İçeriğe geç

Set Arkası

Bölüm 3 · 4 dk okuma

Set Arkası

Bölüm 3

- Yeşil Gözler -

~

Kendimi eve atar atmaz Eylül'ü aradım. O kız mı söylemişti abisine benim hangi stüdyoda oyunculuk yaptığımı? Yada annem? Belki en son buluştuklarında bahsetmiştir?

En azından ben öyle umuyordum.

Ayrıca, bu çocuk neden özellikle benim gittiğim platoyu tercih etsin ki?

Denk gelme olasılığından başka birşey düşünemiyordum.

"Alo, Cemre? Ne oldu?"

Derin bir nefes aldım.

"Eylül bak ihtimal vermiyorum ama... Abine benim gittiğim stüdyoyla ilgili bilgi verdin mi?"

Kısa bir duraksama.

"Hayır, neden sordun ki kızım?"

Tahmin ettiğim gibiydi.

"Yok bişey, Eylül. Merak ettim.

Tam o sırada telefonum titredi.

"Kapatıyorum ben Eylül, okulda görüşürüz. "

Annem kişisinden bir bildirim.

-Akşam Eylül'lere gideceğiz. Ona göre hazırlanın, babanla ben geldiğimizde hazırlanıp çıkacağız evden.-

İrkildim. Nasıl bakacaktım o çocuğun gözlerine? Göz göze gelmeyecek miydik?

Siktir!

-

Annem ve babam doktorlardı. İşinde gerçekten çok iyi olan iki doktor. Sanırım bu konuda şanslıydım. Bazen nöbete kalıyorlardı ve abimle ben sabaha kadar bağırarak şarkı söylüyor, film izliyor veya yastık savaşı yapıyorduk. Bazen Aksel, Deniz ve Eylül'ü de çağırıyorduk. Bazen davet edilmeden basıyorlardı bizi.

Anlayacağınız, hayatım gerçekten çok güzeldi. Her dakikasına değer bir hayat yaşıyordum.

İnanılmaz yakışıklı bir sevgilim de vardı. Ama abimin haberi olmadığı için böyle "partilediğimzi" günlere davet edemiyordum onu.

Daha sonra çok acımasızca ayrılmıştı benden. Hem aldatılmış, hem de ortada bırakılmıştım.

Beş ay olmasına rağmen yeni yeni atlatabiliyordum depresyonu.

Abime asla anlatamadım, çünkü ayrıldığımı öğrenmesi için önce sevgilim olduğunu bilmesi gerekiyordu ve şu zamana kadar söylemediğim için hem bana kızar, hem de eski sevgilimi Azrail çarpmış gibi döverdi, eminim.

Ölmesini ne kadar istesemde abimi katil yapma fikri gözüme pek hoş gelmiyordu.

Sevgilim olduğunu bir tek anneme ve Eylül'e söylemiştim. Başka kimseye söyleyememiştim.

Babam kalp hastası diye ona söylemeye de çekinmiştim.

Abim kapıyı bile çalmadan odama girerek düşüncelerimi böldü.

"Hazır mısın, güzelim?"

Abimin alışkanlıklarından biriydi bu kelime. Ki benimde pek rahatsız olduğum söylenemezdi.

Pijamalarımla bakıştık.

"Abi böyle gitsem?"

Abim bana ters bir bakış atıp gardolabıma yöneldi ve benim için rahat bir tişört ve altıma bol, siyah bir pantolon verdi. Ben teşekkür etmeye fırsat bulmadan çıktı odamdan.

Giyindikten sonra makyaj malzemelerimi açtım ve yere oturdum. Basit bir eyeliner çekip hafif bir makyaj yaptım. Ardından saçlarımı her zamanki gibi örgü yapıp çıktım odadan.

Ben çıktığımda annemler gelmiş hatta hazırlanmış beni bekliyorlardı.

"Çıkıyor muyuz?"

Başımla onayladıktan sonra üzerime bir mont aldım ve evden çıktık.

Abimin arabasına doğru yürürken hala Aksel'i düşünüyordum.

Hayır, onu düşünmek hep yaptığım bir iş değildi veya onu düşünecek kadar önemsemiyordum. Yinede, kafamda 'acil durum butonu' gibi birşeydi benim için. (Saçma olmus)

Ama yüzüne oturttuğu muzip gülüşünü veya yeşil gözlerini aklımdan çıkaramıyordum!

"Cemre? Bugün biner misin arabaya abicim?"

Düşüncelerimden sıyrılıp çıktığımda 'kafamdaki kırmızı ışığı' unutmaya çalıştım. Ne ara bu kadar düşünür olmuştum bu çocuğu, hiçbir fikrim yoktu.

