İçeriğe geç

Set Arkası

Bölüm 2 · 3 dk okuma

Set Arkası

Bölüm 2

Her Zamanki Gibi..

Göz göze geldik. Bakışları şaşkınlıkla açılırken benim dururumum faklı olduğu söylenemezdi.

Bu malın burda ne işi vardı?

Jürilerin bakışlarımızdaki şaşkınkığı fark etmediğini umdum.

Ardından yönetmenimiz klasik sorguya başladı.

"Kendini tanıtır mısın?"

Aksel yüzüne bir gülümseme kondurdu. Şaşkınlığını maskesi ardına almıştı.

"Ben Kaan Aksel Güner. Yirmi bir yaşındayım. Hayır, daha önce bir dizi veya filmde oynamadım ama buna yönelik bir eğitimim var tabiki."

Aksel oyuncu olmak için eğitim almıştı da benim mi haberim yoktu? İçimden Eylül'e sövüyordum şu an.

"Oynayacağın karakter, erkek başrol. Bizim kadın başrolümüz yanımdaki hanımefendi, Cemre Göksel. Erkek başrol seçmeleri ona dayanıyor.

Özetle şuan bize değil, Cemre'ye oynamanı rica ediyorum."

Bakışlarımız değince tekrar yutkundu Aksel.

Tamam anlamında başını salladı.

Başlıyorduk.

"Tamam."

Birkaç saniye sessizlik oldu. Aksel'in metni önümde açık bir şekilde dururken dikkatle onu izliyordum.

-

Aksel yumuşak bir nefes aldıktan sonra gözlerini kaçırdı.

“Bunu sana söylemek için kaç kez kendimle konuştum biliyor musun? Her defasında… yine sustum. Çünkü korktum. Seni kaybetmekten değil…"

Hafif duraksadı. Yüzünün gerildiğini, bu basit bir role bile kendini ne kadar verdiğinin farkındaydım.

Ardından tekrar ağzını açtı. Her kelimesi beni beynimden vurulmuşa döndürüyordu. Ki bu sözler benim için bile değildi.

"Beni tamamen yanlış anlamandan korktum.”

Tekrar dursksadı. Ama bu sefer başını kaldırdığında gözlerinin dolu dolu olduğunu gördüm.

“Ben…"

Gözlerimiz birbirine değince irkildim.

"Ben kimseye böyle bakmadım, güzelim. Kimseyi böyle düşünmedim. Biri yüzüme bakınca bu kadar susup, içimde bu kadar bağırmadım.”

Geriye doğru birkaç adım attı. Elleri titriyordu, görebiliyordum.

"Ben seni bilmiyorum sanarken..., bir bakmışım gülüşün olmadan bir gün bile geçiremiyormuşum."

Yutkundu. Tekrar.

"Seni izlemek, bir sahnenin içinde kaybolmak gibi ve ben bu lanet duygudan kopamıyorum.”

Gözlerini kapattı.

“Ve en kötü yanı ne biliyor musun? Bütün bunları sana söylemeye hakkım yok.

Ama yine de buradayım sevgilim..."

Gözlerime baktı. Kaçırmadı, sadece yemyeşil gözlerini üzerime dikti ve kaldı öylece.

Bu sefer ben yutkundum.

"Seni herşeyimle seviyorum."

Kamera açısı gözlerine kaydı. Ve o yemyeşil gözlerini önümüze serdi.

“Ne dersen de… tutamıyorum içimde. Lanet kalbim bana engel oluyor. Gözlerimiz birbirine değince bile çıldırıyor bu kalp. Ve bu sikik duygudan kurtulamıyorum!"

Hayır, böyle bir cümle yoktu metinde. İlk doğaçlaması hayırlı uğurlu olsun.

"Seni sevmek, sevmemekten daha zormuş."

Durdu. Gözlerini sildi. Bir insan, bir sahneyi en fazla bu kadar benseyebilirdi.

Gözlerime baktı. Tekrar ve tekrar. Artık irkilmiyordum çünkü kızarmaya başlamıştım.

Aksel'in sahnesi bitmişti.

Ama minnacık bir sorunumuz vardı.

Bende bitmiştim.

-

Jürilerden bir kişi, seçmeler boyunca yapmadığını yaparak ayağa kalktı. Ben şoktan konuşamıyordum bile. Bu çocuktaki bu yetenek ne zamandan beri vardı?

Ona bakmamak için kendimi yiyordum ama onun bana baktığını hissedebiliyordum.

Siktir! Bu çocuğu bu stüdyoya alırsak hayatı bana dar ederdi. Gözleriyle.

Bu kusursuz oyunculuğuna rağmen kabul edemezdim.

Ayrıca, bu oyunculukla istediği her yere girebilirdi. Neden burası? Neden benim oynadığım stüdyo? Tesadüf olabilir miydi böyle bir durum?

Aksel çıktı. Ama beni kıpkırmızı eden çıkmadan hemen önce bana göz kırpmasıydı.

Tekrar ve tekrar siktir! Ne yapacaktım ben bu çocukla?

Aksel çıktıktan sonra bütün jürileri aynı anda bana döndüler.

"Cemre? Kaan'a da hayır dersen seni kovar bu çocuğu alırım."

Şokla yönetmenimize baktım. Gülümseyerek omuz silkti.

"Daha düzgününü bulamazsın, Cemre. Kaan gerçek anlamda kusursuz. Gerçek anlamda."

Gözlerime baktı. Bugün neden herkes bu işte bu kadar mükemmeldi?

"Alıyoruz."

Ne diyebilirdim ki? Çok haklıydı. Haddinden fazla.

Aksel'den sonra gelen kimseyle ilgilenemedim. Aklım tamamen onda kalmıştı.

Zaten yakışıklıydı ama bu mükemmellik ona bile fazla olmalıydı.

Eylül'ü kesinlikle gebertecektim.

~

Kaan Aksel Güner

~

"Peki, nerde oyunculuk yapıyormuş?"

Eylül bana göz devirdi.

"Gelince sorarsın abi ya."

Eylül'e sert bir bakış atıp koltuğa attım kendimi.

"Ara."

Tabikide böyle bir durumun tesadüf olma imkanı yoktu ama Cemre'nin aklı o kadar karışacaktı ki anlayamayacaktı bile.

Tam dalmıştım ki Eylül odasından koşarak geldi.

"Abi! Annesi yazdı şimdi, akşam geleceklermiş."

Koltuktan fırladım. Fırladım.

"Banyoya giriyorum ben, sakın, Eylül."

Eylül gözlerini devirdi.

"Abi alnımda mal yazıyor da haberim mi yok? Tamam, anladım her seferinde söyleme şunu artık."

Banyodan çıktıktan sonra siyaf bir tişört ve bol bir eşofman giydim.

Ve beklemeye başladım.

-

Dakikalar Sonra...

-

Kapı çaldı. Hızla oturduğum yerden kalktım ve kapıya yöneldim.

Cemre Göksel karşımdaydı. Gözlerimiz değince yutkundum.

Saçlarını her zamanki gibi örmüştü. Hafif bir eyeliner çekmişti her zamanki gibi.

Üzerinde rahat bir tişört vardı. Altına da siyah, bol bir pantolon giymişti.

Lanet olsun, nefes kesici görünüyordu.

Her zamanki gibi.

Bölüm Sonu ~

Bölüm sonu

5 yorum