elini hayvan gibi ısıranda ebendi zaten ve adam haklı biraz kibar ol ğiyar ne ya?'

"Rıfkiye iç sesim demem kalkar kafanı duvara duvara vururum sinirimi bozma."

'İyi be gidiyorum ben.'

"Git."

'Gidiyorum bak'

"DEFOL"

Ağzımdaki zeytinin çekirdeğini çıkarıp tabağın kenarına bıraktım. Hareketlerimi acelesiz yapıyordum çünkü neden olmasın?

Tekrar ona dönüp gözlerine bakmak gibi bir gaflette bulundum. Gözlerinde yıldızlar vardı size yemin edebilirim ki o bir çift kahve rengi gözde yıldızlar vardı. Bu mümkün müydü?

Duyduğum sahte öksürme sesiyle kendime geldim. Ah dedem sen olmasaydın belki de şu anda adamın yakasına yapışmıştım bile.

Fazla yakın olduğumuzu hissetiğim için biraz geri çekildim.

"İmkansızı dile getirecek kadar da aptalmışsın."

Sırıtıp kulağıma yaklaştığında huylanmıştım. Ulan dedem var şerefsiz ondan da mı korkmuyorsun?

"İmkansızı sevmem dedim imkan haline getirmem değil."

Ne dedi şimdi bu lavuk? Anlayan bana da anlata bilir mi acaba?

Tek yaptığım saf saf duvara bakmak oldu. Ben mi salağım yoksa o mu anlaşılmaz?

Bence tüm problem onda.

"Ben kalkayım isterseniz?" Dedemin uyarırca çıkan sesiyle kendimi toparladım.

"Olur." Verdiğim cevapla dedem ve Kukuli kılıklı adam şaşkınca bana baktı.

"Şaka ya şaka. Gülün diye."

Dedem yanımdaki adama dönüp yüzünü hafif buruşturdu. Yemin ederim bu adam bilerek yapıyordu sırf yanağını ısırdım diyeydi bu tavırları yoksa benim dedem bana kıyamazdı.

"Oğlum sen kızıma bakma kendisi sakkattır. Bebekken kendisini yataktan düşürmüştüm yanlışlıkla. Ondan böyle oldu"

Peki benim bunu şimdi öğrenmem. Yataktan düştüğümü neden şimdi öğreniyordum acaba? Hemde bebekken?

"Hmm demek bu aptallığı oradan geliyor. Anladım."

Ulan eşşek tepesice sen o küçük aklına dalga mı geçiyorsun benimle? Aklını başından alırım oğlum senin ben. Fındık akıllı.

Evet içimden Kukuli kılıklı adama da saydırdığıma göre rahat rahat kahvaltımı yapabilirdim. Bazı şeyleri dile getirmezdim çünkü ya konuyu uzatmak istemezdim ya da kendi içimde meseleyi saydırak hallederdim.

Dedemin dolu tabağını kendi tabağımla değiştirip yemeye başladım. Evet çok hayırlı bir torunum biliyorum.

Biten çayını tazelemek için kalkan Kukuliye çay bardağımı uzattım. Çayın yarısına gelmiştim ama soğuk olduğu için içilmiyordu. Ağzımdaki lokmayı yutup açıklama yaptım malum kıt beyinli.

"Hele hayrına tazele, soğumuş bu."

Bir bana birde elimdeki çay bardağına baktı.

"Hizmetçin yok. Kalk kendin doldur."

Dudağımı büzdüm ama bu adam çok gıcık ve şirifsiz.

"Şimdi ben yere düştüm ya elim ağrıyor. Çaydanlık elimden düşer falan Allah korusun yanarım."

Ananda mı oyuncuydu be Lidya? Kukuli gözlerini devirip bardağı elimden aldığında içimden kötü kadın kahkahası attım.

Önüme dönüp çatalımı peynire batırdıktan sonra tam peyniri yiyiyordum ki dedemin bakışlarını fark ettim. Kaşlarını hafif çatmış gözlerini kısık bir şekilde bana bakıyordu.

"Eheh sevap kazansın diye dedecim. Yazık günah azıcık hayır işleyeyim. Yoksa kendimde yapardım."

Dedem yanıma doğru eğilip fısıldamaya başladı.

"Akşam konuşacağız nasılsa."

Bende kulağına hafif yaklaşıp fısıldadım.

"Bence de konuşalım. Kukuli'nin bize geleceğini söyleseydin Mantarlı omlet yapardım. Ne güzle yerdi."

Öyle bir baktı ki sanki Romayı ben yakmışım. Tamam eğer o çağda yaşamış olsaydım kesinlikle ben yakardım orası ayrı.

"He sonra baban gibi hastanelik olsun adam. Bilerek uyandırmadım seni zaten."

Bir elimi kalbime götürüp dedemin gözlerinin içine baktım.

"Duydun mu?"