Ama şuan Aksel'e odaklanamazdım, yoksa konu ben olduğumda gözlerimi okuyan ailemin gözünden kaçmazdı bu kadar düşünceli olduğum. Sorguya çekilmek veya yalan söylemek istemiyordum.

Annem gününü anlatırken ona odaklanmaya çalıştım.

-

Arabadan inerken çok korkuyordum. O inanılmaz güzel yeşil gözlerini üzerime dikmesinden. Her gülüşümde yüzüne muzip bir gülüş kondurmasından.

Bir zamanlar sadece gıcık olduğunu düşündüğüm çocuğun şimdi gözlerini düşünüyordum.

Düşüncelerimi siktir etmeliydim ama nasıl olacaktı hiçbir fikrim yoktu.

Evlerinin önüne geldiğimizde yutkundum. Annemin ve abimin önüne geçip zile bastım.

Kapının önünde hafif bir gürültü oldu, daha sonra hızla açıldı.

Yutkundum.

Saatlerdir düşündüğüm gözler karşımdaydı.

İkimiz de kısa bir süre donup kaldık. Daha sonra o gülüşü tekrar yüzüne kondurdu.

"Hoş geldiniz." dedi. Ardından bana bakıp "Ve hoş geldin Küçük Fırtına." dediğini duydum.

Bana son söylediğinden dolayı ona ters bir bakış atıp ayakkabılarımı çıkarttım ve içeri girdim.

Gözlerim Eylül'ü aradı. Salonda bulamayınca odasına doğru koşturdum. Kapıyı açtığında Eylül'ü ağlarken buldum.

"Eylül ne oldu? Neden kapıyı sen açmadın?"

Eylül ağlamaktan şişmiş gözlerle bana baktı.

"Deniz... Sevgilisi varmış. Bir aydır."

Şokla ona baktım.

Evet, benim en yakın arkadaşım son bir yıldır Deniz'e yanıktı. Hemde uğruna saatlerce ağlayacak kadar.

"Sen nereden öğrendin Eylül bunu?"

Hıçkırıkları arasından "Yazışıyorduk." dedi.

Derin bir nefes aldım. Ben bu kızı bu aşktan nasıl kurtaracaktım? Ayrıca Deniz onu 'küçük kız kardeşi' gibi görürken?

"Tamam, güzelim. Ama annenler görürse ne diyeceğiz onlara? Nasıl açıklamayı düşünüyorsun? Gözlerin şişmiş. Kimseye görünmeden lavaboya gidelim, olur mu? Hıçkırmamaya çalış."

Sıkıca Eylül'ü tuttum ama yerinden kalkmıyordu. İnatla itmeye çalışıyordu beni. Kaldıramıyorum, kendisi kalmak istemediği sürece de kaldıramazdım.

Aksel'i çağırmaktan başka çarem yoktu. Eylül'ün Deniz'e ne kadar aşık olduğunu bir tek o biliyordu. Eylül'ü bıraktım.

"Hiçbir yere gitmiyorsun, Eylül. Annemler seni böyle görmesin."

Hızlıca çıktım odadan. Annem benim çocukluk anılarımı anlatıyordu. Aksel ise gülerek dinliyordu annemi.

Annem beni görünce eliyle gelsene işareti yaptı. Ben gözlerimi annemden ayırarak Aksel'e çevirdim.

"Bir saniye gelir misin rica etsem?"

Aksel benden daha önce böyle bir rica cümlesi duymamış olsa gerek ki şaşırmıştı.

"Tabiki."

Annem ve Gülsen teyze bize değişik bakışlar gönderirken Aksel'in yanına gittim ve tişörtünden çekiştirmeye başladım.

Hızlıca odadan çıktıktan sonra beni koridorda sıkıştırdı.

Lanet olsun, çok yakınımdaydı. Eskiden olsa elimin tersiyle onu iterdim ama şuan donup kalmıştım. Sanki stüdyoda gösterdiği performans onu çok farklı şekilde görmemi sağlamıştı. Eski Cemre'den eser yoktu.

Sessizce fısıldadı.

"Ne oldu, Cemre?"

Yüzümün hizasına gelebilmek için eğilmesi gerekiyordu. Ki o kadar kısa da değildim, sadece o biraz fazla uzundu.

Nefesini yüzümde hissedebiliyordum.

Kendimi toparlamalıydım.

Ama yeşil gözleri bu kadar yakınımdayken hareket etmeyi bırak konuşmakta bile çok zorlanıyordum.

~

Bölüm Sonu

Bölüm sonu

2 yorum