Sorduğum soruyla ilk başta gerilse de rol yaptığımı anlayıp rahatlamıştı böyle aklını alırım koçum.

"Neyi?"

"Kırılan kalbimin sesini." Dedem gözlerini devirip geri çekildi o esnada önüme bırakılan çayla bende geri çekildim.

"Allah razı olsun koçum." Sesiz bir la havle çektikten sonra kendi yerine oturdu.

Ağzıma bir şeyler tıkıp iki yudum çayı içmemle ağzımdakileri püskürtmem bir olmuştu. Bu çay tuzlu ya lan.

Hızla yanımda oturan Kukuliye döndüğümde gülmemek için kendisini sıkıyordu.

Ulan şirifsiz ne istedin lan benden? Ne yaptım ben şimdi sana?

Dedemin kahkaha atmasıyla Kukuli kılıklı adam daha fazla dayanamamış ve o da kahkaha atmıştı.

Demek öyle ha. Siz istediniz oğlum bunu. İçimdeki cımbırellayı siz uyandırdınız lan. Günah benden gitti.

'Salın küçük enişteyi'

"Rıfkiye Sus!"

'Ooo cidden sinirlisin. Neyse benimde ocakta yemeğim vardı ben ona bakayım.'

Ayağa kalkıp Kukulinin sandalyesini kendime çevirdim. Eşek yükü mübarek bu ne ağırlık. Sandalyeyi tam çevirmediğim için ben önüne geçmiş sandalyenin iki koluna da ellerimi koyup yüzüne bakmıştım.

"Bu günü, saati ve dakikayı aklında tut. Çünkü bu andan itibaren hayatını zehir edeceğim oğlum sana."

Yüzümde gezindi gözleri ama asla dudaklarıma bakma gibi bir gaflette bulunmadı.

Oturuşunu düzeltip gözlerime baktı tekrardan. Oturuşunu düzeltmesiyle aramızdaki mesafe daha da azalsa da geri çekilmedim.

"Daha önemli tarihler var. Mesela senin gibi bir belayı başıma aldığım gün gibi."

Salak. Zaten o gün bu gün diyorum ya. Ne gereksiz edebiyat yapıyorsun.

"Aferin. Böyle akıllı ol."

"BİRDE ÖPÜŞÜN TAM OLSUN İSTERSENİZ?"

Dedemin bağırması ile ona döndüm. Bu adamda hep bölüyor bizi ha! Hele bırakta iki kelam edek be dedem.

Geri çekilip çay bardağını elime aldım. Çayı kafasına dökmek vardı ama işte ona o kadar götüm yetmiyordu. Şimdi beni öldürür falan.

Tuzlu çayı döküp çayımı tekrardan tazeledim. Gün için de sadece sabahları çay içerdim ondada keyif almak zorundaydım. Bir sabah çay keyfimiz vardı onunda içine tuzladı göbelek .

Oflaya puflaya sandalye geri oturup önümdeki yarısı dolu tabağı hızla bitirmeye devam ettim. Amacım hemen bitirip odama kaçmaktı. Hiç bulaşık yıkayacak ya da toplayacak halde değildim vallaha.

Çayımın son yudumlarını da bitirip hızla masadan kalkıp tam mutfaktan kaçacakken dedemin seslenmesiyle durdum.

"Sakkın kaçmak gibi bir gaflette bulunma, bulaşıklar elinden öper."

"Yaşlı olan sizsiniz sizin elinizi öpsün."

Cevap vermesini bekelemden hızla mutfaktan çıktım bir kaç adım atmıştım ki Kukulinin bana bağırarak

"BEN YAŞLI DEĞİLİM!" dediğini duydum.

"HE HE. KÜÇÜLDE CEBİME GİR!"

"SENİ KÜÇÜK CADI!"

Malesef aşko benim için benden büyük olan herkes yaşlı. Cevap vermek yerine odama geçip yatağıma girdim.

Kaçmış olan uykumun geri gelmesi umuduyla kapadım gözlerimi.

Evet hep birlikte bir bölümün daha sonuna geldik.

Hoşunuza giden bir sahne var mıydı?

Burhan dede?

Lidya?

NEYSE ÖNEMLİ BİR KONUYA DEĞİNELİM. ARKADAŞLAR ONCA OKUNMAYA RAĞMEN OY VE YORUM SAYISI ÇOK AZ. BU BİRAZ ÜZÜYOR AÇIKÇASI. LÜTFEN DİKKAT EDİN.

OY VE YORUM ATMAYI UNUTMAYINIZ ♡

Allah'a emanet olun...

Bölüm sonu

1 yorum

  • Bir şey rica edebilir miyim ben sizi Wattpadden de takip ediyordum arada yorum falan da yapıyordum belki hatırlıyorsunuzdur her neyse bölümleri bir anda yükleyebilir misinizzz rica etsemmm💕